Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde yaşamını yitiren 26 yaşındaki Roman mahpus Sinan Üstev’in ölümüne ilişkin açıklama yapan insan hakları örgütleri, ölümün "öngörülebilir ve önlenebilir" olduğunu belirterek etkili soruşturma çağrısı yaptı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Romani Godi Derneği ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) tarafından yapılan açıklamada, mevcut soruşturmanın maddi gerçeği ortaya çıkarmaya yönelik yürütülmediğine dair ciddi kaygılar olduğu ifade edildi.

"Hasta mahpuslar cezaevinde ölüme terkedilirken, barışı nasıl sağlayacağız?"

Açıklamada söz alan Eren Keskin, Üstev’in ölümüne ilişkin cezaevi idaresinin sorumluluklarının altını çizerek şöyle konuştu:
"Hem ceza görüş cezası verilmesi hem de onun ayrıca hücreye konulması onun intiharının kolaylaştırılması demektir. Burada intihar iradesi olmuş olsa bile mahpusta, esas sorumlu olan cezaevi idaresidir. Cezaevi idaresi Sinan Üstevi kurtarabilirdi. Onu psikolojik tedaviye yönlendirip tekrar hayatla bağını vurabilirdi. Ama bunu yapmadılar. Çünkü neden? Değer vermiyorlar mahpuslara. Hele ki bir mahpus roman ise."
"Savcı 'takipsizlik veririm' demiş"
Üstev'in ölümüne ilişkin sürecin takipçisi olacaklarını belirten Keskin, "Romanlar gerek cezaevinde, gerek yaşamın tüm alanlarında tüm haklardan adeta yararlanmaları yasakmış gibi görülüyor ve devlet tarafından yok sayılıyorlar. Sinan Üstev'in roman olmasının da bunda çok büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü 'zaten kimse ilgilenmez' diye düşünüyorlar. Burada kesinlikle cezaevinin sorumluluğu var. Savcı 'mektuptaki yazı onunsa takipsizlik veririm' demiş. Bunu yaparlar. Çünkü cezaevi idaresinin sorumluluğu onları ilgilendirmediği gibi bu sorumluluğu kapatmak da istiyorlar. İnsanın bir değeri yok bu coğrafyada. Maalesef ki hele ki cezaevlerindeyseniz hele ki romansanız hiç yok?" sözleriyle tepkisini dile getirdi.

"Hapishanelerde ölüm istemiyoruz" yazılı pankartın açıldığı açıklamada ortak basın metninin Romani Godi Derneği'nden avukat Zozan Vargün okudu.
"Sinan Üstev’in hapishanedeki süreci, ölümünün tamamen öngörülebilir ve önlenebilir olduğunu göstermektedir" diyen Vargün, Üstev'in ölümüne giden sürece ilişkin şu bilgileri verdi:
"20 Ekim 2025 tarihinde, Sinan Üstev’in Karatepe Açık Ceza İnfaz Kurumu’ndan firar ettiği iddiası üzerine hakkında işlem başlatılmıştır. Ancak bu süreçten kısa süre sonra, 27 Ekim 2025 tarihinde, Sinan Üstev’in bulunduğu C-16 koğuşunda jilet yutmak suretiyle kendine zarar verdiği resmi kayıtlarla belgelenmiştir. Bu olay, Sinan Üstev’in intihar riski taşıdığını ve psikolojik olarak kırılgan bir durumda olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hapishane idaresi tarafından kayıt altına alınan bu olay, disiplin soruşturmasına konu edilmiş ve mahpusun ruhsal durumunun göz ardı edilemeyecek kadar ciddi olduğu anlaşılmıştır."
Vargün, Üstev’in intihar riski taşıdığını açıkça ortaya koyduğunu belirterek, buna rağmen disiplin süreci işletildiğini ve ruhsal durumunun yeterince dikkate alınmadığını vurguladı. Vargün'ün aktardığına göre, Üstev hakkında 6 Kasım 2025’te Çorlu İnfaz Hâkimliği tarafından 11 gün hücre cezası verildi. 8 Aralık’ta ise bir ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakıldı. Üstev’in aynı tarihte verdiği savunmada psikolojik olarak iyi olmadığını açıkça ifade etti.
Vargün, "İntihar riski bulunan, kendine zarar geçmişi olan ve psikolojik olarak kırılgan bir mahpusun hücre cezasına tabi tutulması, uluslararası insan hakları standartları ve tıbbi özen yükümlülükleriyle açıkça çelişmektedir. Hücre cezası, mahpusun izolasyona alınması ve yalnız bırakılması anlamına gelmektedir" dedi.
Vargün, Birleşmiş Milletler Mahpuslara Muameleye Dair Asgari Standart Kurallarını (Mandela Kuralları) hatırlattı:
"11 günlük hücre cezasının infaz süreci ise Sinan Üstev’in ölüm riskini artıran en kritik unsurdur. Hücre cezasının infazının 5. veya 6. gününe denk gelen 25 Aralık 2025 tarihinde, Sinan Üstev’in intihar ettiği ve bu yüzden vefat ettiği iddia edilmektedir. Daha önce kendine zarar eylemi geçmişi olan ve psikolojik olarak kırılgan bir mahpusun, ceza süresi boyunca tek başına hücrede tutulması ve gerekli özel gözetimin sağlanmaması ölüm riskini doğrudan artırmıştır. Bu bağlamda, hücre cezasının uygulanması, idari ve tıbbi olarak ciddi bir ihmal niteliği taşımaktadır"
"Hücrede kalabilir" raporuna tepki
Üstev hakkında verilen "hücrede kalabilir" raporunun da tartışmalı olduğu belirtten Vargün, bu kararın tıbbi özen yükümlülüğüyle bağdaşmadığı ifade etti. İlgili sağlık personelinin sorumluluğunun hem idari hem de cezai boyutlarıyla incelenmesi gerektiği vurguladı.
Soruşturmada eksiklikler
Vargün, 17 Mart 2026’da hapishaneyi ziyaret eden avukatların, kurum müdürüyle görüştüğünü; müdürün ölümün ailevi nedenlerle gerçekleştiğini ve kötü muamele olmadığını savunduğunu aktardı.
Öte yandan Vargün, dosya savcısıyla yapılan görüşmede, Üstev’in yazdığı iddia edilen mektupların bilirkişiye gönderildiği ancak eksik olduğunu belirtti. Soruşturmada hâlâ önemli delillerin toplanmadığını kaydetti.
Eksik olduğu belirtilen deliller arasında sağlık ve infaz dosyalarının tamamı, kamera kayıtlarının ham halleri, gözlem raporları ve tanık ifadeleri yer alıyor.
"Etkili soruşturma" çağrısı
Hak örgütleri, tüm bulguların Üstev’in ölümünün öngörülebilir ve önlenebilir olduğuna işaret ettiğini belirterek, kamu makamlarının yükümlülüğünün risk altındaki mahpusları korumak olduğunu vurguladı.
Açıklamada, başta Adalet Bakanlığı olmak üzere yetkililere çağrı yapılarak, soruşturmanın bağımsız, tarafsız ve etkili şekilde yürütülmesi, tüm sorumlular hakkında gerekli işlemlerin başlatılması istendi.
Ortak açıklamada kurumlar, "Sinan Üstev’in ailesi ve kamuoyu için adalet sağlanana kadar sürecin takipçisi olacağız" dedi.
(AB)






