Memlekete yol aramak: “Cumhuriyet’in Demokratik Dönüşümü” Konferansı
Neredeyse iki yıla yaklaşan bir zamandır Türkiye, barış ümidinin eşiğinde yaşıyor.
Ne ki bugüne kadar çözüme, dahası çözüm umuduna ilişkin en küçük bir adım atılmadığı gibi, bir savaş dili olan “Terörsüz Türkiye” söyleminden de vazgeçilmedi.
Her vesileyle “sürecin ardında kararlılıkla durduklarını ve bunun artık bir devlet politikası olduğunu” belirtenler, bunun asgari gereklerini bile yerine getirmiyor. Sessizlik anlamında negatif barıştan, çözümün gerekleri anlamında pozitif barışa adım atmamakta adeta inat ediyorlar.
Bu süreçte 100 yıllık inkâr, asimilasyon ve hukuksuzluk durumunun aşılmasına dair bir kabulden uzak durulduğu gibi, sorunun “terörsüzlük” parantezinde tutulmasında ısrar ediliyor. Dahası kayyım dayatmalarından geri adım atılmıyor, hasta mahpuslar serbest bırakılmıyor, hatta AİHM ve AYM kararları bile uygulanmıyor. 2013-2015 sürecinde yapılanlar da yapılmıyor, toplumun çözüme iknası ve barışın toplumsallaştırılması için sözel ve kurumsal en küçük bir adım atılmıyor.
Bunların yapılmaması bir yana, memleketin genelinde de bir barış atmosferini zehirleyen bir siyaset izleniyor. Nitekim iktidar, büyük şehirlerin belediyelerini kazanan, toplumsal desteğiyle de öne geçen ana muhalefet partisine yönelik ağır bir saldırı yürütüyor.
Veriler, Ortadoğu’da değişen güç dengeleri nedeniyle başlatılmak zorunda kalınan “açılımın” da, bir çözüm süreci olmaktan saptırılıp, iktidarın kendi egemenliğini garanti etmeye yönelik bir oyun planına çevrildiğine işaret ediyor.
Bu oyun planı; Türkiye’nin birinci partisi haline geldiği görülen CHP’nin, yasa ve meşruiyet dışı yollarla etkisizleştirilmesi yanında, seçim sonuçlarını tayin edecek güce sahip DEM Parti’nin de, barış umuduyla muhalefetten koparılması olarak kurulmuş görünüyor.
İktidarın çözüm ve ekonomik kriz yerine rakibinin tasfiyesini önceleyen bu davranışı, açık ki demokrasiye ilişkin son kırıntıları da ortadan kaldırırken, memleketin barışı konuşabilir ve Kürt sorununu çözebilir hale gelmesini engelliyor.
***
İşte bu ortamda örgütlemeye çalıştığımız “Cumhuriyet’in Demokratik Dönüşümü” konferansı, memleketi gerçek gündemine çağırma çabamızın ifadesi olarak şekillendi.
İstiyoruz ki bu konferans, memleketi, hapsedildiği demokrasi dışı gündemden çıkarmaya dayanak olsun. Ülkeyi barışa ve demokrasiye kaldırmak üzere gereken hamlelere güç katsın.
Bu bağlamda durduğumuz yer, Kürt meselesinin çözümünün, hiç kimsenin ve hiçbir partinin hak ihlaline uğramayacağı, yoksulluğun, adaletsizliğin, çevre yağmasının son bulacağı bir bütünsellikle gerçekleştirilmesi.
***
Bu noktada tek sorunumuzun iktidarın izlediği politika olmadığı da anımsansın.
“Barışın, demokrasi olmadan mümkün olmayacağını, hele ki bu iktidarla hiç olmayacağını”, dolayısıyla bu iktidarla barışı, barış için müzakereyi bırakıp öncelikle iktidara karşı demokrasi mücadelesine yoğunlaşmak gerektiğini anlatan bir direnç hattıyla da karşı karşıyayız.
Konferans’ımız, barışı zorlamakla demokrasi mücadelesinin birbiri karşısına geçirilemeyeceğini, aralarında bir öncelik olamayacağını anlatma iradesiyle şekillendi. Esasen “Cumhuriyet’in Demokratik Dönüşümü” üst başlığımızda da vurguladığımız gibi, bizim için barış, demokratik bir cumhuriyetin inşası ve bunun engellerinin aşılması mücadelesi.
Bu noktada anımsansın ki Türkiye’nin demokrasiye kapalı rejimi, Kürtlerin haklarının inkârı üzerinden kuruldu. Kazanılmış standartların 1925’teki Takrir-i Sükûn yasasıyla tasfiyesi, Kürtlerin hak talebinin bastırılmasıyla gerekçelendirildi; 2015 saldırısı da, Kürtlerin rejimi değiştirme gücü elde etmelerine karşı başlatıldı. 1925’te Kürt sorununa yapıştırılan damga “irtica” idi, 2016’da “terör”... Her iki durumda da memleketin batısındaki sessizlik, Kürt karşıtı gerekçelerle tahkim edilen rejimin dönüp batıyı da tahakküm altına almasıyla sonuçlandı.
Dolayısıyla ister kendimizi demokraside zannettiğimiz günlerde, isterse de demokrasi için mücadelenin olabildiğince yakıcı hale geldiği bugün, demokrasi perspektifimizi, eşit yurttaşlığı, yani barışı ve çözümü içeren bir kapsama kavuşturmamız zorunlu.
Bugün yaşadıklarımız, asla sıradanlaştırılabilecek şeyler değil ve konferansımız da bu sıradışılıkla asla uzlaşmıyor. Ama unutmayalım ki memleketin merkezlerinde yaşanan bu sıradışılık, memleketin Kürt bölgelerinin rutini oldu. Dolayısıyla önerimiz, barışı içeren, demokrasisizliğimizin tarihsel nedenlerini de unutmayan bütünlüklü bir demokrasi mücadelesi…
Bu noktada barış mücadelesinin, iktidarın politikaları nedeniyle ertelenemeyeceği düşünüyoruz. Üstelik muhalefetin demokrasi anlayışının, AKP öncesine dönmek ekseninde şekillendiği anımsanırsa, demokrasi eksenli bir muhalefet birlikteliği de gerçekçi görünmüyor. Çünkü muhalefet, seçilmiş CHP’den, Yeni-Yol’dan ve sosyalistlerden ibaret değil; çözüme karşıtlığı kendine bayrak yapanları da içeren geniş bir yelpaze...
Diğer yandan başka acılarla kıyaslanamayacak acılardan gelen Kürt hareketinin yürüttüğü barış müzakereleri realitesi de, diğer demokrasi güçlerinin buna bigane kalmayan bir yol bulmasını gerektiriyor.
***
İşte bütün bunları dikkate alan konferansımız, demokrasiyi çözümden, çözümü demokrasiden ayırmayan bir perspektifle şekillendi ve iki gün boyunca bunun imkânlarını irdeleyecek. Bu bağlamda Türkiye’ye daha geniş bir pencere açmaya çalışacak, mevcut handikapları nasıl aşabileceğimizi tartışacak.
Konferansımız, demokrasiyi günden güne daha da imkânsızlaştıran saldırılar altında ve çözüm için de adım atmaktan imtina eden bir iktidar karşısında olduğumuzun bilinciyle kurgulandı ki yolunu da bu ciddiyetle arayacak.
Konferansımız, dışımızdaki geleneksel saflaşmalara yedeklenen değil, tarihsel dersler üzerinden bütünlüklü bir demokrasi mücadelesi için yeni bir yol açmanın imkânlarını arayacak. Aradığımız yol hem egemenliği gerçekten halka vererek devletin/liderin ülkesi ve milleti geleneğini aşmak hem de temel hak ve özgürlüklerin, hiçbir kutsal adına devre dışı bırakılamayacağı gerçek bir hukuk devleti inşa etmektir.
Devletin bir dininden söz edilecekse bu ancak adalet olabilir. Adalet ise tüm programların eşit şartlarda yarışabilmesini, Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere tüm kimliklerin eşit yurttaşlığını ve emeğin hakkının çiğnenemediği bir gelecek demektir.
Konferansımızın yolu açık olsun! (EA/TY)
90'LARIN HAK MÜCADELELERİ/ ERDOĞAN AYDIN
Alevi Realitesini Tanımak
ERDOĞAN AYDIN'DAN
Demirtaş’a En Az Bir Oy Borcumuz Var
ERDOĞAN AYDIN'DAN
AKP’nin Pirus Zaferi ve Demokratik Seçenek – 2
ERDOĞAN AYDIN'DAN
AKP’nin Pirus Zaferi ve Demokratik Seçenek – 1
ERDOĞAN AYDIN'IN DEĞERLENDİRMESİ
Demokrasi ile Diktatörlük Arasında Seçimler ve Sonrası