Salt Sanatsal Araştırma ve Üretim Destek Programı’nın ikinci edisyonu kapsamında desteklenen sanatçılardan Onur Gökmen’in “Toprakaltı” sergisi 2 Nisan’da Salt Galata’da izleyiciyle buluştu.
Sergi, Türkiye’nin çevresel ve kurumsal tarihinde çoğu zaman görünmez bırakılmış bir olayı merkezine alıyor: 1986’daki Çernobil nükleer felaketinin ardından Karadeniz’de üretilen çayda radyoaktif bulaşın tespit edilmesi.
Çernobil nükleer felaketi, yalnızca patlamanın gerçekleştiği coğrafyayı değil, rüzgârlarla taşınan görünmez bir bulut aracılığıyla çok daha geniş bir alanı etkileyen küresel bir kırılma noktası olarak tarihe geçti. Nükleer sızıntının yayılımı, çevresel etkilerin yanı sıra bilgi akışı, kamu sağlığı ve devlet politikaları arasındaki gerilimleri de görünür kıldı.
Çernobil Nükleer Santrali’nde gerçekleşen patlamadan sonra, aralarında sanatçının ebeveyni İnci ve Ali Gökmen’in de bulunduğu Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) görevli bir grup bilim insanı, Karadeniz bölgesindeki çay üretiminde radyoaktif serpintinin etkisini ölçmeye yönelik bir çalışma yürüttü. Elde edilen veriler bir rapor hâlinde ilgili kurumlara sunuldu. Ancak resmî makamlar, ekonomik ve toplumsal istikrar kaygılarını öne sürerek bulguların yarattığı riskleri küçümseyen bir tutum benimsedi.
Halk sağlığı ve şeffaflık tartışmaları devam ederken, ODTÜ tarafından hazırlanan rapor daha sonra kamuoyuna sızdı. Medyada yer alan haberler konuyu çarpıcı imgeler ve manşetler üzerinden görünür kılsa da, kurumsal yaklaşımda belirgin bir değişim olmadı ve kontamine çayın dolaşımı sürdü. “Radyoaktif çay daha lezzetlidir”, “Azıcık radyasyon kemiklere yararlıdır” gibi bilimsel temelden yoksun söylemler ile devlet yetkililerinin çay içtiği görüntüler, toplumsal hafızada yer edindi. Bu süreçte çay, görünmeyen bir kirliliğin somut izi ve nükleer riskin gündelik yaşamla kesişen maddi karşılığına dönüştü.
Türkiye’nin nükleer tarihine dair bu unutulmaz vakayı üç farklı kesitte ele alan sergi, kurmaca ile belgesel arasında gidip gelen bir anlatı dili kuruyor. İlk bölüm, çaydaki radyoaktif bulaşın ortaya çıkarıldığı ODTÜ’den mekânsal bir kesite ve İnci ile Ali Gökmen’in tanıklıklarına dayanıyor.

Yanıltıcı bilgi
Enstalasyonun merkezinde, çaydaki radyoaktif madde oranını inkâr eden ve buna paralel olarak hayalî bir Karadeniz imgesi üreten haber anlatılarından hareketle kurgulanmış Toprakaltı (2026) kısa filmi yer alıyor.
Filmin odağında, çaydaki radyoaktif seviyenin yüzde 2 olarak kamuoyuna duyurulması bulunuyor. Kıdemli spiker Orhan, bilim insanları tarafından yayımlanan rapor üzerinden gerçeğin aslında yüzde 65 olduğunu bilir ve bu nedenle kamuoyuna yanlış bilgi aktarmamak adına yayına çıkmayı reddeder. Buna karşılık genç spiker Mesut, bunu kariyeri için bir fırsat olarak görerek yayına çıkmayı kabul eder; ancak henüz gerçek raporun içeriğinden haberdar değildir. Orhan’ın Mesut’a gerçek yüzdeyi açıkladığı andan itibaren filmin gerilim düzeyi belirgin biçimde yükselir.
Mesut, elindeki radyasyon ölçüm cihazıyla önce suyu, ardından önündeki çay kutusunu test eder. Cihaz, çay kutusuna yaklaştıkça yüksek sesle tepki verir. Bu noktada Mesut’u yatıştıran, Aziz Çapkurt’un canlandırdığı bir kanal yetkilisi olur. Yetkili, cihazın pillerini çıkararak Mesut’a cihazın “aslında çalışmadığını”, dolayısıyla endişelenmesine gerek olmadığını söyler ve onu sakinleştirmeye çalışır. Günün sonunda Mesut, hem milyonlarca kişinin izlediği canlı yayında kamuoyunu yanıltıcı bir bilgi paylaşır, hem de içtiği çay aracılığıyla yüzde 65 oranındaki radyasyona maruz kalır.

Güçlü bir hatırlatma
Dekorların arkasında konumlanan üçüncü bölüm ise bu iki ana anlatı hattı arasından sızan, Çernobil felaketinin Türkiye’de bıraktığı izleri belgeleyen fotoğraflardan oluşuyor.
Radyasyonun hem doğal çevre döngüleri hem de kurumsal ve idari yapılar içindeki dolaşımını takip eden bu üç sahne, görünmez, yavaş ve süreklilik arz eden çevresel tahribatın halk sağlığı, politika üretim süreçleri ve toplumsal anlatı biçimleri üzerindeki etkisini görünür kılmayı amaçlıyor.
Bu bağlamda sergi, yalnızca geçmişte kalmış bir çevre felaketini yeniden hatırlatmakla kalmıyor, aynı zamanda görünmeyen tehlikelerin gündelik yaşam, kurumlar ve hafıza üzerindeki kalıcı etkilerini de yeniden düşünmeye açıyor. Çernobil’in bıraktığı izler üzerinden kurulan anlatı, doğa ile insan arasındaki kırılgan ilişkiyi bugüne taşıyarak, benzer süreçlerin nasıl yeniden üretilebildiğine dair güçlü bir hatırlatma sunuyor.

3 Mayıs’a dek Salt Galata’daki Mastercard Sergi Mekânı’nda ücretsiz ziyaret edilebilecek sergiye eşlik eden programlar, saltonline.org’dan takip edilebilir.
Sergi, Eureko Sigorta ve Jotun’un katkılarıyla gerçekleştiriliyor. (TY/NÖ)







