Bu söyleşi, Meral Sözen’in bianet’te yayımlanan “Bizim Büyük Sağlamcılığımız” başlıklı yazısının açtığı tartışma zemininden doğdu. Çocuk edebiyatı alanında yaptığım bir *söyleşi üzerinden başlayan bu karşılaşma, ilk bakışta bir eleştiri–yanıt ilişkisi gibi görünebilir.
Fakat kısa sürede sağlamcılık kavramı üzerinden yaptığım okumalar ve edindiğim bilgiler, daha derin bir soruya işaret etti: İyi niyetle kurulan anlatılar, farkında olmadan ayrımcı bir dili yeniden üretebilir mi?
Sözen’in yazılarında sağlamcılık, çoğu zaman yalnızca bireysel tutumlar üzerinden değil dil, temsil ve anlatı kalıpları aracılığıyla yeniden üretilen yapısal bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Sözen özellikle çocuklara yönelik metinlerde, “koruma”, “empati” ya da “farkındalık yaratma” amacıyla kurulan anlatıların, kimi zaman hiyerarşik ilişkileri pekiştirme riski taşıdığına dikkat çekmek istiyor. Bu durum hem yazarların üretim sürecini hem de metne yapılan eleştiri biçimlerini yeniden düşünmeyi gerekli kılıyor.
İşte tam da bu noktada bu söyleşi, bir savunma ya da karşı çıkış metni olma iddiasında değil. Aksine bir çocuk edebiyatı metni etrafında ortaya çıkan gerilimi, daha geniş bir kavramsal çerçeve içinde ele alarak birlikte düşünme imkânı arıyorum. Eleştirinin sınırları, üretimin sorumluluğu ve çocuk edebiyatında temsiliyet meselesi, bu konuşmanın ana eksenlerini oluşturacak.
Amacım sağlamcılık tartışmasını kişisel bir düzlemde tutmak değil, bu kavramı çocuk edebiyatında daha kapsayıcı ve çoğul bir dil kurma çabasının parçası haline getirebilmek. Bu nedenle bu söyleşiyi bir karşılaşma ve diyalog daveti olarak okumanızı dilerim.

Mart 2026
Gostil Sağlamcılık Ödülleri adayları
"Sistematik bir ayrımcılık biçimi olarak sağlamcılık"
Sizi tanımak isteyenler için kendinizden biraz bahseder misiniz?
İstanbul’da yaşayan kör bir kadın aktivist olarak, hem bireysel hem örgütlü biçimde eşit ve bir arada yaşam için çalışıyorum. Felsefe ve Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerini bitirdikten sonra “dil-düşünce bağlantısı” özel ilgi alanım haline geldi. Bu söyleşiye konu eleştirim üzerine sağlamcılık kavramını daha iyi anlama/anlatma imkânı veren davetiniz için teşekkür ederim.
Sağlamcılık bir kavram olarak hayatınıza ilk ne zaman girdi? Bu kavramla tanıştıktan sonra ne tür değişimler yaşadınız?
“Sağlamcılık”ın sözcük olarak yaşamıma girmesi on yıldan eski değildir. Ancak bu kavramın işaret ettiği durumları fark etmemin; çocuk yaşlarımdayken “Burada bir saçmalık var” diye hissettiğim, ilerleyen zamanlarda “haksızlık/eşitsizlik/ayrımcılık” diye ifade ettiğim ve nihayet bunun sistematik bir ayrımcılık biçimi olarak “sağlamcılık” olduğunu kavradığım neredeyse tüm yaşamıma yayılan bir süreç olduğunu söyleyebilirim. Tabii bu ayrımcılık biçiminin adını koyduktan sonra bunun son derece yapısal ve karakteristik olduğunu da fark ettim. Böylece sağlamcılık karşıtı mücadele de benim için daha tutarlı ve hedefli hale geldi.
"Tahakküme minnetimiz yok"
Sağlamcılığın, toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi çoğu zaman iyi niyetli anlatılar içinde görünmez olduğunu söylüyorsunuz. Farkındalık yaratma ya da empati kurdurma amacıyla yazılan metinlerin istemeden de olsa hiyerarşik bir ilişki üretip üretmediğini nasıl ayırt edebiliriz?
Bir anlatıda hiyerarşi üreten dili ve sağlamcılığı ayırt etmek, ırkçılığı veya cinsiyetçiliği ayırt etmekten daha zor değil. Tabii burada engelli kişilerle sağlam kişiler arasında gerçekten de bir şekilde hiyerarşi kurmadığımızdan emin olmamız lazım. Söz gelimi, kadınların sorunları hakkında farkındalık yarattığı iddia edilen bir erkek yazarın bir de üstüne “kadınlarımız” ifadesini kullandığı bir söyleşisine denk gelen çoğu kişi buradaki sorunu hemen ayırt eder. Aynı örnek engelliler üzerinden gerçekleştiğinde bunun neden ayırt edilemediği ise benim cevabını aradığım bir soru.

ENGELLİ KADINLAR VE FEMİNİST MÜCADELE-1
Gül Çandır Saç: Sağlamcılık feminizmin de yüzleşmesi gereken bir ayrımcılık
Ülkemizde özellikle çocuk edebiyatı, sansür ve ne yazık ki bu tür bir atmosferde kendiliğinden gelişen otosansürün tehditi altında. Durum böyleyken yazarların henüz yeterince ele alınmamış konuları görünür kılmaya çalışma çabasını desteklemek gerektiğine inanıyorum. Özellikle bu tür ilk karşılaşmalarda, üstelik metni okumadan sadece bir söyleşi üzerinden, sert eleştiri dilinin otosansüre neden olabileceği hatta yazarların artık bu konu hakkında hiç yazmama ve konunun tamamen görünmez olması ihtimali hakkında ne düşünüyorsunuz?
Konuyu sağlamcı bir biçimde ele alan yazarların, gelen sert eleştiriler üzerine, bunu geliştirici bir katkı olarak değerlendirmek yerine artık bu konuyu hiç ele almama yönünde bir karar vermeleri beni çok memnun eder. Çünkü bizim yıkmaya çalıştığımız kalıpları güçlendiren ve yeniden üreten bir anlatının bizim arzu ettiğimiz görünürlüğe katkısı olmadığı gibi maalesef çabalarımıza zarar da veriyor. Durum böyleyken haklarımızın ihlal edildiği çoğu durumda bizden anlayışlı ve hoşgörülü olmamız bekleniyor. Tamamen haklı olduğumuz itirazlarımızda dahi karşı tarafın sadece “iyi niyetli” olmuş olması, bizim durumu idare etmemizi talep eden sorumluluktan kurtarıcı bir gerekçeye dönüşüyor. Bizim adımıza ve bize rağmen yapılan “iyi niyetli” işleri minnet etmemiz gereken birer lütuf olarak görmediğimiz için yapısal sağlamcılığın üzerimizdeki tahakkümünden geri çekilmesini bir kayıp olarak görmüyor ve bundan endişe etmiyoruz.
"Hak ihlali karşısında iyi niyet değil, sorumluluk"
Eleştirdiğiniz metinleri değerlendirirken “niyet”, “etki” ve “bağlam” arasında nasıl bir önceliklendirme yapıyorsunuz? Yazarın farkındalık yaratma amacı ile metnin etkisi çeliştiğinde, eleştirel pozisyonunuzu ne belirler?
Hak temelli savunuculuk yapmak, şüphesiz ki tek tek kişilerin niyetlerini değil ötekileştirilen grupların haklarının önceliklendirilmesini gerektirir. “İyi niyet” gibi son derece soyut ve duygusallaştırılmış bir gerekçeyle sık sık engelli hareketinden savunuculuk yöntemlerini yumuşatması beklenir. Hak temelli öz savunuculuk yapan bir hak öznesi olarak, ben bu beklentinin kendisinin de bir tür sağlamcılık olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla haklarımı ihlal eden bir metinle karşılaştığımda yazarda iyi niyet değil sorumluluk görmek isterim.

Yüceltme, özneler ve sağlamcılık
Çocuk edebiyatında temsiliyet meselesini düşünürsek, doğrudan deneyim sahibi olmayan yazarların yazma hakkı ve sınırları tanımlanmalı mı sizce? Bir yazar olarak bu tür sınırların yazma özgürlüğüne etkisini nasıl değerlendirirsiniz? Etik bir üretim pratiği için hangi ilkeler belirleyici olabilir?
Yazarın doğrudan deneyim sahibi olmadığı, söz gelimi bir mühendis, karakter kurgulaması ile sistematik ayrımcılığa uğrayan bir kimliği, hem de tam da bu kimlik üzerinden, konu edinmesi aynı şey değil bence. Üstelik bir de amaç farkındalık yaratmaksa en azından bir karşılaşmasının olması makul bir beklenti diye düşünüyorum. Yazma amacı olarak farkındalık yaratma niyetinin özellikle altı çiziliyorsa, şu durumda ilgili hak alanına dair belli bir ön çalışma yapmak şart. Her şeye rağmen yazar dilerse kendi hak ve sınırını elbette yalnızca kendisi belirleyebilir. Böyle bir durumda tabii benim eleştiri özgürlüğüme de sınır çizilemez.
Sağlamcı bakış açınızla yüzleşebilir misiniz?
Sizin yazınızla başlayan bu tartışmayı bir karşılaşma ve ortak zeminde buluşma olarak yeniden yapılandırmak istedim. Bu bağlamda çocuk edebiyatında sağlamcılıkla mücadele ederken yazarlar, yayınevleri ve eleştirmenler arasında, eleştirinin dönüştürücü olabilmesi için nasıl bir diyalog zemini kurulmalı?
Kapatırken bu son soru için de ayrıca teşekkür ederim. Bu defa ben bir “niyet” talep edeceğim. Bu niyet, ben olmadan benim adıma iyi bir şeyler yapmaya çalışan bir “iyi niyet” değil. Gerçekten eşit olduğumuza ve engellilerin birer hak öznesi olduğuna dair eşitlikçi bir düşünceyi içselleştirebilir misiniz? Kendi sağlamcı düşünce ve bakış açılarınızla yüzleşebilir misiniz? Sanırım bunu denemeye niyet edebilirsiniz. Eşitlenmeye niyeti olan herkesle her biçimde yapıcı diyaloglar kurabileceğimizden şüphem yok.
Zaman ayırdığınız için çok teşekkürler.
*Nalan Yılmaz tarafından kaleme alınan ve Kekeme Yayınlarından çıkan söyleşiye konu olan çocuk romanı “Işık’ın Yolu” Türgök internet sitesine giriş yaptıktan sonra buradan dinleyebilirsiniz.
(EÇ/NÖ)







