BİA MEDYA GÖZLEM | NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2026 | TAM METİN
Gün gün üç aylık medya/ifade özgürlüğü ihlalleri
24 TEMMUZ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN MÜCADELE GÜNÜ
Gazetecinin ağzını açması, hapis ve eziyet demek!
BİA MEDYA GÖZLEM | NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2026
Düzenlemeler, tepkiler, dayanışma, işsizlik
Gazeteci Uğur Mumcu’nun aracının altına 24 Ocak 1993’te bomba yerleştirerek ölümüne neden olan kişi olarak gösterilen ve İnterpol aracılığıyla arandığı iddia edilen Oğuz Demir’in yargılanmasında, o yılların İçişleri Bakanı Mehmet Ağar tanık sıfatıyla dinlendi. 22 Eylül 2025’te dinlenen o yılların İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Mumcu “Bu davayla ilgili engellemeye sebep oldunuz mu?” sorusuna “Tam tersi bizim Uğur ile bir hukukumuz vardı” şeklinde yanıt verince Mumcu’nun kızı Özge Mumcu, “Hayır, böyle bir şey yoktu” şeklinde karşılık vermişti. Yargı ve yetkili kurumların aklına, bombacı ve ailesinin bulunduğu yerin araştırılması 32 yıl sonra geldi. Davaya 14 Temmuz’da devam edilecek.
Gazeteci ve barış insanı Hrant Dink 2007 yılında öldürüldüğünden beri Trabzon’daki Pelitli Grubu, cinayette görev ihmali gösteren ve “FETÖ adına” cinayete zemin hazırlayan güvenlik görevlileri yargılandı ancak gazeteciyi 22 Şubat 2004 tarihli bildiriyle tehdit eden Genelkurmay yetkilileri, Dink’i İstanbul Valiliği’nde 24 Şubat 2004’te tehdit eden MİT görevlileri, gazeteci için koruma kararı almayan ve suikasti hafife alan dönemin siyasi ve mülki amirlerine dokunulmadı. Nitekim, soruşturmalarda korunan, yargılanmayan, yargılansa da beraat eden birçok kamu görevlisi ve mülki amirle ilgili AİHM ve Anayasa Mahkemesi önünde Dink Ailesi avukatlarının yapmış oldukları başvurular bekliyor. Son olarak Dink Ailesi, katil Ogün Samast ile destekçileri Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’e açılan “örgüt adına suç işlemek” davası kapsamında 10 Ocak 2025’te verilen zamanaşımı kararına itiraz ettiğinde “suçtan doğrudan zarar görmediniz” gerekçesi ileri sürüldü.
Gazeteci cinayeti dosyaları
Hrant Dink cinayeti davası
Dink cinayetinin “örgüt” ayağında Dink Ailesi “zarar görmeyen”: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, 2007’de işlenen gazeteci Hrant Dink cinayetinde, katil Ogün Samast ile destekçileri Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’e açılan “örgüt adına suç işlemek” davasının 10 Ocak 2025’te zamanaşımından düşürülmesiyle ilgili karara itiraz eden Dink Ailesini “suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen” olarak nitelendirip itiraz hakları bulunmadığına karar verdi. Hrant Dink 2007’de öldürüldüğünden beri Trabzon’daki Pelitli Grubu, cinayette görev ihmali gösteren ve “FETÖ adına” cinayete zemin hazırlayan güvenlik görevlileri yargılandı ancak gazeteciyi 22 Şubat 2004 tarihli bildiriyle tehdit eden Genelkurmay yetkilileri, Dink’i İstanbul Valiliği’nde 24 Şubat 2004’te tehdit eden MİT görevlileri, gazeteciyi korumayan ve cinayet öncesi çoğalan tehditleri hafife alan dönemin siyasi ve mülki amirlerine dokunulmadı. Nitekim, soruşturmalarda korunan, yargılanmayan, yargılansa da beraat eden birçok kamu görevlisi ve mülki amirle ilgili Dink Ailesi avukatlarının başvuruları AİHM ve Anayasa Mahkemesi önünde bekliyor (1 Nisan).
Uğur Mumcu cinayeti davası
Mumcu’yu öldüren bombacı Demir 33 yıldır “kaçak”: Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ocak 1993’te gazeteci Uğur Mumcu’nun aracına bomba yerleştirerek ölümüne neden olan kişi olarak gösterilen ve İnterpol aracılığıyla arandığı iddia edilen Oğuz Demir’i gıyabında yargılamaya devam etti. 22 Eylül 2025’te görülen yargılamanın 13. duruşmasında Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, cinayetten 33 yıl sonra ilk kez, İstanbul Anadolu Adliyesi’nden SEGBİS aracılığıyla dinlenmiş, Mumcu için “Uğur Bey ile sık sık görüşürdük” ve “Güldal Mumcu ile Mülkiye'den sınıf arkadaşıyız” demişti ancak cinayete dair soruşturmayı engellemediğini söylemişti. 9 Şubat’ta devam edilen dava, sanık Oğuz Demir ve ailesinin bulunduğu yerin araştırılması için Milli İstihbarat Başkanlığı ile Dışişleri Bakanlığı’na yazı yazılması ve hakkında yakalama kararı olan Oğuz Demir’in yakalanmasının beklenilmesi için 14 Temmuz’a ertelendi (1 Nisan).
Tutuklamalar
Gazetecilerin politik konjonktür gereği veya siyasi muktedirleri gündeme getirdikten sonra tutuklanmasına dönük kronik sorunlar, son üç aylık dönemde de, BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı, Aydınpost sitesi sahibi Yelis Ayaz ile magazin habercisi Bilal Özcan gibi habercilerle sürdü. Söz konusu habercilerle birlikte, daha önce tutuklanan DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ da yakın zamanda tahliye edildiyse de, Kaos GL haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar’ın NATO Zirvesi öncesi “örgüt operasyonu” bahanesiyle hapsedilmesi, temel gazetecilik haklarının konjonktür gereği çiğnenmesinin taze bir örneğini oluşturdu.
Ankara’da gazeteci Tar’a “NATO” hapsi: Ankara’da NATO Zirvesi öncesi düzenlenen operasyonlarda “örgüt üyeliği” iddiasıyla 23 Haziran’da gözaltına alınan Kaos GL haber sitesi Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar 25 Haziran’da tutuklandı. Gazeteci, daha önce de “HDK örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklanmış, hakkında açılan dava ise sürüyor. Kaos GL’nin aktardığına göre, Tar’a ifade işlemleri sırasında NATO’ya ilişkin herhangi bir soru yöneltilmedi. Bunun yerine, hükümetin 2025 yılı için ilân ettiği “Aile Yılı” politikalarına ilişkin açıklamaları soruldu. Savcılığın tutuklamaya sevk yazısında ise, şüphelilerin “Türkiye’nin terörle anılan bir ülke olması gayreti içinde terör eylemi gerçekleştirebilecekleri” iddiasına yer verildi (25 Haziran).
Aydın’da Ayaz’a tutuklama: Aydınpost haber sitesinin imtiyaz sahibi gazeteci Yelis Ayaz, haberinde bir AKP milletvekilinin oğlunun okula silahla girdiğini gündeme getirdiği için “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” iddiasıyla 15 Mayıs’ta tutuklandı (15 Mayıs).
Arı’ya “dezenformasyon” tutuklaması: Kamu kurumlarına ilişkin yolsuzluk ve diğer usulsüzlüklere ilişkin araştırma ve haberleriyle ilgili tanınan, iş kazaları ve deprem gibi kamu yararı olan dosyaları gündeme getiren BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı, bayramda aile ziyareti için gittiği Tokat'ın Turhal ilçesinde 21 Mart akşamı gözaltına alındı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma gerekçe gösterilerek alıkonan gazeteci Ankara’ya getirildi ve “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” şüphesiyle sorgulandı. Arı, yoğun tepkiyle karşılanan gözaltıdan sonra Ankara Savcılığı’nca dinlenmeden tutuklamaya sevk edildi; Sulh Ceza Hakimliği’nce de tutuklandı (21 Mart).
Uludağ’ın tutukluluğu “söz verilmeden” uzatıldı: İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği, 26. gündür Marmara Cezaevi’nde bulunan gazeteci Alican Uludağ’la ilgili aylık tutukluluk incelemesinde, cezaevinden SEGBİS karşısına çıkardığı gazeteciye söz vermeden ve itirazlarını kayda almadan, tutukluluğunu uzattı. Uludağ, “Bu hukuka aykırı tutukluluğa karşı itirazlarımı dile getirmek için günlerce hazırlık yaptım. SEGBİS ekranına baktığımda birçok cezaevinden onlarca tutuklu da hazır bekliyordu. Görevli hakimin bana söz vermesini beklerken bir anda tek tek isimler okuyarak ‘Tutukluluğun devamına…’ dedi. ‘Herhalde onlardan sonra beni dinler’ diye düşündüm. Hakim isimleri sayarken ‘Alican Uludağ tutukluluk halinin devamına...’ dedi. Söz alıp itiraz ettim. Savunmamı almadan tutukluluğunun devamına karar verdi (18 Mart).
Tahliyeler
Antalya’da tutuklanan Kemaneci’ye tahliye: Antalya Kemer’de çevreye dair ihlal iddialarını gündeme taşıdıktan sonra 26 Mart’ta gözaltına alınıp “halkı yanıltıcı bilgiyi yaydığı” iddiasıyla tutuklanan gazeteci Murat Kemaneci 6 Haziran’da tahliye edildi. Gazeteci, gözaltında sağlık sorunları yaşamasına karşın tutuklanarak Antalya’daki Döşemealtı L Tipi Cezaevi’ne gönderilmişti (6 Haziran).
“Dezenformasyon”dan yargılanan İsmail Arı’ya tahliye: Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 75 gündür tutuklu BirGün gazetesi muhabiri gazeteci İsmail Arı’yı “yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” ve “gizliliğin ihlali” suçlamalarından yargıladığı davanın ilk duruşmasında tahliye etti. Gazetecinin, çıplak arama girişimi gerekçesiyle Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube polisleri hakkında talep ettiği suç duyurusu da kabul edildi. Dava, 9 Ekim’e (saat 14:00) bırakıldı (5 Haziran).
Aydın’da Ayaz’a tahliye: Aydın 2. Asliye Ceza Mahkemesi, bir haberi nedeniyle 15 Mayıs’tan beri tutuklu olan Aydınpost sitesi genel yayın yönetmeni Yelis Ayaz’ın tahliyesine karar verdi. Aydın’da bir milletvekili oğlunun okula silah geldiği iddiasını gündeme getirdiği için 17 gün tutuklu kalan gazeteci, 30 Haziran’da “dezenformasyon” ve “hakaret” iddiasıyla yargılanacak (1 Haziran).
Uludağ’a 90 gün sonra tahliye: “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla 90 gündür Silivri Cezaevi’nde tutulan gazeteci ve DW Türkçe muhabiri Uludağ ilk kez hâkim karşısına çıktı. Duruşmaya SEGBİS katılmak zorunda bırakılmasını hukuka aykırılık olarak eleştiren Uludağ, kaçma şüphesi iddiasıyla tutuklu bırakılmasını da “İki küçük çocuğum var, nereye kaçarım” diyerek tepki gösterdi. Bir gazeteci olarak ifade özgürlüğü hakkının gereğini yerine getirdiğini vurgulayan Uludağ, “Bu dava, Anayasa’da güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğünün engellenmesinden ibarettir" dedi. Duruşma savcısı, tutuklu bırakılması yönünde görüş bildirirken mahkeme, gazetecinin tahliye edilmesi yönünde karar aldı. Dava 18 Eylül’e (saat 10:30) bırakıldı (21 Mayıs).
Magazin habercisi Özcan’a tahliye: İntihar olarak gündeme gelen moda tasarımcısı Ayşegül Eraslan’ın ölümüne ilişkin “cinayet” şüphesine dair değerlendirmeleri nedeniyle 16 Mart’ta tutuklanan magazin habercisi Bilal Özcan 16 Nisan’da Silivri Cezaevi’nden tahliye edildi. Gazeteci, Türk Ceza Kanunu’nun “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma Suçunu” düzenleyen 217/A maddesi kapsamında İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla tutuklanmıştı (16 Nisan).
Gözaltılar
Nisan - Haziran döneminde en az beş gazeteci gözaltına alınırken üçünün (Müberra Ünsal, Yusuf Çelik ve Doğa Tekneci) özgürlükten alıkonulmasının gerekçesi, LGBTİ+ Onur Haftası ve bağlantılı gündemi izlemeleri oldu. Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Sema Bingöl de, Ankara’da öldürülen Ethem Sarısülük’ün anıldığı eylemi takip ederken darpla gözaltına alındı.
İstanbul’da Ünsal’a gözaltı: İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda gerçekleştirilmek istenen eylemler sırasında gazeteci Müberra Ünsal da gözaltına alındı. TGS de, Ünsal'ın basın kartı olmasına rağmen gözaltına alındığını duyurdu. Açıklamada, “LGBTİ+'ların barışçıl biçimde hak ve özgürlüklerini kullanmaları da, bu sürecin gazeteciler tarafından takip edilmesi de demokratik toplum ilkelerinin gereğidir” denildi (28 Haziran).
İki haberciye gözaltı: Bu yıl “Tahayyül” temasıyla düzenlenen 12. İstanbul Trans Onur Yürüyüşü, yasak kararlarına rağmen Kadıköy’de gerçekleştirildi. En az 10 hak savunucusu ile birlikte gazeteciler Yusuf Çelik ve Doğa Tekneci de gözaltına alındı. Trans Onur Yürüyüşü kapsamında LGBTİ‘ler Fener Kalamış Caddesi’nde bir araya gelerek nefret cinayetlerinde yaşamını yitiren transları andı (21 Haziran).
Bingöl’e şiddet ve gözaltı: İstanbul’da Gezi eylemlerinin 13. yılında, Ankara’da öldürülen Ethem Sarısülük’ün anıldığı eylemi takip eden Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Sema Bingöl, polis müdahalesini görüntülerken darp edilerek gözaltına alındı (1 Haziran).
Kılıç’a gözaltı: NEO TV’de görev yapan gazeteci Turgay Kılıç, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla gözaltına alındı. Gazeteci aynı gün serbest bırakıldı (17 Nisan).
Saldırı, tehdit, engelleme
Son üç ayda en az beş haberci politik kişilik veya grupların saldırılarına veya fiziki müdahalelerine uğradı, biri de yaptığı yayın nedeniyle tehdit edildi. Ana muhalefet partisi CHP’ye dair mutlak butlan kararının açıklanmasının ardından CHP Genel Merkezi önünde yaşanan olaylarda görev yapan üç haberciye sert şekilde müdahale edilirken eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Now TV muhabirinin sorularına, mikrofonu iterek baş edebildi. Ayrıca bir polis, 1 Mayıs eylemlerini izleyen Kısa Dalga sitesinden Gülseren Özkan’ın gözüne yakın mesafeden göz yaşartıcı gaz sıktı. İzmir merkezli İz Gazete'nin ofis kapısına da mesai saatleri dışında matkapla zorlanarak zarar verildi.
Gülenç’e baskı ve tehdit: Gazeteci Erhan Gülenç, iş insanı Rahmi Koç’un “Kürt Kadını”na atıf yapan tartışmalı fıkrasına dair görüntüleri yayımladığı için tehdit edildiğini duyurdu. Gülenç, bir yöneticinin videoyu kaldırması için kendisini arayarak baskı yaptığını açıkladı. Gazeteci, kamuoyunu ilgilendiren haberden geri adım atmayacağını ifade etti (7 Haziran).
İZ Gazete kapısına matkapla zarar verildi: İzmir merkezli İz Gazete'nin ofis kapısına mesai saatleri dışında matkapla zorlanarak zarar verildi. İz Gazete genel yayın yönetmeni Ümit Kartal, olaya ilişkin “Dün mesai saatleri dışında, gazetemizin kapısı zorlanmış. Sabah işe gelen arkadaşlarımızın çektiği fotoğraf bu. Görüntülerden matkap vb aletler kullanıldığı da anlaşılıyor. 10 yıllık gazetemize şimdiye kadar hiç ‘hırsızlık’ girişimi dahi olmadı. Dün de gazetemizin bulunduğu iş merkezinde bizim ofisimiz dışında hiçbir girişim yok. Arkadaşlarımız güvenlik kamerası görüntülerini inceliyor ve konuya dair şikayetimizi yaptık… Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da herhangi bir tehdit ve gözdağı girişimi doğru bildiğimizi söylerken bir adım geri atmamızı sağlayamaz! Gözümüzü budaktan, sözümüzü dudaktan sakınacak değiliz!” dedi. Soruşturma kapsamında ifade veren Erhan Ö. gazeteyi hedef almadığını ve daha önce su getirmek için uğradığı iş hanındaki ofislere zarar vermek istediğini açıklasa da olay günü sadece İz Gazete’ye saldırdığı tespit edildi (6 Haziran).
Ankara’da üç gazeteciye “butlan” şiddeti: Ana muhalefet partisi CHP’ye dair mutlak butlan kararının açıklanmasının ardından CHP Genel Merkezi önünde yaşanan olaylarda görev yapan CNN TÜRK muhabiri Murat Bekmezci fiziki müdahaleyle karşılaştı; TGRT Haber muhabiri Sait Kahraman ve kameraman Burak Taştan da tepkili kalabalığın fiziki saldırısına uğradı (24 Mayıs).
Aydın'da Topbaş’a saldırı: Aydın'da yerel bir haber sitesinin sahibi Süleyman Topbaş'a 2 Mayıs akşamı bir saldırı gerçekleştirildi. Eşiyle birlikte Atatürk Kent Meydanı’nda yürüyen gazetecinin, Ülkü Ocakları Aydın İl Başkanlığı yakınında kimliği belirsiz bir grupla sözlü tartışma yaşadıktan sonra darp edildiği açıklandı. Topbaş'ın saldırının ardından şikayetçi olduğu ve kaçan şüphelilerin kimliğinin belirlenmesi için çalışma başlatıldığı bildirildi (2 Mayıs).
Gazeteciye polisten “1 Mayıs” gazı: İstanbul Mecidiyeköy yakınında 1 Mayıs eylemlerini izleyen Kısa Dalga sitesinden Gülseren Özkan, bir polisin yakın mesafeden gözüne göz yaşartıcı gaz sıktığını duyurdu. Gazeteci, X hesabından, “Polis doğrudan gözümün içine gaz sıktı…” diye yazdı (1 Mayıs).
Soylu’dan Now TV muhabirine fiziki müdahale: Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Tunceli Valisi’nin tutuklanmasıyla genişleyen Gülistan Doku cinayeti soruşturmasıyla ilgili bir soru sormak isteyen NOW TV muhabiri Beril Ötkan’a fiziki müdahalede bulunarak görüntü almasını engelledi. Sinirlenen Soylu, Ötkan’ın koluna vurarak, görüntü almasını engelleyen Soylu, "Kardeş izin aldın mı?" dedi (29 Nisan).
Hak arama ve cezasızlık
Yargı ve yetkili kurumların aklına, araştırmacı gazeteci ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu’nun aracına bombayı yerleştirip ölümüne neden olan bombacı ve ailesinin bulunduğu yerin araştırılması 32 yıl sonra geldi. Türkiye Ermenisi gazeteci Hrant Dink'in 2007'de öldürülmesiyle ilgili Trabzon’daki Pelitli Grubu ve “FETÖ adına cinayete yol veren güvenlik görevlileri” cezalandırılırken Dink’i eylem, program ve bildiriler yoluyla hedef göstererek cinayete zemin hazırlayanlara dokunulmadı. Çevre belgeselcisi Hakan Tosun’un 10 Ekim 2025 gecesi İstanbul Esenyurt’ta maruz kaldığı ölümcül saldırıyla ilgili davada, cinayetin mesleki faaliyetleriyle işlendiğine dair boyut henüz gözlemlenemedi.
Ankara’da Yeniçağ gazetesi köşe yazarı Yavuz Selim Demirağ’ı 10 Mayıs 2019’da ağır şekilde darp edenlerin yeniden yargılanmasına 10 Eylül’de devam edilecek. Bursa’dan gazeteci Yaman Kaya’ya karşı 2023'te düzenlenen silahlı saldırıyla ilgili, ertesi yıl “delil yetersizliği” gerekçesiyle beraat eden iki sanık, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanıyor. Evrensel gazetesinin İzmir Temsilciliğine 13 Ağustos 2025 gecesi 10 el ateş ettikten sonra tutuklanıp tahliye edilen sanık İsa Can Biler’in, duruşmaya zorla getirilmesine karar verildi.
Evrensel’e saldırı davası: İzmir 42. Asliye Ceza Mahkemesi, Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde bulunan Evrensel gazetesinin İzmir Temsilciliğine yönelik 13 Ağustos gecesi 10 el ateş ederek silahlı saldırı düzenlediği gerekçesiyle tetikçi İsa Can Biler'i yargılamaya devam etti. 25 Haziran’da süren davada, gazete avukatlarının talebi doğrultusunda, duruşmalara katılmayan sanık Biler’in zorla getirilmesine karar verdi. Gazete avukatlarından Serhat Özkan, “13 Ağustos’ta büromuz kurşunlandı. Bundan birkaç gün önce Habaş’la ilgili haber yapılmıştı. Takipsizlik itirazımızda da belirttiğimiz gibi sanıkların 200’ün üzerinde Kırkpınar soyadlı kişilerle görüşmesi bulunuyor. Bu kişilerin dinlenmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı. Davayı Evrensel çalışanlarının yanı sıra Emek Partisi İl Başkanı Elif Çuhadar, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi ve TGS İzmir Şube Başkanı Nil Kahramanoğlu takip etti. Sanıklar hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin devamına hükmeden mahkeme, İbrahim Halil Yapıcı’nın duruşmalardan vareste tutulması talebini kabul etti. Dava, 14 Eylül’e (13.30) bırakıldı (25 Haziran).
LeMan’a saldırıya davada şeriat sloganları: LeMan dergisinin 26 Haziran 2025 tarihli sayısında, Hz Muhammed’in çizildiği iddiasıyla derginin İstanbul Beyoğlu’ndaki bürosuna yönelik saldırıya açılan dava İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Dergi binasına saldırı çağrısı yapan İBDA-C’ye yakınlığıyla Büyük Doğu Akıncıları Derneği’nin İl Başkanı Alper Kaan Aykut’un “kin ve düşmanlığa tahrik” gerekçesiyle yargılandığı dava öncesi Çağlayan Adliyesi’nde toplanan bir grup adliye içerisinde şeriat sloganları attı. Bunun üzerine gruba polis müdahale ederken arbede yaşandı (24 Haziran).
Bursa’da Kaya’ya saldırı davası yeniden: Bursa Ağır Ceza Mahkemesi, 2023'te kent rantlarını duyuran Başka Gazete sitesi yayın yönetmeni ve gazeteci Yaman Kaya’ya karşı girişilen silahlı saldırıya ilişkin iki sanığı, İstinafın beraatları bozması üzerine, ‘kasten öldürmeye teşebbüs” gerekçesiyle yeniden yargılıyor. Elde edilen görüntülerin analizi ve HTS raporuna dair bilirkişi raporunu bekleyen dava 29 Eylül’e kaldı (17 Haziran).
Çevre habercisi Tosun’un öldürülmesiyle ilgili dava başladı: Çevre haberciliği ve belgeselleriyle bilinen gazeteci Hakan Tosun’un, İstanbul Esenyurt’ta evine giderken 10 Ekim gecesi sokakta öldürülesiye dövülmesi ve 13 Ekim akşamı Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde yaşamını yitirmesiyle ilgili sanıklar Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin'in yargılanmasına başlandı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Tosun’a yönelik altı şiddet sahnesine yer verilen olaya ilişkin hazırladığı iddianamede iki tutuklu şüpheli hakkında “kasten öldürme” suçundan ayrı ayrı müebbet hapis cezası talep etmişti. İddianamede, 10 Ekim 2025 gecesi, 23.00 sularında Avcılar’da metrobüse binen Hakan Tosun ile yolculardan biri arasında tartışma yaşandığı ileri sürülüyor. Belgede, Metrobüs içinde olduğu iddia edilen bazı yolcuların ifadelerine yer verildi, Tosun’un Haramidere durağında yolcularca metrobüsten indirildiği kayda geçildi. Gazetecilik örgütleri, Tosun’a yönelik saldırının “gazetecilik faaliyetlerine yönelik cezalandırıcı bir boyutu” olup olmadığının açıkça ortaya çıkarılmasını talep ediyor. 6 Mayıs’ta başlayan davada 13 kişi tanık sıfatıyla ifade verirken “kasten insan öldürme” suçundan ve TCK 81/1 maddesi gereğince cezalandırılması istenen iki sanık cezaevinden SEGBİS üzerinden ifade verdi. Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılamaya 8 Temmuz’da devam edecek (6 Mayıs).
Demirağ’a saldırıdan yeniden yargılama: Yeniçağ gazetesi köşe yazarı Yavuz Selim Demirağ’a yönelik 10 Mayıs 2019’da Ankara’da girişilen ağır saldırıya dair davanın görülmesine, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nin yedi sanığa 2024’te verdiği 9’ar yıllık hapis cezaları İstinafta bozulunca yeniden başlandı. 30 Nisan’da yeniden görülmesine başlanan dava, duruşmaya gelmeyen bazı sanıklara zorla getirme kararı çıkarılması için 10 Eylül’e bırakıldı (30 Nisan).
Soruşturmalar, açılan / süren ceza davaları, kararlar
(Rapor, Türkiye’de gazetecilere uygulanmış yasal prosedürlerinin tamamını kapsamayıp, örnekleriyle sadece medya özgürlüğüne hedef alan ihlallere dair eğilim ve ağırlık konusunda fikir vermeyi amaçlamaktadır)
Soruşturmalar
Son üç ayda savcılıklar en az dört gazeteci hakkında, “casusluk”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “Örgüt propagandası” şüphesiyle soruşturma başlattı. Ayrıca, Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı'na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, Onlar TV'deki “Karga Kahvaltısını Yapmadan” programındaki ifadeleri nedeniyle BirGün gazetesi yazarı Timur Soykan hakkında suç duyurusunda bulunacak.
Kılıçdaroğlu’ndan Soykan için suç duyurusu: Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı'na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, Onlar TV'de yayınlanan “Karga Kahvaltısını Yapmadan” adlı programında Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili önemli bir iddiayı kamuoyu gündemine taşıyan BirGün gazetesi yazarı Timur Soykan hakkında suç duyurusunda bulunacak. Kılıçdaroğlu'nun 5-6 ay önce bir belediye başkanı ile yaptığı görüşmeye dair kısa bir not paylaşan Soykan, Kılıçdaroğlu'nun bu isimden Ekrem İmamoğlu'nun da yargılandığı İBB davasında itirafçı olmasını istediğini savunmuştu. Şikayet duyurusundan sonra açıklama yapan Soykan, “Haber kaynağımı basın etiği gereği açıklamayacağım. Umarım Silivri Cezaevi’nde tutuklu Belediye Başkanı, Kılıçdaroğlu’nun teklifini açıklayacaktır. Haberin doğruluğundan şüphem yok” ifadelerini kullandı (4 Haziran).
Aydın’a e-posta ihbarıyla “casusluk” soruşturması! Onlar TV moderatörü ve gazeteci Şule Aydın, kendisini “Ahmet Türkeş” olarak tanıtan bir kişinin 81 ilin emniyet müdürlüğüne gönderdiği e-posta ihbarı üzerine başlatılan soruşturma kapsamında ifade verdi. İhbarda Aydın hakkında “ajanlık”, “casusluk”, “karapara aklama” ve “suç örgütü faaliyeti” gibi hiçbir somut delile dayanmayan ağır suçlamalar yöneltildi. Konuya Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde eğilen Barış Pehlivan, söz konusu e-postada, Aydın’ın “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, Cumhurbaşkanı’nı, yargı mensuplarını ve Emniyet güçlerini hedef alan aşağılayıcı, alaycı, küçümseyici ve provokatif ifadeler kullandığı” ileri sürüldü. İhbarcı, Aydın hakkında “cumhurbaşkanına hakaret”, “devletin kurumlarını aşağılama”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “casusluk” suçlarından işlem yapılmasını istedi. Aydın'ın avukatı Gamze Pamuk, dosyada somut delil bulunmadığını vurgulayarak "Bir gazeteci, kimliği ve dayanağı belirsiz bir ihbarla nasıl şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı?" diye sordu (20 Mayıs).
Özbek ve Başcan’a “Cumhurbaşkanı” soruşturması: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, BirGün internet sitesinin sorumlu müdürü Sefer Selçuk Özbek ile gazetenin sorumlu müdürü Gökay Başcan’a “Cumhurbaşkanına hakaret” şüphesiyle soruşturma açtı. Soruşturma, BirGün’ün 24 Ağustos 2025 tarihli sayısında çıkan ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart operasyonları sonrası üniversite öğrencilerine yönelik başlatılan soruşturmalar, burs kesintileri ve yurttan çıkarma uygulamaları işleyen habere dayandırıldı. Haberde ayrıca ODTÜ Mezunlar Derneği ve Sol Genç’in açıklamalarından alıntılar bulunuyordu. Soruşturmaya gerekçe gösterilen ifadelerin de bu açıklamalardan yapılan doğrudan aktarımlar olduğu öğrenildi. Gazeteciler Başsavcılık Basın Suçları Bürosu’nda avukatları Tolgay Güvercin eşliğinde ifade verdi (20 Mayıs).
Güneş’e sosyal medya paylaşımından soruşturma: Yeni Yaşam gazetesi sorumlu yazı işleri müdürü Ahmet Güneş hakkında, Kuzey ve Doğu Suriye’ye dair haberleri sosyal medya hesabından paylaştığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Güneş, soruşturma kapsamında 4 Mayıs’ta avukatıyla birlikte İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne giderek ifade verdi. “Örgüt propagandası” iddiasıyla suçlanan Güneş, X hesabından Suriye’de Ahmed eş-Şara hükümetinin Kürtlere yönelik saldırılarına ilişkin saldırılara dair paylaştığı haberlerin kendisine gösterildiğini söyledi (5 Mayıs).
Açılan ve süren davalar
Son üç ayda, onlarca gazeteci, karikatürist ve medya temsilcisi, Türk Ceza Kanunu (TCK), Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ve 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu temelinde ve hapis tehdidiyle yargılandı.
Terkoğlu’ya “askeri turp” davası: Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Barış Terkoğlu, 21 Nisan 2025 tarihli “Hava Kuvvetlerinde turbun büyüğü” başlıklı yazısı nedeniyle İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Haber, İstanbul Yeşilyurt’ta bulunan geniş askeri Hava Harp Okulu biriminin ranta açılması riskiyle birlikte İzmir’e taşınmasını gündeme getiriyordu. Yargılamaya 25 Haziran’da devam edildi (25 Haziran).
Cizre’de Oruç’a dava: Şırnak 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Cizre’nin Nur Mahallesinde Halep'teki Kürt mahallelerine yönelik hak ihlallerini protesto eden gençlerin eylemini takip ederken darp edilerek gözaltına alınıp 17 Ocak’ta tutuklanan Ajansa Welat (Ajans Ülke) muhabiri Nedim Oruç’u yargılamaya ikinci duruşmayla devam etti. 25 Haziran’da görülen duruşmada tanık sıfatıyla dinlenen meslektaşları Emrullah Acar ile Neslihan Kardaş, Oruç’un gazetecilik kapsamında hareket ettiğini bildirdi. Mahkeme, esas hakkında mütalaasını hazırlaması için dosyanın duruşma savcısına aktarılmasına karar verdi. İddianamede, bir dergi üzerindeki parmak izinin Oruç’la eşleştiğine dair tespit, sosyal medya paylaşımları ve videolar, Cizre’deki eylemlere katıldığı iddiasına ilişkin görüntüler ile dijital materyallerde bulunan fotoğraf ve kayıtlara da yer veriliyordu. Dava, 26 Eylül’e bırakıldı (25 Haziran).
Tar’ın “HDK” davasında adli kontrol ısrarı: Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi, dört ay tutukluluktan sonra 30 Mayıs 2025’te tahliye edilen gazeteci Yıldız Tar ve yazar İbrahim Elçi’yi “HDK örgütü üyeliği” suçlamasıyla yargılamaya devam etti. 24 Haziran’da süren yargılamaya Tar, NATO Zirvesi öncesi bu kez “TKP/ML örgütüne yönelik” operasyonda 23 Haziran’da gözaltına alındığından katılamadı. Duruşma sonunda mahkeme, adli kontrollerin kaldırılması yönünde savunma avukatlarının dile getirdikleri talepleri reddetti. Dava 24 Kasım’a bırakıldı (24 Haziran).
Değer ve Akın’ın TMK davası: Mardin Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Temmuz 2024 tarihinde Mardin’in Nusaybin ilçesine yakın bir eve düzenlenen operasyonda işkence yaşandığına yönelik iddiaları gündeme getiren JINNEWS sitesi haber müdürü Öznur Değer ile Yeni Yaşam Gazetesi eski Yazı İşleri Müdürü Osman Akın’ı yargılamaya devam etti. Kızıltepe Jandarma Komutanının adının geçmesi nedeniyle Değer ve Akın, “terörle mücadele görev alan görevlileri hedef yapmak” iddiasıyla yargılanıyor. Savunmaların ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, dosyadaki eksik delillerin toplanmasına karar verdi. Yargılamaya 6 Ekim’de devam edilecek (16 Haziran).
Gök’ün “üyelik ve propaganda” davası: Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Abdurrahman Gök'ü açık tanık Ümit Akbıyık'ın beyanları üzerinden “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası” suçlamasıyla yargılamaya devam etti. 16 Haziran’da görülen kısa duruşmada, yargılamanın Gök’ün Yargıtay’da bulunan dosyasının sonucunun beklenmesi için 22 Eylül’e bırakılmasına karar verildi. Davanın başında ifadesi alınan ve Ortadoğu’daki çatışmalı ortama dikkat çekerek, yurtdışı yasağından dolayı mesleğini yapamaz durumda olduğunu söyleyen Gök, “K8Ç4B3L1T5” adlı gizli tanık ifadeleriyle hazırlanan ve bu dosyayla birleştirilen iddianameye karşı savunma yapmıştı. Gazeteci, hem gizli tanık hem de açık tanıklarla işin dönüp dolaşıp polisçe öldürülen Kemal Kurkut'un fotoğraflarını çekmesine geldiğini söylemişti. Davanın başından beri gazeteciye uygulanan yurtdışı yasağı 26 Şubat 2026’da kaldırılmıştı. Yargılama 22 Eylül’e kaldı (16 Haziran).
Soykan’a “darbe ve sandık” davası: İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi, sosyal medya paylaşımları nedeniyle “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “suç işlemeye alenen tahrik etme” suçlamalarıyla karşılaşan gazeteci Timur Soykan’ı yargılamaya devam etti. 16 Haziran’da duruşma savcısı, gazetecinin cezalandırılması yönünde mütalaa sundu. Daha önce ifade veren gazeteci, “suç işlemeye alenen tahrik etme” suçlamasına da yanıt olarak, “Tweetlerimde halkın haklarının koruması gerektiğini ifade ettim. Bunun nasıl bir şekilde suça teşvik olduğunu anlamış değilim. Suçlamaları kabul etmiyorum, düşüncelerimin arkasındayım” dedi. Soykan, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'nin gözaltına alınması üzerine yaptığı paylaşımda, “Darbe sürüyor. Halkın iradesi gasp ediliyor. Sandığın manası kalmıyor” ifadelerini kullanmıştı. 27 Ekim 2025’te açılan davada mahkeme, Timur Soykan hakkındaki yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasına da hükmetti. Dava, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmaların hazırlanması için 10 Temmuz’a bırakıldı (16 Haziran).
Dört gazeteciye “bilirkişi” davası: İstanbul 54. Asliye Ceza Mahkemesi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun basın toplantısıyla ismini açıkladığı bilirkişi ile Barış Pehlivan’ın yaptığı telefon yayınıyla ilgili yargılamaya devam etti. 12 Haziran’da görülen davanın altıncı duruşmasında mahkeme, esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için dosyayı duruşma savcısına aktardı. 13 Ocak 2026’da yurtdışı yasağına ilişkin adli kontrolleri kaldırılan Barış Pehlivan, Kürşat Oğuz Suat Toktaş ve Seda Selek “kayda alınan konuşmaları yayımlamak” ve “kişiler arasındaki konuşmaları kaydetmek” iddialarıyla yargılanıyor. Dava 20 Kasım’a kaldı (12 Haziran).
“Dezenformasyon”dan yargılanan İsmail Arı’ya tahliye: Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 75 gündür tutuklu BirGün gazetesi muhabiri gazeteci İsmail Arı’yı “yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” ve “gizliliğin ihlali” suçlamalarından yargıladığı davanın ilk duruşmasında tahliye etti. Meslektaşlarından yoğun destek gören Arı, duruşmada gazetecilik yapmaması için hapsedildiğini açıkladı. Ankara Başsavcılığı, suçlamalara gerekçe olarak Arı’nın YouTube programındaki açıklamaları ile sosyal medya paylaşımlarını göstermişti. İddianamede, 2 yıl 3 aydan 8 yıl 3 aya kadar hakkında hapis cezası istenen Arı’nın BirGün TV’de katıldığı programda Erdoğan ailesinin 20 vakfın yönetiminde bulunması ve bu vakıflara aktarılan kamu kaynaklarına ilişkin ifadelerinin ‘yanıltıcı bilgi’ niteliğinde olduğu öne sürüldü. İsmail Arı, bayramda Tokat'ta gözaltına alınmasıyla ilgili “Usulsüz bir şekilde telefon baz sinyalime bakıldığını düşünüyorum” diyerek suç duyurusu talebinde bulunmuştu. Arı, kendisine çıplak arama yapmak isteyen Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube polisleri hakkında da suç duyurusunda bulunulmasını istediğini belirtmişti. Arı'nın suç duyurusu talepleri de kabul edildi. Dava, 9 Ekim’e (saat 14:00) bırakıldı (5 Haziran).
Dört haberciye “Gösteri” davası: İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi, 23. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nü takip ederken 30 Haziran 2025’te gözaltına alınan bianet haber sitesi editörü Evrim Gündüz, eski Özgür Gelecek muhabiri Yusuf Çelik, gazeteci Nur Kaya ve fotoğrafçı Cansu Yıldıran’ın da aralarında bulunduğu 53 kişiyi 2911 Sayılı Kanun uyarınca ve “toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” iddiasıyla yargılıyor. 5 Haziran’da süren yargılamada mahkeme, ifadesi henüz alınmayan iki sanığın dinlenmesi için davayı 4 Aralık’a (10.30) bıraktı (5 Haziran).
Karafazlı ve Öksüz’e “gizlilik” davası: Rize 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Rize İl Milli Eğitim Müdürü Halil İbrahim Akmeşe’nin makam odasını yenilemesi ve kendisine özel tuvalet yaptırmasına ilişkin haberi kamuoyuna duyuran ÇGD Doğu Karadeniz Şube Başkanı Gençağa Karafazlı ile gazeteci Şenol Öksüz'ü “haberleşmenin gizliliğini ihlal” iddiasıyla yargılamaya başladı. Suçundan 3'er yıla kadar hapis talebiyle yargılanmasına başlandı. Üç yıl hapisle yargılanan gazetecilerden Karafazlı, adliye önünde yaptığı açıklamada, “Rize İl Milli Eğitim Müdürünün makamında yaptığı özel tuvaletle ilgili haber yapmıştık. Bu haberle ilgili yargılanıyoruz. Bizlere açıkça 'siz bu tür haberler yapmayın' diyorlar. Milli Eğitim Müdürü'nün makam odasına özel bir tuvalet, oturma grupları ve çay ocakları duyumunu aldık ve haberleştirdik. Bu haberle ilgili müdürün bize yaptığı açıklamaların bir kısmını kendisine dinlettiğimiz için 'özel yaşamın gizliliğini ihlalden' bize dava açtı” dedi (4 Haziran).
Fatoş Erdoğan’a “suça tahrik” davası: İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi, CHP İstanbul İl Başkanlığı’na Gürsel Tekin’in kayyım atanması üzerine CHP’lilerin başkanlık binasına çağrı yapması sonrası yaşanan olaylarla ilgili haber yapan gazeteci Fatoş Erdoğan’ı 20 kişiyle birlikte “suç işlemeye alenen tahrik” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Erdoğan’ın, CHP İstanbul İl Başkanlığı önünde 8 Eylül’de yaşananları aktardığı haber ve video paylaşımlarıyla aktardığı için “suç işlemeye alenen tahrik” iddiasıyla beş yıl hapis istemiyle yargılanıyor. 5 Kasım 2025’te görülen duruşmada Erdoğan, gazetecilik görevini yerine getirirken yaralandığını ifade ederek vücudundaki morlukların tespit edildiği fotoğrafları heyete göstermiş, “Burada gerçekten yargılanması gereken ben miyim?” diye de sormuştu. P24’e göre Mahkeme, sanıklara uygulanan adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasına karar verdi. Sanıkların duruşmaya katılma zorunluluğunu kaldıran mahkeme, davayı 21 Ekim’e (saat 9:30) erteledi (3 Haziran).
İki gazetecinin “Saraçhane” davası: İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi, Saraçhane’de 19 Mart’ta başlayan eylemleri haberleştirken gözaltına alınan Evrensel gazetesi muhabiri Nisa Sude Demirel ve ETHA Ajansı muhabiri Elif Bayburt’u 2911 Sayılı Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten yargılamaya devam etti. İlk duruşmada gazeteci Demirel, ifadesinde, “Dosyadaki fotoğrafı ben alanda haber yaparken sivil polis çekti. Benzer delillerle yargılamak gazetecileri korkutma amaçlıdır” demişti. Bayburt da, fotoğrafta basın kartının açıkça görüldüğünü ifade ederek mevcut yargılamanın eylemleri haberleştirenler için bir gözdağı verme amacı olduğunu söylemişti. Son duruşması 15 Mayıs’ta görülen dava 18 Eylül’e bırakıldı (15 Mayıs).
Yanardağ’a “siyasi casusluk” davasında tahliye çıkmadı: İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi, CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu'nun danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan, casus olduğu iddia edilen Hüseyin Gün ve tutuklu TELE1'in genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ’ı “Siyasal casusluk” iddiasıyla yargılamaya 11 Mayıs’ta başladı. TGC, TGS, RSF, Gazeteciler Cemiyeti dahil birçok gazetecilik meslek örgütü ve haberci, Yanardağ’a destek için Silivri’deki duruşma salonunda yerini aldı. Üçüncü günde duruşma savcısı, İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün tutukluluğunun devamını talep etti. Tutuklu gazeteci, tutukluluğunun devamının istenmesine karşılık” “Bu iddianame; gazetecileri, muhalifleri, cumhuriyetçileri, solcuları ve iktidarı eleştiren herkesi ‘casusluk’ gibi ağır suçlamalarla ilişkilendirmeye çalışan bir anlayışın ürünüdür” dedi. Ardından ara kararını açıklayan mahkeme, tutuklamaların devamına karar verdi. Ayrıca, dosyayla ilgili MİT ve BTK ile de yazışacak olan mahkeme, tanık dinlenmesine de karar verdi. TELE1’e atanan kayyımın kaldırılmasına “yetki bizde değil” dedi. Yanardağ, 24 Ekim 2025’te gözaltına alınıp üç gün sonra da tutuklanmıştı. Başsavcılık, “örgüt lideri” olarak nitelendirdiği İmamoğlu'nun, “'İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü' olarak CHP’yi yasa dışı yöntemlerle ele geçirdiği, Cumhurbaşkanlığı adaylığı için fon oluşturmak ve bu amaç doğrultusunda malî nitelikli suçları işlemek için, başta İstanbul'daki vatandaşların kişisel verilerinin yabancı ülke istihbarat birimlerine aktararak casusluk suçu işlediği” iddia edilmişti. Dava 6 Temmuz’a kaldı (11-13 Mayıs).
İsveçli gazetecinin “PKK” davası: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Havalimanı’nda 27 Mart 2025’te gözaltına alınıp ertesi gün tutuklanan, 30 Nisan 2025’te de “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasından mahkum edilip tahliye edilen İsveçli gazeteci Joakim Medin’i gıyabında “PKK üyeliği” ve “örgüt propagandası” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Mahkeme, tahliye edildikten sonra ülkesine geri döndüğünden beri gıyabında yargılanan Medin’in ülkesinden ifadesinin alınması için istinabe evrakının dönüşünün beklenmesine karar verdi. Gazeteciyi, 30 Nisan 2025’te Ankara 68. Asliye Ceza Mahkemesi, ilk suçlamadan ertelemeli 11 ay 20 gün hapse mahkum etmişti. Dava 1 Ekim’e kaldı (7 Mayıs).
LeMan’ın “düşmanlık” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, LeMan dergisinde 26 Haziran'da yayımlanan bir karikatürde “Hazreti Muhammed’in çizildiği” iddiasıyla tutuklanan ve daha sonra tahliye edilen beş dergi yetkili ve temsilcisini yargılamaya devam etti. 5 Mayıs’ta görülen duruşma sonunda mahkeme, dergi yayın yönetmeni Tuncay Akgün’ün yurtdışından ifade vermesi yönündeki talebini kabul etti. Mahkeme, derginin karikatüristi Doğan Pehlevan’e yönelik yurtdışı çıkış yasağını kaldırdı. İddianamede şüphelilerden sorumlu yazı işleri müdürleri Zafer Aknar ile Aslan Özdemir, müessese müdürü Ali Yavuz ve grafiker Cebrail Okçu ile hakkında yakalama kararı bulunan derginin genel yayın yönetmeni Mehmet Tuncay Akgün’e “yayın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlaması yöneltiliyor ve haklarında 1 yıl 6 aydan 4 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep ediliyor. RSF, CPJ, MLSA ve P24 temsilcilerinin de izlediği dava 13 Ekim’e kaldı (5 Mayıs).
Dokuz gazetecinin sanık olduğu “İnal” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Barış Terkoğlu’nun Barış Pehlivan ile birlikte kaleme aldığı “Metastaz 2: Cendere” kitabında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski avukatı M. Doğan İnal hakkında yer alan iddialara ilişkin dokuz gazeteciyi yargılamaya devam etti. 30 Nisan’da görülen duruşmada, duruşma savcısının esas hakkında mütalaasını hazırlaması için 27 Ekim’e kadar süre verildi. Dosyada ilk önce, 3 Aralık 2020’de çıkan söyleşiden Independent Türkçe sitesi yayın yönetmeni Nevzat Çiçek, site muhabiri Can Bursalı ve söyleşi veren Barış Terkoğlu ile Barış Pehlivan “hakaret” ve "iftira” iddiasıyla yargılanıyordu. Ancak dava ilerledikçe, diğer benzer dosyaların birleştirilmesi sonucu gazeteciler Doğan Akın, Gökmen Karadağ, Fatih Portakal, Can Özçelik ve Ayşenur Arslan da sanık oldu. Dosyanın birleştirilmesiyle dosyanın son sanığı olarak eklenen gazeteci Portakal, 28 Kasım 2024’te verdiği ifadede gazeteci olduğunu, Terkoğlu ile yazdıkları “Metastaz 2: Cendere” kitabını ve Cumhuriyet gazetesinde çıkan yazısını konuştuklarını açıkladı; “Eleştiri ile hakaret arasındaki farkı bildiğimi düşünüyorum” demişti (30 Nisan).
Beş gazeteci ve çevirmenin “örgüte yardım” davası: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Yeni Özgür Politika ve PolitikArt’ta yayımlanan haber ve makaleler nedeniyle 26 Kasım 2024’te İstanbul’da gözaltına alınan beş gazeteci, bir çevirmen ve bir sosyoloğu “örgüte yardım” suçlamasıyla yargılamaya devam etti. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü ancak daha sonra İstanbul’a aktardığı soruşturmada, bianet editörü Tuğçe Yılmaz, gazeteciler Erdoğan Alayumat, Suzan Demir, Taylan Abatan, Gülcan Dereli ile çevirmen Serap Güneş ve sosyolog Berfin Atlı “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” (TCK 220/7) ile suçlanıyor. Yeni Özgür Politika ve PolitikArt’ın PKK’nin yayın organı olduğunu iddia eden savcı yazarlara yapılan telif ödemelerini suçlamaya delil olarak gösterdi. Ayrıca MASAK raporları, banka transfer kayıtları, sosyal medya paylaşımları iddianameye delil olarak girmişti. Yargılama, dijital materyallerin incelenmesine ilişkin bilirkişi raporunun beklenmesi için 17 Eylül’e (10:20) bırakıldı (28 Nisan).
Gazeteci Öztürk’ün “direnme” davası Temmuz’a kaldı: İstanbul 69. Asliye Ceza Mahkemesi, Boğaziçi Üniversitesi protestolarını izlerken gözaltına alındıktan sonra 14 öğrenciyle birlikte T24 haber sitesi muhabiri Can Öztürk’ü “görevi yaptırmamak için direnme” ve “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılma” suçlamalarıyla yargılamaya devam etti. MLSA’nın üstlendiği gazetecinin davasında mahkeme, duruşmada dinlenen iki müştekinin davaya katılma talebini kabul etti. Sanık avukatlarının bilirkişi raporu alınması yönündeki talebi, olaya ilişkin tüm görüntülerin istenmesi ve soruşturmanın genişletilmesi talepleri ise reddedildi. Yargılama 3 Temmuz’a (09.30) kaldı (27 Nisan).
Bağış’a Validen “dezenformasyon” davası: Ankara Batı 15. Asliye Ceza Mahkemesi, Batman Valisi Ekrem Canalp ile ilgili yaptığı haber nedeniyle Nefes Gazetesi muhabiri Mahir Bağış’ın “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “hakaret” iddiasıyla yargılandığı davada gazetecinin talimatla ifadesini aldı. Gazetecinin, Nefes Gazetesi’nde yayımlanan “19 milyonluk iş yaptırdı tek kuruş ödemedi” başlıklı haber nedeniyle hapsi isteniyor. MLSA’ya göre duruşmada savunma yapan Bağış, “5 yıldır gazetecilik yapıyorum. Yaptığımın yalnızca haber olduğunu düşünüyorum. Üzerime atılı suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum” dedi (24 Nisan).
Yılmaz’ın “301” davası: Bianet haber editörü Tuğçe Yılmaz, “Türkiyeli Ermeni gençler anlatıyor: 109 yıldır süren yas” başlığıyla 24 Nisan 2024 tarihinde çıkan yazısı nedeniyle, keyfi şekilde gözaltına alındıktan sonra şimdi de “Devlet kurumlarını alenen aşağılamak” suçlamasıyla hapis istemiyle yargılanmaya devam etti. Kimlik bilgileri gizli bir kişinin CİMER’e yaptığı şikayet üzerine gazeteci 2 Aralık 2025’te TCK’nın 301. maddesi üzerinden yargılanmaya başladı. 21 Nisan’da duruşma savcısı, gazetecinin cezalandırılması yönünde mütalaa sundu. Davaya 20 Ekim’de (saat 10:00) devam edilecek (21 Nisan).
Oflaz’a “gizliliği ihlal” davası: Konya Asliye Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet gazetesinde çalıştığı dönemde kaleme aldığı “TMO'dan 7 bin 500 ton hububat çalınmıştı: Yargıtay'dan Konya Valisi Vahdettin Özkan hakkında karar” başlıklı haberi nedeniyle ANKA Haber Ajansı muhabiri Mehmet Oflaz’ı, “gizliliği ihlal” gerekçesiyle yargılamaya devam etti. Özkan’ın şikayeti üzerine açılan dava, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından, dönemin Konya Valisi Vahdettin Özkan hakkındaki suç duyurusunun işleme konulmadığını aktarılan haber nedeniyle açılmıştı. Gazetecinin yargılanmasına 19 Ekim’de devam edilecek (20 Nisan).
Gazeteci Deniz’in “kişisel veri” davası: Diyarbakır’da Hesandin Yaylası’nda güvenlik gerekçesiyle yapılacak karakolun yapımıyla ilgili bianet haber sitesinde 28 Mayıs 2025’te yayımlanan haber nedeniyle gazeteci Evrim Deniz İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde “kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” iddiasıyla yargılanıyor. İnşaatı üstlenen Kulplu şirketinin sahipleri Mehmet Emin Eren ve Mehmet Nesim Eren’in şikayetiyle hapis istemiyle hakkında dava açılan gazeteci, İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde talimatla ifade verdi. Deniz, iki ismin dönemin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın doktoru Kerim Diler ve bazı iş insanlarına yönelik yağma ve cinayete teşebbüs suçlamalarıyla yargılandığını yazmıştı. İfadesinde suçlamaları reddeden Deniz haberde yer alan bilgilerin kamuya açık Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde bulunduğunu ve bu bilgileri yasa dışı yollarla elde etmediğini söyledi (6 Nisan).
Kanbal’ın “Yanıltma” davası: Adıyaman 5. Asliye Ceza Mahkemesi, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Maraş merkezli depremler sırasında Adıyaman’dan katıldığı canlı yayın programları gerekçe göstererek hakkında dava açılan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ahmet Kanbal’ı “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla yargılıyor. Kanbal hakkında, 2023 yılında Mardin Başsavcılığı “örgüt propagandası” şüphesiyle ilgili dava açılmasına gerek görmezken bu kez, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasına ilişkin TCK-217/A maddesi kapsamında suç duyurusunda bulunulmuştu. İddianamede, Kanbal’ın depremin ilk günlerinde Adıyaman’da katıldığı yayındaki “Adıyaman Kriz Koordinasyon Merkezindeyim. Gönüllüler çalışıyor, dünden beri yetersiz çalışmalar var. Önce yabancı ekipler sonra AFAD geldi. İnsanlar burada üç gün ölüme terk edilmiştir. Gönüllüler enkazda çalışırken, AFAD gönüllüleri enkaz önünde fotoğraf çektiriyor” sözleri suçlamaya gerekçe olarak gösterildi. Dava 29 Eylül’e (9:40) bırakıldı (3 Nisan).
Fincancı, Önderoğlu ve Nesin 10 yıldır sanık: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Özgür Gündem nöbetçi yayın yönetmenliği davasından yargılanan ve 17 Temmuz 2019’da beraat ettikleri halde kararları istinaftan dönen Erol Önderoğlu, Şebnem Korur-Fincancı ve Ahmet Nesin'i beş yıldır yeniden yargılıyor. Önderoğlu ve Fincancı’nın katıldığı yeniden yargılamanın bu 16. duruşmasında, Fransa’da yaşayan Nesin’in ifadesi için yazılan istinabe yazısına yanıtın beklenmesine bir kez daha karar verildi. Üç sanık, “örgüt propagandası”, “suçu ve suçluyu övmek” ve “suç işlemeye alenen tahrik” iddiasıyla 14 yıl 6 ay hapis istemiyle yargılanıyor. İlk yargılama sonunda Temmuz 2019’da verilen beraat kararları İstanbul İstinaf Mahkemesi’nce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fincancı’yı kamuoyu önünde hedef almasından bir hafta sonra Ekim 2020’de bozulmuştu. Mahkeme, itirazlara rağmen bu karara 3 Şubat 2021’de uymaya karar vermişti. 10 yıla yaklaşan davada şimdiye kadar 27 duruşma gerçekleşti. Dava 15 Eylül’e (10:00) kaldı (2 Nisan).
Dündar’ın “Özgür Gündem” davası: İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi, 2016’da Özgür Gündem gazetesine destek amacıyla düzenlenen Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyasına katılması nedeniyle Cumhuriyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’ı “terör örgütlerinin açıklamalarını basmak ya da yayınlamak” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Mahkeme, Dündar hakkındaki yakalama kararının infazını bekliyor (2 Nisan).
Uçar’ın “örgüt üyeliği” davası: Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi, İslahiye ilçesinde 6 Aralık 2023 tarihinde yapılan ev baskınıyla gözaltına alınan ve ardından adli kontrol kararıyla serbest bırakılan gazeteci İrfan Uçar’ı “örgüt üyeliği” iddiasıyla yargılıyor. Savunmasında jandarma operasyonuna tepki gösteren Uçar “6 Aralık 2023’te sabaha karşı 50’den fazla jandarma, 10’dan fazla zırhlı araçla evimiz basıldı. Oysa savcılığın bir davetiyle gidip ifade verebilecekken, yaşlı ve bakıma muhtaç ailemi şoka uğratacak şekilde gözaltına alındım. Babam Temmuz’da vefat etti. Son nefesine kadar benimle ilgili kaygı taşıdı” demişti. Duruşmada SEGBİS ile dinlenen gizli tanık, ifadesinde gazeteci İrfan Uçar'ı tanımadığını, örgüt talimatıyla haber yapıp yapmadığı iddiasını bilmediğini söylemişti. İddianamede, Cengiz Kapmaz’ın 2011 yılında İstanbul’da evine yapılan baskında el konulan dijital malzemelerdeki yazılarda Uçar’ın isminin geçmesi, suç delili olarak gösterilmişti. Uçar’ın, gazeteci-yazar Musa Anter ve 24 yıl önce Van’da öldürülen Özgür Gündem gazetesi ile Özgür Halk Dergisi dağıtıcısı Adnan Işık ile ilgili hazırladığı röportajlar da iddianamede suç delili olarak gösterilmişti. Dava 15 Eylül’e (saat 9:00) kaldı (2 Nisan).
Dündar’ın “Gezi” davası: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, “Gezi” davasında dosyası ayrılan Cumhuriyet gazetesi eski yayın yönetmeni ve sürgündeki gazeteci-yazar Can Dündar’ı “darbe” iddiasıyla yargılamaya devam ediyor. Dündar hakkındaki yakalama kararının infazını bekleyen yargılama 23 Mart’ta sürdü (1 Nisan).
Özdemir’e “MediaMarkt Turkey” davası: Yeniçağ gazetesi köşe yazarı Remzi Özdemir, 9 Mart’taki yazısında, Türkiye’de faaliyet gösteren MediaMarkt Turkey Ticaret Limited Şirketi’nin hakkında İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde dava açtığını duyurdu. Yazının “markaya zarar verdiği” ve “haksız rekabete neden olduğu” suçlandığını açıklayan 35 yıllık gazeteci, bir okuyucusunun, mağazada sergilenen bir monitörün önünde 50.499 TL’lik kırmızı indirim etiketi bulunduğu halde, ürünü satın almak istediğinde mağaza görevlilerince satamayacaklarına dair yanıt aldıklarını yerine tespit ettikten sonra gündeme getirdiği için, dört ay sonra mahkeme tebligatı ile karşılaştığını yazdı. Yazıda, Türkiye’de Ticaret Bakanlığı’nın özellikle indirim kampanyaları ve yanıltıcı etiketler konusunda ciddi denetimler yürüttüğünü hatırlatılarak, uluslararası bir markanın bu tür uygulamalarla anılmasının yanlış olduğu vurgulandı (1 Nisan).
Dündar’ın “Özgürüz” davası: İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, “MİT TIR’ları” dosyasının 1 Mart 2017 tarihinde “Özgürüz” sitesinde yayınlanması nedeniyle yeniden Cumhuriyet gazetesi eski yayın yönetmeni Can Dündar’ı “casusluk” suçlamasıyla yargılamaya 17 Şubat’ta devam etti. Daha önce dosyasının “Cumhuriyet” gazetesinde yargılanması nedeniyle Dündar’ın “casusluk” iddiasıyla 23 Aralık 2020’de 27 yıl 6 ay hapse mahkum edilmesiyle ilgili dosya Yargıtay’da. “MİT TIR’ları” dosyasına ilişkin Nisan 2018’de açılan bu dosya, Dündar’ın ifadesinin alınmasını bekliyor. Dündar bir video nedeniyle “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin etmek” (TCK 328) ve “gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklamak” (TCK 330) ile suçlanıyor (1 Nisan).
Can Uğur’a “yanıltıcı bilgi” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet gazetesinin 17 Haziran 2025’te yayımladığı, “1 milyon öğrencinin kaderiyle mi oynandı? LGS soruları sınav bitmeden WhatsApp grubunda paylaşıldı iddiası” başlıklı haber nedeniyle Cumhuriyet gazetesi haber müdürü Can Uğur’u yargılamaya başladı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın şikâyetiyle açılan davada Uğur’un “yanıltıcı bilgiyi alenen yaydığı” iddia ediliyor; Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi uyarınca cezalandırılması talep ediliyor. P24’e göre mahkeme, duruşmaya katılmayan gazetecinin hazır edilmesi için yargılamayı 17 Eylül’e bıraktı (1 Nisan).
Bağdat’ın “TMK” davası: İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi, 2017 ve 2018 yıllarında yaptığı dokuz sosyal medya paylaşımı nedeniyle gazeteci Hayko Bağdat’ı “Örgüt propagandası” iddiasıyla yargılamaya başladı. Mahkeme, Bağdat’ın savunmasının alınması için hakkında çıkarılan yakalama kararının infazını bekliyor. Bağdat’ın davaya konu olan paylaşımları arasında Osman Kavala’nın bir fotoğrafı ile Cemil Bayık’ın verdiği bir röportaja ilişkin paylaşımları var. Yargılama 7 Temmuz’a (10:25) bırakıldı (1 Nisan).
Yücel’e 301 ve 299 davasında yakalama: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Almanya merkezli Die Welt gazetesi için 2016’da yazdığı haberleri gerekçe yaparak gazeteci Deniz Yücel’i “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “Devlet kurumlarını aşağılamak” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatının katılma talebini kabul eden mahkeme, gazetecinin avukatlarının istinabeye ilişkin talebini daha önce Almanya tarafından iade edildiği gerekçesiyle reddetmişti. İddianamede, Yücel hakkında, Die Welt'te 26 Ekim 2016'da “Kürdün annesini göremeden ölmesi” söylemi ile 27 Ekim 2016'da yazdığı “Ermenilere yapılan soykırım ifadeleri" nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğu hatırlatıldı. Oysaki Yücel, ifadesinde “ayrımcılık ve eşitsizliği eleştirdiğini, tarihi gerçeğin suç sayılamayacağını” ifade etmişti. Yücel hakkındaki “yakalama emrinin infazını bekleyen yargılama 1 Ekim’e ertelendi (1 Nisan).
Batum’un “301” davası: İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesi, İMC TV’de 10 Eylül 2015’te yayınlanan “Ayşegül Doğan ile Gündem Müzakere” adlı programdaki sözleri nedeniyle gazeteci Rüstem Batum’u, “devletin kurumlarını aşağılama” suçlamasıyla yargılıyor. Batum hakkında çıkarılan yakalama emrinin infazı bekleniyor (1 Nisan).
Kararlar
Son üç ayda en az 12 gazeteciyle ilgili “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”, “devlet kurumlarını aşağılama”, “Dini değerleri aşağılama”, “Gizliliği ihlal”, “örgüt propagandası” veya “örgüt üyeliği” iddiasıyla yürütülen kovuşturmalar karara çıktı: Gazeteciler Tolga Şardan, Barış Pehlivan, Murat Ağırel, Timur Soykan, Zafer Arapkirli ve Erdoğan Alayumat ilk derece yargılamalarının sonunda toplam 7 yıl 6 ay hapse (1 yıl 6 aylık kısmı ertelemeli) mahkum edildi.
T24 haber sitesi yazarı Tolga Şardan “MİT’in yargı raporu” haberinden “yargı organlarını aşağıladığı” iddiasıyla ertelemeli beş ay hapse mahkum edilirken “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasından beraat etti. Araştırmacı gazeteciler Barış Pehlivan ve Murat Ağırel, Halk TV’deki “Kayda Geçsin” programındaki açıklamaları nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla 1 yıl 3 ay hapisle cezalandırıldı. Timur Soykan’a da “gizliliğin ihlali” suçlamasından ertelemeli 10 ay hapis cezası verildi. Suriye'deki Alevilere yönelik saldırılara ilişkin sosyal medya paylaşımı nedeniyle BirGün gazetesi yazarı gazeteci Zafer Arapkirli’ye de “nitelikli yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla 2 yıl 6 ay hapse mahkum edildi.
Yüksekova Haber sitesinde 2017 ve 2018 yıllarında çıkan Rojava ve Afrin’e dair yazılardan “örgüt propagandası” iddiasıyla yeniden yargılanan gazeteci İskender Kahraman beraat etti. HDK soruşturması kapsamında 100 gün süren ev hapsi 29 Mayıs 2025’te kaldırılan gazeteci Ender İmrek ile sekiz ay Marmara (Silivri) Cezaevinde tutuklu bırakılan Ercüment Akdeniz “örgüt üyeliği” ile yargılandıkları davalardan beraat etti.
Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Esra Solin Dal ve Mehmet Aslan “örgüt üyeliği” suçlamasından beraat ederken gazeteci Erdoğan Alayumat, “örgüt propagandası” gerekçesiyle ertelemeli 1 yıl 3 ay hapse mahkum edildi.
Yeniden yargılamada Kahraman’a “TMK” beraati: Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi, 2017 ve 2018 yıllarında Yüksekova Haber sitesinde çıkan Rojava ve Afrin’e dair yazılardan gazeteci İskender Kahraman’ı “örgüt propagandası” iddiasıyla yeniden yargıladı. Ankara İstinafı’nın düşme kararını bozmasından sonra yeniden başlayan 7 yıllık dava bugün beraatla sonuçlandı (23 Haziran).
Dal ve Aslan’a beraat, Alayumat’a ceza: İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Nisan 2025’te çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklanan ve 21 Mayıs 2025’te tahliye edilen Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Esra Solin Dal ve Mehmet Aslan ile gazeteci Erdoğan Alayumat’ı, “PKK üyeliği” iddiasıyla yargılamaya devam etti. 9 Haziran’da görülen karar duruşmasında Dal ve Aslan’ı “örgüt üyeliği” suçlamasından beraat ettiren mahkeme, Alayumat’ı “örgüt propagandası” gerekçesiyle ertelemeli 1 yıl 3 ay hapse mahkum etti. 8 Mayıs 2025’te iddianameyi kabul eden İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi, tensiple birlikte üç gazeteciyi yurt dışına çıkış yasağı ve bulunduğu yerleşim yerini terk etmeme şeklinde adli kontrol şartıyla tahliye etmişti. İddianamede, örgütsel talimatla hareket ettikleri iddiasıyla suçlanan gazetecilerin Abdullah Öcalan’a ilişkin tecrit haberleri, TSK’nin kimyasal silah kullanımı haberleri ve kadınlarla ilgili 65 haberi yer alıyor. Dal’ın yaptığı haberlerle “algı yönetimi faaliyetleri”, “müzahir kitleye mesaj verme”, “talimat aktarımı ve kitlesel eylem çağrıları” yaptığı öne sürülmüştü. Alayumat’ın dosyasını İstinafa taşıyan MLSA ise, cezaya dayanak yapılan haberin Alayumat’a ait olduğunun kanıtlanamadığı, haber içeriğinin ise “örgüt propagandası” suçunun yasal unsurlarını taşımadığı savunuldu (9 Haziran).
Akdeniz’e “HDK” beraati: İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) soruşturması nedeniyle 22 Şubat'tan itibaren sekiz ay Marmara (Silivri) Cezaevinde tutuklu bırakılan gazeteci Ercüment Akdeniz’i “örgüt üyeliği” iddiasıyla yargılamaya devam etti. 2 Haziran’da görülen karar duruşmasında mahkeme, savcının “örgüt üyeliği”nden ceza istediği Akdeniz’i beraat ettirdi. Duruşmada mütalaayı eleştiren Akdeniz, HDK’nin yasadışı bir yapı olmadığının yönetici olarak kabul edilen birçok kişinin beraat etmesinin kanıtladığını ifade etti. Gazeteci, “Bugün HDK’nin binaları açık mı? Açık. İnternet sitesi açık mı? Açık. Açıklamalar yapıyorlar mı? Yapıyorlar. Bu dosya kapsamında HDK’nin sözcülüğünü ve yöneticiliğini yapmış çok sayıda kişi hakkında beraat kararları verildi. Birlikte yargılanan birçok kişi de beraat etti” dedi (2 Haziran).
Gazeteci Şardan’a bir ceza bir beraat: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 31 Ekim 2023’te yayımlanan “MİT’in Cumhurbaşkanlığına sunduğu ‘yargı raporu’nda neler var?” başlıklı yazısı gerekçe gösterilerek “dezenformasyon” iddiasıyla 1 Kasım 2023’ten itibaren beş gün tutuklu bırakılan T24 haber sitesi yazarı Tolga Şardan’ı yargılamaya 30 Nisan’da devam etti. Mahkeme, duruşma sonunda, gazeteci “yargı organlarını aşağıladığı” iddiasıyla ertelemeli beş ay hapse mahkum ederken, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasından ise beraat ettirdi. Karar öncesi, gazetecinin avukatı Mustafa Gökhan Tekşen, davanın basın özgürlüğünü hedef aldığını belirterek RSF’nin anti-demokratik “Dezenformasyon” düzenlemesine tepki gösterdiğini de hatırlattı. 1 Kasım 2023’te ’da Ankara Sincan Cezaevi’ne gönderilen, ardından Silivri Cezaevi’ne nakledilen 35 yıllık gazeteci, 6 Kasım 2023’te deliller toplandığı gerekçesiyle “yurt dışına çıkış yasağı” şartıyla tahliye edilmişti. Yazısı nedeniyle ne Cumhurbaşkanlığı’nın ne de MİT Başkanlığı’nın bir yalanlama yapmadığını ve gözaltı kararının günler sonra verildiğini ifade eden gazeteci, gazeteciliğe 1988 yılında başladığını belirterek, “Haberim doğru. Ben tecrübeli bir gazeteciyim ve haberimin arkasındayım. Yalan haber yazdığımı düşünmüyorum. Yalan olması için öncelikle bu haberin yalan olduğuna kendim inanmalı ve bu şekilde halka sunmam lazım. Hiçbir gazeteci yalan bilgiye imza atmaz…” demişti (30 Nisan).
İmrek’e “HDK” davasından beraat: İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, HDK soruşturması kapsamında 100 gün süren ev hapsi 29 Mayıs 2025’te kaldırılan gazeteci Ender İmrek’i "örgüt üyeliği" iddiasıyla yargıladığı davada beraat ettirdi. Dosyada ileri sürülen delillerin 14 yıl öncesine dayandığını ifade eden Ender İmrek'in avukatı Engin Deniz Ergin, 10 Aralık 2025’te görülen duruşmada, “Bu kadar zamandır işlem yapılmamış ve bunlar saklanmış. Müvekkilimin yasal siyasi faaliyetleri, gazetecilik faaliyetleri birleştirilerek kendisine suç isnat ediliyor” diyerek suçlamalara tepki gösterdi; müvekkilinin beraatını talep etmişti. İmrek de , “Gazeteci, yazarlar ve siyasetçiler hedef halindedir. İktidar tüm muhalefeti sindirmek istiyor” demişti (15 Nisan).
Ağırel ve Pehlivan’a 1 yıl 3 ay, Soykan’a ertelemeli 10 ay hapis: İstanbul Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Halk TV’de yayınlanan “Kayda Geçsin” programındaki açıklamaları sözler nedeniyle araştırmacı gazeteciler Barış Pehlivan ve Murat Ağırel’i “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla 1 yıl 3 ay hapisle cezalandırdı. Mahkeme, Timur Soykan’ı da “gizliliğin ihlali” suçlamasından ertelemeli 10 ay hapse mahkum etti. Pehlivan, savunmasında 23 yıldır gazeteci olduğunu, söz konusu suçlamayla hakim karşısında olmaktan utanç duyduğunu söylemişti. Avukatı Gamze Pamuk de, müvekkilinin gazeteci ve yorumcu olduğunu, suçlamaya konu “Rüşvetle tahliye edilen baronlar var” demesinin yanıltıcı bilgi olmadığını ifade etmişti. Pehlivan, “gizliliği ihlal”den, Ağırel “gizliliği ihlal” ve “dini değerleri aşağılama”dan, gazeteci Şule Aydın da, “gizliliği ihlal” ve “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ile Timur Soykan da “yanıltıcı bilgi yayma” ve “dini değerleri aşağılama” suçlamalarından beraat etti (14 Nisan).
Arapkirli’ye “dezenformasyon” cezası: İstanbul 23. Asliye Ceza Mahkemesi, Suriye'deki Alevilere yönelik saldırılarla ilgili bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle BirGün gazetesi yazarı Zafer Arapkirli’yi “nitelikli yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla 2 yıl 6 ay hapse mahkum etti. Bu suçlama ve “Halkın kin ve düşmanlığa alenen tahrik” iddiasıyla da yargılanan Arapkirli, her iki suçlamadan da ceza isteyen savcılık mütalaasına tepki gösterdi; “İşlemediğim bir suç hakkında savunma yapmayı reddediyorum. Tam tersine, halkı karanlıkta bırakma suçunu ihbar ediyorum” dedi. İktidarın türlü yollarla haber verme hakkı ve sorumluluğunu yerine getiren gazetecileri baskı altına aldığını ifade eden gazeteci, “Kimi zaman böyle, olmayan suçlardan dolayı mahkemelere getirip götürerek, kimi zaman sevgili meslektaşlarım İsmail Arı, Alican Uludağ ve Merdan Yanardağ, Furkan Karabay, Sinan Aygül gibi hapse atarak bunu yapmaya çalışıyorlar” dedi. Arapkirli, savunmasında, paylaşımının, “Türkçeyi anadili olarak kullanan herkesçe malum olduğu şekilde, ‘Komşu Suriye’de yaşanan ve geçmişte Çorum, Maraş ve Sivas’ta yaşadığımız etnik, dini, mezhep amaçlı katliamların kınanması ve bir daha yaşanmaması dileğiyle” yapıldığını vurgulamıştı (14 Nisan).
Cumhurbaşkanına hakaret davaları
Türkiye’de gazetecilere yönelik “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ilgili keyfi davalar, son üç ayda, en az 16 gazeteci ve karikatüristin (Alican Uludağ, Deniz Yücel, Sedef Kabaş, Baransel Ağca, Erk Acarer, Julien Serignac, Gerard Biard, Laurent Sourisseau, “Alice”, Mehmet Tezkan, İbrahim Kahveci, Suat Toktaş, Ramazan Yurttapan, Haydar Ergül, Doğan Pehlevan ve Rüstem Batum) 4 yıl 8 ay hapis istemiyle açılan yargılamalarla sürdü. Bu dönem Sefer Selçuk Özbek ve Gökay Başcan da, haklarında açılan soruşturmayla gündeme geldi. Son üç aylık dönemde bu maddeden mahkumiyet kararı tespit edilmedi.
Sonuçta TCK’nın 299. maddesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 12 yıllık görev süresinde 250’yi aşkın gazetecinin yargılanmasına, en az 80’inin de (kimisi ertelemeli olarak) hapis veya para cezalarına mahkûm edilmesine zemin oluşturdu. Ne 2016 yılına ait Venedik Komisyonu tavsiyesi, ne de AİHM’in Ekim 2021’de Türkiye aleyhine verdiği “Vedat Şorli” mahkûmiyeti, ne yazık ki, gazetecilerin aradan geçen zaman içerisinde de, keyfi davalarla taciz edilmesine engel olamadı.
Uludağ 90 gün sonra mahkemede: “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla 90 gündür Silivri Cezaevi’nde tutulan gazeteci ve DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ ilk kez hâkim karşısına çıktı. Duruşmaya SEGBİS katılmak zorunda bırakılmasını hukuka aykırılık olarak eleştiren Uludağ, kaçma şüphesi iddiasıyla tutuklu bırakılmasını da “İki küçük çocuğum var, nereye kaçarım” diyerek tepki gösterdi. Bir gazeteci olarak ifade özgürlüğü hakkının gereğini yerine getirdiğini vurgulayan Uludağ, “Bu dava, Anayasa’da güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğünün engellenmesinden ibarettir” dedi. Duruşma savcısının, tutuklu bırakılması yönünde görüş bildirirken mahkeme, gazetecinin tahliye edilmesi yönünde karar aldı. Dava 18 Eylül’e (saat 10:30) bırakıldı (21 Mayıs).
Özbek ve Başcan’a “Cumhurbaşkanı” soruşturması: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, BirGün internet sitesinin sorumlu müdürü Sefer Selçuk Özbek ile gazetenin sorumlu müdürü Gökay Başcan’a “Cumhurbaşkanına hakaret” şüphesiyle soruşturma açtı. Soruşturma, BirGün’ün 24 Ağustos 2025 tarihli sayısında çıkan ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart operasyonları sonrası üniversite öğrencilerine yönelik başlatılan soruşturmalar, burs kesintileri ve yurttan çıkarma uygulamaları işleyen habere dayandırıldı. Haberde ayrıca ODTÜ Mezunlar Derneği ve Sol Genç’in açıklamalarından alıntılar bulunuyordu. Soruşturmaya gerekçe gösterilen ifadelerin de bu açıklamalardan yapılan doğrudan aktarımlar olduğu öğrenildi. Gazeteciler Başsavcılık Basın Suçları Bürosu’nda avukatları Tolgay Güvercin eşliğinde ifade verdi (20 Mayıs).
Kabaş’ın “Erdoğan” davası: İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi, sosyal medya paylaşımları yoluyla “Cumhurbaşkanına hakaret” ettiği iddiasıyla gazeteci Sedef Kabaş’ı 4 yıl 8 ay hapis istemiyle yargılamaya devam etti. Pandemi döneminde aşı politikasına yönelik eleştirileri ve “128 milyar dolar nerede?” sorusunu da içeren 2016-2021 yılları arasındaki paylaşımlardan oluşan 25 tweeti nedeniyle suçlanan Kabaş, 6 Ocak 2021 tarihinde ABD’de Trump destekçilerinin Kongre Binasını basması üzerine TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un paylaşımını yorumlayan NBC muhabirinin Erdoğan’a “diktatör” dediği ifadelerini çevirerek “Amerika’yı bırak, ülkemin düştüğü duruma bak…” yorumunu yapmıştı. Kabaş’ın 17 Şubat 2021 tarihinde paylaştığı ve İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in Erdoğan’a yönelik uyarısını aktardığı tweeti de suçlama konusu edildi. AİHM’in 21 Ekim 2010 tarihli Şorli/Türkiye kararına atıf yapan gazetecinin avukatları her duruşmada düşme veya derhal beraat kararı verilmesini talep etse de mahkeme, bugüne kadar dosyayı olumlu sonuçlandırmayı reddetti. P24’e göre mahkeme, 5 Mayıs’ta görülen son duruşmada, Kabaş’a isnat edilen eylemin sabit olması ihtimaline karşı, dosyanın İstanbul 36. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki başka bir dosyayla birleştirilmesinin sorulmasına karar verdi. Dava 8 Ekim’e bırakıldı (5 Mayıs).
Batum'un “Erdoğan” davası yakalamaya kaldı: İstanbul Mahkemesi, gazeteci Rüstem Batum'u sosyal medya paylaşımları üzerinden “Cumhurbaşkanına hakaret" ettiği iddiasıyla yargılamaya devam etti. 25 Kasım’da süren davada mahkeme, savunmanlığını MLSA'nın üstlendiği Batum hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenilmesine karar verdi. Avukatları, 13 Nisan’daki duruşma için mazeret iletti (13 Nisan).
Batum’un “Erdoğan” davası: İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi, 2017-2019 döneminde Twitter hesabından, Güneydoğu’daki hak ihlallerine tepki gösterdiği, ekonomik krizin yurttaş üzerinden etkileri ile “saldırgan” dış politikasından söz ettiği ve Katar’ın uçak verdiği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirdiği için gazeteci Rüstem Batum’u 4 yıl 8 ay hapis istemiyle yargılıyor. 17 Haziran 2019’da “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla açılan dava, Batum hakkında çıkarılan yakalama kararının infazını bekliyor. Dava 8 Ekim’e kaldı (7 Nisan).
Pehlevan’ın “Cumhurbaşkanı” davası: İstanbul 36. Asliye Ceza Mahkemesi, Leman Dergisi'nde yayınlanan bir karikatür nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla tutuklanıp 14 Kasım 2025’te tahliye edilen karikatürist Doğan Pehlevan’ı, bir sosyal medya paylaşımında “Cumhurbaşkanına hakaret ettiği” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Davanın başından beri suçlamaları reddeden Pehlevan ifadesinde, sosyal medya hesabının kendisine ait olmadığını belirterek, “Hiçbir sosyal medya platformunda hesabım yok. Tanınan bir karikatürist olduğum için adımı kullanarak hesap açılmış olabilir. Tarzımı da yansıtmayan bu paylaşımdan haberim yok” demişti. Mahkeme, duruşma sonunda 4 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle yargılanan Pehlevan’a yönelik imza zorunluluğunu kaldırdı ancak yurtdışı yasağını kaldırmadı. Ayrıca, Siber Suçlar Emniyet Birimi’nden X hesabına ilişkin “eksik” gelen raporun yeniden istenmesine de hükmedildi. Yargılamaya 14 Temmuz’da (10:30) devam edilecek (5 Nisan).
Yurttapan ve Ergül’ün “Cumhurbaşkanına hakaret” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Demokratik Modernite dergisi sorumlu müdürü Ramazan Yurttapan ve dergi editörü Haydar Ergül’ü “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ve 4 yıl 8 ay hapisle yargılamaya devam etti. İddianamede Yurttapan ve Ergül’e yöneltilen suçlamaya derginin 37. sayısında Aysun Genç mahlası kullanılarak yazılan “Yeni Osmanlıcılık Türk Devletinin En Yozlaşmış Halidir” başlıklı yazıdaki ifadeler gerekçe gösterilmişti. 5 Mart’ta görülen duruşmada, dosyadaki eksikliklerin giderilmesine karar verildi. Ayrıca, yazar Selçuk Uçar hakkındaki yakalama kararının infazı da bekleniyor. Dava 3 Aralık’a bırakıldı (4 Nisan).
Charlie Hebdo’ya “Cumhurbaşkanı” davası: Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 28 Ekim 2020 tarihli bir karikatürde “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret edildiği” gerekçesiyle Fransa merkezli haftalık Charlie Hebdo dergisinin dört temsilcisini yargılıyor. İddianamede derginin genel direktörü Julien Serignac, yazı işleri müdürü Gerard Biard, genel yayın yönetmeni Laurent Sourisseau ve karikatürist “Alice”’in 4 yıl 8 ay hapsi isteniyor. Dosya, Adalet Bakanlığı’ndan, ifadeleri alınması için sanıkların açık kimlik, adres bilgilerinin ve savunmalarının tespiti için Ankara Başsavcılığı’nca düzenlenen yurt dışı istinabe yazısına dair dönüş bekliyor (3 Nisan).
Yücel’e 301 ve 299 davasında yakalama: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Almanya merkezli Die Welt gazetesi için 2016’da yazdığı haberleri gerekçe yaparak gazeteci Deniz Yücel’i ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ ve “Devlet kurumlarını aşağılamak” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatının katılma talebini kabul eden mahkeme, gazetecinin avukatlarının istinabeye ilişkin talebini daha önce Almanya tarafından iade edildiği gerekçesiyle reddetmişti. İddianamede, Yücel hakkında, Die Welt'te 26 Ekim 2016'da “Kürdün annesini göremeden ölmesi” söylemi ile 27 Ekim 2016'da yazdığı “Ermenilere yapılan soykırım ifadeleri" nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğu hatırlatıldı. Oysa ki Yücel, ifadesinde “ayrımcılık ve eşitsizliği eleştirdiğini, tarihi gerçeğin suç sayılamayacağını” ifade etmişti. Yücel hakkındaki yakalama emrinin infazını bekleyen yargılama 1 Ekim’e ertelendi (2 Nisan).
Ağca’nın “Cumhurbaşkanı” davası: Gazeteci Baransel Ağca’nın, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yargılandığı davanın sekizinci duruşması bugün İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü. Katılanın olmadığı duruşma dosya üzerinden görülerek ileri bir tarihe ertelendi (2 Nisan).
Üç gazeteciye “Cumhurbaşkanı” davası: İstanbul Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, bir programdaki sözleri nedeniyle gazeteci Mehmet Tezkan, İbrahim Kahveci ve Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla ve 4 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle dava açtı. Gazeteciler, Bakırköy 18. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak (2 Nisan).
Acarer'in “Cumhurbaşkanı” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, gazeteci Erk Acarer'i BirGün gazetesinde çıkan “Herkese var, Berkin'e yok” yazısında “Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret edildiği” iddiasıyla yargılıyor. Mahkeme, Almanya'da yaşayan gazeteciyle ilgili yakalama emrinin infazını bekliyor (2 Nisan).
Hakaret ve tazminat davaları
Ceza davaları
Son üç ayda en az 10 gazeteci, muktedirlerin şikayetiyle açılan ceza davalarında “hakaret”, “kamu görevlisine hakaret” veya “iftira” suçlamasıyla hakim karşısına çıktı. Bu dosyalarda şikayetçiler arasında eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Anayasa Mahkemesi üyesi İrfan Uçar, eski RTÜK başkanı Ebubekir Şahin, İstanbul C. Başsavcısı Şaban Yılmaz, Anadolu C. Başsavcısı İsmail Uçar ve İstanbul C. Başsavcıvekili Mehmet Yılmaz, Batman Valisi Ekrem Canalp, eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı şimdiki Yargıtay Üyesi Yüksel Kocaman, MHP Mersin Milletvekili ve Nişantaşı Eğitim Vakfı kurucusu Levent Uysal vardı.
Bu dönemde, kaleme aldıkları haberler nedeniyle Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu’ya hakaretten yargılanan BirGün gazetesi muhabiri ve gazeteci İsmail Arı ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un şikâyetiyle yargılanan Nefes Gazetesi muhabiri Nisanur Yıldırım aklandı. Anayasa Mahkemesi üyesi İrfan Fidan’ın şikayeti üzerine dört yıl önceki bir haberden “kamu görevlisine hakaret” suçlamasıyla yargılanan gazeteci Furkan Karabay ile dönemin Gerçek Gündem haber sitesi yazı işleri müdürü Faruk Eren’in dosyası “dava açma süresi geçtiği” gerekçesiyle düşürüldü.
Bu dönem, “hakaret”, “kamu görevlisine hakaret” ve “iftira” suçlamalarıyla yürütülen dosyalarda mahkumiyet tespit edilmedi.
Karabay ve Eren’in “Fidan” davası düştü: Anayasa Mahkemesi üyesi İrfan Fidan’ın şikayeti üzerine dört yıl önceki bir haber delil gösterilerek gazeteci Furkan Karabay ile dönemin Gerçek Gündem haber sitesi yazı işleri müdürü Faruk Eren hakkında “kamu görevlisine hakaret” suçlamasıyla açılan davada Ankara 54. Asliye Ceza Mahkemesi, Basın Kanunu’nda öngörülen dava açma süresinin geçmiş olması nedeniyle davanın düşürülmesine karar verdi. MLSA’ya göre mahkeme, süreli yayınlar yönünden dava açılma sürecinin dört ay olduğuna ilişkin Karabay’ın avukatı Özge Naz Akkaya’nın Basın Kanunu’nun 26. maddesini öne çıkararak yaptığı savunma doğrultusunda karar verdi (23 Haziran).
Terkoğlu’na “Soylu” davası: Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu hakkında eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya hakaret suçlamasıyla açılan davada iddianame hazırlandı. Savcı, Terkoğlu’nun “kamu görevlisine eleştiri sınırını aşan eylem” iddiasıyla cezalandırılmasını istedi. Gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un tutuklanmasına neden olan itirafçı ifadesine sosyal medya hesabından dikkat çeken Terkoğlu hakkında Soylu şikâyetçi olmuştu. Soruşturma sonrası hazırlanan iddianamede Terkoğlu’nun iki yıl dört aya kadar hapis cezası ile cezalandırılması istendi. Dava 28 Eylül’de Ankara’da görülecek (18 Haziran).
Bakan davasından Yıldırım’a beraat: İstanbul Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un şikâyetiyle “kamu görevlisine hakaret” suçlamasıyla açılan dava kapsamında yargıladığı Nefes Gazetesi muhabiri Nisanur Yıldırım’ı beraat ettirdi. Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasında, arazi tahsisine dair iddiaları işleyen 15 Temmuz 2025 tarihli yayında Ersoy’a yönelik somut isnatta bulunulduğu gerekçesiyle gazetecinin cezalandırılmasını talep etmişti (11 Haziran).
Arı’ya “hakaret” davası: BirGün gazetesinde 30 Ağustos 2025 tarihinde çıkan “Skandalın RTÜK ayağı neden araştırılmıyor?” haberi nedeniyle gazeteci İsmail Arı’ya “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret, iftira” suçlamasıyla dava açıldı. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) Yunus Emre Vakfı’nı naylon faturalarla soyan şirketlere milyonlarca lira ödediği iddia edilen haber nedeniyle, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Ebubekir Şahin’in şikâyeti üzerine gazeteciyle ilgili takipsizlik kararı verirken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Arı hakkında 27 Kasım’da iddianame düzenledi. Gazetecinin dokuz yıla kadar hapis istemiyle İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı dosya 21 Ocak 2027’ye (14:00) bırakıldı (9 Haziran).
Terkoğlu’nun “Uçar” ve “Salihoğlu” davaları: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Ocak’ta Yargıtay üyeliğine seçilen İstanbul Anadolu C. Başsavcısı İsmail Uçar’ın şikayetiyle İmamoğlu’nu “ortadan kaldırmaya hazırlanıyorlar” yazısından Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Barış Terkoğlu’nu “iftira” iddiasıyla yargılıyor. 19 Haziran’da görülen beşinci duruşmada esas hakkındaki mütalaasını sunan duruşma savcısı, gazetecinin cezalandırılmasını talep etti. İkinci bir dosyada gazeteci Terkoğlu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı Hadi Salihoğlu’nun şikayetçi olduğu davadan “kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla yargılanıyor. Terkoğlu, Mart 2022’de “Arkadaş arkadaşın pelesengidir” başlıklı bir yazıyla Adnan Oktar dosyasında verilen ağır hapis cezalarının İstinafta bozulmasını gündeme getirmişti. Yargılamanın son savunmalar için ertelendiği 11 Aralık günü, hakimin raporlu olması nedeniyle gelişme yaşanmadı. Dosyalar 19 Ocak 2027’ye bırakıldı (14 Mayıs).
Arı’ya “hakaret”ten beraat: Ankara 87. Asliye Ceza Mahkemesi, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu’ya hakaret ettiği iddiasıyla yargıladığı BirGün gazetesi muhabiri ve gazeteci İsmail Arı’yı beraat ettirdi. Arı, Yunus Emre Vakfı’ndan huzur hakkı alan bürokratlara yönelik haberi nedeniyle yargılandığı davada, “Gazetecilik yaptım” demişti. Haberdeki verilerin CİMER’den alındığının altını çizen ve kimseye hakaret etme amacı olmadığını vurgulayan Arı, “Bana ceza verirseniz, CİMER’in güvenilirliği zedelenir” diye konuşmuştu. Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasında gazeteciler için eleştiri sınırının daha geniş tanımlandığının altı çizerken mahkeme de, suçun unsurları oluşmadığı gerekçesiyle gazeteciyi akladı. Arı, duruşma çıkışında kendisini bekleyen yakınlarına, “Dimdik ayaktayım” diye seslendi (29 Nisan).
Terkoğlu ve Üçok’un “Başsavcılar” davası: Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Barış Terkoğlu ile emekli askeri savcı ve İyi Parti eski Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Zeki Üçok’a, Nisan 2023’te çıkan “Hatırlı FETÖ’cüler nasıl kurtarılıyor” ve “Savcı bey geliyorum, bu yazıyı da ekleyin” yazıları nedeniyle açılan davaya İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Terkoğlu ve Üçok, savcı Gökalp Kökçü’nün HSK’ya sunduğu dilekçeyi gündeme getirdikleri için, İstanbul C. Başsavcısı Şaban Yılmaz, Anadolu C. Başsavcısı İsmail Uçar ve İstanbul C. Başsavcıvekili Mehmet Yılmaz’ın şikayetiyle “zincirleme şekilde kamu görevlisine hakaret” suçlamasıyla yargılanıyor. Duruşma savcısı, her iki sanığın “kamu görevlisine hakaret” suçlamasından cezalandırılmasını talep ederken mahkeme, el konulan dijital materyallere ilişkin bilirkişi raporunun henüz dosyaya sunulmadığını belirterek, raporun bekleneceğini bildirdi. Gökalp Kökçü’nün tanık olarak dinlenmesine karar verilen yargılama 17 Eylül’e (10.20) bırakıldı (28 Nisan).
Arı ve Gökdemir’in “MHP’li” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, “Kuzey Kıbrıs’ta MHP'li vekilin talimatıyla ‘veriler silindi’ iddiası” başlıklı haber nedeniyle BirGün gazetesi internet haber sitesinin sorumlu yazı işleri müdürü Yaşar Gökdemir ile haberi sosyal medya hesabında paylaşan muhabir İsmail Arı’yı “iftira” (TCK 267/1) suçlamasıyla yargılamaya devam etti. 28 Nisan’da devam edilen yargılama, eksik hususların tamamlanması için 20 Ekim’e bırakıldı (28 Nisan).
Bağış’a Validen “dezenformasyon” davası: Ankara Batı 15. Asliye Ceza Mahkemesi, Batman Valisi Ekrem Canalp ile ilgili yaptığı haber nedeniyle Nefes Gazetesi muhabiri Mahir Bağış’ın “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “hakaret” iddiasıyla yargılandığı davada gazetecinin talimatla ifadesini aldı. Gazetecinin, Nefes Gazetesi’nde yayımlanan “19 milyonluk iş yaptırdı tek kuruş ödemedi” başlıklı haber nedeniyle hapsi isteniyor. MLSA’ya göre duruşmada savunma yapan Bağış, “5 yıldır gazetecilik yapıyorum. Yaptığımın yalnızca haber olduğunu düşünüyorum. Üzerime atılı suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum” dedi (24 Nisan).
Pehlivan’ın İnci ve Kocaman davaları: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, kaleme aldığı yazılar nedeniyle Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan’ı, Boğaziçi Üniversitesi’nin rektörü Naci İnci ve eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı şimdiki Yargıtay Üyesi Yüksel Kocaman’ın müşteki olduğu dosyalarda “kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Savunmasında, YÖK disiplin kurulu raporları ve Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni Tuna Tuğcu'nun iddialarını kaleme aldığını belirten Pehlivan, “Herhangi bir şekilde hakaret ya da iftira söz konusu değildir. Akademisyen Tuna Tuğcu’nun tanık olarak dinlenilmesini istiyorum” demişti. İlk dosyada mahkeme, YÖK disiplin kurulunun soruşturma dosyasına ait bilgilerin dosyaya eklenmesi için ilgili kuruma yazı yazılmasına, Pehlivan ve avukatının tanık dinletme taleplerinin ise daha sonra değerlendirilmesine karar vermişti. İkinci dosyadan da savunma yapan Pehlivan, köşe yazısında bahsettiği Kalegaz Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Ilıcan Ankara'daki evinin önünde uğradığı silahlı saldırıyı Cendere adlı kitabında da yazdığını hatırlatmıştı. 6 Ocak’ta süren iki dosya da, hakim değişikliği nedeniyle çok kısa sürdü ve 17 Eylül’e ertelendi (4 Nisan).
Hukuk davaları
Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında en az dört gazeteci ve üç medya kuruluşu, yayımlanan haber, araştırma ve köşe yazarları temelinde Selçuk Bayraktar, Serhat Albayrak, Bilal Erdoğan, Berat Albayrak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski avukatlarından Mustafa Doğan İnal, Halkbank ve İris İnşaat’ın başvurusu olduğu dosyalarda Asliye Hukuk veya Ticaret Mahkemelerinde toplam 2 milyon 650 bin TL tutarlı tazminatla yargılanıyordu.
Sonuçlanan davalarda Evrensel gazetesi yazarı ve akademisyen Ceren Sözeri, Turkuvaz Medya Şirketi ve Serhat Albayrak’ın “AKP’ye kim oy kaybettirdi?" yazısından açtığı davada 20 bin TL ödemeye mahkum edildi. Gazeteci Hazal Ocak da, Cumhuriyet gazetesinde çıkan “Damat işi biliyor” haberinden Berat Albayrak’a 10 bin TL ödemeye mahkum edildi. Serhat Albayrak da, Berat Albayrak da dosyalardan 200’er bin TL tazminat bekliyordu.
Soykan ve BirGün’ün “Halkbank” davası: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, 5 Haziran 2024 tarihli ‘‘Halkbank'tan mafyaya 550 milyon kredi’’ ve ‘‘Halkbank'tan mafyaya kredi’’ başlıklı haberler nedeniyle araştırmacı gazeteci Timur Soykan ve BirGün gazetesini, 1 milyon TL’lik tazminat davası kapsamında yargılamaya devam etti. Soykan, haberde Ayhan Bora Kaplan soruşturması için hazırlanan MASAK Raporunda Kaplan’ın paravan şirketler aracılığıyla sadece Halkbank'tan 550 milyon TL’den fazla kredi aldığını yazmıştı. Dava dilekçesinde ise bankanın ticari itibarının zedelendiği öne sürülüyordu. Mahkeme, rapor hazırlığında olan bilirkişinin süre istemesi üzerine yargılamayı erteledi (25 Haziran).
Evrensel’den 500 bin TL isteyen İnşaat firmasına ret: İstanbul Küçükçekmece 8. Asliye Hukuk Mahkemesi, Evrensel.net haber sitesinde, 1 Temmuz 2025 tarihinde yayınlanan “Dev inşaat firması İris İnşaat’ın işçilere aylardır ücretini ödemediği iddia edildi” başlıklı haber nedeniyle İris İnşaat’ın açtığı 500 bin TL’lik manevi tazminat davasını reddetti. Dava, İris İnşaat tarafından haberin erişime engellenmesi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle açılmıştı (5 Haziran).
Evrensel ve Sözeri’ye kısmi “Albayrak” cezası: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2019’a ait “AKP’ye kim oy kaybettirdi?" yazısı nedeniyle Evrensel gazetesi yazarı ve akademisyen Ceren Sözeri’ye Turkuvaz Medya Şirketi ve Serhat Albayrak’ın açtığı 200 bin TL’lik tazminat davasında toplam 20 bin TL’de karar kıldı. Gazete avukatı Devrim Avcı, eleştiri yazısına “ticari itibarın zedelendiği” iddiasıyla verilen cezaya itiraz edecek (13 Mayıs).
Bilal Erdoğan Karabay’dan 250 bin TL istiyor: İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın, görev yaptığı adliyede, para karşılığında erişim engelleme ve tahliye kararları verildiğini iddia etmesiyle ilgili X yayınında, “adliyenin müdavimleri”nden söz eden gazeteci Furkan Karabay, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın "kişilik haklarını ihlal”den açtığı 250 bin TL tazminat kapsamında İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yargılanıyor. MLSA’ya göre 7 Mayıs’ta süren yargılama, Karabay’ın “hakaret” ve “iftira” suçlamalarıyla İstanbul 47. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı ceza davasının sonucunun bekliyor. Dava 17 Aralık’a (saat 10.13) bırakıldı (7 Mayıs).
Evrensel’e 50 bin TL’lik “Bayraktar” cezası: İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesi, Evrensel gazetesine ait sitede, Sözcü gazetesinin haberinden alınarak 1 Nisan 2025’te yayımlanan “AKP döneminde İBB yandaş dernek ve vakıflara 847 milyon aktardı” başlıklı haber nedeniyle Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı’na (T3 Vakfı) 50 bin TL tazminat ödenmesine karar verdi. Selçuk Bayraktar’ın heyetinde olduğu vakıf, gazeteden 250 bin TL’lik manevi tazminat talep ediyordu (30 Nisan).
Hazal Ocak’a “Damat” cezası: İstanbul 33. Asliye Hukuk Mahkemesi, Cumhuriyet gazetesinde çıkan “Damat işi biliyor” başlıklı haber nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak'ın gazeteci Hazal Ocak aleyhine açtığı 200 bin TL’lik tazminat davasını kısmen kabul ederek 10 bin TL tazminatta karar kıldı. Oysa ki haberci, aynı haberle ilgili İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davadan beraat etmişti (22 Nisan).
Karabay’a İnal davası: Gazeteci Furkan Karabay, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski avukatı Mustafa Doğan İnal’ın İstanbul 32. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açtığı 250 bin TL'lik manevi tazminat davası kapsamında 3 Mart’ta yine hakim karşısına çıktı. MLSA’ya göre, taraf avukatları, İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ceza dosyasının kesinleşmesinin beklenmesini talep etti. Talebi kabul eden mahkeme, yargılamayı 15 Eylül’e (saat 09.45) bıraktı (3 Nisan).
Yasaklamalar, kapatmalar, toplatmalar
Bilişim Teknolojileri Kurumu (BTK) ve Sulh Ceza Hakimlikleri, Anayasa Mahkemesi’nin 10 Ekim 2024’ten itibaren iptal ettiği “kişilik hakları”na dayalı online sansürü, o zamandan beri, usulsüzlük ve yolsuzluk gibi konuların kamuoyuna yansımasını engelleyecek tarzda, bu kez “millî güvenlik ve kamu düzeni” gerekçesine dayandırarak tam gaz sürdürüyor. Son üç ayda en az 24 online habere erişim engeli getirildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilan ettiği “Aile Yılı” politikalarının bölgesinde son üç ayda, özellikle LGBTİ+ haberciliğiyle birlikte, Yusuf Çelik, Esra Ece Kutlu, Zilan Azad, Kaos GL Editörü Oğulcan Özgenç gibi çok sayıda gazeteci ve haber mecrasının X hesaplarına yasak geldi. Erişim engelleri son üç ayda, Bülent Mumay, Erk Acarer, Abdurrahman Gök, İslam Özkan, Yusuf Çelik, Esra Ece Kutlu, Zilan Azad, Oğulcan Özgenç ve Nisan Çıra yanı sıra TGS Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu ile Velvele sitesinin X hesaplarını da hedef aldı.
Kısa Dalga haber sitesinde Canan Coşkun imzalı “Vize İmparatorluğu” araştırma dosyasının, ilgili haber ve sosyal medya paylaşımlarıyla birlikte yine “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” adına sansür edilmesi, araştırmacı gazeteciliğinin yargı eliyle fütursuzca boğulmasının açık ve ağır örneklerinden birini oluşturdu. Ankara’daki NATO Zirvesi’nde gözlenen, Türkiye’de mahkemelerce de tescil edilen medyaya yönelik akreditasyon ayrımcılığı sorunu, medya özgürlüğü kuruluşlarının sert tepkileri eşliğinde, uluslararası gündemin bir parçası oldu.
Avrupa Birliği ülkeleri, son yıllarda Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası (EMFA) ile kamusal yayıncılığın ve Dijital Yasa ile medyanın dijital hakların korunması için birçok pozitif düzenleme ve regülasyonla yol alırken Türkiye’de yetkililerin aklında haber akışını kontrol etmek var.
LGBTİ+ haberciliğine “milli güvenlik” sansürü: LGBTİ+ derneği ve sivil toplum örgütünün X hesaplarına dönük erişim engelleri son olarak, LGBTİ+ haberleri yapan gazeteciler Yusuf Çelik, Esra Ece Kutlu, Zilan Azad, Kaos GL Editörü Oğulcan Özgenç ve sendika.org Yayın Kurulu Üyesi Nisan Çıra’nın X hesaplarına yönelik kararla sürdü. Sansür kararları, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesine dayandırıldı. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu ve Velvele sitesinin X hesabı da bir kez daha erişime engellendi (27 Haziran).
NATO Zirvesi'nde akreditasyon keyfiyeti: Ankara'da 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’ni takip etmek üzere başvuruda bulunan Halk TV, Nefes, Sözcü TV, Cumhuriyet, ANKA Haber Ajansı, Medyascope, T24, YetkinReport ve İlke TV’nin de aralarında olduğu çok sayıda ulusal ve uluslararası basın ve yayın kuruluşuna ve temsilcilerine akreditasyon verilmedi. Sözcü TV'den İpek Özbey, Medyascope sitesi editörü Senem Görür Yücel, gazeteciler Duygu Güvenç ve Deniz Zeyrek gibi çok sayıda kişi, uygulamaya sosyal medya hesaplarından tepki gösterdi (24 Haziran).
Online yasağın haberlerine de sansür: İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği, Kısa Dalga haber sitesinde “Vize İmparatorluğu” araştırma dosyasının Canan Coşkun imzasıyla yayımlanmasına ilişkin çıkan haberlere ve sosyal medya paylaşımlarına da yine “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişim engeli getirdi. İFÖD, 3 Haziran’da da, erişim engelleri hakkında bianet ve Medyaradar gibi haber sitelerinde çıkan haberler ile sosyal medya paylaşımlarının bu kez İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliğince (2026/4994 sayılı karar) engellendiğini duyurdu (2-3 Haziran).
Cumhuriyet’in X hesabına yasak: Cumhuriyet gazetesinin yaklaşık 3,4 milyon takipçili X hesabı, Elazığ 2. Sulh Ceza Hakimliğinin “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle verdiği bir kararla erişime engellendi. İFÖD duyurusunun ardından Cumhuriyet Gazetesi X’teki kullanıcı adını @cumhuriyetgzt1 olarak değiştirirken, boşa çıkan @cumhuriyetgzt kullanıcı adını alan başka bir hesap kısa süre sonra X tarafından askıya alındı (29 Nisan - 2 Haziran).
Kısa Dalga dosyasına “milli güvenlik” sansürü: Kısa Dalga haber sitesinin Canan Coşkun imzasıyla yayımladığı “Vize İmparatorluğu” araştırma dosyasına “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişim engeli getirildi. Dört bölümü yayımlanan haber, Lighthouse Reports öncülüğünde 12 ülkeden 14 medya kuruluşunun hazırladığı, VFS Global’in vize aracılık sistemini ve Türkiye’deki Gateway bağlantılarını mercek altına alan “Vize İmparatorluğu” yazı dizisine ayrılmıştı (1 Haziran).
Üç “rüşvet” haberine yasak: Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde görevli bazı doktorların hastalardan rüşvet aldığı iddiasıyla Samsun ve Ordu'da düzenlenen operasyon hakkında Türkgün, Hürriyet ve CNN Türk sitelerinde yer alan haberler için, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişime engeli getirildi (19 Mayıs).
Mumay’ın X paylaşımına yasak: Gazeteci Bülent Mumay'ın, TV100'ün sahibi Necat Gülseven'in adliye kadrolarına rüşvet vererek, yargılandığı dosyalarda beraat kararı aldırdığı iddialarıyla ilgili X sosyal medya paylaşımına erişim engeli getirildi (18 Mayıs).
Üç “ihale” haberine yasak: İBB’nin AKP döneminde Medya A.Ş. üzerinden yapılan bir ihalede kamu zararı oluştuğu ve ihalede eski Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin akrabasıyla bağlantılı bir şirketin yer aldığı iddiası hakkında ANKA Ajansı, Halk TV ve Gazete Pencere sitelerinde çıkan haberlere, “özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği” gerekçesiyle, İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği’nce erişim engeli getirildi. İFÖD’e göre 5 Mayıs 2026 tarihli ve 2026/2243 sayılı ek kararla erişime engellenen içeriklerin silinmesine de hükmedildi (5 Mayıs).
Halk TV 9 dakika karardı: Halk TV'nin sahibi Cafer Mahiroğlu, televizyonun dokuz dakika karardığını, uydudan aldıkları bilgilere göre korsan bir saldırı olduğunu düzenlendiğini açıkladı. Mahiroğlu, “Bu işler neden Halk TV'nin başına geliyor diye düşünmeden edemiyoruz” diye konuştu (1 Mayıs).
Sekiz “Ören” haberine yasak: İhlas Holding CEO’su Ahmet Mücahid Ören’in yazışmalarının Epstein belgelerinde çıkmasına dair CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açıklamaları, Ören’in kendi açıklaması ve Şubat 2026’da haberlerin erişime engellendiği hakkında Cumhuriyet, Sözcü, BirGün, bianet, Gazete Pencere, Yeniçağ, Evrensel ve Diken sitelerinde yayımlanan haberler için “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişim engeli getirildi. İFÖD’e göre 29 Nisan 2026 tarihli ve 2026/3827 sayılı karar İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliğince alındı (29 Nisan).
Okullarda silahlı saldırı haberlerine engel: Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir liseye silahla giren kişinin açtığı ateş sonucu en az 16 kişinin yaralandığı olay hakkında CNN Türk, Habertürk ve a Haber’de çıkan haberler ve sosyal medya paylaşımları, 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişime engellendi. İFÖD’e göre, aynı olayla ilgili daha önce erişime engellenmemiş haberler ve sosyal medya paylaşımları da 28 Nisan’da erişime engellendi (14-28 Nisan).
Üç online habere “savcı” yasağı: 2021 yılında Osmaniye’de görev yapan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Bülbül ile tartışan doktorun gözaltına alınması ve hakkında dava açılmasına dair Evrensel, ANKA ve bianet’te yayımlanmış haberler için, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişim engeli getirildi, İFÖD’e göre 27 Nisan 2026 tarihli ve 2026/4303 sayılı karar Adana 1. Sulh Ceza Hakimliği’nden geldi (27 Nisan).
Üç “dolandırıcılık” haberine “milli güvenlik” sansürü: Çin'de faaliyet gösteren İsviçre merkezli bir firmaya saf bakır yerine kaldırım taşı gönderilerek 36 milyon dolarlık dolandırıcılık yapıldığı iddiası hakkında çıkan haberlere “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” adına erişim engeli getirildi. İFÖD, erişime kapatılma kararından Yeniçağ sitesinde çıkan bir, Cumhuriyet sitesinde de yer alan iki haberin etkilendiğini açıkladı (24 Nisan).
Acarer’in X hesabı Türkiye’den görünmez kılındı: Sürgündeki gazeteci Erk Acarer’in X hesabı, ‘milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması’ gerekçesiyle erişime kapatıldı. İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), X platformunun, kararı uygulayarak hesabı Türkiye’den görünmez kıldığını duyurdu.(15 Nisan).
Özkan’ın X hesabı engellendi: Gazeteci İslam Özkan'ın X hesabına erişim, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Blackrock şirketi CEO’suyla buluşmasına dair eleştiri tweetinden dolayı Bilişim Teknolojileri Kurumu'nun (BTK) talebiyle engellendi (10 Nisan).
Gök’ün ikinci hesabına da erişim yasağı: Gazeteci Abdurrahman Gök’ün X sosyal medyasında kullandığı hesabı erişime engellendi. Açıklama yapan Gök, “Önce 130.000 takipçisi bulunan @arahmangok hesabım; instagram ve youtube hesaplarımla birlikte, daha sonra da 8.200 takipçisi bulunan @gokarahman X hesabım erişime engellendi” dedi (6 Nisan).
Üç habere “yolsuzluk” yasağı: AKP Gençlik Kolları MKYK üyesi Halil Efe Tunç'un, devletin en çok et ithalatı yaptığı şirketin hissedarları arasında yer aldığına dair BirGün, Sözcü ve Nefes sitelerinde çıkan haberler, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişime engellendi. İFÖD’e göre haberlerin erişime kapatılmasında en yaygın şekilde başvurulan bu gerekçeye Sakarya 1. Sulh Ceza Hakimliği başvurdu (1 Nisan).
Habercilik
Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, son üç ayda kaleme aldığı haftalık yazılarında, CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin muhalif medyayı hiçbir kanıt göstermeden hedef almasını ve “mutlak butlan” kararı sonrası CHP Genel Merkezi önünde görevlerini yapmaya çalışan medya temsilcilerinin engelleme ve saldırıyla karşılaşmasını da eleştirdi. CHP’li eski diplomat Namık Tan da, “mutlak butlan” kararı sonrası kararın geri alınması için ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’tan yardım istediğini ileri süren Kılıçdaroğlu’na yakın gazeteci Nuray Başaran’dan özür beklediğini duyurdu. Tan, Barrack ile bir araya gelmediğini, “mutlak butlan” kararının öncesinde yurtdışında, sonrasındaysa hastanede olduğunu aktaran eski diplomat Tan, yasal haklarını saklı tuttuğunu açıkladı. Kılıçdaroğlu için “kripto kılıç artığı” ifadesini kullanan Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat ise, yazılarına ara verdiği açıklamakla birlikte telefonla Kılıçdaroğlu'ndan özür diledi.
Diğer yandan, CHP Genel Başkanlığı ve Cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde Kemal Kılıçdaroğlu'nu hedef yapan yayınlar yapan iktidara yakın gazeteler, bu dönemde, CHP’nin başına mutlak butlan olarak atanan Kılıçdaroğlu'nu “gözdesi” yaptı. Bu medya çevresinin, Doruk Madencilik işçilerinin haklarına 17 gün boyunca sırt çevirmesi de Bildirici tarafından eleştirildi.
Gazeteci Fatih Altaylı, Habertürk Yayın Grubu’nda çalıştığı dönemle ilgili hayli geç bir itirazla gündeme geldi: “Benim çalıştığım dönemde Habertürk’ün de bir kara listesi vardı”.
Ombudsman'dan Öztürkmen’e çağrı: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin muhalif medyayı hedef alan sözler sarf eden, “Bazı TV, gazete ve trol hesaplara 755 milyon TL ödenmiş” diyen CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’i ağır şekilde eleştirdi. Kılıçdaroğlu’nun çıktığı Sözcü TV yayınında bu iddiayı doğrulayamadığını hatırlatan Bildirici, Öztürkmen’i sorumluluğa çağırdı: “Şimdi söz sırası yeniden Hasan Öztürkmen’de. Eğer Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun bilmediğini bir bilgisi varsa belgeleriyle, isim isim açıklamalı, yoksa çıkıp özür dilemeli. Elbette sadece Öztürkmen de değil, kim ne biliyorsa konuşsun ya da tezvirat üretmesin” (24 Haziran).
Ombudsmandan “CHP” eleştirileri: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Gazete Pencere’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun, CHP Sözcüsü Müslim Sarı’ya soru sorduğu sırada bir partilinin “Sarı zarf alıyorsunuz, tabii öyle soru sorarsınız” sözleriyle yaptığı çıkışı kınadı. “Maalesef CHP’deki bu saflaşma, gazetecilere fiziki müdahalelere de neden oluyor” diyen Bildirici, Şaban Sevinç ve Barış Yarkadaş gibi hem politikacı ve gazeteci olan kişilerle ilgili tavsiyede bulundu: “Politikacı olarak taraf olan bu arkadaşlarımızla, bağımsız, bu ayrışmaya mesafeli durarak toplumu nesnel bir dille bilgilendirmeye çalışan bağımsız gazetecileri karıştırmamak lazım” (17 Haziran).
CHP’nin Kılıçdaroğlu ekibinde “gazetecilere iftira”: Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP'nin İletişim Koordinatörü Ali Haydar Fırat, CHP Genel Merkezi'nde bir kişinin gazetecilere “zarfta para alıyorsunuz” şeklinde iftirada bulunmasıyla ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, “Bugün parti sözcümüz sayın Müslim Sarı gerçekleştirdiği basın toplantısı sonrasında gazetecilerle sohbet ederken orada bulunan bir kişi tarafından gazeteci arkadaşlarımıza yönelik asla kabul etmeyeceğimiz bir ithamda bulunmuştur. Yaşanan olaydan dolayı son derece üzgün olduğumuzu, söz konusu kişinin herhangi bir danışmanlık görevi bulunmadığını ve kendisiyle ilgili gerekli adımları atacağımızı basın emekçilerinin ve kamuoyunun bilgisine sunuyoruz” denildi (12 Haziran).
Bildirici’den “ayrımcı dil” uyarısı: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Yunanistan ve Türkiye arasındaki politik ilişkilerin halklar arasında ayrımcılık ve düşmanlığa hizmet edecek yayınlara gerekçe yapılmaması gerektiğini bildirdi. Yunanistan devleti ve politikacılarının uygulamalarından Yunan ulusunun sorumlu tutulmasıyla ayrımcı ve düşmanlık saçan bir dil kullanılmasına zemin hazırladığını yazan ve BBC Türkçe'nin de bir haberini eleştiren Bildirici, Akşam’ın, “ABD’den Yunan’a terörist tepkisi”, Yeni Akit’in, “Yunan’da dijital gözetleme paniği” ve Nefes’in “Kopyacı Yunan’ın mavi stratejisi” haberlerine de “devlet ile ulus ayrımı yapılmaması”na örnek olarak verdi (10 Haziran).
Akit’in hedefi Bingöl: Ensonhaber sitesi ve Yeni Akit, Ankara’da 1 Haziran’da yapılan Ethem Sarısülük anmasında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan Mezopotamya Ajansı muhabiri Sema Bingöl’ü hedef yaptı. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Bingöl’ün bu yıl takip ettiği haberleri “suç kaydı” olarak servis etmesine tepki gösterdi ve suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı (8 Haziran).
Tan Başaran’dan özür bekliyor: CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın gazeteci Nuray Başaran, CHP’li Namık Tan’ın “mutlak butlan” kararı sonrası kararın geri alınması için ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’tan yardım istediğini öne sürdü. Barrack ile bir araya gelmediğini, “mutlak butlan” kararının öncesinde yurtdışında, sonrasındaysa hastanede olduğunu aktaran eski diplomat Tan, özür beklediği Başaran’a karşı yasal haklarını saklı tuttuğunu açıkladı (29 Mayıs).
İktidar medyasında “Bay Kemal”den “Kemal Bey”e: CHP Genel Başkanlığı ve Cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde Kemal Kılıçdaroğlu'nu hedef yapan yayınlar yapan iktidara yakın gazeteler, CHP’nin başına mutlak butlan olarak atanan Kılıçdaroğlu’nu “gözdesi” yaptı. Örneğin, geçmişte “Bay Kemal fitne ateşi yakıyor” ve “Bay Kemal'in köstebeği kim?” gibi başlıklar atan Yeni Şafak gazetesi, 25 Mayıs 2026 tarihli sayısında “Genel Merkezi Kemal Bey'de” manşetiyle çıktı. Hürriyet gazetesi ise, “Polis zoruyla CHP'de tahliye” manşetiyle çıkarken, haberin yanında “Kalıcı barış telefonları” başlığıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “dünya liderleriyle diplomasi trafiğini” gündeme getirdi. Sabah, Milliyet ve Akşam ise, CHP içi yaşananları “fiyasko”, “kaos” gibi ifadelerle tanımladı. MHP'ye yakın Türkgün gazetesi operasyonu parti içi bir mesele gibi lanse ederek, "CHP'de büyük kavga" başlığını kullandı (26 Mayıs).
Baro “cezaevinde avukat görüşmeleri”ne dair yayınlar için uyardı: İstanbul Barosu, son günlerde avukatların ceza infaz kurumlarında gerçekleştirdiği görüşmelere ilişkin kayıt ve bilgilerin, bazı basın yayın organlarında kamuoyuyla paylaşıldığına dikkati çekerek yayınları eleştirdi. Açıklamada, “Ceza infaz kurumlarında tutulan bu tür bilgilerin üçüncü kişilerle paylaşılması, kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat bakımından olduğu kadar, ceza hukuku bakımından da sorumluluk doğurabilecek niteliktedir. Devletin yükümlülüğü, kişisel veri niteliğindeki bu bilgilerin basına servis edilmesine zemin hazırlamak değil; güvenliğini sağlamak, hukuka aykırı erişimleri engellemek ve ihlal iddialarını etkili biçimde soruşturmaktır” denildi (23 Mayıs).
Altaylı’dan yıllar sonra “Habertürk” itirafı: YouTube yayını nedeniyle tutuklanıp 29 Aralık 2025’te tahliye olan gazeteci Fatih Altaylı, Habertürk TV’de görev yaptığı dönemde kanalın bir kara listesi olduğunu açıkladı ve kendisinin davetlileri seçmede istisnasının olduğunu savundu. Altaylı, “Benim çalıştığım dönemde Habertürk’ün de bir kara listesi vardı. ‘Alınabilecek konuklar’ diye. Bu liste bir benim için geçerli değildi. Hatta şimdi hapiste olan Mehmet Akif Ersoy ‘Terör örgütü ile bağlantılı olanlara bu ekranı kapadık’ diyerek HDP’lilerin kara listede olduğunu açık açık söylemişti. Bir tek ben HDP’li vekilleri alabiliyordum kanalda” dedi (17 Mayıs).
Emin Pazarcı “mesajlara hakaret” sonrası Akşam’dan ayrıldı: Kızının çakarlı araçtaki görüntüsü tepki çeken Akşam gazetesi Ankara temsilcisi Emin Pazarcı, gazetesinden ayrıldı. Pazarcı'nın kızı Begüm Ece Pazarcı'nın İstanbul'da çakarlı bir araç içerisinden paylaştığı görüntüler tepki çekmişti. Tepki gösterenlere hakaret eden Emin Pazarcı, üç ay zorunlu izne çıkarılmıştı. Pazarcı, görevinden ayrıldığını açıkladı (16 Mayıs).
Gazetecinin babası işten çıkarıldı: BirGün gazetesi muhabiri Sarya Toprak'ın iktidara yakın Yeni Akit gazetesi yazarı Zekeriya Say tarafından sistematik hedef gösterilmesinin ardından Bursa’da kamu emekçisi olarak görev yapan babası Hasan Toprak’ın görevden uzaklaştırılmasına Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, DİSK Basın-İş gibi gazetecilik meslek örgütleri tepki gösterdi. BirGün gazetesi de, Toprak'ı hedef gösterenlere karşı Çağlayan Adliyesi'nde suç duyurusunda bulundu. Çağlayan Adliyesi'nin önünde bir araya gelen gazeteciler ve meslek örgütlerinden TGC temsilcisi Uğur Güç, yaptığı açıklamada, “Gazeteci Sarya Toprak da Gülistan Doku cinayetiyle ilgili yaptığı haberler nedeniyle hedef alındı, dijital lince maruz kaldı. Sarya Toprak'ı hedef gösterenler, Gülistan Doku cinayetini işleyenlerle suç ortaklığı yapmaktadır. 'Cinayete yardım ve yataklık' TCK 39'a göre suçtur, gazetecilik suç değildir” dedi. DİSK Basın-İş'ten Alparslan Aydın ise, “Değerli meslektaşımız Sarya Toprak'ı ve çok değerli babasına dayanışmalarımızı ifade etmek istiyoruz” diye konuştu. Sarya Toprak da, dayanışma gösteren herkese teşekkür ederek, “Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, bu rejime biat etmeme kapasitesi olan dahi herkesi hedef alan, şeytanlaştıran bir rejimle karşı karşıyayız. Medyanın çoğunluğunu ele geçiren ve yandaş medyayı kendi fikirlerini yaygınlaştırmak, kendine düşman gördüğü herkesi şeytanlaştırmak için kullanan bir güruh var karşımızda” şeklinde konuştu (12 Mayıs).
Yeni Şafak ve RTÜK reklam kaldırttı: Yeni Şafak gazetesinde “Çocuk yerine köpek propagandası” başlığıyla yayınlanan haberde “Son yıllarda Türkiye'de doğurganlığın azalması ve insanlara küresel çapta 'aile karşıtlığı' aşılanması gündemdeyken Bosch Türkiye, Anneler Günü üzerinden aile kurumunu ve anne-baba kavramını hedef alan reklam hazırladı. Bir Bosch mağazasında geçen reklamda, 'annelikleri' çeşitli betimlemelerle düşündürülmek istenen iki kadının aslında hayvan sahibi olduğu anlatıldı. Hayvanların çocuklarla aynı kefeye konulduğu reklam sosyal medyada büyük tepki çekti. Bosch Türkiye gelen tepkiler sonrası, Yahudi iş adamı Jeffi Medina'nın sahibi olduğu ajans tarafından çekilen reklam filmini yayından kaldırdı. Öte yandan RTÜK, reklamla ilgili harekete geçerek inceleme başlattı.” denildi. Bosch Türkiye, reklam filmini yayından kaldırdı (4 Mayıs).
İktidar medyası 17 gün madenciyi görmedi: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Doruk Madencilik işçilerinin hakları için başvurdukları eylemlerin iktidar yanlısı medya tarafından görünmemesini eleştirdi. Bildirici yazısında, İşçilerin, Eskişehir’den Ankara’ya yürürken, bakanlık önünde kaldırımda yatarken, polis onları coplarken, biber gazı sıkarken, 17 gün boyunca iktidar yanlısı medya tarafından görülmediğini, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi devreye girip, Yıldızlar Holding patronunu işçilerin haklarını ödemeye ikna edince ortaya çıktıklarını yazdı: “17 gün boyunca onları yok sayan, görmeyen iktidar medyası eylemin sona ermesini haber yaptı. Tabii yine bu sonuçtan bakanlara övgü payı çıkarmayı başat görev saydılar”. (4 Mayıs).
1 Mayıs’ta “yalan medya” pankartı: NTV’nin İstanbul Kadıköy’deki 1 Mayıs yayınında bir eylemci “Yalan Medya” yazılı pankartı ekrana yansıttı (1 Mayıs).
Erdoğan’a kalırsa “TRT” tarafsız: “Türkiye’nin sesini, değerlerini, tarihini ve kültürünü tüm dünyaya yansıtan; sorumlu, tarafsız, ilkeli habercilik anlayışıyla vatandaşlarımıza önemli bir hizmette bulunan TRT’mizin 62’nci kuruluş yıldönümünü canı gönülden tebrik ediyorum. TRT çalışanı her bir kardeşime Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum” (Cumhurbaşkanı Erdoğan, 62. kuruluş yıldönümünü kutladığı TRT’nin tarafsız yayın yaptığını ileri sürdü; 1 Mayıs).
Tepki çeken Kırıkkanat’tan Kılıçdaroğlu'na özür: Sosyal medya paylaşımında eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için “kripto kılıç artığı” ifadesini kullanan Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat, yazılarına ara verdiğini açıkladıktan sonra Kılıçdaroğlu'nu telefonla arayarak bizzat özür dilediğini açıkladı. Kırıkkanat, X (Twitter) platformundan yaptığı paylaşımda, “Kırıkkanat Az önce Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu arayarak, kendisi hakkında yaptığım talihsiz paylaşım için içtenlikle özür diledim. Gösterdiği olgunluğa minnettarım. Saygılarımla, Kemal Kılıçdaroğlu” dedi (29 Nisan).
Saymaz’dan “Bu basın buluşması değil, altın günü” çıkışı: Gazeteci İsmail Saymaz, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin İstanbul'da düzenlediği basın toplantısına birçok medya kuruluşunun davet edilmemesine tepki gösterdi. Çiftçi, X üzerinden “İstanbul’da medya dünyasının kıymetli Genel Yayın Yönetmenleri ile verimli bir istişare toplantısı gerçekleştirdik” şeklinde paylaşım yaparken Saymaz da, “Bu basın buluşması değildir. Bu altın günüdür. Yaptığınız altın günüdür. AK Partili gazetecilerin AK Partili bürokratlarla hoş sohbet toplantısıdır. Bizim davet edilmediğimiz, Halk TV'nin olmadığı, Sözcü'nün olmadığı, BirGün'ün, Cumhuriyet'in, Evrensel'in olmadığı toplantı, Türkiye'nin en az yarısının temsil edilmediği bir toplantıdır” şeklinde karşılık verdi (27 Nisan).
Özel’den TGRT’ye “haysiyet cellatlığı” tepkisi: CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM’deki karşılaşmalarında “TGRT Genel Yayın Yönetmeni olarak bir çay alacağım var sizden” diyen Ercan Seki’ye sorumlusu olduğu kanalın “haysiyet cellatlığı” yaptığını açıkladı. Diyalog sırasında Özel Seki’ye, “Bizim kişilerle sorunumuz yok. Ama büyük bir haysiyet cellatlığı ile karşı karşıyayız. Benim kızımın evinin fotoğrafları yayınlanıyor, adresi söyleniyor. Dünya kadar yalan atılıyor. Ben yine de bütün saygımı koruyorum. Sadece bu işin yanlış bir iş olduğunu ifade ediyorum. Her zaman çaya da bekleriz, yemeğe de bekleriz. Haysiyet cellatlığına teslim olmayız” dedi (23 Nisan).
Ombudsmandan Sabah’a işçi haberleri eleştirisi: Medya ombudsmanı ve gazeteci Faruk Bildirici, İktidara yakın Sabah gazetesini emek haklarıyla ilgili toplumsal sorunlar arasında ayrımcılık yapmakla eleştirdi. Bildirici, gazetenin CHP'li Buca Belediyesi'nde maaşlarını alamayan işçileri haberleştirirken maden işçilerinin hak arama mücadelesini görmemekle eleştirdi. Yazıda, “Belediye olunca “Sabah yazdı eylem bitti” ama maden işçilerini yazmadı: CHP'li Buca Belediyesi'nde maaşlarını alamayan işçileri haber yapan Sabah, "Eylem bitti" diye övünmüştü. Ama maden işçilerinin hak arama mücadelesini tek satır haber yapmadılar. Sadece Sabah değil, TRT dahil tüm iktidar medyası bir yerden talimat almışçasına hiç haber yapmadı madencileri, yok saydılar. Zaten son yıllarda hiçbir hak arama eylemini görmüyorlar. Sabah’ta ve iktidar yanlısı gazete ve televizyonlarda çalışan gazeteciler, işçilerin fotoğraflarına vicdanları sızlamadan bakabiliyorlar mı?” denildi (22 Nisan).
TMSF kayyum atanan TELE1’i şimdi de satıyor: Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), el koyduğu TELE1 televizyonunun ticari ve iktisadi bütünlüğünü 28 milyon TL muhammen bedelle satışa sundu. Açık teklif usulüyle gerçekleştirilecek ihale için son başvuru tarihi 16 Haziran 2026 olarak belirlendi. ABC Radyo Televizyon ve TELE1 Prodüksiyon şirketlerini kapsayan ticari bütünlük için belirlenen 28 milyon TL'lik bedel üzerinden teklifler alınacak (21 Nisan).
JTI sertifikasını Türkiye’den ilk bianet aldı: Bağımsız İletişim Ağı’nın haber sitesi bianet.org, gazetecilikte güvenilirlik ve şeffaflık standartlarını belgeleyen Journalism Trust Initiative (JTI) sertifikasını alarak Türkiye’de bu alanda sertifikalandırılan ilk medya kuruluşu oldu. Bu girişim, medya kuruluşlarının yalnızca ürettikleri içerik üzerinden değil, bu içerikleri hangi süreçlerle hazırladıkları üzerinden değerlendirilmesini amaçlıyor (16 Nisan).
KESK Haber-Sen’den “habercilik” hatırlatması: Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta 14 ve 15 Nisan günlerinde okullarda yaşanan silahlı saldırılar medya yayıncılığının sorumluluğunu yeniden gündeme getirdi. KESK Haber-Sen, basın yayın kuruluşlarını ve sosyal medya kullanıcılarını “acilen sorumluluk” almaya çağırdı. Sendika açıklamasında, “Okul koridorlarında yankılanan silah seslerini ve çocukların dehşet anlarını "flaş haber" adı altında sansürsüzce yayımlamak habercilik değildir. Bu durum, şiddetin pornografikleşmesine ve toplumda kanıksanmasına hizmet etmektedir. Basın kuruluşları, bir olayı duyururken o olayın toplumsal etkilerini hesap etmekle yükümlüdür” denildi (15 Nisan).
Bildirici’den “sponsor” ve “tutuklu gazeteciler” yazısı: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, haftalık yazısında, Ankara Üniversitesi’nde bilim insanlarını ve akademik kuruluşları ödüllendirmek için düzenlenen ve sponsorlukları için medyaya plaket verilen bir törenin "medyanın ödüllendirildiği bir tören” olarak sunulmasına tepki gösterdi. Üniversitenin web sayfasında yer alan “Ankara Üniversitesi ödülleri sahiplerini buldu etkinlik haberinde, medyaya ödül verildiğinden de bahsedilmiyor; “Törenin medya sponsoru olan kuruluşların temsilcilerine plaketleri takdim edilirken” deniliyordu. Bildirici, “Tören görüntüsünü de izledim; medya temsilcileri sahneye çağrılırken arkadaki ekranda “Medya ödülleri” değil, “Medya sponsorlarımız” yazısı ve liste görünüyordu” diye de belirtti. Bildirici, yazısında Alican Uludağ ve İsmail Arı’yı da unutmayarak, "İktidar medyası yok saymak istese de Alican Uludağ gibi 15 gündür cezaevinde tutulan BirGün muhabiri İsmail Arı da gazeteciliğe devam ediyor; duvarları aşıyor” eleştirisini yöneltti. (6 Nisan).
Özdil’den sitem ve istifa: Dört ay önce Sözcü TV’nin başına getirilen Yılmaz Özdil Sözcü Medya Grubu Başkanlığı görevinden istifa etti. İstifasını kanalın sahibi Burak Akbay’a sunan Özdil, istifasından önce, X hesabından yaptığı paylaşımda, CHP Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut ve CHP Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın'a sitem etmişti. Özdil, “Burhanettin Bulut ve Gökhan Günaydın'ı tebrik ederim… Uğruna mücadele ettiğimiz insanlar tarafından taşlanmayı göze alarak, bağımsız gazeteciliği savunmak için elimden geleni yaptım, doğruyu dosdoğru anlattım, anlatmayı beceremediğimi hayat mutlaka anlatır” diye yazmıştı (6 Nisan).
Beyaz TV hedef göstermekten mahkum: İstanbul 30. Asliye Hukuk Mahkemesi, AKP Ankara Milletvekili Osman Gökçek ve Beyaz TV’nin, İstanbul Tabip Odası’nın eski yöneticilerinden ve Ilketv.com.tr sitesi yazarı Dr. Cegerxwîn Polat’a 40 bin TL manevi tazminat ödemesine hükmetti. İstanbul Tabip Odası’nın da duyurduğu karara göre Dr. Polat, kamuoyunda “Yenidoğan Davası” olarak bilinen dosya kapsamında kapatılan hastanelerden birinde çalıştığı gerekçesiyle televizyon programı ve sosyal medya paylaşımları üzerinden hedef gösterilmişti. Polat hakkında, söz konusu olayla bağlantısı varmış gibi algı oluşturulduğu belirtilmişti (2 Nisan)
Ombudsmandan “devlet-medya” ilişkisine dair uyarı: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, yargı muhabirleriyle bayramlaşmasına ANKA, Nefes, NOW TV ve Sözcü muhabirlerini de çağırmasının önemli bir değişim olduğunu kaydettiği haftalık yazısında, muhalif medyanın tamamının davet edilmemesini bir eksiklik olarak nitelendirdi. Yazıda, Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklara, kamu kuruluşlarına alınmayan muhalif medya için çalışma alanındaki sınırlamanın bir nebze olsun rahatlaması, muhatap alınmaları anlamına geliyordu… BirGün’den İsmail Arı’nın “halkı aydınlatıcı bilgiyi alenen yayma” (!) suçlamasıyla tutuklanmasının ertesi gününe rastlayan bayramlaşma tam bir oldubittiye getirildi; muhabirlere soru sorma izni verilmedi. Gürlek, geldi, gazetecilerle tanıştı; toplu fotoğraf çektirdi ve gitti. Birkaç dakikada olup bitti bunlar. O yüzden koşulları zorlayıp soru sorma olanağı bulamadılar” ifadelerine yer verildi (1 Nisan).
Anayasa Mahkemesi kararları
Anayasa Mahkemesi, geçmişte Ahmet Şık ve Nedim Şener, Can Dündar ve Erdem Gül ile ilgili süreçlerde olduğu gibi, yargının siyasi araçsallaştırılmasının ağır sonuçları olarak keyfi gazeteci tutukluluğu bakımından, son üç ayda da gazeteciler Alican Uludağ ve İsmail Arı için yeni başvuru aldı. AYM, gazeteci dosyalarında “güvenlik” ile “basın ve ifade özgürlüğü” haklarının hiçe sayılması temelinde bireysel başvuru kapsamında yapılan başvurularda yegane güvence olmayı sürdürüyor. Bu dönemde diğer bir başvuruyu da MLSA, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) internet yayıncılığı üzerinde tehdit oluşturan lisans rejimi için yaptı.
MLSA RTÜK’ün lisans pratiğini AYM’ye taşıdı: MLSA, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) internet yayıncılığına ilişkin lisans rejimini Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı. Başvuruda, Deutsche Welle ve Amerika’nın Sesi internet sitelerine getirilen erişim engelleri, Euronews’e yönelik lisans zorunluluğu ve Cumhuriyet TV’nin lisans kapsamına alınması örnek gösterilerek düzenlemenin basın ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği belirtildi. MLSA, 1 Ağustos 2019’da Resmî Gazete’de yayımlanan “Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik”in bazı maddelerinin iptali istemiyle 9 Ağustos 2019’da Danıştay’da dava açtı. Dernek, yönetmeliğin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüğüne aykırı olduğunu vurguladı. Danıştay 13. Dairesi, 31 Ekim 2024’te davayı reddetti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da 2 Nisan 2026 tarihli kararıyla bu kararı onadı. Karar, 18 Mayıs 2026’da MLSA vekillerine tebliğ edildi. İç hukuk yollarının tükenmesinin ardından MLSA, AYM’ye bireysel başvuruda bulundu (17 Haziran).
Yanardağ’ın davası başlamadan TELE1 satışı AYM’ye taşındı: Avukatları, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın 24 Ekim 2025’te “casusluk” suçlamasıyla gözaltına alınıp tutuklanmasının ardından kanala kayyım atanması ve satışa çıkarılması üzerine, “mülkiyet hakkı” ile “masumiyet karinesinin ihlali” gerekçeleriyle Anayasa Mahkemesine (AYM) başvurdu. Avukat Bilgütay Hakkı Durna, “siyasi casusluk” iddiasıyla açılan davanın sonucunun beklenmeden satış işlemlerine girişilmesinin “basın özgürlüğüne yönelik en radikal müdahale yöntemini” oluşturduğunu bildirdi (3 Mayıs).
İtirazı reddedilen tutuklu gazeteci Arı AYM’ye gidiyor: Ankara 18. Asliye Ceza Mahkemesi, 21 Şubat’ta bayram ziyareti için gittiği Tokat Turhal’da gözaltına alınan ve ertesi gün Ankara’da “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla tutuklanan BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı’nın tutukluluğuna avukatlarının yaptığı itirazı, işlemin “usul ve yasaya uygun” olduğu gerekçesiyle reddetti. Sincan Cezaevi’nde bulunan gazeteci Arı’nın avukatları, itirazın reddedilmesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne başvuracak (7 Nisan).
Alican Uludağ için AYM girişimi: 20 Şubat’ta Ankara’daki evinden gözaltına alınarak İstanbul’a getirilip tutuklanan gazeteci Alican Uludağ için avukatları, tutukluluğuna ilişkin itirazlardan sonuç alamayınca Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuruda, tutuklama sürecinin birden fazla temel hakkı “zincirleme” şekilde ihlal ettiği savunularak tahliye talep edildi. Uludağ’ın başvurusunda, tutuklama için gerekli yasal şartlar bulunmadığı halde gazetecinin tutuklanmasının “kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının bir ihlali”ni oluşturduğu belirtildi. Basın ve ifade özgürlüğünün de ihlal edildiğine yer verilen girişimde, soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yetkisine de itiraz edildi (2 Nisan).
AİHM Kararları
Uzun bir dönemdir gazetecilik hakları konusunda suskun kalan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), son üç ay içerisinde yayımladığı bir kararla sessizliğini bozdu: Darbe girişimi sürecinde “örgüt üyeliği” ve “Anayasal düzeni hedef almak” suçlamalarıyla tutuklanan gazeteci Tuncer Çetinkaya’nın keyfi şekilde tutuklandığına hükmetti; Türkiye’yi de 20 bin 656 avro (yaklaşık 1 milyon 090 bin TL) tazminat ödemeye mahkum etti.
AİHM’den Türkiye’ye “Çetinkaya” mahkumiyeti: AİHM, darbe girişimi sürecinde “örgüt üyeliği" ve “Anayasal düzeni hedef almak” suçlamalarıyla tutuklanan gazeteci Tuncer Çetinkaya’nın başvurusunda Türkiye’yi 16 bin 250 avro manevi tazminat ve 4 bin 406 avro da mahkeme gideri ödemeye mahkum etti. Toplam 20 bin 656 avro (yaklaşık 1 milyon 090 bin TL) ödemeye karar kılan AİHM, başvurucunun iddia ettiği gibi, 26 Temmuz 2016’da tutuklanması için yeterli delil bulunmadığına kanaat getirerek “güvenlik hakkının ihlal edildiği”ne hükmetti. AİHM, bu hükümle, Türkiye’de gazeteci başvurularıyla ilgili uzun bir zaman sonra bir karar almış oldu (16 Haziran).
RTÜK’ten haberler
RTÜK, Ekim 2025’ten beri Mehmet Daniş'in başkanlığında, halefi Ebubekir Şahin’in provokatif söylem ve çıkışları gözlenmezken RTÜK, CHP veya TİP yetkililerinin siyasi çıkışlarını gündeme getiren eleştirel ulusal kanallarını cezalandırmayı sürdürüyor.
RTÜK, Türkiye’de kapsam sorunu yaşanan “yayın yasaklarına aykırı hareket ettikleri” gerekçesiyle Halk TV ve Koza TV kanallarına, siyasi eleştirileri ekrana taşıyan SZC TV ve yine Halk TV’ye ceza kesti. RTÜK Üyesi İlhan Taşçı, X hesabından, “RTÜK’ün adeta Adalet Bakanı Akın Gürlek’in avukatlığına soyunduğu”nu açıkladı. Kurum, bu dönemde, Fatih Altaylı, Flu TV, Cumhuriyet TV ve BirGün TV’den sonra, 72 saat içerisinde lisans başvuru yapması için TELE2 Haber’i uyardı.
RTÜK’ten cezalara devam: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Halk TV ve Koza TV kanallarına “yayın yasağına aykırı hareket edildiği” gerekçesiyle aylık reklam gelirlerinin yüzde 1’i oranında idari para cezası verdi. Cezaların, 19-20 Haziran 2026 tarihli haber bültenlerinde DEM Batman Milletvekili Zeynep Oduncu Kutevi’nin Batman’da faaliyet gösteren özel bir bakım merkezindeki kötü muamele iddialarıyla ilgili soru önergesini haberleştirerek, Batman 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 3 Haziran 2026 tarihli yayın yasağını ihlal ettikleri gerekçesiyle verildiği kaydedildi. Karara tepki gösteren CHP’li RTÜK üyesi Tuncay Keser, basına yönelik müdahalelerde hassas, ölçülü ve eşit bir tutum izlenmesi gerektiğini vurguladı. Keser, basın özgürlüğü ve çoğulculuk açısından bunun temel bir gereklilik olduğunu bildirdi (25 Haziran).
RTÜK’ten SZC TV’ye ceza: RTÜK Üyesi İlhan Taşçı, SZC TV, Halk TV ve ATV’nin de bulunduğu 6 televizyon kanalına çeşitli gerekçelerle yüzde 1 oranında idari para cezaları verildiğini ifade etti. Taşçı, X hesabından, kanala yaptırımda RTÜK’ün adeta Adalet Bakanı Akın Gürlek’in avukatlığına soyunduğunu ifade etti. SZC televizyonuna röportaj veren CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e ilişkin “Kriptolu telefon var aranızda, Erdoğan'la kriptolu telefonla görüşüyor. Düşün, bütün yargı süreciyle ilgili bilgiyi kriptolu telefonla veriyor” şeklindeki sözleri cezaya gerekçe yapıldı. Taşçı, “Adalet Bakanı’nın açıklama, düzeltme, tekzip benzeri yasal yollar kullanılabilecekken, RTÜK’ün siyasiler arasındaki tartışmaya taraf olup, pozisyon alması dikkat çekti” dedi. Halk TV’de yayınlanan “Para Siyaset” adlı programda İbrahim Kahveci ve İsmail Saymaz’ın olası seçim senaryolarını anlatırken yaptıkları “Türkiye’de seçimlerin olmayabileceğine dair endişe var” yönündeki değerlendirmeleri nedeniyle de kanala, “gerçeklik ve doğruluk” ilkesinin ihlali gerekçesiyle oy çokluğuyla yüzde 1 idari para cezası verildi (11 Haziran).
RTÜK’ten Halk TV ve SZC TV’ye ceza: RTÜK, CHP Milletvekili Cemal Enginyurt’un Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in siyasi tutumu ve eğitim politikalarına yönelik sözlerini gerekçe göstererek, Halk TV’ye, aylık reklam gelirinin yüzde 2’si oranında idari para cezası verdi. RTÜK, sunucu müdahalesi bulunmasına rağmen söz konusu ifadelerin 'eleştiri sınırını aştığını' ve 'küçük düşürücü nitelik taşıdığını' savundu. RTÜK, SZC TV’ye ise, “Nokta Atışı” programında TİP Milletvekili Sera Kadıgil’in Meclis, devlet kurumları ve uyuşturucuyla mücadele politikalarına yönelik sözlerini de “eleştiri sınırlarının ötesinde” buldu; kanala aylık reklam gelirinin yüzde 1’i oranında idari para cezası uyguladı. RTÜK, Kadıgil’in ifadelerinin “devlet kurumlarını küçük düşürdüğü” ve “eleştiri sınırını aştığı”nı öne sürdü (30 Nisan).
RTÜK’ten lisans için Tele2’ye süre: RTÜK’ün Youtube platformu üzerinden yayın yapan haber kanallarına dair lisans zorunluluğu getirmesi ardından 14 Nisan’da da TELE2 Haber’e lisans girişimleri için 72 saat süre verildi. RTÜK, lisans için başvuru ve ödeme yapılmaması halinde Youtube'dan erişim engeli isteyecek (14 Nisan).
RTÜK’ten uyarı: RTÜK, İstanbul’da İsrail Konsolosluğu’na yönelik saldırıyla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma başlatıldığını belirterek “infial yaratabilecek teyitsiz görüntülerin” paylaşılmasını eleştirdi. Açıklamada, “Soruşturmanın selameti ve toplumsal huzurumuz için tüm yayıncıların; sadece resmî makamların açıklamalarını esas alması ve kaynağı belirsiz görüntüleri paylaşmaktan kaçınması yasal bir zorunluluktur. Kamuoyunu doğru bilgilendirme ve sorumlu yayıncılık ilkelerini ihlal eden kuruluşlar hakkında Üst Kurulumuzca gerekli idari yaptırımların uygulanacağını önemle hatırlatıyoruz” denildi. (7 Nisan).
RTÜK cezaları
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Nisan, Mayıs, Haziran 2026 döneminde haber ve program yayınlarından dolayı TV kuruluşlarına toplam üç kez idari para cezası verdi. Kurul, TV kuruluşlarına toplam 1 milyon 114 bin 913 TL idari para cezası verdi. RTÜK, rapor döneminde radyo kuruluşlarına ceza vermedi.
RTÜK, TV kanallarına “insan onuru” ilkesini ihlalden iki kez ve “tarafsızlık” ilkesinin ihlalinden bir kez olmak üzere toplam üç kez idari para verdi.
(Reklam, diziler ve ticari yayınların değerlendirme dışı bırakıldığı “RTÜK cezaları” bölümü, RTÜK’ün 26 Mart 2025 - 20 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdiği sekiz toplantının kayıtları incelenerek hazırlandı).
İnsan onuru ve özel hayatın gizliliği: RTÜK, yayınların 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan “insan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez” ilkesinin ihlali nedeniyle Halk TV’ye (Sansürsüz) 577 bin 868 TL ve SZC TV’ye (Nokta Atışı) 291 bin 659 TL olmak üzere toplam 869 bin 527 TL idari para cezası verdi.
Tarafsızlık: RTÜK, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan, "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz" ilkesine aykırılıktan Ulusal 1 kanalına (Gündemin Nabzı) 245 bin 386 TL idari para cezası verdi.
(EÖ/HA)
24 TEMMUZ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN MÜCADELE GÜNÜ
Gazetecinin ağzını açması, hapis ve eziyet demek!
BİA MEDYA GÖZLEM | NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2026
Düzenlemeler, tepkiler, dayanışma, işsizlik
BİA MEDYA GÖZLEM | OCAK-ŞUBAT-MART 2026
Düzenlemeler, tepkiler, dayanışma, işsizlik
BİA MEDYA GÖZLEM | Ocak-Şubat-Mart 2026
Gün gün üç aylık medya/ifade özgürlüğü ihlalleri
3 MAYIS DÜNYA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GÜNÜ
Gazetecilik hakları okur desteğiyle gelişir!