Sosyal medyada her gün karşımıza çıkan kişisel gelişim konulu içerikler, karakterimiz ve davranışlarımız üzerine yorumlar da bulunup, analizler yapıyor. Sık sık maruz kaldığımız bu içerikler bazen ilişkilenme hallerimizi, bazen "yeterli" ebeveynler olup olmadığımızı, bazen de çocukluk halinin kendisini bir teraziye koyuyor. Bu içeriklerin, özellikle hedef kitlesine koyduğu gruplar üzerinde belli başlı etkileri de oluyor.
Hem bu etkilerin sonuçlarını hem de "yeni nesil ebeveynlik" modelleriyle hayatımıza giren "Snowplow ebeveyn, maternal gatekeeping, latte baba" gibi kavramları sosyal medyada "Gayrı Resmi Ebeveyn Sözlüğü" başlıklı içerikleri üreten, Ebeveyn Danışmanı ve Psikolojik Danışman Hüner Aydın Işık ile konuştuk.

2025: Çocuk olma halinin hedef alındığı yıl
"Havada uçuşan kelimeleri kimliğimiz zannedebiliyoruz"
Gayrı Resmi Ebeveyn Sözlüğü içerikleri hangi ihtiyaçtan doğdu?
Anaakım ve popüler psikoloji vesilesiyle maruz kaldığımız içeriklerdeki, eleştirel değerlendirme ve sosyokültürel bakışa duyduğum ihtiyaçtan doğdu aslında. Bu kavramları bilmenin kendimizi tanımanın bir aracı olduğunu düşünüyorum fakat bir şerh düşmek gerekiyor. Çünkü havada uçuşan bu kelimeleri kimliğimiz zannedebiliyoruz, kategorilerden fazlası olduğumuzu unutabiliyoruz. Hiçbir bağlanma stili, ebeveynlik modeli, davranış örüntüsü, travma yaşantısı kimliğimiz değil. Hitap edilen kitle ebeveynler olunca özellikle annelerin hedeflendiği ana akım kavramlara sık rastlıyoruz.
Diğer yandan “Çocuğunuzun şöyle yapmasını istiyorsanız beş madde!” gibi yüzeysel reçetelere denk geliyoruz. Oysa reçete, bir öğrenme yaratmıyor. Zihni, dar bir alana sıkıştırıyor, ezberden konuşuyor. Bir kavram atıyoruz ortaya, ebeveyn yetersizlik ve suçlulukla baş etmeye çalışıyor. Ötesini berisini anlatmaya; çoklu bakış açılarından, disiplinlerarası bilgilerden bahsetmeye ihtiyacımız var. Sınıfı, kültürü, toplumsal cinsiyeti, sosyokültürel bağlamı önemsiyorum sözlükte.

SHARENTING VE DİJİTAL MAHREMİYET
"Çocuklar bilinçlendikçe ebeveynlere karşı yasal yollara başvurabilecek"
"Ebeveynlik dönüşümün bazı handikapları oldu"
Bu kavramlarla birlikte karşımıza çıkan "yeni nesil ebeveynlik" nedir peki, nasıl bir dönüşümü tarifliyoruz?
Yeni nesil ebeveynlik, çok yönlü ve çeşitlilik içeren bir tanımı hak ediyor fakat kendi durduğum yerden yapabileceğim en çatı tanım: Geleneksel/ eski kuşak ebeveynliğin aksine ebeveynden çocuğa yönelen otomatik davranışları, ezbere tutumları fark etmeye, ayıklamaya ve değiştirmeye gayret eden ebeveynlik... Bilgiye erişebilirliğin kolaylaşması pozitif disipline, duygu ve ihtiyaç farkındalığına da zemin oluşturdu. Aslında ebeveynler kendilerine bazı sorular sormaya başladılar: “Benim ihtiyacım olan ebeveyn nasıl bir ebeveyn olurdu? Ben nasıl büyümek, yetişmek isterdim?” Bu sorulara her bağlamda cevap verebilmek mümkün.
Fakat bu dönüşümün bazı handikapları da oldu: Performans kaygısı, mükemmeliyetçilik, tüketim eğilimi arttı. Sözlükteki kavramların ortaya çıkmasında, duyulmasında ve popüler olmasında yeni nesil ebeveynlerin kendilerine dikkatle bakmak istemesinin payı büyük. Dijitalleşmenin, sosyal medyanın, dijital hikaye anlatıcılığının etkisi de su götürmez bir gerçek.

Snowplow ebeveyn, maternal gatekeeping, latte baba, peerenting, ebeveyn aktivizmi bunlar ne demek?
Öncelikle bunların hiçbiri Türkiye çıkışlı kavramlar değil. Amerika ve Avrupa’da ortaya çıkmış, bazen sadece sosyal medya sohbetlerinde üretilip popüler psikoloji yayınlarında ele alınmış, sayılı şekilde bilimsel makalelere girmiş veya bilimsel üretimde hiç yer verilmemiş kavramlar…
"Yeni nesil ebeveynliğin gerçekdışı bir kusursuzluk anlatısı var"
Snowplow ebeveyn, ortada bir tehdit veya tehlike olmadığı halde çocuğu her potansiyel zorluktan uzaklaştıran; yaşam yolunu aşırı bir korumacılıkla engellerden arındıran ebeveyn demek. Snowplow denmesinin sebebi de bu, kar küreme makinesi sadece karı kaldırarak yol açar, hayatımızı kolaylaştırır. Bunu bir tutum olarak ebeveynlikte gördüğümüzdeyse büyüme ve gelişmenin önünde kendisi bir engele dönüşür. Çünkü zor yaşantı, konforsuz duygu hiç yaşanmaz ve yaşanması da engellenirse çocuk bunlarla nasıl baş edeceğini öğrenme fırsatı da bulamaz.
Bu kavramı eleştirel bir biçimde ele aldığımızda ayyuka çıkan birkaç kritik nokta var: Birincisi, ebeveynler geçmişe göre daha kaygılı, daha güvensiz. Güvende hissetmeyen, yüksek düzeyde kaygı yaşayan bir ebeveyn kontrolcülüğü, çocuğun asgari düzeydeki zorlanmasını engellemeyi düzen ve güven ihtiyacını karşılamak için yapıyor.
İkincisi, öğrenilmiş ebeveynlik, kendi çocukluk yaşantıları. Çocukluğunda ihmal deneyimi olan, ihmal örüntüsüyle büyüyen ebeveynler için snowplow ebeveyn davranışları, bir tür sağaltım aracı oluyor. “Ben ihmal edildim ama çocuğum edilmeyecek” arzusuyla işlevsel olmayan bir aşırı bakım verme davranışı gözlemleyebiliyoruz.
Üçüncüsü ise yetersizlik düşünceleri. Yeni nesil ebeveynliğin yanlış yorumlanan, gerçekdışı ve kırılgan bir kusursuzluk anlatısı var. Biraz da bu yüzden snowplow ebeveynlik davranışlarının arttığını söyleyebilirim sanırım. Her şeye yetmeye ve yetişmeye çalışan, bunu yapmadığında yetersiz olduğunu düşünen, çocuk sağlıklı çatışmalar yaşadığında dahi “Ben bir yerde yanlış yapıyorum” diyerek kendini suçlayan, toplumsal olarak da duygusal şiddete maruz kalan ebeveynleri görüyoruz burada. Oysa kusursuzluğun, kusur olduğu bir süreç insan gelişimi.
"Annenin iktidar mücadelesi değil kaygıyla baş etme stratejisi"
Maternal gatekeeping ise annenin bakım emeğinde bir tür güvenlik personeline, kapı bekçisine dönüşmesi. Sık mikro müdahalelerle gözlemleniyor. Anne, babanın veya başka yetişkinlerin bakım verme pratiklerini sürekli düzeltiyor; yetersizlik mesajları veriyor; sistematik bir şekilde kontrol sağlamaya ihtiyaç duyuyor. Kavramı buraya kadar anlatınca bir annenin bundan suçluluk duyması çok kolay gerçekleşir. Bu yüzden bu kavramı feminist perspektiften ele almak gerekiyor.
Patriyarka, annelere “her şeyi en iyi yapma ve en iyisini bilme” görevi veriyor. “Babalar, anneler kadar iyi çocuk bakamaz” diyor. “Bakım kontrolü sende olmazsa ve işler yolunda gitmezse senden bilirim, faturayı sana keserim” diyor. Maternal gatekeeping, annenin iktidar mücadelesi gibi görünse de bir tür kaygıyla baş etme stratejisi. Anne kapıyı tutar çünkü suçlanma, yadırganma, kusurlu bulunma tehdidini aza indireceğini varsayar, kaygıyla baş etmeye çalışır ama bu, işlevsel bir baş etme yöntemi değildir. Kapının ardında hâlâ tehdit altında ve kaygılı hisseder. Genellikle yalnızlık, tükenmişlik ve öfke gibi duygular yaşar.
Bir cinsiyet eşitliği hedefi, latte babalar
Latte baba, sosyal medyadaki video kesitlerde çok sık karşımıza çıktı son zamanlarda. İskandinav ülkelerindeki babaların, aktif bakım veren ebeveynler olması sempati, neşe ve merak uyandırdı. Bu kavramı ele alan birçok uzmana ve içeriğe denk geldim ben de daha sonra. Fakat en başta da söylediğim gibi yapısal koşulları ve bağlamı ele almadan tüm kavramlar eksik kalıyor. Latte babayı bu yüzden şöyle tanımladım: “Kapsamlı ebeveyn izni, devredilemez babalık izni olan İskandinav ülkelerinde, çocuğuna aktif bakım veren babaları tanımlayan popüler, sosyolojik kavram”
Ebeveynlerin parmakla gösterildiği ülkelerde çocuk bakımına yönelik aile dostu politikaların, kamusal hizmetlerin devlet tarafından desteklendiğini görüyoruz. Bu yüzden latte babalar bebekleriyle birlikte sosyalleşiyor, kahve içiyor, kamusal alanda rahatça bakım veriyor. Hem nüfus politikası hem de toplumsal cinsiyet eşitliği hedefi olarak babaları çocuklara yönelik bakım emeğine yasal düzenlemelerle teşvik eden bir devlet yaklaşımı var.
"Denge ve rol karmaşası"
Peerenting, Modern Family dizisi üzerinden ortaya çıkmış, yine bilimsel olmayan bir kavram. Akran ebeveynliği, ebeveyn akranlığı olarak çevirebiliriz. Ebeveynin çocuğa akranlık etmesi, arkadaşlık etmesi anlamına geliyor. Günümüz için kullanışlı bulduğum bir kavram çünkü sınırlar konusunda ebeveynlerin kafası zaman zaman karışıyor. Bir denge ve rol karmaşası yaşanabiliyor.
Ebeveynin, ebeveyn rolünde çocuğa arkadaşlık, yoldaşlık etmesi epey kıymetli bir şey, bu genellikle güvenli bir ilişki. Fakat ergenlik döneminde çocuğuyla karşılıklı sigara içecek kadar akranlaşan bir ebeveynlik peerenting… Risk davranışında da sorumluluk almayan, sınıra davet etmeyen, güvenliği sağlamayan… Bunu kabul etmek zor. İşte peerenting, bunu anlatıyor. ebeveyn kimliğinin toplumsal sorumlulukla birleştiği hak savunuculuğu
Tersine mülkiyet: Aile çocuğun mülkü
Yeni dönem ebeveynlerinin çocuklarıyla ilişkilenmesinde “mülkiyet” konusunda yol alabiliyor muyuz?
Bu soruya cevap vermek biraz zor. Çünkü yeni nesil ebeveyni genellikle homojen bir grup olarak düşünüyoruz. “Şehirli” ve “beyaz yaka” olan yeni nesil ebeveynler için çocuğun ebeveynin mülkü olduğu kabulü değişiyor tabii. Derin yoksulluğa maruz kalmayan, eğitim seviyesi yüksek, ebeveynlik becerileri ve gelişim psikolojisiyle ilgili bilgilere erişebilen, erişmek isteyen ebeveynler için “Çocuk, ailenin mülküdür” kabulü değişiyor. Çocuğa verilen değer değişiyor, çocukluk döneminden beklediklerimiz değişiyor ve geleceğe dair tahayyülümüz değişiyor çünkü. Çocuğun birey olma ihtiyacına, katılım hakkına, hak temelli yaklaşıma alan açmaya ve onu desteklemeye niyetli ebeveynlerle daha fazla karşılaşıyoruz…
Artık bu konunun tersine mülkiyet boyutu da var bana kalırsa... Çocuk ailenin mülkü değil, bundan özellikle kaçınılıyor fakat aile çocuğun mülkü… Eşdeğerlilik gözden kaçırılıyor. Tutarsızlık içeren ebeveyn tutumları ve belirsiz sınırlar çocuğun sosyal, duygusal ve bilişsel karmaşalar yaşamasına yol açıyor. Birey olmaya alan açmanın yanında toplum olmaya, birlikte yaşamaya, karşılıklılığa, birbirimize karşı sorumluluk almaya da ihtiyacımız var.

Bilim insanları araştırdı: Çocuklar neden yemek seçiyor?
"Barışçıl rekabeti kaybediyoruz giderek"
“Her sanat ve spor dalında aktif çocuklar” sosyal medyada karşımıza çıkıyor. Durmadan faaliyet halinde olma hali çocuklarda nasıl bir iz bırakıyor ve ebeveynlerin tutumlarının kaynağında ne olduğunu düşünüyorsunuz?
Dışa bağımlı onay ihtiyacı ve dışsal motivasyon devrede burada. Çocuklar da bir bakıma yetişkinlerin bu eğiliminden öğreniyor başarının, kazanmanın onay ve kabul ihtiyacını karşılayacak bir performans olduğunu. Sürecin önemini, ferahlığını, öğrenmenin ve eylemliliğin başlı başına bir kazanım olduğunu içselleştirmekte zorlanıyoruz kolektif olarak. Sonuç daha cezbedici geliyor çünkü genellikle sonuçlar takdir görüyor, olumlu geri bildirim alıyor ve kutlanıyor. Çoğunlukla kemikleşmiş bir örüntü var: Çocuğundan performatif beklentisi yüksek olan ebeveynin kendine şefkati ve kabulü az, hataya ya da “olduğu kadar” demeye alışık değil.
Öne çıkan iki ebeveyn eğilimi var. Ebeveynlerin bir kısmı kendi çocukluklarından itibaren sürdürdükleri “başarılı, parlak, pırlanta gibi çocuk” rolünü çocuğuna bir miras gibi devrediyor. İkinci eğilim ise toplumsal olarak kabul gören başarılara dair deneyimi olmayan ebeveynlerin, “Benim gibi olmasın, benden daha iyi yerlere gelsin, benim yapamadıklarımı yapsın” eğilimi… Sınıfsal bir eğilim aynı zamanda… Ek olarak ebeveynin kendi başarı algısı ve yeterlilik düşünceleri de çocuğun başarısıyla ilişkilenebiliyor. Toplumsal, sosyal bir zemini de var bu durumun: Rekabetin körüklenmesi. Rekabet her zaman sağlıksız bir güdülenme süreci değil fakat barışçıl rekabeti kaybediyoruz giderek. Çocuğun başarısı bir bakıma “altta kalmamak, kaybetmemek, yenilmemek, güçlü olmak” gibi anlamlara da geliyor.
Bu başarılı olma hedefinin çocuklarda bıraktığı ize bakınca hatalı bilişsel düşünceler ve inançlarla karşılaşıyorum. İçten içe bir performans öznesi haline gelen çocuklar “Görülme, duyulma, kabul görme, takdir edilme ihtiyacımı karşılamak istiyorsam yalnızca var olmam yetmez, çok başarılı olmalıyım” inancı geliştirebiliyor. Bununla bağlantılı olarak hataya toleransı düşük, esnekliği ve dayanıklılığı düşük çocuklara dönüşüyorlar. Çocuğun kendine şefkatinin de düşük olduğunu gösteriyor. “Bir hata yaptım, öğrenebilirim, canım sağolsun, sağlık olsun” demek yerine yüksek hassasiyetle suçluluk, öfke, utanç yaşayabiliyor.
"Mekanik değil, kendi değerlerimizle uyumlu ebeveynlik dilini bulmak"
Gayrı Resmi Ebeveyn Sözlüğü’nden üç kavram seçecek olsaydınız bugün ebeveynlerin içinde olduğu ruh hallerini hangileriyle anlatırdınız?
Muhakkak maternal gatekeeping derim. Annelerin bakım emeğinin fiziksel, zihinsel, duygusal yüküne dair üzerine uzun uzun konuşabileceğimiz, düşünebileceğimiz bir kavram. Henüz yayınlamadığım ama maternal gatekeeping ile ilişkili mom guilt (anne suçluluğu) kavramının öne çıktığını da düşünüyorum. Yeni nesil ebeveynlikte üzerinde durmamız gereken başlıca duygulardan biri anne suçluluğu bana kalırsa. Yetersizlik düşünceleri ve suçluluk duygusu, kaygı düzeyinin artmasına sebep oluyor. Kaygı düzeyi artan ebeveynler ise karşılaştıkları her bilgiyi bir elekten geçirmeden alıyor, uygulamaya çalışıyor, kendilerine yönelik bir şüphe balonu içinde yaşamaya başlıyor, daha kullanışlı tüketiciler haline geliyor, sınırları kaybolabiliyor. Elbette bu toplumsal cinsiyet eşitliğine dair mevcudiyetimizle de doğrudan ilişkili.
Otantiklik/ özgünlük. Kitabi bilginin, uzman bilgisinin olduğu gibi gündelik yaşama kopyalanıp yapıştırılmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Ebeveynlerin otantik kendilikleri, çocuklarıyla kurdukları güvenli bağ için oldukça kıymetli. Mekanik değil, beklentiyi karşılamaya yönelik değil, içten, samimi, kendi değerlerimizle de uyumlu bir ebeveynlik dili bulmak; bu dilin ve rolün özgün benliğimizle, mevcudiyetimizle de uyumlanmış olmasına ihtiyaç var.
(NÖ)






