Sosyal medyada giderek daha görünür hale gelen "bed rotting (yatak çürümesi)", yani uzun süre yatakta kalarak gündelik hayattan geri çekilme hali, ilk bakışta yalnızca bir dinlenme biçimi gibi görünebiliyor. Oysa mesele çocuklar ve ergenler olduğunda, bu davranış hem dinlenme hakkı hem de ruhsal zorlanmanın olası işaretleri açısından birlikte ele alınmayı gerektiriyor.
Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme çocukların dinlenme hakkını güvence altına alırken, uzmanlar da asıl sorunun bu geri çekilmenin ne sıklıkla yaşandığı, ne kadar sürdüğü ve çocuğun okul, uyku, arkadaşlık ilişkileri ile gündelik yaşamını nasıl etkilediği olduğunu vurguluyor.

Dinlenme hakkı mı, ergenler için sessiz bir alarm mı: “Bed rotting”
"Yoğun bir duyguyu regüle etme çabası"
Uzman psikolog Selen Yüksel ile ergenlerin zaman zaman yalnızlaşma ve hayattan geri çekilme isteğinin ne zaman olağan bir ihtiyaç, ne zaman destek gerektiren bir sinyal olarak okunması gerektiğini konuştuk.
Ergenlerin zaman zaman uzun süre yatakta kalmak, kimseyle görüşmek istememek ya da gündelik hayattan geri çekilmek istemesi ne kadar "normal" kabul edilebilir?
Normal-anormal ikileminin ötesinde, altında birçok anlamı barındıran, dikkat edilmeye değer bir davranış olarak ele alabiliriz. İçe çekilme, olağanüstü bir duruma verilen geçici ve olağan bir tepki olabileceği gibi ergenin iç dünyasında başa çıkamadığı bir duruma dair bir uyarı sinyali de olabilir.
Ergenlik döneminde çocukların iç dünyasında yaşanan değişim ve dönüşümün, içe çekilme ve yalnız kalma ihtiyacını artırması beklenen bir durum. Yatakta kalmak çoğunlukla yoğun bir duyguyu regüle etme, fazla uyarandan korunma ve zorlayıcı bir durumdan uzak durma işlevi taşır.
Bununla birlikte, bu davranışın ne kadar olağan bir tepki, ne kadar endişe edilmesi gereken bir durum olduğu, sıklığı, sürekliliği, işlevi ve bağlamıyla birlikte değerlendirilmeli.
"Belirleyici olan: Sıklık, süre ve işlev"
Bu davranışı dinlenme ihtiyacı olarak mı, yoksa ruhsal zorlanmanın işareti olarak mı okumalıyız?
Öncelikle bu durumun ne sıklıkla gerçekleştiği ve ne kadar sürdüğü önemli bir gösterge. Bu içe kapanma dönemleri gün içinde birkaç saat ya da bir gün sürüyor ve sonrasında rutine dönüş oluyorsa; ilişkilerde ve ilgi alanlarında kopuşa neden olmuyorsa, bu durum çocuğun kendini regüle etmesinin bir yolu olarak görülebilir.
Öte yandan, içe kapanma günlerce ya da haftalarca sürüyorsa, sıklığı ve süresi giderek artıyorsa; okula devam, arkadaş ilişkileri, uyku ve beslenme düzeni etkileniyorsa ve buna genel bir isteksizlik hali eşlik ediyorsa, bu bir ruhsal zorlanmaya işaret ediyor olabilir.
Bu ayrımı yaparken en temel olan, ergenle açık iletişim kurarak bu davranışın onun için ne anlama geldiğini birlikte anlamaya çalışmak.

"Çocukluktaki ekran süresi, ergenlikteki anksiyeteyi etkiliyor"
"Etiketlemek, anlamayı zorlaştırır"
Aileler bu davranışı çoğu zaman "üşengeçlik" ya da "sorumsuzluk" olarak yorumlayabiliyor. Bu neden zararlı?
Yatağından çıkmayan, iletişime kapalı görünen çocuklar karşısında ailelerde öfke, kaygı ve çaresizlik gibi duygular uyanabilir. Bu duygularla birlikte davranışı "üşengeçlik", "sorumsuzluk" ya da "şımarıklık" olarak etiketleme eğilimi ortaya çıkabiliyor.
Ancak bu etiketler, çocuğun iç dünyasında olup biteni anlamayı zorlaştırır. Görünen davranışa odaklanırken, altta yatan nedenler görünmez hale gelir.
Ayrıca bu yaklaşım, ergenlikte zaten yoğun olan özeleştiri, utanç ve özdeğer sorgulamalarını artırabilir. Bu da ebeveyn-çocuk iletişimini zayıflatır, karşılıklı geri çekilmeyi derinleştirir.
"İlk adım: Yargı değil, merak"
Ebeveynler burada çocuklarına nasıl yaklaşmalı?
İletişimde temel olan anlama çabası ve saygıdır. Suçlayıcı, yargılayıcı ve kontrolcü tavırlardan kaçınılmalı. Ebeveyn, bu davranışın nedenini gerçekten merak ettiğini çocuğa hissettirmeli. Çocuğun kendini odasına kapattığı zamanlarda nasıl hissettiği ve neye ihtiyaç duyduğu birlikte konuşulabilir.
Mizah da bu iletişimde işlevsel olabilir. Aynı zamanda ebeveynlerin, dinlenmenin ve boş zamanın bir çocuk hakkı olduğunu unutmamaları gerekir. Eğer bu davranış sıklaşıyor, çocuğun hayatının diğer alanlarını etkiliyor ve iletişim zorlaşıyorsa profesyonel destek almak önemlidir.

Ergenliği anlama kılavuzu: Dikbaşlılar
"Ergenler çoklu bir baskı altında"
Bugünün ergenleri en çok hangi alanlarda tükeniyor?
Ergenlik, zihinsel, bedensel ve duygusal dönüşümlerin hız kazandığı bir dönem. Kimlik arayışı, belirsizlik ve içsel çatışmalar kaygıyı artırır. Buna ek olarak çocukların yaşadığı ekonomik ve sosyal koşullar da kaygının yoğunluğunu doğrudan etkiler.
2024 tarihli “Krizler Çağında Çocuk Olmak” araştırmasına göre 15-18 yaş arası çocukların:
%75’i ekonomik durumdan
%60’ı gelecekte planlarının gerçekleşmemesinden
%63’ü sınavlarda başarısız olmaktan
%55’i arkadaşsız kalmaktan kaygı duyuyor
Dolayısıyla tek bir nedenden değil, çoklu baskı alanlarından söz ediyoruz.
"Okul, erken fark eden bir alan olmalı"
Okul ortamında bu durum nasıl ele alınmalı?
Okuldaki yetişkinler, isteksizliğin okul iklimiyle ilgili bir soruna işaret edip etmediğini anlamaya çalışmalı. Aileyle işbirliği içinde, rehberlik servisi ve gerekli destek mekanizmaları devreye sokulmalı.“Doğru soru: Bu davranış ne anlatıyor?”

"Çocuğundan performatif beklentisi yüksek ebeveynin, kendine şefkati de az"
Bu davranışı gözlemleyen bir yetişkin kendine ne sormalı?
“Bu davranış bize ne söylüyor, nasıl bir anlamı var?” sorusu temel olmalı.
Ergenlerin daha çok neye ihtiyacı var: disiplin mi, anlaşılmak mı?
Anlayışın olmadığı bir disiplin, iletişimi kapatmaktan öteye gitmez. Ergenlerin, anlaşılmaya, ihtiyaçlarına uygun destek görmeye ve güvenli bir çevrede gelişmeye ihtiyacı var.
(NÖ)







