NATO Ankara Zirvesi'nin gündemi: "Atlantik Çatlağı"nı onarmak için savaş harcamalarını artırmak
NATO liderleri 7-8 Temmuz'da Ankara'da toplanıyor. Resmi gündemde savunma harcamalarının GSYİH'nin yüzde 5'ine çıkarılması, Ukrayna'ya destek ve Rusya'ya karşı caydırıcılık var. Zelenskiy'nin katılımı bekleniyor ancak kapsamlı bir NATO-Ukrayna oturumu belirsiz. Fakat asıl gerilim ABD ile Avrupa arasındaki stratejik ayrışmada: Avrupa Ukrayna savaşını varoluşsal bir tehdit görürken, Trump yönetimi bunu pazarlık konusu yapıyor ve Rusya'yla doğrudan diyaloğu açık tutuyor. Türkiye, ev sahipliğini NATO içi çatlaktan güç toplamak için kullanmaya çalışıyor. Zirve öncesi Ankara'da yüzlerce gözaltı, toplantı ve gösteri yasakları uygulandı, muhalif medyaya akreditasyon verilmedi. İnsan Hakları İzleme Örgütü, NATO'nun kurucu değerleriyle çelişkili bulduğu bu baskıları eleştirdi.
NATO liderleri 7-8 Temmuz’da Ankara’da yalnızca kağıt üzerindeki gündemin kapsadığı yeni savunma harcamalarını ve Ukrayna’ya desteği konuşmayacak; ittifak, açıkça ifade edilmeyen ama asıl gerilim konusu olan ABD ve Avrupa arasında Rusya’ya karşı stratejik tutum bağlamında derinleşen ayrışmayı da yönetmeye çalışacak.
Avrupa başkentleri için Ukrayna savaşı, kıtanın güvenlik düzenini belirleyen varoluşsal bir cephe. Trump yönetimi içinse Ukrayna Savaşı, yük paylaşımı, pazarlık ve ABD’nin küresel önceliklerinin yeniden dağıtımı içinde ele alınacak birçok dosyadan biri.
Ankara Zirvesi bu nedenle hem kağıt üstündeki gündeminde yer alan NATO’nun yeni silahlanma hamlesinin hem de yazılı olmayan gündemdeki Atlantik İttifakı'ndaki çatlağın kendilerini duyurdukları bir gerilim mekanı olacak.
Zirvenin resmi gündemi
Zirvenin resmî gündeminde savunma harcamalarının artırılması, Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi, Rusya’ya karşı caydırıcılığın güçlendirilmesi, savunma sanayi üretiminin hızlandırılması ve ittifakın güney kanadındaki yeni güvenlik riskleri var.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara öncesinde zirvede “on milyarlarca dolarlık” yeni savunma sözleşmelerinin duyurulacağını söyledi. Rutte’ye göre amaç yalnızca daha çok harcama değil, bu kaynağı “savaşa hazır kabiliyete” dönüştürmek: daha fazla mühimmat, hava savunması, dron ve dronsavar sistemleri, siber ve uzay kabiliyetleri, daha hızlı tedarik ve genişletilmiş savunma sanayi üretimi.
Bu gündemin merkezini 2025 Lahey Zirvesi’nde kabul edilen savunma harcamaları hedefi oluşturuyor. Müttefikler, o zirvede 2035’e kadar GSYİH’lerinin yüzde 5’ini savunma ve güvenlikle bağlantılı harcamalara ayırma hedefini kabul etmişlerdi. Ankara’da bu kararın uygulama planlarına geçirilmesi bekleniyor. Ancak bu silahlanma gündemi, ittifak içinde stratejik birlik kurulduğu anlamına gelmiyor.
Stratejik birlik var mı?
Asıl çatlak yalnızca Trump yönetiminin Avrupa’dan daha fazla savunma harcaması istemesinden kaynaklanmıyor. Gerilim, Washington’ın Rusya’yı yalnızca caydırılacak bir hasım olarak değil, Ukrayna savaşını bitirmek ve daha geniş jeopolitik pazarlıklar yapmak üzere doğrudan konuşulacak muhatap bir büyük güç olarak görmesinden doğuyor.
Avrupa’nın doğusundaki Soğuk Savaş döneminde SSCB'nin askeri ve siyasi müttefiki olan ülkeler Moskova’nın Ukrayna’da toprak kazanımlarıyla ödüllendirilmesinin kıta güvenliği için kalıcı bir açık yaratacağını savunuyor. Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya ve Polonya da ton farklarına rağmen Ukrayna’ya uzun vadeli askeri ve mali desteği Avrupa güvenliğinin bir parçası sayıyor.
Trump yönetimi Ukrayna-Rusya savaşına daha operasyonel bakıyor: Avrupa’nın savunma yükünü artırması, ABD’nin Hint-Pasifik, Orta Doğu ve Çin başlıklarına daha fazla kaynak ayırabilmesi ve Ukrayna savaşının Amerikan küresel önceliklerini bütünüyle rehin almamasını gözetiyor. Bu nedenle Ankara Zirvesi'nde Ukrayna’ya destek mesajı verilecek olsa bile, bu desteğin gerisinde iki farklı stratejik yaklaşım bulunacak. Avrupa açısından mesele Rusya’ya karşı kıtasal savunma kapasitesi inşa etmek; Trump yönetimi açısından ise ABD korumasının Avrupa'ya artık daha pahalı, daha koşullu ve daha fazla pazarlığa açık olduğunun kabul ettirilmesi.
ABD ham bir Moskova uzlaşmasını şimdilik öteliyor
Son haftalarda Washington’ın merkez Avrupa ülkelerine karşı dili bir miktar yumuşamış görünüyor. Trump’ın Zelenskiy’e daha olumlu mesajlar vermesi, Ukrayna’nın direnme kapasitesini teslim eden açıklamalarda bulunması ve zirve öncesinde Avrupa’yı tümüyle karşısına almaktan kaçınması, ABD’nin şimdilik ham bir Moskova uzlaşmasını ötelediği izlenimi yaratıyor. Ancak bu, Rusya’yla ayrı pazarlık kanalının kapandığı anlamına gelmiyor. Daha doğrusu Washington, Avrupa ve Ukrayna’yı tamamen by-pass eden bir anlaşmayı açıkça dayatmanın siyasi maliyetini görmüş olarak ilan etmeden geriye bir manevra yapıyor.
Ukrayna başlığı bu Atlantik gerilimi kapsamında Ankara Zirvesi’nde merkezde olacak. Zelenskiy’nin Ankara’ya gelmesi bekleniyor; ancak NATO-Ukrayna Konseyi formatında ayrı ve kapsamlı bir oturum yapılıp yapılmayacağı belirsiz. Kiev, savaşın finansmanı ve uzun vadeli destek mekanizmalarının görüşülmesini bekliyor. Almanya başta olmak üzere bazı Avrupa NATO üyeleri de Ukrayna’ya ikili desteğin artırılması gerektiğini savunuyor.
Türkiye'nin ev sahipliği: NATO içi gerilimlerden güç toplama fırsatı
Zirvenin Türkiye’de yapılmasının NATO açısından başlı başına bir önemi var. Ankara, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Suriye, Irak, Kafkasya ve Orta Doğu geçiş hattının merkezinde yer alıyor. Türkiye, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip; Montrö boğazlar rejimi, Rusya-Ukrayna dengesi, Suriye dosyası, göç, enerji geçişleri, İncirlik ve Kürecik gibi askeri altyapılar nedeniyle ittifak için vazgeçilmez ama yönetilmesi zor bir müttefik.
Bu konum, ABD-Avrupa arasındaki farkların derinleşmesiyle Ankara’ya ek manevra alanı sağlıyor. Türkiye, hem Rusya’yla konuşabilen, hem Ukrayna’ya askeri destek veren, hem Karadeniz’de Montrö boğazlar rejimini yöneten hem de Batı ittifakı içinde pazarlık kapasitesini koruyan bir aktör konumunda olmaktan memnun. Trump’ın Moskova’yla ayrı pazarlık kanalını kapatmaması, Ankara’nın bu manevra alanını ayrıca büyütüyor. Erdoğan rejimi, Rusya’yla temasını, Ukrayna’ya askeri desteğini ve NATO’nun güney kanadındaki rolünü Batı içi ayrışmalardan diplomatik güç üretmek üzere kaldıraç olarak kullanma gayretinde olacak.
Zirve öncesinde Ankara'nın ABD ile savunma ilişkilerinde de hareketlenme görüldü. Trump yönetiminin Türkiye’ye toplam değeri 700 milyon doları aşan savaş uçağı motoru satışını Kongreye bildirdiği aktarıldı. Bu motorların Türkiye’nin yerli muharip uçağı KAAN’da kullanılması öngörülüyor. Ancak Washington'daki F-35 dosyası hâlâ S-400 krizine bağlı olarak rafta. ABD Kongresindeki bazı Demokratlar, Rusya'nın S-400 sistemlerini elinde tuttuğu sürece Türkiye'ye F-35 satışına karşı çıkmayı sürdürecek. Erdoğan’ın Trump’la Ankara’da ikili görüşme yapmasının “çok muhtemel” olduğunu söylemesi, ve Trump'ın sırf Erdoğan'ın hatırı için Ankara'ya geleceği beyanı, zirvenin başkentinde yapılmasının Türkiye için ABD ile pazarlık açısından önemini artırıyor.
Zirve'nin çelişkileri
Zirvenin en görünür çelişkisi ise Türkiye'nin iç siyaseti dolayımında aşikâr oluyor. Ankara Valiliği’nin 28 Haziran’dan 10 Temmuz’a kadar toplantı, gösteri, bildiri dağıtma ve pankart açma gibi ftemel yurttaşlık haklarını il genelinde yasaklaması; zirve öncesinde yüzlerce kişinin gözaltına alınması; siyasetçiler, avukatlar, bir akademisyen, bir gazeteci ve LGBTİ+ hak savunucusunun hedef alınması; bağımsız medya kuruluşlarının akreditasyon başvurularının reddedilmesi, Kuzey Atlantik Antlaşmasının, girişindeki ifadeyle “demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan halklarının özgürlüğünü, ortak mirasını ve uygarlığını koruma kararlılığı" iddiasıyla apaçık bir çelişki içinde.
ABD'nin önde gelen insan hakları savunuclarından İnsan Hakları Gözlem (HRW), perşembe günü Ankara’da gerçekleştirilen en az 209 gözaltının NATO Zirvesi öncesinde ifade ve toplantı özgürlüğüne karşı “acımasız tahammülsüzlüğün” bir göstergesi olduğunu söyledi. HRW, "terör yasalarının" kitlesel gözaltılarla ve muhalefeti susturma amacıyla suistimal edilmesinin ittifakın "kurucu değerleriyle" çeliştiğini vurguladı. Ankara Başsavcılığı ise gözaltıların zirve protestoları korkusuyla gerçekleştirildiğinden hiç söz açmadı, açıklamalarında “terör örgütlerinin eylem ve faaliyetlerini deşifre etmek” gibi anlamı belirsiz ifadeler kullandı.
NATO'nun bağımsız gazetecilere akreditasyon vermemesi de tabloyu ağırlaştırdı. Cumhuriyet, Sözcü, ANKA, T24, Medyascope ve Halk TV gibi muhalif ya da bağımsız medya kuruluşlarının başvuruları reddedildi. Gazetecilere ret gerekçesi açıklanmadı ve itiraz yolu sunulmadı. NATO sözcülüğü, Brüksel dışındaki zirvelerde ev sahibi ülkenin yerli gazetecilerle ilgili değerlendirmesine göre hareket ettiğini, ancak medyanın büyük etkinliklere fiziksel katılımının NATO için önemli olduğunu söyledi.
Bu baskı dalgasının Zirve'nin resmî gündemine girme olasılığı neredeyse yok. NATO, insan hakları ihlallerini üyeler arası kapalı oturum gündemine almaktaki isteksizliğiyle ünlü, öte yandan, 1970'lerin demokratik ve sosyalist muhalefeti "iç düşman" olarak kodlayan amansız "Gladio" operasyonlarının da karargâhı olmakla lekelenmiş bir güvenlik ittifakı. Türkiye gibi askeri ve coğrafi değeri yüksek bir müttefik söz konusu olduğunda, diğer başkentlerin, Ankara'yla açık çatışmadan kaçınmaya özgülenmiş "susuş komplosuna" müracaat hafızası devreye giriyor.
Kürt meselesi ve barış ele alınacak mı?
Kürt meselesi de zirvede doğrudan kendi adıyla masaya gelmeyebilir; fakat birkaç kanaldan gündeme temas etmesi kaçınılmaz. Türkiye’nin PKK’nin silah bırakması ve kendini feshetmesi sürecini hızlandıracak yasal çerçeve üzerinde çalıştığını açıklaması, Ankara’nın iç güvenlik ve bölgesel istikrar anlatısının merkezi bir parçası haline geldi. Suriye Kürt güçlerinin yeni Suriye devlet yapısına entegrasyonu, Türkiye’nin güvenlik öncelikleriyle ABD’nin Suriye sahasındaki eski ortaklık mirası arasında hassas bir temas noktası olmaya devam ediyor.
Ankara Zirvesi’nin görünen gündemi daha fazla savunma harcaması, daha fazla mühimmat ve daha fazla caydırıcılık olacak olsa da, görünmeyen gündemi NATO'nun, ABD’nin daha koşullu ve değişken liderliği altında Avrupa güvenliğini nasıl sürdüreceği muamması. Ukrayna savaşı NATO’yu yeniden canlandırdı; fakat aynı savaş, Atlantik İttifakı'nın artık yekpare bir blok olarak işlemediğini de ortaya koydu. Bağımsız basının içeri alınmadığı, sokakların eleştiriye kapatıldığı, hak savunucuları ve gazetecilerin terör soruşturmalarıyla ev sahibi tarafından kitlesel olarak tutuklandığı 2026 Zirvesi de, NATO'nun "kurucu değerleri"nin ne Ankara'da, ne Washington'da ne de Brüksel'de bir Soğuk Savaş retoriğinden öteye bir anlamı olduğunu ortaya koyuyor.
(AEK)