Bundan birkaç ay önce bianet’te sağlamcı bakış açısıyla yazılmış bir romanın, yine sağlamcı bir söyleşisi yayımlandı. Birazdan okuyacaklarınız bir tür ifşa metnidir.
Tam şimdi hızlıca adres çubuğunu kontrol etmiş ve bianet'te olup olmadığınıza bakmış olabilirsiniz. Evet, doğru yerdesiniz. Bu yazıyı anlamlı ve bianet’i de bu kadar değerli kılan da bu. Sağlamcı bir içeriği yine aynı mecrada eleştirme ve düzeltme fırsatını kaç yerde bulabilirsiniz ki?

Nalan Yılmaz: En karanlık geceler bile aydınlığa kavuşur
Söyleşiye konu kitabın adı, Işık’ın Yolu. Yazarı Nalan Yılmaz.
Neredeyse baştan sona yüzümü buruşturarak okumak zorunda kaldığım söyleşinin girişinde, kitap şu cümlelerle tanıtılıyor:
“Işık’ın Yolu kitabında 'umut' hep canlı tutularak, anne babası görme engelli olan Işık’ın ve ailesinin sorunları işlenir.”
Anne babası görme engelli olduğu için çocuğun adı da Işık olmuş. Ne yaratıcılık ama? Bir yaşama biçimi, bir yetisel çeşitlilik olan körlüğü, 'karanlık-aydınlık' metaforuna hapsetmekten sıkılmadı insanlar. Yine tanıtım cümlesinde dendiğine göre kitapta, "anne babası görme engelli olan Işık’ın ve ailesinin sorunları” işleniyor.
Sorun evet, işin içinde görme engelli karakterler varsa işlenecek tek şey “sorun” olabilir çünkü (!)
Bu arada cümlede geçen “umut” sözcüğü de tırnak içine alınmış. Konu duygusal konu ne de olsa (!)
İlerleyen bölümde kitabın temasının görme engellilerin yaşadığı sorunlar olduğu tekrar belirtiliyor. Ancak şu şekilde önemli bir ek yapılıyor:
“Bununla birlikte roman, kahramanımız Işık’ın engelli ebeveynlere sahip olduğu için okulda ve evde yaşadığı sıkıntılara da vurgu yapıyor.”
Cümlede geçen, “engelli ebeveynlere sahip olduğu için” ifadesine dikkatinizi çekerim. Çocuğun yaşadığı sıkıntıların sebebi ebeveynlerinin engelli olmasıymış. Tanıtım şöyle devam ediyor:
“Babası öğretmen ve mesleğini yapamıyor.”
Sebep? Böyle bir kurguyla körlerin öğretmen olsalar bile mesleğini yapamayacağı yanlış bilgisi dolaşıma sokulmuş olmuyor mu? (Bilmeyenler için, sadece ülkemizde binlerce kör öğretmen mesleğini yapmakta.)
Üstelik bu bir çocuk kitabı ve daha küçük yaşlarda onlara engellilerin öğretmenlik yapamayacağı kanıksatılıyor. Romandaki karakterler kamusal alanda şarkı söyleyerek geçimlerini sağlıyormuş. Bu iş ne ayıptır ne de kötüdür ama ben o sağlamcı ezberinizle yaptığınız “dilenci” benzetmesinin kokusunu yüz metreden alırım.
Söyleşiden bir soru:
“Bu fikir nasıl doğdu? Seni bu kitabı yazmaya iten özel bir hikâye, gözlem ya da karşılaşma oldu mu?”
Cevap:
“Bu kitabı yazmaya iten herhangi bir hikâye ya da karşılaşma olmadı.”
Ben de şunu sormak isterdim: Hiçbir karşılaşmanın olmadığı bir grupla ilgili kitap yazabileceğinize nasıl ikna oldunuz?
Devamında söylendiğine göre, yazara hocası görme engeliyle ilgili kitap yazmasını söylemiş. O da yazmış. Sırada söyleşiyi yapanın sağlamcı sorusu var:
“Kitapta, görme engelli ebeveynlere sahip olmanın çocuklara yüklediği sorumluluklara dikkat çekiyorsun. Sence bu çocukların yaşadıkları görünmeyen yükler toplum tarafından yeterince algılanıyor mu?”
Sırf anne babası engelli diye bir çocuğun kimsenin farkında olmadığı yükler ve sorumluluklar taşıdığını söylemek kaçıncı seviye bir sağlamcılık? bianet’te bu konuyla ilgili yayımlanmış harika ve gerçek bir söyleşi var. Her ikisi de kör olan Ayşe ve Turgay Gümüş çiftinin ebeveynlik deneyimlerini okumanızı öneririm.

GÖRME ENGELLİ EBEVEYNLER ANLATIYOR
"'Bakamazsınız siz' diyenler şimdi bizden gururla bahsediyor"
Yazarın cevabından korkunç alıntılarla devam ediyorum:
“Ebeveynden sadece biri engelli olsaydı Işık’a yüklenmesi gereken sorumluluklar farklı olurdu.”
Doğrudan, “Engelliler çevrelerine yüktür” deseydiniz, bu kadar net ifade edemezdiniz herhalde. Yazar görme engellilikle ilgili kitap yazdığını düşünmüş ama yazdığı şey daha çok engellinin yanındaki sağlam kişinin hikayesi sanırım. Yani “engellinin ailesindeki kişiler ne sorunlar yaşıyor bir bilseniz” gibi bir şey anlatmaya çalışıyor.
Yok, hemen bir cümle sonra engellileri merkeze alan bir ifadesi var, şöyle diyor:
“Aslında gerçek şu ki engelli insanlarımız da toplumda göz ardı ediliyor.”
“İnsanlarımız” mı? En çok da bu ifadeye öfkelendim çünkü diğerleri en basit haliyle cahillikti, ama burada kibir var, kendini üstte görme var. Bugüne kadar sizi siz yapan çeşit çeşit özelliğinizi düşünün; yaşınızı, mesleğinizi, dünya görüşünüzü, sevdiğiniz ve hoşlanmadığınız şeyleri düşünün…
Benlik saygısı olan yetişkin bir bireysiniz ve alakasız biri gelip sizden “engelli insanlarımız” diye bahsediyor. Kabalığım için baştan özür dileyerek şunu sormak zorundayım: Siz kimsiniz?
Yazarın “engelli insanlarımız” dediği kişilerin karşılaştığı çevresel engellerden de şu şekilde bahsediliyor:
“Görenlere bile engel teşkil eden bu bilinçsiz, özensiz davranışlar…”
Erişilebilirlik sorunlarının yarattığı vahameti buradan anlıyoruz, “görenlere bile” engel yaratıyor. Göreni/sağlamı referans almadan hak savunusu yapabilmeye dair bir şeyler anlatmak isterdim ama şu an böyle bir noktanın çok uzağındayız.
Söyleşi sorularında, bu kitapta görme engellilerin de hayatta bir şeyler başarabileceğinin anlatıldığı, hatta bu kitabın “bu gibi ailelerde” yaşayanlar için bir rehber olduğu da iddia ediliyor. İlerleyen paragraflarda gelen soru üzerine yazarımız, görme duyusu olmadan algılamanın nasıl olacağı konusunda bilgiler veriyor. Konuyla ilgili iki sağlam kişinin sohbeti şu klişe cümleyle taçlanıyor:
“Biliyoruz ki sağlıklı her insan bir engelli adayıdır.”
Burada hemen gülmeyin, bir alıntı daha ekleyeyim ikisine birlikte gülersiniz:
“Gönül isterdi ki kitabın adı kapağında da kabartmalı olarak bulunabilsin. Ekonomik çekincelerin buna el vermediğini anlamak zor değil elbette ama yine de ikinci baskıda olabilmesi için evrene mesajımızı iletelim.”
Engellilik konusunun bir hak alanı olduğunun anlaşılması için ben de evrene mesaj mı iletmeliydim acaba? Bu söyleşiden sonra asıl niyetim kitabı okuyup kitap üzerinden bir eleştiri yazısı yazmaktı ama hiçbir yerde erişilebilir formatta romanı bulamadım. Söyleşiyi yapan kişi kitabın “hedef kitleye ulaşması için” sesli kitaba da dönüştürülmesinin iyi olacağını söylemiş. Hedef kitle dediği korkarım körler. Körlerin bir metni yalnızca sesli olursa okuyabileceğini zannediyor sanırım, dahası bunu da söyleşiyi okuyan bir derneğin üstlenmesi için çağrı yapıyor.
Oysa tek bir dijital kopyasının herhangi bir kütüphaneye verilmesi yeterdi, ama engellilikle ilgili kitap yazmak için de röportaj yapmak için de hiç bilgi lazım değildir, çünkü sağlamcılık bunu gerektirir.
Buraya kadar her şey yeterince rahatsız edici değilmiş gibi kapanışta dehşet verici bir bilgi geliyor yazardan:
“Kitapla ilgili yapmak istediğim şeylerden biri atölye çalışmaları yaparak, çocuklara engelli olmayla ilgili empati kazandırmak…”
Ne diyeceğimi, ne hissedeceğimi bilemiyorum… Umarım yapmaz!
Engellilik alanı canı isteyen herkesin sıfır bilgiyle iş üretebileceği ve söz söyleyebileceği bir alan değil. Bununla birlikte dokunulmaması gereken hassas bir alan da değil. Yanlış bir şey mi yaparım/söylerim diye çekinmek yerine hak temelli savunuculuk yapan örgüt ve aktivistlerle temas kurabilirsiniz.
Engellilik konusu, diğer hak alanlarından ve mücadelelerinden daha zor ve karmaşık değil. Belki de gerçekten “eşit” olduğumuzu kabul edebildiğinizde başlayacak her şey. Korkmayın, gücenmeyin, hazmedin.

10-16 MAYIS DÜNYA ENGELLİLER HAFTASI
Sağlamcılık nedir, ne değildir?
(HA)







