Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan “İstatistiklerle Çocuk 2025” bülteni, Türkiye’de çocukların yaşam koşullarına dair veriler ortaya koyuyor. 2025 itibarıyla Türkiye’de 21,3 milyon çocuk yaşıyor ve bu sayı toplam nüfusun yüzde 24,8’ine karşılık geliyor.

2025: Çocuk olma halinin hedef alındığı yıl
Yarım yüzyılda yarı yarıya düşüş
Toplam içinde oğlan çocuklarının oranı yüzde 51,3, kız çocuklarının oranı ise yüzde 48,7. Sayısal üstünlüğe rağmen bu farkın, yaşam koşullarındaki eşitsizlikleri ortadan kaldırmadığı verilerin geneline yansıyor.
Ancak bu oran, yıllara yayılan verilerle bakıldığında belirgin bir düşüşe işaret ediyor. 1970’te çocukların nüfus içindeki payı yüzde 48,5’ti. Bu oran 1990’da yüzde 41,8’e, 2007’de yüzde 30,9’a ve 2025’te yüzde 24,8’e geriledi.
Yaklaşık yarım yüzyılda çocukların toplam nüfus içindeki payı neredeyse yarı yarıya azaldı. Üstelik bu düşüş yalnızca geçmişe ait değil. Projeksiyonlara göre oranın 2030’da yüzde 22,1’e, 2040’ta yüzde 19,6’ya ve 2060’ta yüzde 16,9’a kadar gerilemesi bekleniyor.
Çocukların nüfus içindeki ağırlığı azalırken, bu grubun ihtiyaçlarına yönelik politikaların aynı hızda güçlenip güçlenmediği ise tartışmalı.


"Çocuklarıma çöpteki meyveleri topladım, utanırsam aç kalırız"
Yoksulluk: Bölgesel farklar derinleşiyor
Bültene göre çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre bu oran, üç göstergenin birleşimiyle hesaplanıyor: çocukların yüzde 34,4’ü göreli yoksulluk riskinde, yüzde 6,5’i ciddi maddi ve sosyal yoksunluk içinde, yüzde 23’ü ise düşük iş yoğunluğuna sahip hanelerde yaşıyor.
Bu göstergeler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de çocukların üçte birinden fazlasının en az bir temel yoksunluk alanına maruz kaldığı görülüyor.

Lütuf değil bir çocuk hakkı: Ücretsiz okul yemeği
Eğitim: Okullaşma yüksek, kopuş erken
TÜİK verilerine göre 5 yaş net okullaşma oranı yüzde 84,3. İlkokul düzeyinde bu oran yüzde 95’in üzerine çıkıyor. Ortaokulda da benzer bir tablo görülüyor.
Ancak ortaöğretimde tablo değişiyor. Lise düzeyinde okullaşma oranı yüzde 90’ların altına geriliyor. Bu düşüş, özellikle ekonomik nedenlerle eğitimden kopuşun hâlâ önemli bir sorun olduğunu gösteriyor.
Öte yandan okul öncesi eğitime erişimde de eşitsizlikler sürüyor. Kırsal alanlarda ve düşük gelirli hanelerde bu oranların daha düşük olduğu biliniyor. Veriler bu farkı detaylandırmasa da, genel eğilim eşitsizliğin sürdüğünü gösteriyor.

ANADİLİNDE ÇOCUK SESLERİ
"Siz bu yazıyı Çocuk Hakları Günü’nde okurken, ben bir günümü 200 TL’ye satmış olacağım"
Oğlanlar daha fazla işgücünde
15-17 yaş grubunda işgücüne katılım oranı yüzde 25,5. Bu oran oğlan çocuklarında yüzde 36,5’e çıkarken, kız çocuklarda yüzde 13,9’da kalıyor.
Bu fark, oğlanların erken yaşta çalışma hayatına daha fazla itildiğini gösteriyor. Aynı yaş grubunda istihdam oranı da benzer biçimde oğlan çocuklarında daha yüksek.
Eğitimde kalma süresi uzadıkça çocuk işçiliğinin azalması beklenirken, veriler özellikle oğlanlar açısından bunun gerçekleşmediğini gösteriyor. Bu durum, çocuk işçiliğinin hala yapısal bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.


“İklim krizi, aynı zamanda bir çocuk hakları krizidir”
Sağlık ve yaşam koşulları
Verilere göre bebek ölüm hızı düşüş eğiliminde. Ancak bu düşüşe rağmen bölgeler arası farklar devam ediyor.
Ayrıca çocukların önemli bir kısmı sağlıklı beslenme, yeterli ısınma ve uygun yaşam alanı gibi temel ihtiyaçlara erişimde sorun yaşıyor.
Erken yaşta evlilikler sürüyor
Evlenme İstatistiklerine göre, 16-17 yaş grubunda olan kız çocuklarının resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002'de yüzde 7,3 iken bu oran 2025'te yüzde 1,5'e düştü. Diğer taraftan, aynı yaş grubunda olan oğlan çocukların resmi evlenmelerinin toplam resmi evlenmeler içindeki oranı 2002'de yüzde 0,5 iken bu oran 2025'te yüzde 0,1 oldu.
Erken yaşta evliliklerin sürmesi, eğitimden kopuş ve yoksullukla doğrudan bağlantılı bir tabloya işaret ediyor.

Ebeveyn izninde eşitlik çağrısı: “Bakım yükü paylaşılmalı”
Velayet büyük ölçüde annelerde
Boşanma sonrası çocukların velayeti büyük ölçüde annelere veriliyor. TÜİK verilerine göre velayetlerin yaklaşık yüzde 75’i annelere, yüzde 25’i babalara bırakılıyor.
Bu durum, çocuk bakımının hâlâ büyük oranda kadınların sorumluluğunda olduğunu ortaya koyuyor. Öte yandan koruyucu aile hizmetlerinden yararlanan çocuk sayısı artarken, kurum bakımında bulunan çocuk sayısı da dikkat çekici düzeyde.


Çocuklara sosyal medya yasağı “koruma” mı, “hak gaspı” mı?
İnternet erişimi artıyor, riskler tartışılmıyor
Çocukların büyük bölümü internet kullanıyor. 6-15 yaş grubunda internet kullanım oranı yüzde 80’in üzerine çıkmış durumda.
Ancak bu artışın çocukların güvenliği, dijital bağımlılık ya da çevrimiçi risklerle ilişkisi verilerde tartışılmıyor. Sayılar artarken, bu kullanımın niteliği belirsiz kalıyor.
(NÖ)


