Newroz, birçok kültürde baharın gelişiyle ilişkilendirilen bir eşik olarak kutlanırken, Kürt halkı açısından tarihsel olarak direnişin ve kolektif hafızanın en yoğun sembolik ifadelerinden birine karşılık geliyor.
Ne var ki, farklı kentlerde olanca coşkusuyla ve kitlesel biçimde kutlanan bu gün, LGBTİ+’ların çeşitli gruplar tarafından maruz bırakıldığı fiziksel ve sözel şiddetle gölgeleniyor.
Özellikle 2022’den bu yana, başta İstanbul, İzmir ve Diyarbakır olmak üzere çeşitli Newroz alanlarında LGBTİ+’lara yönelik homofobik ve transfobik saldırıların süreklilik kazandığı gözlemleniyor. Deneyimler kimi yıllarda “görece azalan şiddet” olarak tarif edilse de, bu dalgalanma yapısal sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor; aksine, şiddetin farklı biçimlerde yeniden üretildiğine işaret ediyor.
Tüm bu risk ve kaygılara rağmen LGBTİ+’lar bu yıl da Newroz alanlarında yer almaya hazırlanıyor. Bunu, kendi ifadeleriyle, Kürt halkını “en yakın müttefiklerinden biri” olarak görmeleri ile temellendiriyorlar.
İstanbul Onur Haftası Komitesi aktivisti Es Yılmaz ile, LGBTİ+’ların Newroz’a katılım motivasyonlarını, maruz kaldıkları şiddetin biçimlerini ve söz konusu şiddetin nasıl önlenebileceğine dair olası yolları konuştuk.
“Gökkuşağı ve trans bayrağı açmak, saldırı riskini beraberinde getiriyor”
Uzun süredir Newroz alanlarında yaşadığınız şiddeti nasıl tarif edersiniz? Kürt hareketini en yakın müttefiklerinden biri olarak gören LGBTİ+’lar için bu şiddet nasıl bir kırılma yaratıyor?
Söyleşiye başlamadan önce belirtmem gerekiyor ki, konuşacaklarımızın nasıl adlandırılacağı konusunda kaygılıyım. Bu talep sizden geldiğinde de öncelikle bunu düşündüm. Bize yönelik saldırıları gerçekleştirilenlerin etnik kimliği ile saldırıyı gerçekleştirme saikleri arasında doğrudan bir ilişki kurulamayacağı için, bu saldırıların konuşulmasının ırkçı-şovenist kesimlerin ekmeğine yağ sürmesini istemiyorum.
Her şeyden önce; yaşamın her alanında ayrımcılığa, yok sayılmaya, nefrete, erkek ve devlet şiddetine rağmen var olan biz LGBTİ+’lara yönelik saldırılar, ortak mücadeleye, birlikte eşit bir yaşam kurma irademize ve değerlerimize yönelik. Bunu böyle görüyor ve ne yazık ki deneyimliyoruz.
O alanda gökkuşağı ve trans bayrağı açmak, saldırı riskini beraberinde getiriyor. Bu riski almamak için bundan vazgeçmeyi düşünen arkadaşlarımız oluyor. Ki senede coşkulu, kalabalık, birlikte hissettiğimiz gün sayısı beş bile değildir aslında. Böyle bir günde de bu saldırıların yaşanması çok umut kırıcı tabii ki, en azından hayata ve tahayyüllerimize dair.
“Bütün farklılıklarımızla mücadelemizi ortaklaştıralım ve gelin mücadelemizi Newroz’un ateşiyle birlikte harmanlayalım. 2026 Newrozu’nda bizler burada, bütün farklı kesimlere çağrımızı yineliyoruz. Herkes Newroz alanlarına kendi rengiyle, kendi diliyle, kendi savunduğu mücadele dinamiğiyle Newroz alanlarında hep birlikte olalım,” diye çağrı yaptı ya DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları. Biz bu çağrıya her sene olduğu gibi, bu sene de yanıt vermek ve o gün alanda olmak istiyoruz. Ama LGBTİ+’lar kendi renkleriyle senelerdir var olamıyor alanda, bu sene olabilecek mi, pazar günü İstanbul’da göreceğiz.
“Basit, gerici bir saldırı değil”
Sizce bu tür saldırılar LGBTİ+’ların kamusal alanda görünürlüğünü ve güvenlik hissini nasıl etkiliyor?
Bu tür saldırıların bence en kırılmaz noktası, bir topluluğun, LGBTİ+ topluluğunun birlikte yaşam tahayyülünü ve barış gerçekliğini geri dönülmez şekilde bükmesi. Bu hareketin bir sloganı var ya, “Gettolara sıkışmayacağız,” diye. Evet gettolara sıkışmayacağız; ama birlikte de yaşayacağız. Bu saldırıların ismini koymak önemli. Yaşananların ısrarla yalnızca sağın, gericiliğin yükselişiyle ilişkilendirilmesine itiraz ediyoruz. Bu basit, gerici bir saldırı değil, senelerdir farklı farklı şehirlerde de gerçekleşen, homofobik-transfobik bir nefret saldırısı. Provokasyon değil. İsmini koymak, seslendirmek önemli.
Saldırıya uğruyoruz, sonra etrafımızda konumlanan ve sayıları gittikçe artan polisler tarafından, gözaltı tehdidi ve kişisel telefonları ile görüntülerimizi almak dahil çeşitli tacizlere maruz bırakılıyoruz. Ve günün sonunda bir tercih yapmak zorunda kalıyoruz. Ya saldırıya uğradığın, yüksek ihtimalle uğramaya devam edeceğin bir alanda kalmaya devam edeceksin ya da polis seni gözaltına alıp işkence yapacak. Bu bizler açısından çok onur kırıcı ve utanç verici.

DEM Parti'li Saki’den LGBTİ+’lara saldırılara tepki: Eşit bir yaşam için mücadele edeceğiz
Şiddeti engellemek
Bu şiddetin önüne geçmek için organizasyon komiteleri ve siyasi aktörler ne yapmalı?
Az evvel de belirttiğim gibi, LGBTİ+’lara yönelik gerçekleştirilen saldırıların transfobik ve homofobik saiklerle yapıldığının farkındayız. Saldırıların gerekçelerine ilişkin analizlere değil; ayrımcılık ve nefretten beslenen saldırıların önünü alacak politikaların hayata geçirilmesine ihtiyacımız var. Kapalı kapılar ardında verilen özeleştirileri ve yapılan açıklamalarda LGBTİ+’lardan adeta sembolik bir şekilde, renk gibi bahsedilmesini kabul etmiyoruz.
Sahneden yaşanan saldırının kınandığı ve Newroz’un bir arada yaşamı savunan herkesin bayramı olduğu yönünde bir açıklama yapılmasını talep etmiştik iki sene önce. Bu, çok büyük bir talep olmamasına rağmen gerçekleştirilmedi mesela. Bunun, bu kadar zor olmaması gerektiğine inanıyorum.
Alanda maruz kaldığımız şiddetin önüne geçmek için yapılacak şey çok belli aslında: LGBTİ+ haklarının tartışmaya kapalı bir insan hakları meselesi olduğunu her gün olduğu gibi Newroz günü de vurgulamak ve bu saldırıların kabul edilemez ve hatta karşı-devrimci saldırılar olduğunu “yetkili” yerlerden sesli konuşmak, adımızı anmak.
Politik iradenin inşası
Maruz kaldığınız tüm şiddete rağmen Newroz alanında var olmaya devam etmek sizin için ne ifade ediyor?
Direniş. Lubunya hareketinin hem son senelerde teması oldu hem de en yoğun gündemi. Bizce, LGBTİ+’ların ve Kürt halkının mücadelesini en çok kesiştiren de bu ortaklık. Mevcut sürece rağmen, Kürt halkı hâlâ en temel haklarından yoksun ve bu haklar için her alanda mücadele etmeye devam ediyorlar. Yok sayılmak, varlığımızın inkâr edilmesi, tırpanlanmaya çalışılan haklarımız için tüm baskıya rağmen verdiğimiz mücadele bizi birleştiriyor. Kürt halkı geri adım atmıyor, biz de atmıyoruz. Devlet politikaları, her iki özneye de doğrudan müdahale ediyor. Bizler ise tüm bu baskılara rağmen birlikte yaşamakta ısrarcıyız.
Somut olarak ne değişirse kendinizi daha güvende hissedersiniz?
Somut olarak değişmesi gereken şey aslında çok açık. Ve bence bu politikanın nasıl yürütülmesi gerektiği hem “Perspektif” metninde hem de sorunlarımızı Meclis’e en çok taşıyan DEM Parti milletvekillerinin verdiği soru ve araştırma önergelerinde ortada. LGBTİ+’ların varlığının “renk” olarak değil, politik özne olarak tanınması ve bunun sadece sözde değil, pratikte güvence altına alınması gerekiyor.
Bu da birkaç temel adım demek. Newroz alanlarında açık ve net bir şekilde LGBTİ+’lara yönelik nefret saldırılarının anında anons edilmesi ve kınanması, tertip komitelerinin bu saldırıları engelleyecek somut güvenlik mekanizmaları kurması, sahneden LGBTİ+’ların adının açıkça anılması ve haklarının tartışmaya kapalı olduğunun vurgulanması ve tabii ki polis şiddetine karşı da koruyucu bir tutum alınması.
Kısacası, yalnız bırakılmadığımızı hissettiğimiz, kendimizi “misafir” gibi değil, evin çocuklarından biri gibi hissettiğimiz, saldırının değil dayanışmanın büyütüldüğü bir politik irade somut olarak kurulduğunda, kendimizi daha güvende hissedebiliriz. (TY)







