Modi’nin görme dediği
Millî hassasiyet sahiplerine göre ülkenin imajını zedeleyen, ayrıca devlet baskısını teşhir eden, mazinin karanlık sayfalarını kurcalayıp polis şiddetinin oldum olası rahatça tatbik edildiğini hatırlatan filmler sansürcü Narendra Modi hükümetinin hedefinde olmayı sürdürüyor.
Hindistan’ın dinî ve kültürel mozaiğini yok sayan iktidardaki Hindu milliyetçiler farklı bakış açılarına tahammül edemedikleri gibi geniş coğrafyada bilhassa ayrılıkçı hareketlerle alakalı mevzulara eğilenleri suçlu, isyancı, hatta terörist sayıp ortaya çıkardıkları yapımları da “millî güvenliğe tehdit” ilan edebiliyorlar.
Böyle dinamiklerin ardından yaygaracılar ve provokatörler aracılığıyla ortalığı velveleye vermek, hedef göstermek, güruhların rencide olmuş ulusal hassasiyetlerini yamalama amacıyla linç kültürünü harekete geçirmek gezegen çapında zaten sık sık tatbik edilen formüllerden biri.
Neyse ki şu anda bütün dünyada ilgi görmekte olan Satluj filmine yönelik müdahale henüz bu raddeye varmadı. Hatta yıllar süren sansür mücadelesinin ardından 3 Temmuz’da sansürsüz yayınlanabildiği dijital yayın platformundan iki gün içinde apar topar kaldırılmasından sonra, bilhassa alakalı olduğu Pencap eyaletinde umuma açık yerlerdeki sayısız korsan gösterimle çok geniş kitlelere ulaşmaya devam ediyor.
Nitekim film 80’li ve 90’lı yılları hatırlatan, ayrılıkçı Sihlerin başrolde olduğu, aslında gayet kanlı ve karmaşık bir hadiseler silsilesine eğildiği için toz pembe bir ulusal imaj yaratma peşindeki iktidarı fazlasıyla rahatsız etti. Ne de olsa hakikatlerden esinlenmiş film Delhi’nin daima tanıdığı sınırsız salahiyet sayesinde cellatvari emniyet görevlilerinin işkencelerini, on binlerce cinayetini, gizli ölü yakmalarını, cebri kayıp vakalarını alenen afişe ediyor. Sonradan dünya çapında bir insan hakları ikonuna dönüşen, filmin adeta ermiş kahramanı Jaswant Singh Khalra’ya zindanlarda muhtelif rütbelerdeki polisler tarafından yapılanlar sinema perdesine bakmakta zorlanacağınız sekanslardan sadece bazıları.

Rütbe için cinayet işleyenler
Aslında gayet cilalı, hatta ticari formüllere dayandırılmış filmin madalyonun iki yüzünü yansıtmadığını söylemek zor değil; lakin insan haklarına dair evrensel kazanımları lanetlemeye, unutturmaya ve silmeye ant içmiş iktidarlardan Modi hükümetine tutulan en ufak ayna bile resmî infiale yol açabiliyor.
Mesela geçtiğimiz günlerde Hindistan gençlerinin tekrar ayaklandığı, açlık greviyle gündeme geldikten sonra zorla hastaneye götürülen Sonam Wangchuk’un sembol hâline geldiği “Hamam Böceği” protestolarına polisin aşırı şiddetle karşılık vermesine şaşırdık mı? Neyse ki Eğitim Bakanının istifasıyla sonuçlanan geniş çaplı protestolar Modi iktidarının da fazlasıyla sorgulanması gerektiğini ispatladı.
Mevzumuza dönersek, 2026 yapımı ve neredeyse üç saatlik biyografik dramanın adı, hükümetin kuklası hâline gelmiş sansür kurulu tarafından iki defa değiştirilmiş ve sonunda meseleden bihaber olanların aklına pek bir şey getirmeyen Satluj’da karar kılınmış. Oysa Satluj, polisin hunharca katlettiği kimi insanların ölü bedenlerini bir daha bulunmamaları ümidiyle geceleri fırlattığı nehrin adı. Bazı cesetlerin de, hızla kimliği belirsiz şahıslar statüsüne geçirilerek (her ne kadar Hindistan kültürünün bir parçası sayılsa bile) alelacele yakılması da, aslında bedenlerinin maruz bırakıldığı ve tanınmaz hâle gelmelerine sebep olan işkencelerin aileleri tarafından fark edilmemesi içindi.

Pencap’ı 80’lerden sonra 90’ların ortasında tekrar kuşatmış olan şiddet sarmalında emniyet güçlerinin adeta gözleri dönmüş, potansiyel militanların yanı sıra sivil halkı da öldürmek alelade bir pratiğe dönüşmüştü. Nitekim gerçek olaylara dayandırılmış filmde öldürülen şahıs sayısının rütbe yükseltmek için kullanıldığına defalarca şahit oluyoruz.
Filmin senaryosuna, diyaloglarına ve prodüksiyonuna da katkıda bulunmuş olan Satluj’un yönetmeni Honey Trehan bildik klişelerle de olsa dikkatimizi filmin sonuna kadar ayakta tutuyor. Gayet estetik ve tesirli sinematografi aslında fiyakalı bir televizyon dizisi izliyormuşuz hissini de uyandırmıyor değil; oysa girift hadiseleri hızla kavrayabilmemiz için kullanılan etkileyici üst ses basit bir çözüm olmuş.
Bu arada başroldeki Diljit Dosanjh ve zamanla insan hakları aktivistine dönüşen eşi rolündeki Geetika Vidya Ohlyan en azından canlandırdıkları yüce şahsiyetler olarak gönlünüzde mutlaka taht kuracaktır.

Devlet içinde devlet
Hinduların egemenliği ve üstünlük kompleksleri çerçevesinde bilhassa Müslümanlar’ı şeytanlaştıran The Kashmir Files ve The Kerala Story gibi filmlerin alkışlandığı, herhangi bir kısıtlama getirilmeden geniş kitlelere ulaştırıldığı “hastalıklı” bir rejimden bahsediyoruz.
Oysa bir o kadar kasvetli Satluj’da Hindistan bağımsızlığına eriştikten sonra yapılmış en büyük soykırım adeta gözümüze sokuluyor. Sefalet içinde yaşayan yaşlı ebeveynlerin, polis tarafından kaçırılmış oğullarına tekrar kavuşabilmek için defalarca fidye ödemelerine de şahit oluyoruz. İntikam için polisin birilerini herkesin ortasında öldürmesi ibretialem açısından da sık sık tatbik edilen formüllerden biri.
Lakin devlet halen ne baskı mekanizmalarının varlığını kabul ediyor, ne de uyguladığı şiddetin sorumluluğunu üstleniyor. Görevlerinin gereklerini ahlaklı biçimde yerine getirmedikleri gibi yetkilerini de suistimal etmeleri, çoktandır rutinleşmiş. Devlet içinde devlet misali, gayet güçlü bir şebeke haline geldiklerinden ortalıkta serbestçe at oynattıkları kesin!
Film boyunca suratlarına bakmakta bilhassa zorlanacağınız karakterler neredeyse karikatür seviyesinde kötülük timsali olan emniyet görevlileri. Aslında banka memurluğundan zamanla insan hakları aktivistine dönüşen kahramanımız Jaswant Singh’in hakikatleri ortaya çıkarma çabası arttıkça polis teşkilatı da geriliyor, kenetlenip foyasının meydana çıkmaması için başkent Delhi’den yollanan resmî ekibe bile direniyor.
O zamanlar yalnız Hindistan’da değil, gezegen çapında duyulmuş olan Pencap hadiselerinden dönemin merkezî hükümeti de rahatsız olmasına rağmen yüzsüz yerel iktidar olayları saklayıp ayakta kalma çabasında sınır tanımıyor. Özellikle insan hakları aktivistleri, basın ve halk hedef gösterilerek suçlanıyor; emniyet teşkilatının kurban ilan edildiği iddiasıyla inkârını sürdürüyor; onları korumakta yetersiz kalan adalet sistemi bile pasiflikle itham ediliyor. Gittikçe daralan çemberde bilhassa yüksek rütbeliler aralarında tehlikeli pazarlıklar yapıyor, tehditler havada uçuşuyor; muhtelif entrikalar ve şantajlar da cabası.
Sıra adalet karşısında hesap vermeye geldiğinde bile aslında kendini aklamaya girişmiş Hindistan devletinin, mafyalaşmış teşkilat karşısında acizliği yüzümüze çarpılıyor; filmin kreşendosu son anlara kadar korunurken yeryüzünün her köşesinde karanlığa meydan okumamız, her birimize düşen görevi yerine getirmemiz gerektiği layıkıyla hatırlatılıyor.
(MT/HA)