Gıda mühendisi Dr. Bülent Şık’ın Bir Arada Yaşarız Eğitim ve Toplumsal Araştırmalar Vakfı (BAYETAV) çatısı altında kaleme aldığı Kurşuna Karşı Bir Öğün: Çocukları Gelişim Bozucu Toksik Maddelerden Korumak ve Eğitim Adaletini Güçlendirmek başlıklı rapor, çocukların kurşun maruziyetini görünmez bir halk sağlığı krizinden çıkarıp kamusal bir sorumluluk alanına taşımayı amaçlıyor.
Nisan 2026 tarihli rapor, kurşunun güvenli bir alt sınırı bulunmadığını, düşük düzeylerde bile çocukların beyin gelişimini, öğrenme kapasitesini ve eğitim hayatını etkileyebildiğini vurguluyor.

“İklim krizi, aynı zamanda bir çocuk hakları krizidir”
“Kurşun için güvenli eşik yok”
Rapor, kurşunun çocuklar üzerindeki etkisini yalnızca “zehirli bir metal” başlığı altında değil, nörogelişim sürecini bozan bir etken olarak tartışıyor.
Kurşun, kalsiyum, demir ve çinko gibi yaşamsal mineralleri taklit ederek vücuda girebiliyor, sinir hücreleri arasındaki iletişimi bozabiliyor ve beyin gelişiminin kritik aşamalarını etkileyebiliyor. Bu durum çocuklarda IQ düşüşü, dikkat sorunları, hiperaktivite, dürtüsellik, davranış sorunları ve eğitim başarısında gerileme gibi sonuçlara yol açabiliyor. Raporda, güvenli bir kan kurşun düzeyi olmadığı özellikle vurgulanıyor.
Şık’ın raporu, çocukların yetişkinlerden daha kırılgan olduğunun altını da çiziyor. Küçük çocukların yerde daha fazla zaman geçirmesi, ellerini ağızlarına götürmesi, kirli toz ve toprağa daha çok temas etmesi ve bağırsak sistemlerinin kurşunu daha yüksek oranda emmesi, maruziyetin etkisini ağırlaştırıyor. Yetişkinlerde yutulan kurşunun yalnızca küçük bir bölümü emilirken, çocuklarda bu oran çok daha yüksek seviyelere çıkabiliyor.
"Türkiye’de tablo belirsiz çünkü düzenli izleme yok"
Rapora göre Türkiye’de çocuklara yönelik düzenli ve güvenilir bir kan kurşun düzeyi izleme programı bulunmuyor. Bu nedenle sorunun gerçek boyutu kesin olarak bilinmiyor. Ancak raporda aktarılan iki farklı bilimsel tahmin bile ağır bir tabloya işaret ediyor.
2021 tarihli bir çalışmaya göre Türkiye’de çocukların ortalama kan kurşun düzeyi 3,23 µg/dL ve 0-14 yaş grubunda yaklaşık 6,3 milyon çocuğun kritik eşiklerin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. 2024 tarihli başka bir modelleme ise 0-19 yaş grubunda 5 µg/dL üstünde kan kurşun düzeyine sahip çocuk sayısını ortalama 643 bin olarak hesaplıyor. Rapor, yöntem farklılıklarına rağmen her iki çalışmanın da ciddi bir kurşun sorununa işaret ettiğini belirtiyor. Veri eksikliği, beklemek için değil, önleyici politika geliştirmek için bir alarm olarak okunuyor.
Kurşun yalnızca sanayide değil gündelik hayatın içinde
Raporun en çarpıcı bölümlerinden biri, UNICEF ve Pure Earth’ün 2024 tarihli “Rapid Market Screening” çalışmasına dayanan tüketici ürünü bulguları. Ankara, Bursa ve Eskişehir’de pazarlardan ve perakende satış noktalarından toplanan örneklerde metal gıda kaplarının yüzde 67’sinde, seramik gıda kaplarının yüzde 53’ünde, yüzey ve duvar boyalarının yüzde 70’inde, oyuncakların yüzde 29’unda ve plastik gıda kaplarının yüzde 19’unda referans düzeylerin üzerinde kurşun saptandığı aktarılıyor.
Kozmetiklerde yüzde 100, baharatlarda ise yüzde 25 oranı verilse de rapor bu iki kategoride örneklem sayısının çok düşük olduğunu ayrıca not ediyor.
Rapora göre bu veriler, kurşun riskinin yalnızca maden sahaları, sanayi tesisleri ya da eski binalarla sınırlı olmadığını gösteriyor. Mutfakta kullanılan kaplardan ev içi boyalara, çocukların doğrudan temas ettiği oyuncaklardan gıda ile temas eden plastiklere kadar çok sayıda ürün, gündelik ve süreğen bir maruziyet zemini yaratabiliyor.
Çocuk dostu iklim ve afet hazırlığı kılavuzu
"Yoksulluk, maruziyeti yalnızca artırmıyor etkisini de ağırlaştırıyor"
Raporun öne çıkan saptamalarından biri kurşun maruziyetinin toplum içinde eşit dağılmadığı. Yoksul, dışlanan ve güvencesiz topluluklar eski ve bakımsız konutlarda yaşadıkları, kirletici tesislere daha yakın oldukları, sağlık hizmetlerine daha zor eriştikleri ve daha yetersiz beslendikleri için kurşunun yükünü daha ağır taşıyor. Raporda bu durum, çevresel adaletsizliğin çocuk bedenindeki biyolojik izi olarak tarif ediliyor.
Bulgular yoksulluğun yalnızca kirli çevrede yaşamak anlamına gelmediğini, aynı zamanda bedenin toksik maddelere daha açık hale gelmesi anlamına da geldiğini söylüyor. Demir, kalsiyum ve çinko eksiklikleri ile açlık ve öğün atlama, kurşunun bağırsaklardan emilimini artırıyor. Başka bir deyişle, aynı çevresel riske maruz kalan iki çocuktan yetersiz beslenen olanın daha ağır etkilenmesi olası hale geliyor. Raporda bu durum “toksikokinetik tuzak” olarak tarif ediliyor.
"Kokteyl etkisi: Çocuklar tek bir kimyasala maruz kalmıyor"
Şık’ın raporu yalnızca kurşuna değil, çoklu maruziyet gerçeğine de dikkat çekiyor. Günlük yaşamda çocuklar tek bir kimyasala değil gıda, su, hava, toz ve çeşitli ürünler yoluyla çok sayıda toksik maddeye aynı anda maruz kalıyor. Raporda “karışım toksisitesi” ya da “kokteyl etkisi” olarak anılan bu durumun, tek tek kimyasallara bakarak yapılan risk değerlendirmelerini yetersiz bıraktığı belirtiliyor. Düşük düzeyde ve tek başına “zararsız” görülen maruziyetler, birlikte ele alındığında daha ağır biyolojik sonuçlar doğurabiliyor.

Doğum izni süreleri Türkiye'de nereye geldi, diğer ülkelerde nasıl ?
Kadınların görünmeyen bakım emeği
Raporda dikkat çeken bir başka başlık ise çocukların toksik kimyasallara maruz kalmasının toplumsal cinsiyet boyutu. Kurşun ve benzeri gelişim bozucu kimyasalların yol açtığı sağlık sorunları, çoğu zaman kamusal hizmetlerle değil, hane içindeki ücretsiz bakım emeğiyle yönetilmeye çalışılıyor. Güvenli gıda bulmak, temiz su sağlamak, sağlık hizmetine erişmek, çocuğun gelişimini ve eğitimini takip etmek çoğunlukla kadınların omzuna yükleniyor.

“Beslenmesini götüremediği için okula gitmek istemeyen çocuklar var”
Okullarda ücretsiz bir öğün
Raporun en güçlü kamusal politika önerisi, ücretsiz okul yemeği programı. Şık, okul yemeğini yalnızca bir sosyal yardım aracı olarak değil kurşun toksisitesine karşı koruyucu bir halk sağlığı önlemi, gıda adaletini güçlendiren bir araç ve eğitimde eşitliği destekleyen temel bir kamu yatırımı olarak ele alıyor. Çünkü emir, kalsiyum ve diğer mikrobesin eksiklikleri kurşun emilimini artırıyor, düzenli ve nitelikli bir okul öğünü ise özellikle yoksulluk ve gıda güvencesizliği içindeki çocukların biyolojik kırılganlığını azaltabiliyor.
Ne yapılmalı?
Raporun sonuç bölümünde önerilen başlıca adımlar şunlar:
- Çocuklar için ulusal ölçekte düzenli kan kurşun düzeyi izleme programı kurulması
- Yüksek riskli mahalleler, eski yapı stokları, sanayi çevreleri, okullar, kreşler ve çocuk bakım kurumlarının öncelikli olarak taranması
- Eski su tesisatlarının yenilenmesi; boya, oyuncak, metal ve seramik kaplar ile gıda temas materyallerinin daha sıkı denetlenmesi
- Atık geri dönüşüm ve sanayi tesislerinin kontrol altına alınması
- Gıdalarda ve içme sularında kurşun izlemesinin şeffaf biçimde yürütülmesi
- Çocuk sağlığı, eğitim, çevre ve sosyal politikanın ortak bir koruma programı içinde ele alınması
(NÖ)






