Gazeteci Uğur Mumcu’nun aracının altına 24 Ocak 1993’te bomba yerleştirerek ölümüne neden olan kişi olarak gösterilen ve İnterpol aracılığıyla arandığı iddia edilen Oğuz Demir’in yargılanmasında, o yılların İçişleri Bakanı Mehmet Ağar tanık sıfatıyla dinlendi. 22 Eylül 2025’te dinlenen o yılların İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Özge Mumcu’nun ‘Bu davayla ilgili sorusuna “Tam tersi bizim Uğur ile bir hukukumuz vardı” şeklinde yanıt verince Mumcu’nun kızı Özge Mumcu, “Hayır, böyle bir şey yoktu” şeklinde karşılık vermişti. Yargı ve yetkili kurumların aklına, bombacı ve ailesinin bulunduğu yerin araştırılması 33 yıl sonra geldi. Davaya 14 Temmuz’da devam edilecek.
Gazeteci ve barış insanı Hrant Dink 2007 yılında öldürüldüğünden beri Trabzon’daki Pelitli Grubu ile cinayette görev ihmali gösteren ve “FETÖ adına” cinayete zemin hazırlayan güvenlik görevlileri yargılandı ancak gazeteciyi 22 Şubat 2004 tarihli bildiriyle tehdit eden Genelkurmay yetkilileri, Dink’i İstanbul Valiliği’nde 24 Şubat 2004’te tehdit eden MİT görevlileri, gazeteci için koruma kararı almayan ve suikastı hafife alan dönemin siyasi ve mülki amirlerine dokunulmadı. Nitekim, soruşturmalarda korunan, yargılanmayan, yargılansa da beraat eden birçok kamu görevlisi ve mülki amirle ilgili AİHM ve Anayasa Mahkemesi önünde Dink Ailesi avukatlarının yapmış oldukları başvurular bekliyor. Son olarak Dink Ailesi, katil Ogün Samast ile destekçileri Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’e açılan “örgüt adına suç işlemek” davası kapsamında 10 Ocak 2025’te verilen zamanaşımı kararına itiraz ettiğinde “suçtan doğrudan zarar görmediniz” gerekçesi ileri sürüldü.
Gazeteci cinayeti dosyaları
Hrant Dink cinayeti davası
Dink cinayetinin “örgüt” ayağında Dink Ailesi “zarar görmeyen”: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, 2007’de işlenen Hrant Dink cinayetinde, katil Ogün Samast ile destekçileri Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’e açılan “örgüt adına suç işlemek” davasının 10 Ocak 2025’te zamanaşımından düşürülmesiyle ilgili karara itiraz eden Dink Ailesini “suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen” olarak nitelendirip itiraz hakları bulunmadığına karar verdi. Kısa Dalga’dan Canan Coşkun’a göre İstinaf, 4 Kasım 2025’teki görüşmesinde aldığı kararın gerekçesinde Dink ailesini “sanıklara yüklenen suçların niteliği itibariyle suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılım hakkı bulunmayan” olarak niteledi. 16 Ocak’ta gündeme gelen karara göre daire, ailenin bu suçlama yönünden hükmü istinaf etme hak ve yetkisi bulunmadığını öne sürdü. Gazeteci ve barış insanı Hrant Dink 2007 yılında öldürüldüğünden beri Trabzon’daki Pelitli Grubu, cinayette görev ihmali gösteren ve “FETÖ adına” cinayete zemin hazırlayan güvenlik görevlileri yargılandı ancak gazeteciyi 22 Şubat 2004 tarihli bildiriyle tehdit eden Genelkurmay yetkilileri, Dink’i İstanbul Valiliği’nde 24 Şubat 2004’te tehdit eden MİT görevlileri, gazeteciyi korumayan ve cinayet öncesi çoğalan tehditleri hafife alan dönemin siyasi ve mülki amirlerine dokunulmadı. Nitekin, soruşturmalarda korunan, yargılanmayan, yargılansa da beraat eden birçok kamu görevlisi ve mülki amirle ilgili Dink Ailesi avukatlarının yapmış oldukları başvurular AİHM ve Anayasa Mahkemesi önünde bekliyor (16 Ocak).
Uğur Mumcu cinayeti davası
Mumcu’yu öldüren bombacı Demir 33 yıldır “kaçak”: Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ocak 1993’te gazeteci Uğur Mumcu’nun aracına bomba yerleştirerek ölümüne neden olan kişi olarak gösterilen ve İnterpol aracılığıyla arandığı iddia edilen Oğuz Demir’i gıyabında yargılamaya devam etti. 22 Eylül 2025’te görülen yargılamanın 13. duruşmasında Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, cinayetten 33 yıl sonra ilk kez, İstanbul Anadolu Adliyesi’nden SEGBİS aracılığıyla dinlenmiş, Mumcu için “Uğur Bey ile sık sık görüşürdük” ve “Güldal Mumcu ile Mülkiye'den sınıf arkadaşıyız” demişti ancak cinayete dair soruşturmayı engellemediğini söylemişti. 9 Şubat’ta devam edilen dava, sanık Oğuz Demir ve ailesinin bulunduğu yerin araştırılması için Milli İstihbarat Başkanlığı ile Dışişleri Bakanlığı’na yazı yazılması ve hakkında yakalama kararı olan Oğuz Demir’in yakalanmasının beklenilmesi için 14 Temmuz’a ertelendi (9 Şubat).
Tutuklamalar
Türkiye’de özellikle Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın tutuklanması yargıda siyasallaşmanın gazetecilik haklarına verdiği tahribatı on üç ayda daha net bir şekilde ortaya koydu. Bu dönemde, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” (dezenformasyon) ile ilgili TCK’nın 217/A maddesi de, Alican Uludağ, İsmail Arı, magazin habercisi Bilal Özcan ve Antalya Kemer’den gazeteci Murat Kemaneci’nin tutuklandığı ve Furkan Karabay’ın iki aylık süreyle ev hapsinde tutulduğu süreçte gazetecileri yargısal taciz altında tutmanın temel araçlarından biri oldu. Nitekim, gazeteciler Yavuz Oğhan, Şaban Sevinç ve Ruşen Çakır’ın İBB davası kapsamında yurtdışına çıkış yasağı altında tutulduğu soruşturmada bu suçlamaya atıf vardı.
27 Ekim 2025’te tutuklanan gazeteci ve TELE1 genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ ise, 11 Mayıs’ta İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Siyasal casusluk” iddiasıyla yargılanmaya başlayacak.
Yanardağ’a “siyasi casusluk” davası: Tutuklu gazeteci ve TELE1 genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ, CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu'nun danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan, casus olduğu iddia edilen Hüseyin Gün ile birlikte 11 Mayıs’ta İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Siyasal casusluk” iddiasıyla yargılanmaya başlayacak. Gazeteci Yanardağ ve diğer üç kişinin 15 yıldan 20 yıla kadar hapsi istendi. İddianamede, İmamoğlu'nun 2019 yerel seçimlerini “manipüle” etmeye yönelik faaliyetlerde bulunduğu ileri sürüldü. Yanardağ, 24 Ekim 2025’te gözaltına alınıp üç gün sonra da tutuklanmıştı. Başsavcılık, “örgüt lideri” olarak nitelendirdiği İmamoğlu'nun, “'İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü' olarak CHP'yi yasa dışı yöntemlerle ele geçirdiği, Cumhurbaşkanlığı adaylığı için fon oluşturmak ve bu amaç doğrultusunda malî nitelikli suçları işlemek için, başta İstanbul'daki vatandaşların kişisel verilerinin yabancı ülke istihbarat birimlerine aktararak casusluk suçu işlediği” iddia edildi (30 Mart).
Antalya’da Kemaneci tutuklandı: Antalya Kemer’de çevreye dair ihlal iddialarını gündeme taşıyan gazeteci Murat Kemaneci 26 Mart’ta gözaltına alındı; ertesi gün Sulh Ceza Hakimliği tarafından sosyal medya yoluyla “halkı yanıltıcı bilgiyi yaydığı” iddiasıyla tutuklandı. Gözaltında sağlık sorunları da yaşayan gazeteci Antalya’daki Döşemealtı L Tipi Cezaevi’ne gönderildi (27 Mart).
Karabay’ın ev hapsi kaldırıldı: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İBB soruşturması kapsamında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla 23 Ocak’ta gözaltına alınan ve hakimlikçe ev hapsinden ibaret adli kontrol kararıyla bırakılan Medyascope haber sitesi muhabiri Furkan Karabay’ın ev hapsinin kaldırıldığını açıkladı. Savcılık, Emniyette ifadesi alınmayan Karabay'ı tutuklama istemiyle mahkemeye sevk etmiş, hakimlik ise “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasından yurt dışına çıkış yasağı, “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme” suçlamasından ise ev hapsi kararı vermişti. Gazeteci iki ayı aşkın bir süre ev hapsinde tutulmuş oldu (26 Mart).
Arı’ya “dezenformasyon” tutuklaması: Kamu kurumlarına ilişkin yolsuzluk ve diğer usulsüzlüklere ilişkin araştırma ve haberleriyle ilgili tanınan, iş kazaları ve deprem gibi kamu yararı olan dosyaları gündeme getiren BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı, bayramda aile ziyareti için gittiği Tokat'ın Turhal ilçesinde 21 Mart akşamı gözaltına alındı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma gerekçe gösterilerek alıkonan gazeteci Ankara’ya getirildi ve “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” şüphesiyle sorgulandı. Arı, yoğun tepkiyle karşılanan gözaltıdan sonra Ankara Savcılığı’nca dinlenmeden tutuklamaya sevk edildi; Sulh Ceza Hakimliği’nce de tutuklandı (21 Mart).
Uludağ’ın tutukluluğu “söz verilmeden” uzatıldı: İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği, 26. gündür Marmara Cezaevi’nde bulunan gazeteci Alican Uludağ’la ilgili aylık tutukluluk incelemesinde, cezaevinden SEGBİS karşısına çıkardığı gazeteciye söz vermeden ve itirazlarını kayda almadan, tutukluluğunu uzattı. Uludağ, “Bu hukuka aykırı tutukluluğa karşı itirazlarımı dile getirmek için günlerce hazırlık yaptım. SEGBİS ekranına baktığımda birçok cezaevinden onlarca tutuklu da hazır bekliyordu. Görevli hakimin bana söz vermesini beklerken bir anda tek tek isimler okuyarak ‘Tutukluluğun devamına…’ dedi. ‘Herhalde onlardan sonra beni dinler’ diye düşündüm. Hakim isimleri sayarken ‘Alican Uludağ tutukluluk halinin devamına...’ dedi. Söz alıp itiraz ettim. Savunmamı almadan tutukluluğumun devamına karar verdi (18 Mart).
Özcan’a “dezenformasyon” tutuklaması: Magazin habercisi Bilal Özcan, intihar olarak gündeme gelen moda tasarımcısı Ayşegül Eraslan’ın ölümüne ilişkin “cinayet” şüphesine dair değerlendirmeler nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma Suçunu” düzenleyen 217/A maddesi kapsamında İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla tutuklandı (16 Mart).
Karabay’dan “ev hapsi” altında gazetecilik: Yaklaşık iki aydır ev hapsi altında tutulan gazeteci Furkan Karabay, RSF’ye yaptığı açıklamada adli kontrole karşı yaptıkları girişimlerin rutin olarak reddedilmesini eleştirdi. Karabay, “İtirazlarımız gerekçesiz reddediliyor, iddianamenin yazılmasını bekliyoruz. Aziz İhsan Aktaş ve İBB gibi önemli davaları yerinden takip edememek bir sorun ancak evden çalışarak dosyaları didikleyerek haberler yapıyoruz” dedi (10 Mart).
Dört gazeteciye yönelik adli kontrol kaldırıldı: İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi, İBB davası kapsamında “yalan bilgiyi alenen yayma” ve “suç örgütüne yardım” iddialarıyla gözaltına alınan gazeteciler Yavuz Oğhan, Şaban Sevinç ve Ruşen Çakır’ın yurtdışına çıkış yasağını kaldırdı. Soner Yalçın’ın ise yurtdışı çıkış yasağı geçtiğimiz ay kaldırılmıştı. Mahkeme, 9 Mart’ta başlaması öngörülen yargılama öncesi verdiği ara kararla üç gazeteciye yönelik yurtdışına çıkış yasağını kaldırmış oldu (23 Şubat).
Uludağ tutuklandı: DW Ankara temsilcisi Alican Uludağ, 19 Şubat’ta “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” şüphesiyle Ankara’daki evinden gözaltına alınarak soruşturmanın yürütüldüğü İstanbul’a getirildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde savcılıkta ifade vereceğini ifade eden Uludağ, Haziran 2016’da Atatürk Havalimanı’nda katliam yapan IŞİD militanlarının ceza indirimiyle tahliye edildiğini ele aldığı, 18 Aralık 2024’te Now TV'de çıkan bir haber ve 22 sosyal medya paylaşımıyla ilgili ifadesi alındı. 18 yıllık gazeteci, sosyal medya paylaşımında “Cumhurbaşkanı’na hakaret” edildiği iddiasıyla tutuklanarak önce Metris Cezaevi’ne kısa süre sonra da Marmara (Silivri) Cezaevi’ne nakledildi (19-20 Şubat).
Karabay için “ev hapsi” ısrarı: İstanbul 73. Asliye Ceza Mahkemesi, 23 Ocak 2026’da “yanlış bilgiyi alenen yaymak” ve “terörle mücadelede görev alanları hedef göstermek” şüphesiyle gözaltına alınan ve Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nce ev hapsiyle bırakılan gazeteci Furkan Karabay’a yönelik bu adli kontrolü kaldırmayı reddetti. Mahkeme, kararında, konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol kararına karşı avukatı Enes Hikmet Ermaner’in 4 Şubat 2026’da yaptığı itiraza, “adli kontrol karar ve gerekçesinde isabetsizlik olmadığı” tespiti dışında bir hukuki argüman yer almadı. Avukatları, 12 Şubat 2026 tarihli bu kararı Anayasa Mahkemesi'ne başvuracaklarını duyurdu (16 Şubat).
MLKP operasyonunda beş tutuklama: MLKP operasyonunda “örgüt üyeliği ve propagandası” iddiasıyla tutuklanan 47 kişi arasında ETHA Ajansı muhabirleri Pınar Gayıp, Elif Bayburt, Müslüm Koyun ve Nadiye Gürbüz ile Atılım gazetesi yazarı olduğu açıklanan Hasan Polat da bulunuyor. Gürbüz, Gayıp, Bayburt İstanbul Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'ne Koyun ise Metris Cezaevi'ne götürüldü. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, MLKP örgütüne yönelik olduğunu açıkladığı, 3 Şubat’ta başlatılan operasyonda, ETHA Ajansı’na büro kapısı kırılarak baskın düzenlendi. ETHA’nın ekipmanlarına el konulurken ajansın dijital hesaplarına da erişim engeli getirildi. Dosyada somut suçlama olup olmadığı iddianameyle ortaya çıkacak (5-6 Şubat).
Tahliyeler
Son üç ayda, gazeteciler Enver Aysever ve Nevşehir’den Can Taşkın tahliye edildi. Medyascope TV haber sitesi muhabiri Furkan Karabay’a yönelik ev hapsine de, iki ayı aşkın bir süre sonra son verildi. YouTube'da yayınladığı bir videodaki ifadeleri nedeniyle 11 Aralık 2025’te tutuklanan Aysever’in tahliyesi, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla ertelemeli 10 ay hapse mahkum edildiği ilk duruşmasının sonunda gerçekleşti.
Tutuklu Aysever’e “kin” cezası ve tahliye: İstanbul Küçükçekmece 30. Asliye Ceza Mahkemesi, YouTube'da yayınladığı bir videodaki ifadeleri nedeniyle 11 Aralık 2025’te tutuklanan ve hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” şüphesiyle dava açılan gazeteci Enver Aysever’i, çıktığı ilk duruşma sonunda ertelemeli 10 ay hapse mahkum ederek tahliye etti. Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı hazırladığı iddianamede, üç yıla kadar hapsi istenen Aysever’in kullandığı ifadelerin; “sol görüşlü vatandaşları, sağ görüşlü vatandaşlara karşı alenen tahrik ettiği” savunulmuştu (12 Mart).
Nevşehir’de Taşkın’a tahliye: Nevşehir’de 31 Ağustos’ta “Nevşehir’de Kimin Adıyla Haraç Kesiliyor?” başlıklı bir makale ve 1 Eylül’de “Nevşehir’de ‘Haraç Listesi’ İddiası! Cumhurbaşkanı ve Bakan’ın Adı Kullanılıyor” başlıklı bir haber kaleme aldıktan sonra tutuklanan CT Haber sitesi sorumlu müdürü ve CT Haber TV yayın yönetmeni Can Taşkın, beş ay sonra tahliye edildi. Medyasının 29 Ocak’ta yaptığı duyuruya göre, 1 Eylül’den beri tutuklu bulunan Taşkın yapılan işlemlerin ardından serbest bırakıldı. Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” şüphesiyle gözaltına alınan gazeteci hakimlikçe tutuklanırken polis Taşkın’ın ev ve iş yerinde de arama yaparak bazı dijital materyallerine el koymuştu (29 Ocak).
Gözaltılar
Son üç ayda, en az 13 gazeteci ve bir karikatürist “Cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”, “Askeri Yasak Bölge Kanununa muhalefet”, “örgüt propagandası”, “suç işlemeye tahrik” ve “Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” gibi gerekçelerle gözaltına alındı. Türkiye’de gözaltı işlemi, gazetecileri itibarsızlaştırma ve cezalandırma amaçlarına hizmet etmeye devam ediyor.
Örneğin; Fransız gazeteci Raphaël Boukandoura, DEM Parti’nin yaptığı çağrıyla İstanbul Sarıgazi’de düzenlenen eylemleri izlerken 19 Ocak akşamı gözaltına alındı, iki gün sonra Geri Gönderme Merkezi’nden serbest bırakıldı. Karikatürist Öznur Kalender de, çizdiği bir karikatüre yönelik “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması nedeniyle Ankara Tren Garı'nda gözaltı yaşadı.
Aydın’da Latif Sansür’e gözaltı: İstanbul merkezli Rüşvet-İrtikap Soruşturması’nda CHP Lideri Özgür Özel ve CHP Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın “Neden Kuşadası değil de İstanbul?” açıklamalarına yönelik olarak yayınladığı video nedeniyle “Halka yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla 18 Mart’ta gözaltına alınan gazeteci Latif Sansür aynı gün alınan ifadesinin ardından serbest bırakıldı (18 Mart).
Adana ve Ankara’da üç gazeteciye gözaltı: ABD ve İsrail’in İran’a saldırdığı 28 Şubat’ta Adana’daki İncirlik Hava Üssünden, “hareketlilik olduğu” mesajıyla görüntüyü geçen Koza TV muhabiri Sergen Ölçer ve Koza TV Genel Müdürü Mehlika Bilen 28 Şubat’ta; yayın sorumlusu olarak ANKA Haber Ajansı genel yayın yönetmeni Kenan Şener de 1 Mart sabahı “Askeri Yasak Bölge Kanununa muhalefet” şüphesiyle gözaltına alındı. Gözaltı süreleri 24 saat uzatılan gazeteciler yurtdışı yasağı ve imza yükümlülüğü karşılığında nöbetçi sulh ceza hakimliğince serbest bırakıldı (28 Şubat - 2 Mart).
Karikatürist Kalender’e gözaltı: Karikatürist Öznur Kalender, çizdiği bir karikatür nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla Ankara Tren Garı'nda gözaltına alındı. Gelişmeyi sosyal medyadan duyuran Kalender, gözaltına alınma nedeninin yılbaşı temalı bir karikatür olduğunu belirtti, paylaşımında, “ifade vermeye götürülüyorum... Karikatür çizerek Cumhurbaşkanına hakaret” ifadelerine yer verdi (17 Şubat).
Müldür’e gözaltı: MLKP operasyonunda “örgüt üyeliği ve propagandası” iddiasıyla başlatılan soruşturmada ETHA ajansı muhabiri Züleyha Müldür gözaltına alındı; ardından yurtdışına çıkış yasağı adli kontrolüyle serbest bırakıldı (6 Şubat).
Kabaş’a gözaltı: Gazeteci Sedef Kabaş'ın avukatı Uğur Poyraz, “Müvekkilem Sedef KABAŞ aradı, gözaltına alındığını söyledi. Ben de şimdi Vatan emniyete geçiyorum” açıklaması yaptı. Kabaş, X platformunda yaptığı paylaşımlar nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “suç işlemeye tahrik” şüphesiyle gözaltına alındı. Gazeteci, 8. Sulh Ceza Hakimliği tarafından dört ay süreyle hafta iki kez imza atma yükümlülüğü altında serbest bırakıldı. CHP milletvekili Mahmut Tanal, “Hukuk devleti, gece baskını yapmaz, çağırır dinler” sözleriyle gözaltıyı eleştirdi (26 Ocak).
Boztaş’a gözaltı: Mezopotamya Ajansı muhabiri Uğurcan Boztaş, Rojava’daki saldırıyı protesto etmek amacıyla İstanbul Aksaray’dan Saraçhane’ye yapılmak istenen yürüyüşü takip ederken gözaltına alındı. Boztaş serbest bırakıldı (24 Ocak).
Karabay’a gözaltı ve ev hapsi: Gazeteci Furkan Karabay, İBB Soruşturması kapsamında “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla gözaltına alındı. Savcılıktaki ifadesinden sonra tutuklanması istemiyle hakimliği sevk edilen haberci ev hapsi kararıyla adliyeden ayrılabildi (23 Ocak).
Adli kontrolde “ayrımcılık”: Avukat Hüseyin Ersöz, “İBB soruşturması” kapsamında gazeteci Soner Yalçın hakkındaki adli kontrol tedbirinin resen kaldırılmasının memnuniyet verici olduğunu belirtmekle birlikte, Ruşen Çakır, Yavuz Oğhan, Şaban Sevinç, Batuhan Çolak ve Soner Yalçın gibi gazetecilerin adli kontrol altında tutulmasını eleştirdi. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği adli kontrol kararlarına yapılan itirazın üst mahkemece reddedildiğini de hatırlatan Ersöz, süreci “Bir yargılama sürecinde tüm sanıklar eşit haklara sahiptir. Aynı mesleği icra eden, aynı suç isnatları yöneltilen gazeteci sanıklar arasında yapılan ayrım, Mahkemenin tarafsızlığına gölge düşürmesi yanında, ‘objektif bir kriter olmaksızın’ sanıklar arasında ayrıma gidildiği izlenimi de yaratır. Tabii ki, bir gazeteci hakkındaki adli kontrol şartının kaldırılması olumlu bir durumdur. Ancak bu gazeteciyi diğerlerinden ayıran hususun ne olduğunun belirtilmesi şarttır. Bu yaklaşım Adil Yargılanma Hakkı'na da aykırı bir tutumdur” diyerek eleştirdi (22 Ocak).
Beş gazeteciye gözaltı: Mardin’in Nusaybin ilçesinden 20 Ocak günü Suriye sınırana yürümek isteyen grubu engelleyen polis, beş gazeteciyi gözaltına aldı. Gözaltına alınarak Mardin İl Emniyet Müdürlüğü'nde ifadeleri alınan, gözaltı süreleri uzatıldıktan sonra da 23 Ocak’ta Nusaybin Adliyesi'ne sevk edilen Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eş Başkanı Kesira Önel ile gazeteciler Ferhat Akıncı, Jinnews muhabiri Pelşin Çetinkaya, Muhammed Demircan, Muhammed Ali Yolmaz ve Mezopotamya Ajansı muhabiri Heval Önkol savcılık ifadelerinin ardından serbest bırakıldı (20 Ocak).
Fransız gazeteciye gözaltı: Fransız gazeteci Raphaël Boukandoura, Suriye geçici hükümeti güçleri ve bağlı silahlı grupların Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarını protesto etmek için DEM Partililerin yaptığı çağrıyla İstanbul Sarıgazi’de düzenlenen eylemleri izlerken gözaltına alındı. RSF’nin serbest bırakılması için çağrı yaptığı gazeteci, Ouest France ve Courrier International gibi Fransız yayın organları için görev yapıyor. Boukandoura, Güvenlik Şube Müdürlüğü’nde verdiği ifadede, protestoyu sadece gazetecilik faaliyeti kapsamında izlediğini belirtti. Libération gazetesi için haberi takip ettiğini, slogan atmadığını ve eylemcilerle aynı safta bulunmadığını ifade etti. Sarıgazi Polis Merkezi’nde tutulduktan sonra bir gece de sınır dışı endişesi altında Arnavutköy Geri Gönderme Merkezi’nde tutulan gazeteci 21 Ocak akşam üzeri serbest bırakıldı. Gazeteciye hukuki destek sunan MLSA’dan yapılan açıklamada, “MLSA Hukuk Birimi’nin idari gözetim ve sınır dışı kararına karşı yaptığı itirazların ardından Boukandoura serbest bırakıldı” dedi (19-21 Ocak).
Saldırı, tehdit, engelleme
2026 yılının ilk üç ayında en az dört gazeteci Aydın, Ankara ve Şanlıurfa Suruç’ta yerel siyasetçi ve emniyet görevlilerinin saldırısına uğrarken bir diğeri de Kocaeli’de saldırı girişimine uğradı. Bu gazetecilerden Durmuş Tuna, Aydın Söke’de yerel bir siyasetçinin silahlı saldırısından bacağından yaralanırken en az altı medya temsilcisi de çevrimiçi ve çevrimdışı alanda tehditlerle yüz yüze geldi. Murat Ağırel ve Özlem Gürses’in yanı sıra, sürgündeki gazeteci Erk Acarer, Kocaeli Şehir gazetesi sorumlu müdürü Zehra Korucuoğlu, Bitlis’ten gazeteci Mücahit Tarlan, İzmir’den Evrensel gazetesi muhabiri Bahar Emreoğlu bu dönemde tehdit alan gazeteciler oldu. Özlem Gürses, Sözcü TV’de İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına dair haberi sunduğu yayın nedeniyle sosyal medyada sistemli bir linç kampanyasına maruz kaldığını açıklayarak suç duyurusunda bulundu.
Türk’e polis şiddeti: Ankara’da görev yapan Muzır.org sitesi muhabiri İbrahim Türk, bir eylemi takip ettiği sırada polis tarafından darp edildi. Polisin tokat attığı muhabirimiz Türk yalnızca kamuoyunu bilgilendirme görevini yerine getiriyordu, buna rağmen şiddetle engellendi (25 Mart).
Gürses’e tehdit: Gazeteci Özlem Gürses, Sözcü TV’de İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına dair haberi sunduğu yayın nedeniyle sosyal medyada “sistemli bir linç kampanyasına" maruz kaldığını açıkladı. Gazeteci, yayından alınan görüntülerin kesilip bağlamından koparılarak servis edilmesinin ardından çeşitli mecralarda servis edilip ölümle tehdit edildiğini duyurdu. Gürses, avukatı Ersan Barkın aracılığıyla suç duyurusunda bulunduklarını ve savcılığa başvurduklarını açıkladı (4 Mart).
Tatvan’da Tarlan’a hakaret ve tehdit: Bitlis’te DEM Tatvan Belediyesi’nin kar temizleme çalışmalarını eleştiren gazeteci Mücahit Tarlan, Belediye Eşbaşkanı Mümin Erol’un hakaret ve tehditlerine maruz kaldı. Olayı aktaran Sinan Akgül, “Geçtiğimiz ay belediyenin kar temizleme konusunda yetersiz kalması üzerine sosyal medya hesabından eleştirel bir paylaşım yapan gazeteci Mücahit Tarlan'ı arayan eş başkan Mümin Erol gazeteciye hakaret edip tehdit etti. Aynı günün sabahında barışmak istediğini söyleyip aracılar vasıtasıyla belediyeye çağırdığı yüzde 64 engelli, kalp hastası gazeteci Mücahit Tarlan'a makam odasında yine hakaret ve tehdit etti” diye yazdı (22 Şubat).
Kocaeli’de saldırı girişimi: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un Kocaeli’de katıldığı programlarda basınla gerilim yaşandı. MÜSİAD programında katılım fotoğrafının çekildiği sırada Bakan Kurum’un ekibinden biri kişi, “Burayı terk edin” demesi üzerine basın mensupları fotoğraf çekip ayrılacaklarını ifade etti. Ancak “Çıkın dışarı lan” şeklindeki ifadesi üzerine tartışma çıktı. Tartışma sırasında Son Kocaeli Gazetesi muhabiri Serkan Üldeş’in korumalar tarafından salon dışına çıkarıldığı ve kapıların kapatıldığı belirtildi. Kapıların açılmasının ardından Üldeş’in darp edilmek istendiği, diğer gazetecilerin araya girmesiyle olayın büyümeden engellendiği belirtildi. Gazeteciler, basın mensuplarına yönelik müdahaleleri protesto ederek programın yapıldığı salonu topluca terk etti (13 Şubat).
İzmir’de Emreoğlu’na hakaret ve tehdit: Peygamber Sevdalıları Vakfı’nın İzmir’deki okullarda düzenlediği “Siyer Yarışması”nın haberini yapan Evrensel gazetesi muhabiri Bahar Emreoğlu, gönderilen bir elektronik posta mesajıyla tehdit edildi. “Tarikatlar okullarda yarışma düzenliyor: ‘Laik, bilimsel, kamusal eğitim bilinçli olarak zayıflatılıyor” başlığını taşıyan 24 Ocak 2026 tarihli haber nedeniyle gazeteciye, “Yobaz din düşmanı sizi” başlığıyla gelen e-posta ile hakaret ve tehdide uğradı. Haberde tarikat bazlı örgütlenmeye karşı çıkan bir öğretmenin, “Velilerin de bu duruma dur demesi gerekiyor. Okullarda yapılan dini şeylerin ilki bu yarışma değil. Başka yarışmalar, din öğretmenlerinin öğrenciler ile yaptığı sohbetler de oluyor” şeklindeki sözleri de yer alıyordu (11 Şubat).
Gazeteciler Ün ve Yoksu’ya şiddet: Diyarbakır’da Suriye’deki gelişmelere tepki için 19 Ocak’ta DEM Parti öncülüğünde yapılan yürüyüşü izleyen medya temsilcileri ablukaya alındıktan sonra polis şiddetine maruz kaldı. ANKA Ajansı Diyarbakır Bölge temsilcisi Ahmet Ün, “Sıktıkları plastik mermilerden bir dirsek kemiğime isabet etti. Aynı zamanda yoğun biber gazının etkisinde kaldık. Ablukadan güçlükle çıkabildik” dedi. Gazeteci, Mardin’in Nusaybin ilçesinden 20 Ocak günü Suriye sınıra yürümek isteyen grubu engelleyen polis, “gazeteci olduğunu bilmesine rağmen” kalkanıyla gazeteci Ün’ü iterek yere düşürdü. 22 Ocak’ta DEM Parti yetkililerinin katılımıyla Şanlıurfa Suruç’tan Kobani sınırına düzenlenen yürüyüşe sert müdahalede bulunan polis, bir kez daha Ün’ü hedef aldı: “Müdahale sırasında dizime plastik mermi isabet etti ve biber gazı kapsülü ayakkabının önünü düşmesiyle gaz boğazıma gelmesiyle nefes almakta zorluk çektim. Bölgeden zorlukla uzaklaştım” dedi. Ün, son döneme ilişkin değerlendirmesinde, “Polisin sert müdahalesi özellikle bayrak indirme olayının daha fazla oluştu. Yıllarca toplumsal olayları takip eden bir gazeteciyim, bu kadar sert müdahaleye çok tanık olmadık” dedi. Serbest gazeteci Metin Yoksu da, eylemi haberleştirmeye çalışırken polisin kitleye ilk müdahalesi sırasında başına aldığı bir cisimle yaralandı, tedavisi için hastaneye gitti. Yoksu, “Polisin bulunduğu sol taraftan kafama plastik mermi ya da kapsül geldi. Sağdan olsa taş gelirdi. Hastaneye gittim raporlarım mevcut. Zırhlı araç bir gazeteciye çarptı ve o araç bana da çarpıyordu. ANKA Haber’in de çalışanı önümdeydi, aracın ona çarpmasını da engelledim. Zırhlı araç istese yavaş ve kenardan gidip bize çarpmazdı ama bilerek kaza süsü ile üstümüze sürdü” dedi (19-21 Ocak).
Acarer ve Korucuoğlu’na tehdit: Lastik İş Örgütlenme Dairesi Başkanı ve Genel Yönetim Kurulu Üyesi Alperen Şakacı, sosyal medya hesabından yayımladığı uzun açıklamayla sürgündeki gazeteci Erk Acarer ve Kocaeli Şehir gazetesi sorumlu müdürü Zehra Korucuoğlu’nu tehdit etti. Şakacı, paylaşımında defalarca “Hesaplaşacağız” dedi. Şakacı, 1 Ocak 2026 tarihli köşe yazısında sendika yöneticilerine yönelik suikast iddiasıyla yürütülen bir operasyona değinen Korucuoğlu ile 8 Ocak’ta yolsuzluk iddialarını YouTube programına taşıyan Acarer’i iftira atmakla suçladı ve “Bu sizlere son uyarım, son ikazımdır” ifadelerini kullandı. İki gazeteci yaptıkları farklı haber ve yayınlarla, sendika ve Şakacı hakkındaki yolsuzluk ve ‘mafya ilişkileri’ iddialarını dile getirmişti (14 Ocak).
Aydın’da Tuna’ya silahlı saldırı: Aydın’ın Söke ilçesinde, yerel bir internet sitesinin sahibi Durmuş Tuna, tartıştığı Yeniden Refah Partisi Aydın İl Başkanı Hüseyin Kaya tarafından tabancayla bacağından vuruldu. Hastaneye kaldırılan ve sağlık durumu iyi olduğu açıklanan Tuna ile hakkında yazdığı bir yazı nedeniyle husumetli olduğu öğrenilen Kaya, 10 Ocak’ta çıkarıldığı Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği'nce tutuklandı (9-10 Ocak).
Ağırel’e tehditler: Gazeteci Murat Ağırel, kendisine ve ailesine yönelik ağır tehditler aldığını açıklayarak İstanbul Emniyeti ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na çağrı yaptı. Sosyal medya hesabından tehdit mesajlarının ekran görüntülerini paylaşan Ağırel, suç duyurusunda bulunduğunu ve yetkililerden acil müdahale beklediğini söyledi. İki yıldır sistematik biçimde hedef alındığını vurgulayan Ağırel, “Bir gazeteci olarak değil, bir baba olarak sizden yardım istiyorum” dedi (1 Ocak).
Hak arama ve cezasızlık
Bu dönemde iki olumlu gelişme yaşandı: Bursa’dan gazeteci Yaman Kaya’ya karşı 2023'te düzenlenen silahlı saldırıdan ertesi yıl “delil yetersizliği” gerekçesiyle beraat eden iki sanık, kararın bozulması nedeniyle, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’nde 17 Haziran’da yeniden yargılanacak. Diğer yandan gazeteci Sibel Yükler, gözaltında çıplak aramaya maruz bırakıldığı, dijital materyallerine el konulduğu ve üç ay süreyle karakolda imza vermek zorunda bırakıldığı gerekçesiyle açtığı davada idareyi 22 bin TL tazminat ödemeye mahkum etti.
Evrensel gazetesinin İzmir Temsilciliğine yönelik 13 Ağustos 2025 gecesi 10 el ateş ederek silahlı saldırı düzenlediği gerekçesiyle tutuklu yargılanan İsa Can Biler’in, soruşturmayla saldırının tüm yönleri ortaya çıkarılmadan üç aylık tutukluluktan sonra tahliye edilmesi gazete yetkilileri ve avukatlarının tepkisine neden oldu. Bir dinleyicinin “Ermeni soykırımı”na atıf yaptığı br yayın nedeniyle lisansına el konulan Açık Radyo yetkilileri de, idari yargıda yürüttükleri iki girişimden sonuç alamayınca Danıştay’a başvurdu.
Çevre haberciliği ve belgeselleriyle bilinen gazeteci Hakan Tosun’un 10 Ekim gecesi İstanbul Esenyurt’ta maruz kaldığı ölümcül saldırıyla ilgili iki sanık, 6 Mayıs’ta Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “kasten insan öldürme” suçundan yargılanacak. Soruşturma, Tosun’un gazetecilik faaliyetlerinden hedef alınıp alınmadığını henüz ortaya koymadı.
Açık Radyo Danıştay’a başvurdu: Açık Radyo, “Ermeni soykırımı”ya ilişkin 24 Nisan 2024’te yer verilen bir dinleyici görüşü nedeniyle lisansının RTÜK kararıyla iptal edilmesine karşı girişimlerinden sonuç alamayınca Danıştay’a başvurdu. İdare Mahkemeleri ve İstinaf, radyo yetkililerinin ifade özgürlüğü ve cezanın ölçüsüzlüğüne odaklanan itirazlarına olumsuz yanıt verince iki dosyayı da Danıştay’a taşıdı. Başvuruda, yayına üst sınırdan verilen para cezası ve beş kez program durdurma cezasının RTÜK tarafından elektronik yolla iletildiğini ancak yayın durdurma tarihini içeren ekine teknik nedenlerle erişilemediğini, bu durumun RTÜK’e bildirildiği halde herhangi bir yanıt alınamadığı, sonuçta 3 Temmuz 2024’e yayın durdurmanın uygulanmaması gerekçe yapılarak yayın lisansının iptal edildiği hatırlatıldı (31 Mart).
Çevre habercisi Tosun’un öldürülmesiyle ilgili iddianame çıktı: Çevre haberciliği ve belgeselleriyle bilinen gazeteci Hakan Tosun’un, İstanbul Esenyurt’ta evine giderken 10 Ekim gecesi sokakta öldürülesiye dövülmesi ve 13 Ekim akşamı Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde yaşamını yitirmesiyle ilgili iddianame yayımlandı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Tosun’a yönelik altı şiddet sahnesine yer verilen olaya ilişkin hazırladığı iddianamede iki tutuklu şüpheli hakkında “kasten öldürme” suçundan ayrı ayrı müebbet hapis cezası talep etti. İddianamede, 10 Ekim 2025 gecesi, 23.00 sularında Avcılar’da metrobüse binen Hakan Tosun ile yolculardan biri arasında tartışma yaşandığı ileri sürülüyor. Belgede, Metrobüs içinde olduğu iddia edilen bazı yolcuların ifadelerine yer verildi, Tosun’un Haramidere durağında yolcularca metrobüsten indirildiği kayda geçildi. Gazetecilik örgütleri, Tosun’a yönelik saldırının “gazetecilik faaliyetlerine yönelik cezalandırıcı bir boyutu” olup olmadığının açıkça ortaya çıkarılmasını talep etti. Sanıkların “kasten insan öldürme” suçundan ve TCK 81/1 maddesi gereğince cezalandırılmalarının talep edildiği dava, Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 6 Mayıs’ta (saat 14.00) başlayacak (23 Mart).
Bursa’da Kaya’ya saldırı davası yeniden: İstinaf, 13 Kasım 2023'te kent rantlarını duyuran gazeteci Yaman Kaya’ya karşı silahlı saldırıdan sanık ZB ve S.M için “delil yetersizliği” gerekçesiyle 2 Ekim 2024’te verilen beraat kararını bozdu. Aracının içindeyken kurşunların hedefi olan gazeteci Kaya, saldırıdan şans eseri kurtulurken aracında hasar meydana gelmişti. Dava, Bursa Ağır Ceza Mahkemesi’nde 17 Haziran’da yenilenecek (22 Mart).
Yükler işkenceyi mahkum ettirdi: Diyarbakır’da yargı çiftinin tayin haberini sosyal medyadan retweet ederek paylaştığı gerekçesiyle gözaltına alınan, çıplak aramaya maruz bırakılan, dijital materyallerine el konan ve üç ay süreyle karakolda imza vermek zorunda bırakılan gazeteci Sibel Yükler açtığı tazminat davasını kazandı. Gazeteciye uğradığı zararlar karşılığında 22 bin TL tazminat ödenmesine karar verildi. Yükler yaşadıklarını “Çok ağır geldi” sözleriyle özetledi (19 Mart).
Evrensel’e saldırı davası: İzmir Adliyesi 42. Asliye Ceza Mahkemesi, Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde bulunan Evrensel gazetesinin İzmir Temsilciliğine yönelik 13 Ağustos gecesi 10 el ateş ederek silahlı saldırı düzenlediği gerekçesiyle tetikçi İsa Can Biler'i yargılamaya devam etti. 5 Mart’ta görülen duruşmada gazete avukatlarından Barış İpek, soruşturmanın yeterince derinleştirilmediğini belirterek, “İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmanın genişletilmesi talebimize takipsizlik kararı verdi. Biz buna itiraz ettik. İlk duruşmada anlattıklarımız üzerine siz soruşturmanın genişletilmesi gerektiğini söylemiştiniz ancak savcılık hiçbir işlem yapmadı” dedi. Mahkeme, 1 Aralık 2025’te süren davada Evrensel gazeteci avukatı Barış İpek, delil karartma riski bulunduğu gerekçesiyle sanığın tutuklu yargılanmasını talep etse de mahkeme, savcının tersi yönde beyanına da uygun olarak tutukluluğunun 106. gününde Biler’i adli kontrol ile tahliye etmişti. Mahkeme, son ara kararında, savcılıktan soruşturma dosyasının akıbetinin sorulmasına, kolluğa müzekkere yazılarak sanığın eylem sırasında Alsancak bölgesinden binmiş olduğu aracın Bayraklı istikametine geldiği noktalardaki tüm kamera kayıtlarının ve PTS kayıtlarının mahkememize gönderilmesinin istenmesine, katılan vekillerinin bazı kişilerin tanık olarak dinlenmesi yönündeki taleplerinin savcılığın soruşturma dosyası kesinleştikten sonra değerlendirilmesine karar verdi. Dava 25 Haziran’a (13.30) kaldı (5 Mart).
Mumcu’yu öldüren bombacı Demir 33 yıldır “kaçak”: Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ocak 1993’te gazeteci Uğur Mumcu’nun aracına bomba yerleştirerek ölümüne neden olan kişi olarak gösterilen ve İnterpol aracılığıyla arandığı iddia edilen Oğuz Demir’i gıyabında yargılamaya devam etti. 22 Eylül 2025’te görülen yargılamanın 13. duruşmasında Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, cinayetten 33 yıl sonra ilk kez, İstanbul Anadolu Adliyesi’nden SEGBİS aracılığıyla dinlenmiş, Mumcu için “Uğur Bey ile sık sık görüşürdük” ve “Güldal Mumcu ile Mülkiye'den sınıf arkadaşıyız” demişti ancak cinayete dair soruşturmayı engellemediğini söylemişti. 9 Şubat’ta devam edilen dava, sanık Oğuz Demir ve ailesinin bulunduğu yerin araştırılması için Milli İstihbarat Başkanlığı ile Dışişleri Bakanlığı’na yazı yazılması ve hakkında yakalama kararı olan Oğuz Demir’in yakalanmasının beklenilmesi için 14 Temmuz’a ertelendi (9 Şubat).
Elazığ’da Demirdaş’a saldıranların davaları: Elazığ Belediye Binası önünde 1 Ekim 2025’te dört kişi tarafından saldırıya uğrayan Sözcü gazetesi muhabiri Evren Demirdaş’a saldıran ve 7 Kasım 2025’te tahliye edilen üç sanık Elazığ 6. Asliye Ceza Mahkemesi ve Çocuk Mahkemesi’nde yargılanıyor. Sanıkların tahliye edilmesine tepki gösteren Demirdaş, “Bu davadan çıkan kararlar, bundan sonra gazetecilere yapılacak olan saldırıların önünü açmıştır” demişti (20 Ocak).
Gazeteci Tosun “ağır kafa travması” sonucu öldü: İstanbul Esenyurt’ta 10 Ekim 2025’te uğradığı saldırı nedeniyle 13 Ekim’de hayatını kaybeden gazeteci ve çevre aktivist Hakan Tosun’a dair Adli Tıp Kurumu (ATK) raporu çıktı. Tosun’un yüzünde, başında, boynunda, kollarında, göğsünde, sırtında ve bacaklarında çok sayıda darp izi tespiti yapılan Raporda ölüm nedeni “şiddet kaynaklı ağır kafa travması” olarak belirlendi. Sanıkların iddialarının aksine, Tosun’un uyuşturucu etkisi altında olmadığı da kesinleşti. Raporda, başa alınan darbelerin beyin kanamasına ve beyin dokusunda ezilmeye yol açtığı; ayrıca boyun omurgasında kırık ve omurilikte kanama bulunduğu da yazıldı (8 Ocak).
Soruşturmalar, açılan / süren ceza davaları, kararlar
(Rapor, Türkiye’de gazetecilere uygulanmış yasal prosedürlerinin tamamını kapsamayıp, örnekleriyle sadece medya özgürlüğünü hedef alan ihlallere dair eğilim ve ağırlık konusunda fikir vermeyi amaçlamaktadır)
Soruşturmalar
Gazeteci Alican Uludağ’ın 20 Şubat’ta tutuklanmasından birkaç gün önce Gebze'de dört kişinin öldüğü çöken binaya ilişkin paylaşımları ve Şule Çet cinayeti davasına dair haberi nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” şüphesiyle iki soruşturma açıldı. Aynı gerekçeyle Elazığ’dan gazeteci Faik Akgün hakkında suç duyurusunda bulunuldu.
Gazeteci Tolga Şardan hakkında, Ankara’da Libya askeri uçağının düşmesiyle ilgili bir hostesin Emniyet tarafından sorgulandığına yer verdiği gerekçesiyle “soruşturmanın gizliliğini ihlal” şüphesiyle, Sedef Kabaş hakkında da X platformunda yaptığı paylaşımlar nedeniyle “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “suç işlemeye tahrik” şüphesiyle soruşturma başlatıldı.
Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği Başkanı Roza Metina hakkında, “silahlı terör örgütüne üyelik” şüphesiyle açılan soruşturmada takipsizlik kararı verildi.
Metina’ya takipsizlik: Diyarbakır Başsavcılığı, Yeni Özgür Politika ve PolitikArt’ta yayımlanan yazılar nedeniyle hakkında “silahlı terör örgütüne üyelik” şüphesiyle hakkında soruşturma yürüttüğü Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği Başkanı Roza Metina ile ilgili takipsizlik kararı verdi. Başsavcılık, “mevcut delil durumunun kamu davası açmayı gerektirir boyutta olmadığı” gerekçesiyle dava açılmasına yer olmadığına hükmetti; ev baskınında polisin el koyduğu elektronik cihazların da iadesine karar verdi (6 Mart).
Uludağ’a “dezenformasyon” soruşturması: Gazeteci Alican Uludağ hakkında, Ekim 2024’te Gebze'de dört kişinin öldüğü çöken binaya ilişkin paylaşımları ile Yargıtay üyesi ve eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman'ın şikayeti üzerine iki soruşturma açıldı. “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” şüphesiyle soruşturma başlatan savcılık, bakanlığın sorumluluğuna işaret etmeyi "bölge halkı arasında korku ve panik yaratmak" olarak nitelendirdi. Soruşturmayı duyuran gazeteci, “Savcılık, bakanlığın sorumluluğuna işaret etmeyi "bölge halkı arasında korku ve panik yaratmak" olarak nitelendirdi. Bu arada halen o binanın yıkımına ilişkin tek kişi hakkında dava açılmadı. Savcı, olayı sorgulayan gazeteciyi soruşturmakla meşgul” dedi. Uludağ, Yüksel Kocaman'ın şikayeti üzerine başlatılan soruşturma kapsamında 10 Şubat’ta ifade verdi (10 Şubat).
Uludağ’a “dezenformasyon” davası: Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Şule Çet cinayeti davasında 18 yıl 9 ay hapis cezası alan hükümlü Berk Akand'ın dışarıda olduğu fotoğrafı “tahliye edildiği” yönünde paylaştığı gerekçesiyle gazeteci Alican Uludağ hakkında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” gerekçesiyle dava açtı (10 Şubat).
Kabaş’a soruşturma: İstanbul Anadolu Başsavcılığı, X platformunda yaptığı paylaşımlar nedeniyle gazeteci Sedef Kabaş hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “suç işlemeye tahrik” şüphesiyle soruşturma başlatıldığını duyurdu (26 Ocak).
Akgün’e “dezenformasyon” soruşturması: Elazığ Belediyesi'nin, Hanpınar Şantiyesi’ndeki mazot hırsızlığı iddialarına ilişkin haber yapan “Elazığ Gerçekleri” sitesinin sahibi ve genel yayın yönetmeni Faik Akgün hakkında “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaydığı” gerekçesiyle suç duyurusunda bulunuldu. Sosyal medya hesabından hakkında açılan soruşturma kapsamında ifadesinin alındığını aktaran Akgün, “Bu tablo gazeteciliği cezalandırma ve gazetecileri haber yapamaz duruma getirmeyi amaçlamaktadır. Bu bir sindirme girişimidir. Gerçek gazeteciler sinmez. Elazığ Belediyesi bu olayı kendisi için olumsuz bir haber olarak algılıyor ki bunları yapıyor. Biz halka haberleri ve doğruları ulaştırmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi (26 Ocak).
Şardan’a “gizlilik” soruşturması: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, T24 haber sitesi yazarı Tolga Şardan hakkında, Libya askeri heyetini taşıyan uçağın 23 Aralık 2025’te Ankara Haymana’da düşmesiyle ilgili soruşturmada bir hostesin Ankara Emniyeti’nde sorgulandığını gündeme getirdiği için “soruşturmanın gizliliğini ihlal” şüphesiyle soruşturma başlattı (16 Ocak).
Açılan ve süren davalar
Son üç ayda, onlarca gazeteci, karikatürist ve medya temsilcisi, Türk Ceza Kanunu (TCK), Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ve 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu uyarınca hapis istemiyle yargılandı.
Fincancı, Önderoğlu ve Nesin 10 yıldır sanık: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Özgür Gündem nöbetçi yayın yönetmenliği davasından yargılanan ve 17 Temmuz 2019’da beraat ettikleri halde kararları istinaftan dönen Erol Önderoğlu, Şebnem Korur-Fincancı ve Ahmet Nesin'i beş yıldır yeniden yargılıyor. Önderoğlu ve Fincancı’nın katıldığı yeniden yargılamanın bu 16. duruşmasında, Fransa’da yaşayan Nesin’in ifadesi için yazılan istinabe yazısına yanıtın beklenmesine bir kez daha karar verildi. Üç sanık, “örgüt propagandası”, “suçu ve suçluyu övmek” ve “suç işlemeye alenen tahrik” iddiasıyla 14 yıl 6 ay hapis istemiyle yargılanıyor. İlk yargılama sonunda Temmuz 2019’da verilen beraat kararları İstanbul İstinaf Mahkemesi’nce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fincancı’yı kamuoyu önünde hedef almasından bir hafta sonra Ekim 2020’de bozulmuştu. Mahkeme, itirazlara rağmen bu karara 3 Şubat 2021’de uymaya karar vermişti. 10 yıla yaklaşan davada şimdiye kadar 27 duruşma gerçekleşti. Dava 15 Eylül’e (10:00) kaldı (31 Mart).
Arapkirli’ye “kin” davası: İstanbul 23. Asliye Ceza Mahkemesi, Suriye'deki Alevilere yönelik saldırılarla ilgili bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle BirGün gazetesi yazarı gazeteci Zafer Arapkirli’yi “nitelikli yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “halkın kin ve düşmanlığa alenen tahrik” iddiasıyla yargılıyor. Davaya tepki gösteren Arapkirli, savunmasında, “Sözlerim, Türkçeyi anadili olarak kullanan herkesçe malum olduğu şekilde, ‘Komşu Suriye’de yaşanan ve geçmişte Çorum, Maraş ve Sivas’ta yaşadığımız etnik, dini, mezhep amaçlı katliamların kınanması ve bir daha yaşanmaması dileğidir. Bunu kınayan biri olarak ben nasıl halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçlamasına maruz kalıyorum” demişti. 27 Mart’ta görülmesi beklenen duruşma hakimin izinli olması nedeniyle 14 Nisan’a (14:00) bırakıldı (27 Mart).
Terkoğlu’ya “askeri turp” davası: Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Barış Terkoğlu, 21 Nisan 2025 tarihli “Hava Kuvvetlerinde turbun büyüğü” başlıklı yazısı nedeniyle İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Haber, İstanbul Yeşilyurt’ta bulunan geniş askeri Hava Harp Okulu biriminin ranta açılması riskiyle birlikte İzmir’e taşınmasını gündeme getiriyordu. 26 Mart’ta görülen davaya 25 Haziran’da (11:15) devam edilecek (26 Mart).
Dündar’ın “Gündem” davası: İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi, 2016’da Özgür Gündem gazetesine destek amacıyla düzenlenen Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyasına katılması nedeniyle Cumhuriyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’ı “terör örgütlerinin açıklamalarını basmak ya da yayınlamak” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Mahkeme, Dündar hakkındaki yakalama kararının infazını bekliyor (26 Mart).
Dündar’ın “Gezi” davası: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, “Gezi” davasında dosyası ayrılan Cumhuriyet gazetesi eski yayın yönetmeni ve sürgündeki gazeteci- yazar Can Dündar’ı “darbe” iddiasıyla yargılamaya devam ediyor. Dündar hakkındaki yakalama kararının infazını bekleyen yargılama 23 Mart’ta sürdü (23 Mart).
Özdemir’e “MediaMarkt Turkey” davası: Yeniçağ gazetesi köşe yazarı Remzi Özdemir, 9 Mart’taki yazısında, Türkiye’de faaliyet gösteren MediaMarkt Turkey Ticaret Limited Şirketi’nin hakkında İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nde dava açtığını duyurdu. Yazının “markaya zarar verdiği” ve “haksız rekabete neden olduğu” suçlandığını açıklayan 35 yıllık gazeteci, bir okuyucusunun, mağazada sergilenen bir monitörün önünde 50.499 TL’lik kırmızı indirim etiketi bulunduğu halde, ürünü satın almak istediğinde mağaza görevlilerince satamayacaklarına dair yanıt aldıklarını yerine tespit ettikten sonra gündeme getirdiği için, dört ay sonra mahkeme tebligatı ile karşılaştığını yazdı. Yazıda, Türkiye’de Ticaret Bakanlığı’nın özellikle indirim kampanyaları ve yanıltıcı etiketler konusunda ciddi denetimler yürüttüğünü hatırlatılarak, uluslararası bir markanın bu tür uygulamalarla anılmasının yanlış olduğu vurgulandı (9 Mart).
Kanbal’ın “Yanıltma” davası: Adıyaman 5. Asliye Ceza Mahkemesi, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Maraş merkezli depremler sırasında Adıyaman’dan katıldığı canlı yayın programları gerekçe göstererek hakkında dava açılan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ahmet Kanbal’ı “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla yargılıyor. Kanbal hakkında, 2023 yılında Mardin Başsavcılığı “örgüt propagandası” şüphesiyle ilgili dava açılmasına gerek görmezken bu kez, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasına ilişkin TCK-217/A maddesi kapsamında suç duyurusunda bulunulmuştu. İddianamede, Kanbal’ın depremin ilk günlerinde Adıyaman’da katıldığı yayındaki “Adıyaman Kriz Koordinasyon Merkezindeyim. Gönüllüler çalışıyor, dünden beri yetersiz çalışmalar var. Önce yabancı ekipler sonra AFAD geldi. İnsanlar burada üç gün ölüme terk edilmiştir. Gönüllüler enkazda çalışırken, AFAD gönüllüleri enkaz önünde fotoğraf çektiriyor” sözleri suçlamaya gerekçe olarak gösterildi (6 Mart).
Kahraman’ın TMK davası “düşemedi”: Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi, Yüksekova Haber sitesinde çıkan 2017 ve 2018’e ait Rojava ve Afrin’e dair yazılardan gazeteci İskender Kahraman’a “örgüt propagandası”ndan açılan davayı düşürdüyse de istinafın bozma kararıyla birlikte davayı 2 Mart’ta yeniden ele almaya başladı. Yargılama 23 Haziran’a (10:00) bırakıldı. 15 Ocak 2025’te Hakkari’den avukatıyla SEGBİS üzerinden Ankara’daki duruşma için bağlanan gazetecinin dosyası düşürülmüştü (2 Mart).
Gök’ün “üyelik ve propaganda” davası: Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Abdurrahman Gök'ü açık tanık Ümit Akbıyık'ın beyanları üzerinden “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası” suçlamasıyla yargılamaya devam etti. 26 Şubat’ta görülen duruşmada, davanın başından beri gazeteciye uygulanan yurtdışı yasağını kaldırdı. Davanın başında ifadesi alınan ve Ortadoğu’daki çatışmalı ortama dikkat çekerek, yurtdışı yasağından dolayı mesleğini yapamaz durumda olduğunu söyleyen Gök, “K8Ç4B3L1T5” adlı gizli tanık ifadeleriyle hazırlanan ve bu dosyayla birleştirilen iddianameye karşı savunma yapmıştı. Gazeteci, hem gizli tanık hem de açık tanıklarla işin dönüp dolaşıp polisçe öldürülen Kemal Kurkut'un fotoğraflarını çekmesine geldiğini söylemişti. Gazetecinin duruşmasını Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ile Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri de izledi. Dava 16 Haziran’a (9:05) kaldı (26 Şubat).
Tar’ın “örgüt üyeliği” davası: Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi, dört ay tutukluluktan sonra 30 Mayıs 2025’te tahliye edilen gazeteci Yıldız Tar ve yazar İbrahim Elçi’yi “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılamaya devam etti. MLSA’nın savunmanlığını üstlendiği davada Tar ve Elçi’nin yanı sıra MLSA Hukuk Birimi’nden Avukat Veysel Ok ile Emine Özhasar duruşmada hazır bulundu. Mahkeme, adli kontrol şartının kaldırılması talebini reddettiği duruşmada, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne müzekkere yazılarak iddianamede adı geçen Hasan Bat hakkında bilgi istenmesine karar verdi. Dava 24 Haziran’a (saat 14.15) kaldı (23 Şubat).
Yanardağ’a “siyasi casusluk” davası: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan, casus olduğu iddia edilen Hüseyin Gün ve tutuklu TELE1 genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ hakkında “Siyasal casusluk” iddiasıyla dava açıldığını duyurdu. Gazeteci Yanardağ ve diğer üç kişinin 15 yıldan 20 yıla kadar hapsi istendi. İddianamede, İmamoğlu'nun 2019 yerel seçimlerini "manipüle" etmeye yönelik faaliyetlerde bulunduğu ileri sürüldü. Yanardağ, 24 Ekim’de gözaltına alınıp üç gün sonra da tutuklanmıştı. Başsavcılık, "örgüt lideri" olarak nitelendirdiği İmamoğlu'nun, “'İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü' olarak CHP'yi yasa dışı yöntemlerle ele geçirdiği, Cumhurbaşkanlığı adaylığı için fon oluşturmak ve bu amaç doğrultusunda malî nitelikli suçları işlemek için, başta İstanbul'daki vatandaşların kişisel verilerinin yabancı ülke istihbarat birimlerine aktararak casusluk suçu işlediği” iddia edildi. Başsavcılık, gazeteciliği kapsamında Yanardağ hakkında bugüne kadar açılmış soruşturma ve davaları da listeleme gereği duydu. İddianameyi kabul eden İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi, dava günü olarak 11 Mayıs’ı, yeri olarak da Silivri’yi belirledi. (18 Şubat).
Dündar’ın “Özgürüz” davası: İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, “MİT TIR’ları” dosyasının 1 Mart 2017 tarihinde “Özgürüz” sitesinde yayınlanması nedeniyle yeniden Cumhuriyet gazetesi eski yayın yönetmeni Can Dündar’ı “casusluk” suçlamasıyla yargılamaya 17 Şubat’ta devam etti. Daha önce dosyasının “Cumhuriyet” gazetesinde yargılanması nedeniyle Dündar’ın “casusluk” iddiasıyla 23 Aralık 2020’de 27 yıl 6 ay hapse mahkum edilmesiyle ilgili dosya Yargıtay’da. “MİT TIR’ları” dosyasına ilişkin Nisan 2018’de açılan bu dosya, Dündar’ın ifadesinin alınmasını bekliyor. Dündar bir video nedeniyle “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin etmek” (TCK 328) ve “gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklamak” (TCK 330) ile suçlanıyor (17 Şubat).
Değer ve Akın’a “TMK” davası: JİNNEWS sitesi haber müdürü Öznur Değer ile Yeni Yaşam gazetesi eski yazı işleri müdürü Osman Akın hakkında, 16 Temmuz 2024'te Nusaybin’e bağlı bir yerleşimde köylülere jandarma tarafından kötü muamelede bulunulduğu iddialarına yer verdikleri için “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme” iddiasıyla yargılanıyor. Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada ifadesi alınan Değer, Kızıltepe Jandarma Komutanı’nın kadınlara fiziksel işkence yaptığına dair iddiaları köye giderek ve görüşmeler yaparak haberleştirdiğini ifade ederek, gazetecilik dışında bir amaçla hareket etmediklerini söyledi. MLSA’ya göre, savunmaların alınmasının ardından yargılama 21 Mayıs’a bırakıldı (17 Şubat).
Karafazlı ve Öksüz’e “gizlilik” davası: Rize 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Rize İl Milli Eğitim Müdürü Halil İbrahim Akmeşe’nin makam odasını yenilemesi ve kendisine özel tuvalet yaptırmasına ilişkin haberi kamuoyuna duyuran ÇGD Doğu Karadeniz Şube Başkanı Gençağa Karafazlı ile gazeteci Şenol Öksüz'ü “haberleşmenin gizliliğini ihlal” iddiasıyla yargılamaya başladı. suçundan 3'er yıla kadar hapis talebiyle yargılanmasına başlandı. Üç yıl hapisle yargılanan gazetecilerden Karafazlı, adliye önünde yaptığı açıklamada, “Rize İl Milli Eğitim Müdürünün makamında yaptığı özel tuvaletle ilgili haber yapmıştık. Bu haberle ilgili yargılanıyoruz. Bizlere açıkça 'siz bu tür haberler yapmayın' diyorlar. Milli Eğitim Müdürü'nün makam odasına özel bir tuvalet, oturma grupları ve çay ocakları duyumunu aldık ve haberleştirdik. Bu haberle ilgili müdürün bize yaptığı açıklamaların bir kısmını kendisine dinlettiğimiz için 'özel yaşamın gizliliğini ihlalden' bize dava açtı” dedi. Yargılama 4 Haziran’a kaldı (17 Şubat).
Beş gazeteci ve çevirmenin “örgüte yardım” davası: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Yeni Özgür Politika ve PolitikArt’ta yayımlanan haber ve makaleler nedeniyle 26 Kasım 2024’te İstanbul’da gözaltına alınan beş gazeteci, bir çevirmen ve bir sosyoloğu “örgüte yardım” suçlamasıyla yargılamaya devam etti. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü ancak daha sonra İstanbul’a aktardığı soruşturmada, bianet editörü Tuğçe Yılmaz, gazeteciler Erdoğan Alayumat, Suzan Demir, Taylan Abatan, Gülcan Dereli ile çevirmen Serap Güneş ve sosyolog Berfin Atlı “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” (TCK 220/7) ile suçlanıyor. Yeni Özgür Politika ve PolitikArt’ın PKK’nin yayın organı olduğunu iddia eden savcı yazarlara yapılan telif ödemelerini suçlamaya delil olarak gösterdi. Ayrıca MASAK raporları, banka transfer kayıtları, sosyal medya paylaşımları iddianameye delil olarak girmişti. Yargılama, dijital materyallerin incelenmesinin beklenmesi için 28 Nisan’a (10:20) bırakıldı (17 Şubat).
Dört gazeteciye “bilirkişi” davası: İstanbul 54. Asliye Ceza Mahkemesi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun basın toplantısıyla ismini açıkladığı bilirkişi ile Barış Pehlivan’ın yaptığı telefon görüşmesine ilişkin yayınla ilgili yargılamaya devam etti. 13 Şubat’ta devam edilen yargılamada savunma avukatları, bilirkişinin celse arasında gizlice dinlendiği, bu işlemde savunmaya soru sorma hakkı tanınmadığı ve adil yargılama kriterlerine uygun hareket edilmediği gerekçesiyle reddi hakim talebinde bulundu. 13 Ocak’ta yurtdışı yasağına ilişkin adli kontrolleri kaldırılan Barış Pehlivan, Kürşat Oğuz Suat Toktaş ve Seda Selek “kayda alınan konuşmaları yayımlamak” ve “kişiler arasındaki konuşmaları kaydetmek” iddialarıyla yargılanıyor. MLSA’ya göre yargılama, reddi hakim talebinin nöbetçi ağır ceza mahkemesince değerlendirilmesi için 12 Haziran’a (14:30) bırakıldı (13 Şubat).
Akdeniz’in “HDK” davası: İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) soruşturması nedeniyle 22 Şubat'ten itibaren sekiz ay Marmara (Silivri) Cezaevinde tutuklu bırakılan gazeteci Ercüment Akdeniz’i “örgüt üyeliği” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Gazeteci hakkında yurtdışına çıkış yasağı uygulanıyor. Yargılamanın dördüncü duruşmasında adli kontrolü kaldırmayı reddeden ve bir tanığın dinlenmesi yönünde daha önce aldığı karardan dönen mahkeme, esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için dosyayı savcılığa aktardı. Yargılama 2 Haziran’a kaldı (10 Şubat).
Fatoş Erdoğan’a “suça tahrik” davası: İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi, CHP İstanbul İl Başkanlığı’na Gürsel Tekin’in kayyım atanması üzerine CHP’lilerin başkanlık binasına çağrı yapması sonrası yaşanan olaylarla ilgili haber yapan gazeteci Fatoş Erdoğan’ı 20 kişiyle birlikte “suç işlemeye alenen tahrik” iddiasıyla yargılıyor. Erdoğan’ın, CHP İstanbul İl Başkanlığı önünde 8 Eylül’de yaşananları aktardığı haber ve video paylaşımlarıyla aktardığı için “suç işlemeye alenen tahrik” iddiasıyla beş yıl hapis istemiyle yargılanıyor. RSF’nin de izlediği davanın 28 Ocak’ta görülmesi beklenen duruşması Asliye Ceza hakiminin izinli olması nedeniyle görülemedi. Dava 3 Haziran’a bırakıldı. 5 Kasım 2025’te görülen duruşmada Erdoğan, gazetecilik görevini yerine getirirken yaralandığını ifade ederek vücudundaki morlukların tespit edildiği fotoğrafları heyete göstermiş, “Burada gerçekten yargılanması gereken ben miyim?” diye de sormuştu (28 Ocak).
Soykan ve Pehlivan’ın “yanıltıcı bilgi” davası: İstanbul Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Halk TV’de yayınlanan “Kayda Geçsin” programındaki açıklamaları sözler nedeniyle BirGün gazetesi köşe yazarı Timur Soykan ve Barış Pehlivan'ı “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla yargılamaya başladı. 1 yıl 6 aydan 4 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın duruşmasına avukatlarıyla katılan gazetecilerden Pehlivan, savunmasında 23 yıldır gazeteci olduğunu, söz konusu suçlamayla hakim karşısında olmaktan utanç duyduğunu söyledi. Avukatı Gamze Pamuk ise, müvekkilinin gazeteci ve yorumcu olduğunu, suçlamaya konu “Rüşvetle tahliye edilen baronlar var” demesinin yanıltıcı bilgi olmadığını ifade etti. Programa katılan Murat Ağırel hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığı, Timur Soykan'a atılı “Cumhurbaşkanına hakaret ve “devlet kurum ve organlarını yargı organlarını aşağılama”, Barış Pehlivan'a atılı “devlet kurum ve organlarını yargı organlarını aşağılama” suçlarından soruşturma usulü farklı olduğundan bu suçlar yönünden dosyanın ayrılmasına karar verildiği iddianamede yer aldı. Duruşmaya mazeret sunarak katılmayan Timur Soykan’ın avukatı Buse Şahin, bir sonraki duruşmada yer alacaklarını bildirdi. Yargılama 14 Nisan’a (11:40) kaldı (22 Ocak).
Can Uğur’a “yanıltıcı bilgi” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet gazetesinin 17 Haziran 2025’te yayımladığı, “1 milyon öğrencinin kaderiyle mi oynandı? LGS soruları sınav bitmeden WhatsApp grubunda paylaşıldı iddiası” başlıklı haber nedeniyle Cumhuriyet gazetesi haber müdürü Can Uğur’u yargılamaya başladı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın şikâyetiyle açılan davada Uğur’un “yanıltıcı bilgiyi alenen yaydığı” iddia ediliyor; Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi uyarınca cezalandırılması talep ediliyor. P24’e göre mahkeme, duruşmaya katılmayan gazetecinin hazır edilmesi için yargılamayı 17 Eylül’e bıraktı (13 Ocak).
Gazeteci Öztürk’ün “direnme” davası: İstanbul 69. Asliye Ceza Mahkemesi, çocukların evlendirilmesini meşru gören söylemleriyle tepki çeken Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nureddin Yıldız'ın Boğaziçi Üniversitesi İslam Araştırmaları Kulübü'ne Mayıs’ta davetli olarak çağrılmasına yönelik gerçekleşen protestoları izlediği için gözaltına alınan T24 sitesi muhabiri Can Öztürk’ü yargılamaya devam etti. “Görevi yaptırmamak için direnme” ve “Toplantı gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” iddiasıyla yargılanan Öztürk, savunmasında eylem alanında haber takibi yapmak için bulunduğunu, slogan atmadığını, basın kartını göstermesine rağmen polisin ablukadan çıkmasına izin vermediğini aktarmıştı. 12 Ocak’ta süren yargılamada, görüntülerin dosyaya sunulması ve polisler hakkında suç duyurusunda bulunulması yönünde sanık avukatlarının aktardığı talepler reddedilirken sanıklara ilişkin mükerrer soruşturmaya dair belge ile Bölge İdare Mahkemesi’nin müşteki polisler hakkında soruşturma izni verilmesine ilişkin kararın dosyaya kazandırılması kabul edildi. Davaya 27 Nisan’da devam edilecek (12 Ocak).
İsveçli gazetecinin “PKK” davası: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Havalimanı’nda 27 Mart’ta gözaltına alınıp ertesi gün tutuklanan, 30 Nisan’da da “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasından mahkum edilip tahliye edilen İsveçli gazeteci Joakim Medin’i gıyabında “PKK üyeliği” ve “örgüt propagandası” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Mahkeme, tahliye edildikten sonra ülkesine geri döndüğünden beri gıyabında yargılanan Medin’in ülkesinden ifadesinin alınması için istinabe evrakının dönüşünün beklenmesine karar verdi. 30 Nisan 2025’te Ankara 68. Asliye Ceza Mahkemesi, gazeteciyi ilk suçlamadan ertelemeli 11 ay 20 gün hapse mahkum etmişti. Bu ikinci davası ise 7 Mayıs’a (10:00) bırakıldı (8 Ocak).
Oflaz’a “gizliliği ihlal” davası: Konya Asliye Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet gazetesinde çalıştığı dönemde kaleme aldığı “TMO'dan 7 bin 500 ton hububat çalınmıştı: Yargıtay'dan Konya Valisi Vahdettin Özkan hakkında karar” başlıklı haberi nedeniyle ANKA Haber Ajansı muhabiri Mehmet Oflaz’ı, “gizliliği ihlal” gerekçesiyle yargılamaya başladı. Özkan’ın şikayeti üzerine açılan dava, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından, dönemin Konya Valisi Vahdettin Özkan hakkındaki suç duyurusunun işleme konulmadığını aktarılan haber nedeniyle açılmıştı. Gazetecinin avukatlarının mazeret bildirdiği duruşma, 20 Nisan’a bırakıldı (7 Ocak).
Şardan’a “dezenformasyon” ve “aşağılama” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 31 Ekim 2023’te yayımlanan “MİT’in Cumhurbaşkanlığına sunduğu ‘yargı raporu’nda neler var?” başlıklı yazısı gerekçe gösterilerek “dezenformasyon” iddiasıyla 1 Kasım 2023’ten itibaren beş gün tutuklu bırakılan T24 haber sitesi yazarı Tolga Şardan’ı yargılamayı 20 Kasım’da sürdürdü. İstanbul Sulh Ceza Hakimliği, 1 Kasım’da Ankara Sincan Cezaevi’ne gönderilen, ardından Silivri Cezaevi’ne nakledilen 35 yıllık gazeteciyi, 6 Kasım 2023’te deliller toplandığı gerekçesiyle “yurt dışına çıkış yasağı” şartıyla tahliye etme kararı almıştı. Yazısı nedeniyle ne Cumhurbaşkanlığı’nın ne de MİT Başkanlığı’nın bir yalanlama yapmadığını ve gözaltı kararının günler sonra verildiğini ifade eden gazeteci, gazeteciliğe 1988 yılında başladığını belirterek, “Haberim doğru. Ben tecrübeli bir gazeteciyim ve haberimin arkasındayım. Yalan haber yazdığımı düşünmüyorum. Yalan olması için öncelikle bu haberin yalan olduğuna kendim inanmalı ve bu şekilde halka sunmam lazım. Hiçbir gazeteci yalan bilgiye imza atmaz…” demişti. Gazetecinin avukatı Mustafa Gökhan Tekşen, 20 Kasım’da görülen duruşmada, Şardan’ın atıf yaptığı eski İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısının, HSK’ya şikayette bulunduğu hakimle ilgili olarak Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nde bir yargılamanın söz konusu olacağını ifade ederek dosyanın Yargıtay’dan istenmesini, aksi takdirde müvekkiliyle ilgili beraat kararı verilmesini talep etti. Talebi kabul eden mahkeme, yargılamayı 30 Nisan 2026’ya (14:00) bıraktı (7 Ocak).
Bağdat’ın “TMK” davası: İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi, 2017 ve 2018 yıllarında yaptığı dokuz sosyal medya paylaşımı nedeniyle gazeteci Hayko Bağdat’ı “Örgüt propagandası” iddiasıyla yargılamaya başladı. Mahkeme, Bağdat’ın savunmasının alınması için hakkında çıkarılan yakalama kararının infazını bekliyor. Bağdat’ın davaya konu olan paylaşımları arasında Osman Kavala’nın bir fotoğrafı ile Cemil Bayık’ın verdiği bir röportaja ilişkin paylaşımları var. Yargılama 7 Temmuz 2026’ya (10:25) bırakıldı (5 Ocak).
Dört haberciye “Gösteri” davası: İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi, 23. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nü takip ederken 30 Haziran 2025’te gözaltına alınan bianet haber sitesi editörü Evrim Gündüz, eski Özgür Gelecek muhabiri Yusuf Çelik, gazeteci Nur Kaya ve fotoğrafçı Cansu Yıldıran’ın da aralarında bulunduğu 53 kişiyi 2911 Sayılı Kanun uyarınca ve “toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” iddiasıyla yargılıyor. Derhal beraat yönünde sanık avukatlarının sundukları talepleri reddeden mahkeme, dinlenmeyen beş kişinin savunmasının alınması ve olay günü tutulan tutanakta imzası olan polislerin dinlenmesi için işlem başlattı. Dava 5 Haziran 2026’ya kaldı (3 Ocak).
Yücel’e 301 ve 299 davasında yakalama: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Almanya merkezli Die Welt gazetesi için 2016’da yazdığı haberleri gerekçe yaparak gazeteci Deniz Yücel’i ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ ve “Devlet kurumlarını aşağılamak” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatının katılma talebini kabul eden mahkeme, gazetecinin avukatlarının istinabeye ilişkin talebini daha önce Almanya tarafından iade edildiği gerekçesiyle reddetmişti. İddianamede, Yücel hakkında, Die Welt'te 26 Ekim 2016'da “Kürdün annesini göremeden ölmesi” söylemi ile 27 Ekim 2016'da yazdığı “Ermenilere yapılan soykırım ifadeleri" nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğu hatırlatıldı. Oysa ki Yücel, ifadesinde “ayrımcılık ve eşitsizliği eleştirdiğini, tarihi gerçeğin suç sayılamayacağını” ifade etmişti. Yücel hakkındaki “yakalama emrinin infazını bekleyen yargılama 1 Ekim 2026 tarihine ertelendi (3 Ocak).
Yılmaz’a 301 davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 3 Haziran’da İstanbul Kadıköy’de yapılan bir GBT kontrolünde gözaltına alınmasına gerekçe yapılan Ermeni gençlerle 24 Nisan 2024'te gerçekleştirilen söyleşi nedeniyle Bianet haber sitesi muhabiri Tuğçe Yılmaz’ı “Türk milletini aşağılamak” iddiasıyla yargılamaya başladı. Ermeni Soykırımı iddiasını ve Türkiye'de Ermeni olmayı işleyen “Türkiyeli Ermeni gençler anlatıyor: 109 yıldır süren yas” başlıklı haber nedeniyle iki yıl hapsi istenen Yılmaz, Hrant Dink’i anarak tamamladığı savunmasında gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılandığını, kimseyi aşağılamadığını, aksine bugüne dek toplumda kendini aşağılanmış hissedenlere kulak verdiğini ifade etti. Gazetecinin avukatları Deniz Deniz Yazgan ve Batıkan Erkoç’un derhal beraat taleplerini reddeden mahkeme, esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için duruşma savcısına süre verdi. Yargılamaya 21 Nisan’da (14:30) devam edilecek (3 Ocak).
LeMan’ın “düşmanlık” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, LeMan dergisinde 26 Haziran'da yayımlanan bir karikatürde “Hazreti Muhammed’in çizildiği” iddiasıyla tutuklanan ve daha sonra tahliye edilen beş dergi yetkili ve temsilcisini yargılamaya başladı. 14 Kasım’da görülen duruşma sonunda mahkeme, derginin karikatüristi Doğan Pehlevan için de tahliye kararı verdi. Ancak Pehlevan'ın tutukluluğu hakkında “Cumhurbaşkanı'na hakaret”ten dosyası olduğu için devam etti. Dergi yetkililerinin karikatürün Hz Muhammed’i tasvir etmediğine ilişkin ısrarlı açıklamalara rağmen gözaltına alınıp tutuklanmış, karikatürün “İslam karşıtı” olduğu iddiasıyla dergi binası önünde toplanan radikal İslamcı bir grup, dergi önünde tehdit ve hakaretlerde bulunmuşlardı. İddianamede şüphelilerden sorumlu yazı işleri müdürleri Zafer Aknar ile Aslan Özdemir, müessese müdürü Ali Yavuz ve grafiker Cebrail Okçu ile hakkında yakalama kararı bulunan derginin genel yayın yönetmeni Mehmet Tuncay Akgün’e “yayın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlaması yöneltiliyor ve haklarında 1 yıl 6 aydan 4 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep ediliyor. Karikatürün sahibi Doğan Pehlevan hakkında ise “Zincirleme şekilde basın ve yayın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” suçundan 1 yıl 10 ay 15 günden 7 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi. Yargılama 5 Mayıs’a (14:30) bırakıldı (3 Ocak).
İki gazetecinin “Saraçhane” davası: İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi, Saraçhane’de 19 Mart’ta başlayan eylemleri haberleştirken gözaltına alınan Evrensel gazetesi muhabiri Nisa Sude Demirel ve ETHA Ajansı muhabiri Elif Bayburt’u 2911 Sayılı Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten yargılamaya devam etti. 10 Ekim’de görülen ve RSF’nin de izlediği ikinci duruşma sonunda mahkeme, imza yükümlülükle ilgili adli kontrolün kaldırılmasına, yurtdışı yasaklarının da celse arasında sanıklara dair fotoğrafların teslim edilmesiyle birlikte kaldırılmasına karar verdi. İlk duruşmada gazeteci Demirel, ifadesinde, “Dosyadaki fotoğrafı ben alanda haber yaparken sivil polis çekti. Benzer delillerle yargılamak gazetecileri korkutma amaçlıdır” demişti. Bayburt da, fotoğrafta basın kartının açıkça görüldüğünü ifade ederek mevcut yargılamanın eylemleri haberleştirenler için bir gözdağı verme amacı olduğunu söylemişti. Dava 15 Mayıs 2026’ya kaldı (3 Ocak).
AYM sayesinde Aksoy’a verilen beraate itiraz: İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi savcısı, darbe girişimi sürecinde haksız şekilde tutuklanan ve “örgüte yardım” iddiasıyla 1 yıl 13 ay hapse mahkum edilen gazeteci ve köşe yazarı Murat Aksoy’u ikinci yargılama sonunda beraat ettiren mahkemenin kararını İstinafa taşıdı. Anayasa Mahkemesi kararıyla 14 Ekim 2025’te yeniden yargılanmaya başlayan gazeteci, duruşma savcısının AYM kararına rağmen cezada ısrar edince o gün beraat edememişti. Savcı, mahkemenin 9 Aralık 2025’te verdiği beraat kararına da yasal sürede itiraz etti (2 Ocak).
Batum’un “301” davası: İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesi, İMC TV’de 10 Eylül 2015’te yayınlanan “Ayşegül Doğan ile Gündem Müzakere” adlı programdaki sözleri nedeniyle gazeteci Rüstem Batum’u, “devletin kurumlarını aşağılama” suçlamasıyla yargılıyor. Batum hakkında çıkarılan yakalama emrinin infazı bekleniyor (2 Ocak).
İmrek’in “HDK” davasında adli kontrol ısrarı: İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, HDK soruşturması kapsamında 100 gün süren ev hapsi 29 Mayıs 2025’te kaldırılan gazeteci Ender İmrek ve avukat Yıldız İmrek dahil altı kişiyi "örgüt üyeliği" iddiasıyla yargılıyor. Dosyada ileri sürülen delillerin 14 yıl öncesine dayandığını ifade eden Ender İmrek'in avukatı Engin Deniz Ergin, 10 Aralık’ta görülen duruşmada, “Bu kadar zamandır işlem yapılmamış ve bunlar saklanmış. Müvekkilimin yasal siyasi faaliyetleri, gazetecilik faaliyetleri birleştirilerek kendisine suç isnat ediliyor” diyerek suçlamalara tepki gösterdi; müvekkilinin beraatını talep etti. İmrek de , “Gazeteci, yazarlar ve siyasetçiler hedef halindedir. İktidar tüm muhalefeti sindirmek istiyor” dedi. Mahkeme, duruşmada sonunda, ev hapsinin kaldırılmasıyla uygulanmaya başlanan yurtdışına çıkış yasağının kaldırılması yönünde avukatının sunduğu talebi reddetti. Dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için savcıya aktarılmasına karar verildi. Yargılama 15 Nisan’a kaldı (2 Ocak).
Kararlar
Son üç ayda sekiz gazeteci (Elif Akgül, Engin Deniz İpek, Orhan Bursalı, Feyza Nur Çalıkoğlu, İnan Ketenciler, Dinçer Gökçe, Nilay Can ile Veysi Dündar) “kişisel verileri yaymak”, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak”, “örgüt üyeliği”, “Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” gibi gerekçelerle yargılandıkları davalardan beraat etti. Diğer yandan Sendika haber sitesi yetkilisi Ali Ergin Demirhan’a dokuz yıl önce yayımlanan Charlie Hebdo haberine duruşmasız verilen 3 ay 22 günlük hapis cezası, itiraz sonucu gerçekleştirilen duruşma sonunda beş ay hapse çıkarıldı.
Demirhan’a “Charlie Hebdo” cezası artırıldı: Sendika haber sitesinde 2015’te yayımlanan Charlie Hebdo haberine ilişkin yayın kurulu üyesi Ali Ergin Demirhan’a İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davada, geçen yıl duruşma yapmadan verilen 3 ay 22 günlük hapis cezası, yapılan itirazdan sonra, İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi kararıyla beş ay hapse çıkardı. Mahkeme, yayının “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladığı”na kanaat getirdi. Karar kesinleşirse benzer suçlamalarla hakkında bir başka hüküm daha bulunan Demirhan’ın cezası infaz edilecek. Demirhan’ın avukatı Tuba Güneş, davanın haberin ilk yayımlandığı 2015’te değil, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 2024’te erişim engelini kaldıran kararının ardından başlatıldığına dikkat çekti. Güneş, mahkemenin AYM, Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarını dikkate almadığını, ayrıca sekiz yıllık dava zamanaşımı süresinin de dolduğunu savundu. Karara itiraz edeceklerini bildirdi (25 Mart).
Gazeteci İpek’e “Saraçhane” beraati: İstanbul 64. Asliye Ceza Mahkemesi, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğunun 100. gününde Saraçhane'de yapılan mitingde birçok kişiyle birlikte gözaltına alınan Cumhuriyet gazetesi muhabiri Engin Deniz İpek'i yargılamadığı davada beraat kararı verdi. 25 Şubat’ta görülen davanın üçüncü duruşmasında duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasında sanıkların “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” iddiasıyla cezalandırılmasını talep etmişti. Dosyada “derhal beraat” vermeye yanaşmayan mahkeme, gazeteciyi aklamak için 4 Mart’ı bekledi (4 Mart).
Çalıkoğlu’ya “dezenformasyon” beraati: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 7 Kasım 2024’te Karar sitesinde çıkan “Avukatlardan Geri Gönderme Merkezi için çarpıcı iddialar: ‘Sessiz Oda’ ve ‘Soğuk Oda’ işkencesi” başlıklı haberi nedeniyle Karar gazetesi muhabiri Feyza Nur Çalıkoğlu’nu, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” iddiasıyla yargıladığı davada beraat kararı verdi. Gönderme merkezlerindeki kötü muamele iddialarını avukatlardan görüş toplayarak gündeme getiren gazeteci, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı’nın şikayetiyle 18 Eylül 2025’te yargılanmaya başlamıştı. 10 Şubat’ta görülen duruşmada esas hakkındaki mütalaasını sunan duruşma savcısı, gazetecinin cezalandırılmasını talep etmişti (26 Şubat).
Bursalı’ya “kişisel veri” cezası: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesi, 2023 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde bir kişinin ikamet izin belgesini sosyal medya hesabından paylaştığı gerekçesiyle gazeteci Orhan Bursalı’yı, “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak” suçlamasından mahkum etti. MLSA’ya göre İstinaf, gazeteciye İstanbul Anadolu 28. Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği ertelemeli 1 yıl 8 aylık hapis cezasını kaldırdı (24 Şubat).
Ketenciler’e AYM destekli beraat: İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesi, bekçi şiddetini kayda alıp kamuoyuyla paylaştıktan sonra “ses ve görüntüleri yetkisiz şekilde kayda aldığı veya yayımladığı” iddiasıyla ilk yargılamada ertelemeli cezaya mahkum ettiği gazeteci İnan Ketenciler’i Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü ihlali kararının ardından yürüttüğü yeniden yargılama sonucunda beraat ettirdi. Savunmanlığını MLSA'nın üstlendiği Ketenci için mahkeme, ilk yargılamada Türk Ceza Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca bir ay hapis cezasına hükmetmiş, bu cezayı 25 gün karşılığı 500 TL adli para cezasına çevirmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermişti (19 Şubat).
Akgül’e “HDK” beraatinin gerekçesi: Gazeteci Elif Akgül’ü Halkların Demokratik Kongresi (HDK) faaliyetleri gerekçe gösterilerek “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla yargılayan ve beraat ettiren İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi beraat kararının gerekçesini yayımladı. Karar, toplantı ve gösterilere katılmanın veya basın açıklaması yapmanın tek başına örgüt üyeliğine kanıt oluşturamayacağını açık biçimde ortaya koydu. MLSA’ya göre mahkeme, Akgül’ün katıldığı toplantı, protesto ve basın açıklamalarını ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının doğal bir parçası olarak değerlendirdi. Gerekçede, bu hakların Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile güvence altına alındığı hatırlatıldı; barışçıl nitelikteki bu faaliyetlerin cezalandırılamayacağı vurgulandı. Mahkeme ayrıca, sanığın adının bazı toplantı listelerinde yer almasının tek başına aleyhe delil sayılamayacağını, bunun sanığın iradesiyle ve eylemiyle doğrudan bağlantısının kurulamadığını ifade etti. Ceza yargılamasında mahkûmiyetin ihtimallere değil, her türlü şüpheden uzak kesin delillere dayanması gerektiği belirtilerek, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin altı çizildi (6 Şubat).
Akgül’e “HDK” davasında beraat: İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, HDK soruşturması kapsamında 21 Şubat’ta tutuklanan ve 2 Haziran’da adli kontrol ile İstanbul Bakırköy Kadın Cezaevi’nden tahliye edilen gazeteci Elif Akgül’ü “örgüt üyeliği” suçlamasından beraat ettirdi. Mahkeme, tahliye olduğundan beri uygulanan yurtdışı yasağını da kaldırdı. Duruşma savcısı, iddianame darbe girişimine giden süreçte görevli hakim ve savcıların imza attığı dinleme tapeleri temel alınarak hazırlansa da gazetecinin cezalandırılması yönünde esas hakkında mütalaa sunmuştu (20 Ocak).
Üç haberciye “Yenidoğan” dosyasından “dezenformasyon” beraati: Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, “Yenidoğan çetesi”ne yönelik soruşturmayı yürüten savcının dosyadan el çektirildiği iddiasıyla ilgili haber ve paylaşımlar nedeniyle Halk TV haber sitesi sorumlu müdürü Dinçer Gökçe, Gazete Pencere sitesi sorumlu müdürü Nilay Can ile sosyal medya paylaşımları nedeniyle gazeteci Veysi Dündar ve bir avukata ilişkin kararını açıkladı. Üç gazeteciyi “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasından aklayan mahkeme avukat İrem Çiçek’e aynı suçlamadan ertelemeli 10 ay hapis cezası verdi (8 Ocak).
Cumhurbaşkanına Hakaret Davaları
Türkiye’de gazetecilere yönelik “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ilgili keyfi davalar, son üç ayda, en az 17 gazeteci ve karikatüristin (Deniz Yücel, Sedef Kabaş, Baransel Ağca, Erk Acarer, Julien Serignac, Gerard Biard, Laurent Sourisseau, “Alice”, Mehmet Tezkan, İbrahim Kahveci, Suat Toktaş, Ramazan Yurttapan, Haydar Ergül, Zafer Arapkirli, Hakkı Boltan, Doğan Pehlevan ve Rüstem Batum) yargılamaları ile sürdü.
Son üç aylık dönemde bu maddeden mahkumiyet kararı rastlanmazken gazeteci Zafer Arapkirli ilk yargılamada, Sedef Kabaş ise Yargıtay’ın bozma kararından sonra beraat etti. Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesi de, sosyal medya paylaşımları nedeniyle Gerger Asliye Ceza Mahkemesi kararıyla 1 yıl 2 ay 17 gün hapse mahkum edilen gazeteci Özgür Boğatekin’e hak verdi.
Sonuçta TCK’nın 299. maddesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 yıllık görev süresinde 250’yi aşkın gazetecinin yargılanmasına, en az 80’inin de (kimisi ertelemeli olarak) hapis veya para cezalarına mahkûm edilmesine zemin oluşturdu. Ne 2016 yılına ait Venedik Komisyonu tavsiyesi, ne de AİHM’in Ekim 2021’de Türkiye aleyhine verdiği “Vedat Şorli” mahkûmiyeti, ne yazık ki, gazetecilerin aradan geçen zaman içerisinde de, keyfi davalarla taciz edilmesine engel olamadı.
Pehlevan’ın “Cumhurbaşkanı” davası: İstanbul 36. Asliye Ceza Mahkemesi, Leman Dergisi'nde yayınlanan bir karikatür nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla tutuklanıp 14 Kasım 2025’te tahliye edilen karikatürist Doğan Pehlevan’ı, bir sosyal medya paylaşımında “Cumhurbaşkanına hakaret ettiği” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Davanın başından beri suçlamaları reddeden Pehlevan ifadesinde, sosyal medya hesabının kendisine ait olmadığını belirterek, “Hiçbir sosyal medya platformunda hesabım yok. Tanınan bir karikatürist olduğum için adımı kullanarak hesap açılmış olabilir. Tarzımı da yansıtmayan bu paylaşımdan haberim yok” demişti. Mahkeme, duruşma sonunda 4 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle yargılanan Pehlevan’a yönelik imza zorunluluğunu kaldırdı ancak yurtdışı yasağını kaldırmadı. Ayrıca, Siber Suçlar Emniyet Birimi’nden X hesabına ilişkin “eksik” gelen raporun yeniden istenmesine de hükmedildi. Yargılamaya 14 Temmuz’da (10:30) devam edilecek (24 Mart).
Yurttapan ve Ergül’ün “Cumhurbaşkanına hakaret” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Demokratik Modernite dergisi sorumlu müdürü Ramazan Yurttapan ve dergi editörü Haydar Ergül’ü “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ve 4 yıl 8 ay hapisle yargılamaya devam etti. İddianamede Yurttapan ve Ergül’e yöneltilen suçlamaya derginin 37. sayısında Aysun Genç mahlası kullanılarak yazılan “Yeni Osmanlıcılık Türk Devletinin En Yozlaşmış Halidir” başlıklı yazıdaki ifadeler gerekçe gösterilmişti. 5 Mart’ta görülen duruşmada, dosyadaki eksikliklerin giderilmesine karar verildi. Ayrıca, yazar Selçuk Uçar hakkındaki yakalama kararının infazı da bekleniyor. Dava 3 Aralık’a bırakıldı (5 Mart).
Arapkirli’ye “Cumhurbaşkanı” beraati: BirGün gazetesi köşe yazarı ve gazeteci Zafer Arapkirli, Türkiye Gazetesi yazarı Cem Küçük’ün Twitter’dan ihbarı üzerine “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamasıyla yargılanmaya devam etti. Arapkirli, 23 Ekim 2024'te sosyal medya platformu X hesabından yaptığı, “Çok kötü bir senaristsin, zaten hep öyleydin” paylaşımı üzerinden, Türkiye gazetesi yazarı ve TGRT yorumcusu Cem Küçük tarafından hedef gösterilmişti. Küçük'ün, “Bu adam bu lafları Cumhurbaşkanı'nı kast ederek yazıyor… Emniyet ve savcılıklar gereğini yapmalı” paylaşımının ardından Arapkirli hakkında dava açılmıştı. İstanbul Çağlayan 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkan Arapkirli, Küçük’ün kendisinin paylaşımından sonuç çıkardığını savundu; “Bu bir ‘hakaret suçu’ yargılaması değil, bir ‘siyasi’ yargılamadır. Bir muhalif gazetecinin, bir bağımsız gazetecinin susturulmak sindirilmek istenmesi girişimidir. İsnat edilen suçu reddediyorum” diyerek davaya tepki göstermişti. AİHM’in TCK’nın 299. maddesinin İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10. maddesine ve Anayasa’nın 26. maddesine dair daha önce Türkiye’yi cezalandırılan kararının da vurgulandığı yargılama, savcısının cezalandırma istediği mütalaaya karşın, 3 Mart’ta gazetecinin beraatiyle sonuçlandı (3 Mart).
Kabaş’a ikinci yargılamada “Erdoğan” beraati: Gazeteci Sedef Kabaş, 2018 yılı Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimleri öncesinde “Diplomasız Cumhurbaşkanı istemiyoruz” başlıklı bir yazı nedeniyle mahkum olduğu bir dosyadan, Yargıtay’ın bozma ilamından sonra yapılan yeniden yargılama sonucunda bu kez beraat etti. Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararını duyuran gazeteci, X hesabından aklandığını “Bugün yeniden görülen davada mahkeme de ‘beraat’ dedi” sözleriyle duyurdu (24 Şubat).
Kabaş’ın “Erdoğan” davasında bir redd-i hâkim daha: İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi, sosyal medya paylaşımları yoluyla “Cumhurbaşkanına hakaret” ettiği iddiasıyla gazeteci Sedef Kabaş’ı 4 yıl 8 ay hapis istemiyle yargılamaya devam etti. Pandemi döneminde aşı politikasına yönelik eleştirileri ve “128 milyar dolar nerede?” sorusunu da içeren 2016-2021 yılları arasındaki paylaşımlardan oluşan 25 tweeti nedeniyle suçlanan Kabaş, 6 Ocak 2021 tarihinde ABD’de Trump destekçilerinin Kongre Binasını basması üzerine TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un paylaşımını yorumlayan NBC muhabirinin Erdoğan’a “diktatör” dediği ifadelerini çevirerek “Amerika’yı bırak, ülkemin düştüğü duruma bak…” yorumunu yapmıştı. Kabaş’ın 17 Şubat 2021 tarihinde paylaştığı ve İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in Erdoğan’a yönelik uyarısını aktardığı tweeti de suçlama konusu edildi. AİHM’nin 19 Ekim 2021 tarihli Şorli/Türkiye kararına atıf yapan gazetecinin avukatları her duruşmada düşme veya derhal beraat kararı verilmesini talep etse de mahkeme, 5 Şubat’taki duruşmada da bir kez daha, bu dosyayla bağlantılı olduğu ifade edilen İstanbul 36. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki başka bir dosyanın akıbetinin sorulmasına karar verdi. Dava 5 Mayıs’a bırakıldı (5 Şubat).
Charlie Hebdo’ya “Cumhurbaşkanı” davası: Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 28 Ekim 2020 tarihli bir karikatürde “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret edildiği” gerekçesiyle Fransa merkezli haftalık Charlie Hebdo dergisinin dört temsilcisini yargılıyor. İddianamede derginin genel direktörü Julien Serignac, yazı işleri müdürü Gerard Biard, genel yayın yönetmeni Laurent Sourisseau ve karikatürist “Alice”’in 4 yıl 8 ay hapsi isteniyor. Dosya, Adalet Bakanlığı’ndan, ifadeleri alınması için sanıkların açık kimlik, adres bilgilerinin ve savunmalarının tespiti için Ankara Başsavcılığı’nca düzenlenen yurt dışı istinabe yazısına dair dönüş bekliyor (4 Şubat).
Yargıtay “Cumhurbaşkanı” cezasında Boğatekin’i haklı buldu: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sosyal medya paylaşımları nedeniyle 2015 yılında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yargılanan ve Gerger Asliye Ceza Mahkemesi’nce 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasına çarptırılan gazeteci Özgür Boğatekin’e hak verdi. 8 Aralık 2025’te başvuruyu görüşen Yargıtay, yerel mahkeme ve istinaf başvurusunu reddeden Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesini değil, hakkını arayan Boğatekin’i haklı gösterdi. Oybirliğiyle cezayı bozan ve dosyanın yeniden görüşülmesi için Gerger Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderen Yargıtay, paylaşımların “ağır eleştiri niteliğinde” olarak değerlendirdi; siyasetçilere yönelik eleştirilerde izin verilen sınırların, özel kişilere kıyasla daha geniş olduğunun “yerleşmiş bir ilke” olduğunu vurguladı (16 Ocak).
Boltan’ın “Cumhurbaşkanı” davası: DİSK Basın-İş Diyarbakır Bölge Temsilcisi ve Yeni Yaşam gazetesi muhabiri Hakkı Boltan’ın, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “kamu görevlisine hakaret” suçlamalarıyla yargılandığı davaya Diyarbakır 12. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. MLSA’ya göre mahkeme, Boltan’ın cezalandırılması talebini içeren savcının esas hakkındaki mütalaasını dosyaya koydu. Karar verilmesi beklenen gelecek 10. duruşma için 14 Nisan’a (11:50) gün verildi (6 Ocak).
Yücel’e 301 ve 299 davasında yakalama: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Almanya merkezli Die Welt gazetesi için 2016’da yazdığı haberleri gerekçe yaparak gazeteci Deniz Yücel’i ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ ve “Devlet kurumlarını aşağılamak” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatının katılma talebini kabul eden mahkeme, gazetecinin avukatlarının istinabeye ilişkin talebini daha önce Almanya tarafından iade edildiği gerekçesiyle reddetmişti. İddianamede, Yücel hakkında, Die Welt'te 26 Ekim 2016'da “Kürdün annesini göremeden ölmesi” söylemi ile 27 Ekim 2016'da yazdığı “Ermenilere yapılan soykırım ifadeleri" nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğu hatırlatıldı. Oysa ki Yücel, ifadesinde “ayrımcılık ve eşitsizliği eleştirdiğini, tarihi gerçeğin suç sayılamayacağını” ifade etmişti. Yücel hakkındaki “yakalama emrinin infazını bekleyen yargılama 1 Ekim 2026 tarihine ertelendi (2 Ocak).
Batum'un “Erdoğan” davası yakalamaya kaldı: İstanbul Mahkemesi, gazeteci Rüstem Batum'u sosyal medya paylaşımları üzerinden “Cumhurbaşkanına hakaret" ettiği iddiasıyla yargılamaya dokuzuncu duruşmayla devam etti. 25 Kasım’da süren davada mahkeme, savunmanlığını MLSA'nın üstlendiği Batum hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenilmesine karar verdi. Dava, 13 Nisan 2026’ya bırakıldı (2 Ocak).
Batum’un “Erdoğan” davası: İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi, 2017-2019 döneminde Twitter hesabından, Güneydoğu’daki hak ihlallerine tepki gösterdiği, ekonomik krizin yurttaş üzerinden etkileri ile “saldırgan” dış politikasından söz ettiği ve Katar’ın uçak verdiği Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirdiği için gazeteci Rüstem Batum’u 4 yıl 8 ay hapis istemiyle yargılıyor. 17 Haziran 2019’da “Cumhurbaşkanı’na hakaret” iddiasıyla açılan dava, Batum hakkında çıkarılan yakalama kararının infazını bekliyor. Yargılamaya 7 Nisan 2026’da devam edilecek (2 Ocak).
Ağca’nın “Cumhurbaşkanı” davası: Gazeteci Baransel Ağca’nın, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yargılandığı davanın sekizinci duruşması bugün İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü. Katılanın olmadığı duruşma dosya üzerinden görülerek ileri bir tarihe ertelendi (2 Ocak).
Üç gazeteciye “Cumhurbaşkanı” davası: İstanbul Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, bir programdaki sözleri nedeniyle gazeteci Mehmet Tezkan, İbrahim Kahveci ve Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla ve 4 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle dava açtı. Gazeteciler, Bakırköy 18. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak (2 Ocak).
Acarer'in “Cumhurbaşkanı” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, gazeteci Erk Acarer'i BirGün gazetesinde çıkan “Herkese var, Berkin'e yok” yazısında “Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret edildiği” iddiasıyla yargılıyor. Mahkeme, Almanya'da yaşayan gazeteciyle ilgili yakalama emrinin infazını bekliyor (2 Ocak).
Hakaret ve tazminat davaları
Ceza davaları
Son üç ayda en az 15 gazeteci, muktedirlerin şikayetiyle açılan ceza davalarında “hakaret”, “kamu görevlisine hakaret” veya “iftira” suçlamasıyla hakim karşısına çıktı. Bu dosyalarda şikayetçiler arasında İstanbul C. Başsavcısı Şaban Yılmaz, Anadolu C. Başsavcısı İsmail Uçar ve İstanbul C. Başsavcıvekili Mehmet Yılmaz, eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı şimdiki Yargıtay Üyesi Yüksel Kocaman, MHP Mersin Milletvekili ve Nişantaşı Eğitim Vakfı kurucusu Levent Uysal ve Boğaziçi Üniversitesi’nin rektörü Naci İnci vardı.
Bunlardan en az ikisi (Barış Terkoğlu ve Evrim Kepenek) kaleme aldıkları haberler nedeniyle ve “iftira” veya “hakaret” iddiasıyla mahkum edildi. Terkoğlu, “İmamoğlu’yu ortadan kaldırmaya hazırlanıyorlar” yazısından 1 yıl 15 gün hapse mahkum edilirken altı yaşındaki bir çocuğa yönelik istismar iddialarını gündeme getiren Kepenek’e İzmir Selçuk Asliye Ceza Mahkemesi kararıyla 3 bin TL adli para cezası verildi.
Nefes’ten Yıldırım’a Bakan davası: İstanbul Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un şikâyetiyle “kamu görevlisine hakaret” suçlamasıyla açılan dava kapsamında Nefes Gazetesi muhabiri Nisanur Yıldırım’ı yargılamaya devam etti. Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasında, arazi tahsisine dair iddiaları işleyen 15 Temmuz 2025 tarihli yayında Ersoy’a yönelik somut isnatta bulunulduğu gerekçesiyle gazetecinin cezalandırılmasını talep etti. Yargılamaya son savunmalarla 11 Haziran’da (11:30) devam edilecek (18 Şubat).
Terkoğlu’na “Uçar” cezası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Ocak’ta Yargıtay üyeliğine seçilen İstanbul Anadolu C. Başsavcısı İsmail Uçar’ın şikayetiyle İmamoğlu’yu “ortadan kaldırmaya hazırlanıyorlar” yazısından Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Barış Terkoğlu’yu “iftira” iddiasıyla yargıladı; karar duruşmasında gazeteciyi ertelemeli 1 yıl 15 gün hapse mahkum etti. 19 Haziran 2025’te duruşma savcısı, gazetecinin cezalandırılmasını talep etmişti. İkinci bir dosyada gazeteci Terkoğlu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı Hadi Salihoğlu’nun şikayetçi olduğu davadan “kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla yargılanıyor. Terkoğlu, Mart 2022’de “Arkadaş arkadaşın pelesengidir” başlıklı bir yazıyla Adnan Oktar dosyasında verilen ağır hapis cezalarının İstinafta bozulmasını gündeme getirmişti. Salihoğlu’nun açtığı davaya da 14 Mayıs 2026’da devam edilecek (20 Ocak).
İstismarı yazan Kepenek’in “hakaret” cezası: İzmir Selçuk Asliye Ceza Mahkemesi, altı yaşındaki çocuğunu istismar ettiği için tutuklanan, daha sonra da adli kontrol şartıyla serbest bırakılan R.Y’nin şikayetiyle, haberi kamuoyuna duyuran bianet.org haber sitesi editörü Evrim Kepenek’i “hakaret” iddiasıyla 3 bin TL adli para cezasına mahkum etti. 9 Aralık 2021 tarihli iddianame çıkmadan önce Rize Ardeşen Şehit Halis Karoğlu Polis Merkezi Amirliğine giderek ifade veren Kepenek haberde adına açık şekilde yer vermediği bir kişinin şikayetiyle mahkum edilmiş oldu. Kepenek ve gazetecinin avukatı Deniz Yazgan Şenay, hakaret kastıyla değil gazetecilik sorumluluğuyla hareket edildiğini bildirmişlerdi. Gazeteci, Beylikdüzü’nde iki yaşındaki bir çocuğun, “cinsel istismardan öldüğü” iddiasını haberleştirdiği için de 14 Mayıs 2025’te İstanbul Büyükçekmece 9. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından “soruşturmanın gizliliğini ihlal” iddiasıyla ertelemeli 10 ay hapse mahkum edilmişti (16 Ocak).
İsmail Arı’nın “Uysal” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı’yı MHP Mersin Milletvekili ve Nişantaşı Eğitim Vakfı kurucusu Levent Uysal’ın şikâyeti üzerine “hakaret” ve “iftira” suçlamasıyla yargılamaya devam etti. Yargılama 22 Eylül’e kaldı (13 Ocak).
Pehlivan’ın İnci ve Kocaman davaları: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, kaleme aldığı yazılar nedeniyle Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan’ı, Boğaziçi Üniversitesi’nin rektörü Naci İnci ve eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı şimdiki Yargıtay Üyesi Yüksel Kocaman’ın müşteki olduğu dosyalarda “kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla yargılamaya devam etti. Savunmasında, YÖK disiplin kurulu raporları ve Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni Tuna Tuğcu'nun iddialarını kaleme aldığını belirten Pehlivan, “Herhangi bir şekilde hakaret ya da iftira söz konusu değildir. Akademisyen Tuna Tuğcu’nun tanık olarak dinlenilmesini istiyorum” demişti. İlk dosyada mahkeme, YÖK disiplin kurulunun soruşturma dosyasına ait bilgilerin dosyaya eklenmesi için ilgili kuruma yazı yazılmasına, Pehlivan ve avukatının tanık dinletme taleplerinin ise daha sonra değerlendirilmesine karar vermişti. İkinci dosyadan da savunma yapan Pehlivan, köşe yazısında bahsettiği Kalegaz Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Ilıcan Ankara'daki evinin önünde uğradığı silahlı saldırıyı Cendere adlı kitabında da yazdığını hatırlatmıştı. 6 Ocak’ta süren iki dosya da, hakim değişikliği nedeniyle çok kısa sürdü ve 17 Eylül’e ertelendi (6 Ocak).
Terkoğlu’na “Kartalkaya” davası: Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu’nun, 10 Şubat 2025’te çıkan “Kartalkaya dosyasından gelen koku” başlıklı köşe yazısı nedeniyle yargılanmasına İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlandı. “Basın yoluyla iftira” iddiasına dayandırılan dava, duruşma hakiminin raporlu olması nedeniyle 14 Mayıs 2026’ya (14:15) bırakıldı (2 Ocak).
Arı’ya “hakaret” davası: BirGün gazetesinde 30 Ağustos 2025 tarihinde çıkan “Skandalın RTÜK ayağı neden araştırılmıyor?” haberi nedeniyle gazeteci İsmail Arı’ya “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret, iftira” suçlamasıyla dava açıldı. RTÜK’ün Yunus Emre Vakfı’nı naylon faturalarla soyan şirketlere milyonlarca lira ödediği iddia edilen haber nedeniyle, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Ebubekir Şahin’in şikâyeti üzerine gazeteciyle ilgili takipsizlik kararı verirken İstanbul Başsavcılığı Arı hakkında 27 Kasım’da iddianame düzenledi. Gazetecinin dokuz yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasına İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 9 Haziran 2026 tarihinde başlanacak (2 Ocak).
Dokuz gazetecinin sanık olduğu “İnal” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Barış Terkoğlu’nun Barış Pehlivan ile birlikte kaleme aldığı “Metastaz 2: Cendere” kitabında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski avukatı M. Doğan İnal hakkında yer alan iddialara ilişkin dokuz gazeteciyi yargılamaya devam etti. 20 Kasım’da süren davada katılan sıfatıyla yer alan İnal’ın şikayetini geri çektiği bildirildi. Buna karşın mahkeme, savunması henüz alınmadığı gerekçesiyle Ayşenur Arslan’ın gelecek duruşmaya zorla getirilmesi için karar aldı. Dosyada ilk önce, 3 Aralık 2020’de çıkan söyleşiden Independent Türkçe sitesi yayın yönetmeni Nevzat Çiçek, site muhabiri Can Bursalı ve söyleşi veren Barış Terkoğlu ile Barış Pehlivan “hakaret” ve iftira” iddiasıyla yargılanıyordu. Ancak dava ilerledikçe, diğer benzer dosyaların birleştirilmesi sonucu gazeteciler Doğan Akın, Gökmen Karadağ, Fatih Portakal, Can Özçelik ve Ayşenur Arslan da sanık oldu. Dosyanın birleştirilmesiyle dosyanın son sanığı olarak eklenen gazeteci Portakal, 28 Kasım 2024’te verdiği ifadede gazeteci olduğunu, Terkoğlu ile yazdıkları “Metastaz 2: Cendere” kitabını ve Cumhuriyet gazetesinde çıkan yazısını konuştuklarını açıkladı; “Eleştiri ile hakaret arasındaki farkı bildiğimi düşünüyorum” demişti. Yargılama 30 Nisan 2026’ya kaldı (2 Ocak).
Terkoğlu ve Üçok’un “Başsavcılar” davası: Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Barış Terkoğlu ile emekli askeri savcı ve İyi Parti eski Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Zeki Üçok’a, Nisan 2023’te yayımlanan “Hatırlı FETÖ’cüler nasıl kurtarılıyor” ve “Savcı bey geliyorum, bu yazıyı da ekleyin” başlıklı yazıları nedeniyle açılan davaya İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Terkoğlu ve Üçok, savcı Gökalp Kökçü’nün HSK’ya sunduğu dilekçeyi gündeme getirdikleri için, İstanbul C. Başsavcısı Şaban Yılmaz, Anadolu C. Başsavcısı İsmail Uçar ve İstanbul C. Başsavcıvekili Mehmet Yılmaz’ın şikayetiyle “zincirleme şekilde kamu görevlisine hakaret” suçlamasıyla yargılanıyor. Duruşmayı RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu da takip etti. Kimlik tespitinin ardından savcı, önceki duruşmalarda sunduğu mütalaasını tekrar ederek, her iki sanığın “kamu görevlisine hakaret” suçlamasından cezalandırılmasını talep etti. Terkoğlu’nun avukatı Enes Ermaner ve Üçok’un avukatı Fuat Selvi de, Gökalp Kökçü’nün tanık olarak dinlenilmesini ve Kökçü hakkındaki iddianamenin dosyaya eklenmesini talep etti. Mahkeme de, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılarak şu aşamada dinlenmesi talebini reddettiği emekli savcı Gökalp Kökçü hakkındaki iddianamenin istenilmesine karar verdi. Dava 28 Nisan’a (saat 14:30) kaldı (2 Ocak).
Arı ve Gökdemir’in “MHP’li” davası: İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, “Kuzey Kıbrıs’ta MHP'li vekilin talimatıyla ‘veriler silindi’ iddiası” başlıklı haber nedeniyle BirGün gazetesi internet haber sitesinin sorumlu yazı işleri müdürü Yaşar Gökdemir ile haberi sosyal medya hesabında paylaşan muhabir İsmail Arı’yı “iftira” (TCK 267/1) suçlamasıyla yargılıyor. 4 Kasım’da devam edilen dava, iddianameye konu KKTC'de devam ettiği belirtilen ve haber içeriğine kaynak teşkil ettiği iddia edilen adli soruşturma hakkında istinabe yoluyla istenen bilgi ve belgelerin dosyaya girişini bekliyor. Expression Interrupted’a göre yargılama 28 Nisan 2026’ya bırakıldı (2 Ocak).
Hukuk davaları
Yılın ilk üç ayında en az beş gazeteci ve üç medya kuruluşu, yayımlanan haber, araştırma ve köşe yazarları temelinde Selçuk Bayraktar, Serhat Albayrak, Bilal Erdoğan, Berat Albayrak, Halkbank ve İris İnşaat’ın başvurusu olduğu dosyalarda Asliye Hukuk veya Ticaret Mahkemelerinde toplam 4 milyon 650 bin TL tazminatla yargılanıyordu.
Evrensel’e T3 Vakfı’ndan 250 bin TL’lik dava: İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesi, Evrensel gazetesine ait sitede, Sözcü gazetesinin haberinden alınarak 1 Nisan 2025’te yayımlanan “AKP döneminde İBB yandaş dernek ve vakıflara 847 milyon aktardı” başlıklı haberi Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı’nın (T3 Vakfı) açtığı 250 bin TL’lik manevi tazminat davası kapsamında yargılıyor. Selçuk Bayraktar’ın heyetinde olduğu vakfın açtığı dava 30 Nisan’da görülecek (12 Mart).
İnşaat firması Evrensel’den 500 bin TL istiyor: İstanbul Küçükçekmece 8. Asliye Hukuk Mahkemesi, Evrensel.net haber sitesinde, 1 Temmuz 2025 tarihinde yayınlanan “Dev inşaat firması İris İnşaat’ın işçilere aylardır ücretini ödemediği iddia edildi” başlıklı haberi 500 bin TL’lik manevi tazminat davası kapsamında yargılıyor. İris İnşaat tarafından erişimi engellenmesi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle açılan davaya 11 Mart’ta görüldü. Yargılama 6 Mayıs’ta sürecek (11 Mart).
Karabay’a İnal davası: Gazeteci Furkan Karabay, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski avukatı Mustafa Doğan İnal’ın İstanbul 32. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açtığı 250 bin TL'lik manevi tazminat davası kapsamında 3 Mart’ta yine hakim karşısına çıktı. MLSA’ya göre, taraf avukatları, İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ceza dosyasının kesinleşmesinin beklenmesini talep etti. Talebi kabul eden mahkeme, yargılamayı 15 Eylül’e (saat 09.45) bıraktı (3 Mart).
Hazal Ocak’ın “Damat” davası: Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak'ın Cumhuriyet gazetesinde çıkan “Damat işi biliyor” başlıklı haberi gerekçe göstererek gazeteci Hazal Ocak aleyhine açtığı 200 bin TL’lik tazminat davasına devam edildi. İstanbul 33. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2 Şubat’ta görülen duruşmada, aynı habere açılan ve beraatle sonuçlanan İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dosyanın kesinleşme şerhinin gönderilmesinin beklenmesine karar verildi. Yargılama 22 Nisan’a (9:45) kaldı (3 Şubat).
Bursalı’ya 2 milyon TL’lik dava: Eski SEDDK Başkanı M.A. Eroğlu, rüşvet iddialarıyla kendisini gündeme getiren gazeteci Can Bursalı hakkında 2 milyon TL tutarında manevi tazminat davası açtı. Görevden “affını” istediği ifade edilen anca soruşturma geçirmediğini savunan Eroğlu gazeteciden yüklü tazminat talep ediyor (2 Ocak).
Sözeri’ye “Albayrak” davası görülemedi: Turkuvaz Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Serhat Albayrak’ın Evrensel gazetesi köşe yazarı ve akademisyen Ceren Sözeri’ye açtığı 200 bin TL’lik tazminat davasının görülmesine devam edildi. Sözeri hakkında, Turkuvaz Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Serhat Albayrak tarafından, “ticari itibarının zedelendiği” iddiasıyla tazminat talebiyle dava açılmıştı. İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki bir dosyanın kesinleşme hükmünü bekleyen Sözeri’nin davası 13 Mayıs’a (10:15) bırakıldı (2 Ocak).
Bilal Erdoğan Karabay’dan 250 bin TL istiyor: İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın, görev yaptığı adliyede, para karşılığında erişim engelleme ve tahliye kararları verildiğini iddia etmesiyle ilgili X yayınında, “adliyenin müdavimleri”nden söz eden gazeteci Furkan Karabay, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın "kişilik haklarını ihlal”den açtığı 250 bin TL tazminat kapsamında İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yargılanıyor. MLSA’ya göre 11 Aralık’ta süren yargılama, Karabay’ın “hakaret” ve “iftira” suçlamalarıyla İstanbul 47. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı ceza davasının sonucunu bekliyor. Davaya 7 Mayıs 2026’da devam edilecek (2 Ocak).
Soykan ve BirGün’ün “Halkbank” davası: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, 5 Haziran 2024 tarihli ‘‘Halkbank'tan mafyaya 550 milyon kredi’’ ve ‘‘Halkbank'tan mafyaya kredi’’ başlıklı haberler nedeniyle araştırmacı gazeteci Timur Soykan ve BirGün gazetesini, 1 milyon TL’lik tazminat davası kapsamında yargılamaya devam etti. Soykan, haberde Ayhan Bora Kaplan soruşturması için hazırlanan MASAK Raporunda Kaplan’ın paravan şirketler aracılığıyla sadece Halkbank'tan 550 milyon TL’den fazla kredi aldığını yazmıştı. Dava dilekçesinde ise bankanın ticari itibarının zedelendiği öne sürülüyordu. Mahkeme, itiraz üzerine duruşma sonunda MASAK raporu ve dosyanın ikinci kez bilirkişiye gönderilmesine karar verdi (2 Ocak).
Yasaklamalar, kapatmalar, toplatmalar
Avrupa Birliği ülkeleri, son dönemde Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası (EMFA) ile kamusal yayıncılığın ve Dijital Yasa ile medyanın dijital hakların korunması için birçok pozitif düzenleme ve regülasyonla yol alırken Türkiye’de yetkililer, Ocak - Mart 2026 döneminde de kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçlayan 242 haber ve gazetecilik içeriğini çevrimiçi alanda görünmez kılmak veya silmekle meşguldü. Bu dönemde en yaygın sansür, BirGün gazetesinden Timur Soykan’ın “Yeğen için devleti oyuncak ettiler” haberi ve ilgili gazetecilik paylaşımlarına yönelik oldu.
Anayasa Mahkemesi’nin 10 Ekim 2024’ten itibaren iptal ettiği “kişilik hakları”na dayalı online sansür, usulsüzlük ve yolsuzluk gibi konuların kamuoyuna yansımasını engelleyecek tarzda, Sulh Ceza Hakimliklerinin keyfi kararlarıyla ve “millî güvenlik ve kamu düzeni” gerekçesiyle yaygın şekilde sürdürüldü.
Kürt Sorunu kapsamında yürütülen müzakerelerin güçlük yaşadığı bu dönemde, gazeteci Mahmut Bozarslan, Yeni Yaşam Gazetesi ve VOA Kürtçe’ye ait X hesaplarına “milli güvenlik ve kamu düzeni” adına erişim engeli getirildi.
Ayrıca, İBB Davası’nda gazetecilere yönelik basın kartı ayrımcılığı, Nureddin Yıldız’a yönelik protestoların yargılandığı davada medya temsilcilerine yönelik duruşma engeli ve “savcılığın sözlü talimatı” üzerinden İstanbul Çağlayan Adliyesi’ne girişlerde başvurulan yasaklar, prosedür ve yetkilerin basın özgürlüğünün kısıtlanmasına dönük araçsallaştırılmasına dair örnekler arasındaydı.
Dündar’a X sansürü AYM’de: Cumhuriyet gazetesi eski yayın yönetmeni ve sürgündeki gazeteci- yazar Can Dündar, 5 milyonu aşkın takipçisinin olduğu X hesabının Türkiye’den “milli güvenlik ve kamu düzeni” adına erişilmez kılınmasıyla ilgili 9 Aralık 2024’te başvurduğu Anayasa Mahkemesi’nden karar bekliyor. Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin, 21 Ekim 2024’te Dündar’ın hesabının erişime engellenmesine dönük aldığı karar, Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin 6 Kasım 2024’te kesinleşmişti (30 Mart).
Cebeci’nin “TOKİ” haberlerine yasak: İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), Gazete Pencere sitesi muhabiri Büşra Cebeci'nin, TOKİ iştiraki Emlak Yönetim Hizmetleri ve Ticaret A.Ş.'de kamu kaynaklarının usulsüz ve kişisel harcamalar için kullanıldığı iddiaları hakkındaki haberlerine, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişim engeli getirildiğini duyurdu (27 Mart).
Bozarslan’ın X hesabına sansür: Gazeteci Mahmut Bozarslan'ın (@mahmutbozarslan) X hesabı, 5651 sayılı Kanunun 8/A maddesi kapsamında, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişime engellendi. Gazeteci, çalışmalarını 2009 yılında beri etkin olan ve 52 bini aşkın abonesi olan X hesabından tanıtıyordu (26 Mart).
İki habere “yolsuzluk” sansürü: Rize Sulh Ceza Hakimliği, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nde Eczacılık Fakültesi’nin hiç öğrenci almadan kapatılması ve binası ile öğrencisi bulunmayan fakülteye “fakülte sekreteri” olarak atanan Cihan Karabel’in yaklaşık 3 yıl boyunca maaş aldığı iddiasına ilişkin haberlere, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesine dayanarak erişim engeli getirdi. Kararın 23 Mart’ta alındığını duyuran İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) Olay53 ve Haber 61 haber sitelerini de etkileyen bu kararı mahkemeye taşıyacağını duyurdu (23 Mart).
Yeni Yaşam’a erişim yasağı: Yeni Yaşam Gazetesi’nin X hesabı “milli güvenlik ve kamu düzeni” gerekçesiyle Türkiye’den erişime engellendi. Gazete, “@yeniyasamnews2” hesabına erişime BTK’nin talebi doğrultusunda engel getirildiğini duyurdu. Hesaba yönelik üçüncü engelleme de 5 Eylül 2025’te duyurulmuştu (18 Mart).
VOA Kürtçe’ye erişim engeli: ABD merkezli Voice of America Kürtçe servisinin X hesabı, 5651 sayılı Kanunun 8/A maddesi kapsamında, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle erişime engellendi. İFÖD’e göre hesap X tarafından Türkiye'den görünmez kılındı (16 Mart).
İBB mahkemesinden “Turkuaz kart” ve “köşe” inadı: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik mali soruşturma kapsamında açılan davanın Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi Duruşma Salonu’nda görülen beşinci duruşmasına, turkuaz kartı olmayan gazeteciler sokulmadı. Turkuaz kartı olmayan gazeteciler duruşma salonunun dışında bulunan basın odasından duruşmayı izleyecekti. Ayrıca, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) kartının da geçersiz olduğu söylendi. Basın ve jandarma arasında kısa süreli tartışma çıktı. CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal, basın kartı olmayan gazetecilerin salona alınmamasına tepki gösterdi. Gazeteci Hilmi Hacaloğlu da “40 ACM Başkanı dediğini yaptı. Gazeteciler mahkeme salonunun en kör noktasında. Geçen perşembe günü oturduğumuz avukat alanı ve tam karşısındaki kısım bomboş ama biz duruşmayı en göremeyecek kesime atılmış durumdayız. Turkuaz kartı olmayan gazeteciler de salona alınmıyor” dedi (16 Mart).
“Ziraat” haberine “özel hayat” yasağı: İskenderun 2. Sulh Ceza Hakimliği, “Ziraat Bankası'nda ikinci Demirören vakası!” başlıklı haberi, özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği gerekçesiyle erişime kapattı. İFÖD’e göre, engellenen Yeniçağ Gazetesi yazarı Fatih Ergin'e ait haberde iş insanı Fuat Tosyalı'nın da adı geçiyordu (27 Şubat).
200 haber ve gazetecilik içeriğine “torpil” sansürü: Ankara 9. Sulh Ceza Hakimliği, BirGün gazetesinde Timur Soykan imzasıyla 30 Aralık 2025’te yayımlanan “Yeğen için devleti oyuncak ettiler” başlıklı haberi erişime kapattı. “Aile Bakan Yardımcısı Zafer Tarıkdaroğlu'nun yeğeni KPSS'siz devlet memuru yapıldı. Torpilli yeğen cinsel saldırı suçundan tutuklandı” denilen haber, “milli güvenlik ve kamu düzeni” açısından sakıncalı bulundu. 13 Şubat’ta alınan hakimlik kararında, aralarında BirGün haberi ve Soykan’ın paylaşımı dışında, Evrensel, Sözcü, Now TV, Yeniçağ Gazetesi, Yurtsever, 12 Punto, Balıkesir Gerçek, Aktif Haber, Uygur Haber Ajansı, Zeybek Haber’in de olduğu siteler dahil 200’ü aşkın gazetecilik ürününe erişim engellendi (13 Şubat).
BabaOcağı sitesine karartma kaldırılmadı: İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği, BabaOcağı sitesine yönelik erişim engeline yönelik İFÖD, gazeteci Bahadır Özgür ve Google’ün da aralarında olduğu başvurucuların yaptığı itirazları toplu olarak değerlendirip reddetti. CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, engeli “Dijital karartma” olarak niteleyerek eleştirdi (13 Şubat).
Üç habere “Epstein” yasağı: İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği, İhlas Holding CEO’su Ahmet Mücahid Ören’in yazışmalarının Epstein belgelerinde çıkması hakkında HalkTV, BirGün ve ABC sitelerinde çıkan haberlere, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişim engeli getirdi (9 Şubat).
Bebeğe şiddete dair haberler için sansür reddedildi: Kahramanmaraş’ta beş günlük bebeğe şiddet uyguladığına ilişkin görüntülerin ortaya çıkmasının ardından tutuklanan bir hemşire, kişilik haklarının ihlal edildiğini öne sürerek Kahramanmaraş 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden görüntü ve haberlere erişim engeli getirilmesini talep etti. Ancak talebi hakimlik tarafından, “Talep edenin adli sürece konu olan fiilleri, kamusal alanda cereyan etmiş olup, bu bilgilerin paylaşılması kişilik haklarına saldırı değil, basın özgürlüğünün bir gereğidir” gerekçesiyle reddedildi (28 Ocak).
Van’da Takva’yı bırakmayan online sansür AYM’de: Van’da görev yapan gazeteci Ruşen Takva, Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanması, üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in ölü bulunması, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencilerinin “güvenlik” endişesiyle yaptıkları eylemler ile Rojava’daki gelişmelerin yansımalarını haberleştirdiği için başı online sansürden kurtulamıyor. Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atandığı süreçte 15 Şubat 2025 sabahı gözaltına alınan gazeteci, hakkında 14 Ekim 2025’te “kin ve düşmanlığa tahrik” gerekçesinden takipsizlik kararı verilmesine rağmen, yaklaşık 67 bin takipçisi olan hesabına getirilen erişim engelini kaldıramadı. Gazetecinin avukatları, hukuka aykırı olarak değerlendirdikleri engeli Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde düzenlenen eylemlere ilişkin rektörün yaşamını tehdit ettiği iddiasıyla getirilen erişim engeli de AYM’ye taşındı. Van Başsavcılığı, gazetecinin X hesabından yer verdiği “Van Büyükşehir Belediyesi'ne yapılan polis baskınının ilk anı" başlıklı video nedeniyle de “yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” gerekçesiyle yürütülen soruşturmada da 15 Eylül 2025’te takipsizlik kararı vermişti (27 Ocak).
Gürlek’in Ekol TV ziyaretine dair 29 habere yasak: İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’ten Ekol TV’ye ziyaret” başlıklı haberi erişime engelletti. Engele Ekol TV’de çıkan haberin ‘‘kişilik haklarını zedelemesi’’ gerekçe gösterildi. Etkilenen haberler arasında Cumhuriyet, Kısa Dalga, Gazete Pencere, 12 Punto ve Evrensel sitelerinde yayımlananlar da var. 29 içerik ve habere yasak getirilmesini sağlayan başsavcı, “suçtan kaynaklanan mal varlıklarını aklama” gerekçesiyle işlem gören kanala 1 Kasım 2024’te yaptığı ziyaretin görünmez kılınmasını sağlamış oldu (24 Ocak).
Üç “Zülfikar” haberine erişim engeli ve silme: İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar hakkındaki bazı haberlere erişim engeli getirildi. İFÖD’e göre Zülfikar hakkındaki Gerçek Gündem, Kamudan Haber ve tv100’de yayınlanan bazı haberler milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle erişime engellendi. İstanbul 1’inci Sulh Ceza Hakimliği’nin 19 Ocak 2026 tarihli ve 2026/559 sayılı kararıyla haberlerin silinmesine hükmedildi (19 Ocak).
Duruşma salonunda gözlemcilere yer yok: T24 sitesi muhabiri Can Öztürk’ün Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nureddin Yıldız'ın Boğaziçi Üniversitesi İslam Araştırmaları Kulübü'ne davet edilmesine yönelik protestoları izlediği için İstanbul 69. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı “direnme” davasına dair duruşmaya yalnızca adliye muhabirleri alınırken, Turkuaz basın kartı taşıyan gazeteciler, ABD Konsolosluğu temsilcisi ve ifade özgürlüğü örgütlerinin gözlemcileri güvenlik görevlilerine verilen “sözlü talimat” ile dışarıda bırakıldı. Buna karşılık 21. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda yapılan duruşmada izleyici sıralarına yalnızca müşteki konumundaki polislerin yakınlarının oturmasına izin verildi (12 Ocak).
İki gazetecilik içeriğine “Ekol TV” yasağı: İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği, CHP Grup Başkanvekili Murat Emir’in, Ekol TV’ye yönelik soruşturmaya ilişkin açıklamasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in kanala yaptığı ziyareti gündeme getirmesinin ardından, konuya ilişkin Cumhuriyet sitesinde çıkan haber ile gazeteci İsmail Arı’nın yaptığı sosyal medya paylaşımları için erişim engeli kararı aldı. İFÖD’e göre yasak, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesine dayandırıldı. X platformu, CHP Grup Başkanvekili Murat Emir’in paylaşımını Türkiye’den görünmez kılmazken, gazeteci İsmail Arı’nın paylaşımı Türkiye’den görünmez kılındı (11 Ocak).
Üç “AOÇ” haberine erişim yasağı: Bazı CHP vekil ve yetkililerinin, Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisinin bir bölümünün eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'ya ait vakfa verildiğine ilişkin açıklamalarıyla ilgili Nefes, Cumhuriyet ve Kısa Dalga sitelerinde çıkan haberler erişime engellendi. İFÖD’e göre İstanbul 11. Sulh Ceza Hakimliğinin verdiği karar “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesine dayandırıldı (10 Ocak).
Soykan ve Özgür’ün içeriklerine sansür kalktı: İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği, 3 Ocak 2026 tarihli ve 2025/13570 sayılı ek kararıyla, 30 Aralık 2025’te erişime engellenen ve silinmelerine karar verilen iş insanı Şaban Kayıkçı’ya dair 710 haber ve sosyal medya paylaşımına yönelik yaptırımları (erişim engeli ve silme) kaldırdı. Yeniden erişime kazandırılan içerikler arasında gazeteci Timur Soykan’ın BirGün sitesinde çıkan yazısı yanı sıra Bahadır Özgür’ün X hesabından yer verilen paylaşım da bulunuyor (3 Ocak).
Adliye girişine gazeteci ve STK yasağı: İsveçli gazeteci Joakim Medin’in İstanbul 13. Ağır Cea Mahkemesi’nde yargılandığı davayı izlemek için İstanbul Çağlayan Adliyesi’ne giriş yapmak isteyen RSF Türkiye temsilcisi ve Bianet medya özgürlüğü raportörü Erol Önderoğlu, MLSA’dan Semra Pelek, Expression İnterrupted’den Cansu Pişkin gibi çok sayıda gazeteci ve gözlemciye izin verilmedi. Adliye karşısında girişleri kontrol eden güvenlik görevlileri, gerekçe olarak “savcılığın sözlü talimatı”nı gösterdi (8 Ocak).
Habercilik
Gazeteci ve medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, haftalık yazısında, medya temsilcilerinin Ekrem İmamoğlu’nun da sanığı olduğu İBB Davası’nın görüldüğü Silivri’deki duruşma salonunda en kör noktasına itilmesini eleştirdi; ABD ve İsrail’in İran’a saldırı düzenlediği süreçte “manipülatif habercilik” konusunda uyardı. Cem Küçük, İsrail’in Türkiye’ye saldırması yönünde bir veri ve işaret yokken yaptığı “Keşke saldırsa İsrail, ben isterim” şeklindeki yorumu tepkilere neden oldu.
Tutuklu İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Silivri’de yargılandığı davada, duruşmayı ilzeyen gazetecilere teşekkür ederken TRT’yi ağır şekilde eleştirdi: “İyi ki varsınız, siz olmasanız sesimiz çıkmazdı. Kelime yazamayan basın var, 1 yıldır bize hakaret eden ama 3 gündür şurada bir kelime edemeyen basın utansın…Milletin parasıyla ahlaksızlık yapmaya devam eden TRT’yi kınıyorum. Milletin parasıyla bu kararı veren kişilere haram zıkkım olsun”.
Omdusman’dan “manipülatif habercilik” uyarısı: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Riyad’da yapılan “Arap ve İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları toplantısı sonrasında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 12 ülkenin ortak bildirisine ilişkin iktidara yakın medyada çıkan haberler için, “iletişim fakültelerinde “manipülatif habercilik” örnekleri olarak okutulmalı” dedi. Bildirici, “Bildiri ve Türkiye’nin tavrı böylesine açıkça ortadayken, iktidar yanlısı medya “Ortak Bildiri” haberlerinde manipülasyon yapmaktan geri durmadı. Bildirinin içeriğiyle ilgili haberi iç sayfaya atan Hürriyet, ilk sayfadan “İsrail’in kazanmasına asla müsaade edilmemeli” başlığıyla yayımladığı haberinde Fidan’ın “Savaşın birinci müsebbibi İsrail’dir” sözlerine yer verdi. Fidan’ın Doha’da dile getirdiği bu görüşün, saatler önce Riyad’da imzaladığı bildiriyle çelişmesine değinilmiyordu tabii ki…” diye yazdı (25 Mart).
Ombudsmandan “İBB” mahkemesine eleştiri: Gazeteci ve medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, haftalık yazısında, medya temsilcilerinin Ekrem İmamoğlu’nun da sanığı olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Davası’nın görüldüğü Silivri’deki duruşma salonunda en kör noktasına itilmesini eleştirdi. Bildirici, “Arkalara geçmek, gazetecilerin “izleyici” kategorisine indirgenmeyi kabul etmeleri demek. Oysa gazeteci, herhangi bir izleyen değildir, kamu adına izleyip aktaran kişidir. Gazetecilerin engellenmesi, toplumun bilgi alma hakkına ve “yargılamanın aleniliği ilkesi”ne zarar verir. İBB davası mahkeme heyeti, 12 Eylül hukukundan bile daha geri giden tavrında ısrar etmez umarım…” dedi (16 Mart).
İktidar İBB Davası’nın TRT’de yayımlanmasına yanaşmadı: Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı davanın TRT’den canlı yayınlanmasına ilişkin CHP'nin TBMM Genel Kurulu’nda genel görüşme gerçekleştirilmesine dair öneri, iktidar ortakları AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplanan Genel Kurul’da, CHP Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver, önergeye ilişkin yaptığı konuşmada, AKP ile MHP'nin şeffaflık konusunda samimiyetsiz olduğunu belirterek “Sözde herkes şeffaflıktan yana ama iş oylamaya gelince kalkan eller hayır diyor” dedi (12 Mart).
İmamoğlu’dan medyaya teşekkür, TRT’ye kınama: Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil 402 sanığın Silivri’de İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın üçüncü duruşmasında, konuşan CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, medya teşekkür ettiği konuşmasında, “İyi ki varsınız, siz olmasanız sesimiz çıkmazdı. Kelime yazamayan basın var, 1 yıldır bize hakaret eden ama 3 gündür şurada bir kelime edemeyen basın utansın…Milletin parasıyla ahlaksızlık yapmaya devam eden TRT’yi kınıyorum. Milletin parasıyla bu kararı veren kişilere haram zıkkım olsun” dedi (11 Mart).
DEM’den Gültekin’e tepki: DEM Parti, Tuncer Bakırhan'ın bir değerlendirmesi için “hödüklük ve ergenliktir” dediği gerekçesiyle gazeteci Levent Gültekin'e tepki gösterdi. Açıklamada Gültekin'in “seviyesizlik” gösterdiği açıklanarak, “Gültekin gazetecilik etiği ve ilkelerini hiçe saymakta, bir meczup ve trol gibi hareket etmektedir” denildi. DEM’i alınganlık gösterdiğini, sözlerinin doğrudan Bakırhan’a yönelik olmadığını iddia ederek Gültekin, tepki çeken kesitleri geri çektiğini duyurdu (11 Mart).
“Avukata verilmeyen ifade listesi Yeni Şafak'a kim verdi?” CHP’nin cumhurbaşkanı adayı tutuklu siyasetçi Ekrem İmamoğlu’nun, 402 kişiyle birlikte yargılandığı “İBB davası”nın ilk duruşmasında söz alan sanık Melih Geçek'in avukatı, “Avukatlara verilmeyen ifade listesi Yeni Şafak'a kim tarafından verildi” deyince gerginlik yaşandı. Milletvekili sıralarından “Cevap ver” diye seslenildi, mahkeme başkanı ise salonun boşaltılmasına karar verdi ve duruşmadan ayrıldı (9 Mart).
AA “Repkon” haberlerini sildi: Anadolu Ajansı (AA), ABD’nin İsrail’e acilen 12 bin bomba satmasının gündeme geldiği süreçte, satış için ana yüklenici Türk şirketi olduğu açıklanan Repkon USA ile ilgili daha önce servis edilen “Savunmada kıtaları aşan ihracat başarısı ödül getirdi” ve “ABD çareyi Türk savunma sanayisinde buldu” başlıklı haberleri ajans sitesinden kaldırdı. Repkon ise, bu satış için karar verici unsurun kendileri olmadığını ifade etti (9 Mart).
Yandaş medyadan tuhaflıklar: CNN Türk'ün Kahramanmaraş’taki deprem görüntülerini İran haberlerinde kullanmasından sonra bir büyük gaf da Türkiye Gazetesi’nden geldi. Gazete, iktidara yakın bir müteahhidin 125 milyon dolara yaptığı ve yağışlardan dolayı su basan Antalya-Konya karayoluna ilişkin haberinde “Göller doldu taştı” başlığını kullandı. CNN Türk’ten yapılan açıklamada, “CNN TÜRK yayınında İran ile İsrail ve ABD arasında yaşanan savaşa dair yoğun haber trafiği ve haber kanalı rejisinin karmaşası içinde sehven yanlış bir görüntü ekrana gelmiştir. Hatalı olduğu farkedilir farkedilmez de o görüntü ekrandan kaldırılmıştır. Hemen ardından görüntüyü ekrana yansıtan meslektaşlarımızla ilgili kurum içinde soruşturma başlatılmıştır” denmişti (5 Mart).
Küçük’ten “savaş çığırtkanlığı”: Cem Küçük’ün ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı saldırıdan sonra TV’de dile getirdiği ve savaş çığırtkanlığı olarak yorumlanan sözler sosyal medyada tepkilere neden oldu. Küçük, “Keşke saldırsa İsrail, ben isterim. Madem üçüncü dünya savaşının eşiğindeyiz ki öyle; şu an 12 ülke savaşın içinde. İngiltere üslerini açtı, Fransa Charles de Gaulle’ü gönderiyor, Almanya İsrail’le olan şeye katılacağız dedi. Dolayısıyla Avrupa, İsrail, Amerika… Bunların başı Amerika, İsrail denilen çıban başı. Dolayısıyla keşke bize saldırsa da gününü görse. İsrail açısından söylüyorum” dedi (2 Mart).
Sözcü TV’de “İran” açıklaması: İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları ve ülkedeki can kayıpları sürerken, Sözcü TV’nin canlı yayın için “çok güzel bir güne başladık” diyen İranlı konuk Aida Makvandi’nin sözlerine yer vermesi tepkilere neden oldu. Telefon bağlantısıyla yayına katılan Makvandi, saldırılara ilişkin değerlendirmesinde, “Çok güzel bir güne başladık. Mutluyuz. Biz bu günü uzun zamandır bekliyorduk. Bugün bayram demesem de çok güzel bir gün” ifadelerini kullandı. Tepkiler üzerine açıklama yapan Sözcü TV yönetimi, halkın haber alma ve ifade özgürlüğü kapsamında farklı görüşlerden konuklara ve uzmanlara yer verildiğini ifade etti; “Canlı yayınlarda konukların dile getirdiği görüş ve değerlendirmeler kendilerine aittir; Sözcü Televizyonu’nun kurumsal görüşünü yansıtmaz” dedi (1 Mart).
Müjdat Gezen’den Sabah’a tepki: Sanatçı Müjdat Gezen, sahneye çıkmak için CHP'li Sarıyer Belediyesi'nin kendisinden 2.5 milyon TL istediği yönünde iktidara yakın Sabah gazetesinde ileri sürülen iddiaya tepki gösterdi. Halk TV'ye konuşan Gezen, “Bu asparagas da değil, hayasızlık” ifadelerini kullandı. Sanatçı tepkisini, “…Özgür Özel’e telefon edip sitem etmişim 'benden rüşvet istediler' diye. Ne rüşveti? Ben rüşvetin bir kısmını ödemişim bir de. Nerede, hangi parayla ödemişim? Ne sebepten ödemişim ve kime ödemişim? Bunun belgeleri olması lazım değil mi? Yani nereden tutmaya kalksanız tutulacak bir yeri yok” sözleriyle dile getirdi (27 Şubat).
İktidar medyasına da muhalif medyasına da eleştiri: Gazeteci ve medya ombbudsmanı Faruk Bildirici, CHP Genel Başkanı Özel’in CHP’den istifa eden Keçirören Belediye Başkanı Özarslan’a yönelik sözlerinin iktidar medyasında olduğu gibi muhalif medyada da yanlış aktarıldığını yazdı. Haftalık değerlendirme yazısında Bildirici, “Zaten birçok olayda olduğu gibi, iktidar medyası Keçirören Belediye Başkanı Özarslan’ın istifasında da doğrularla yanlışları birbirine karıştırdı. Sanki Özarslan, CHP Genel Başkanı Özel’in WhatsApp mesajları nedeniyle istifa etmiş gibi sundular…. Muhalif medyada da Özel’in hakaretleri açıklıkla aktarılmadı; hakaretlere itiraz da edilmedi. Kimisi Özarslan’ın suç duyurusu haberine sıkıştırdı, kimisi de yorumla haberi karıştırarak geçiştirdi hakaretleri. Halbuki gazeteci kimseye hakaret etmemeli, hakareti de desteklememeli” diye yazdı (16 Şubat).
Altuntoprak’tan Uğur’a tepki: Gazeteci Muratcan Altuntoprak, TGRT Haber’deki programda Sözcü TV’den ayrılışına ilişkin “hayal ürünü iddialar ortaya attığı” gerekçesiyle Fuat Uğur’a tepki gösterdi. “Bu gazetecilik değil” diyen Altuntoprak, “Neymiş “Sözcü TV’de kriz çıkmııııış” Öyle mi Sayın Uğur? Kime sordunuz da öğrendiniz? Ben sizin adınıza utandım. Genç bir gazeteciyi yalnızca reyting uğruna ‘siyaset malzemesi’ haline getirmenizi kınıyorum” sözleriyle yayına tepki gösterdi (14 Şubat).
Ombudsman'dan “Bilal Erdoğan” resmi: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Bilal Erdoğan’ın iktidar medyasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu gibi değil “kültürel ve sosyal etkinliklere katılan, bu alanlardaki gelişmelere değer veren bir siyasi figür” olarak aktarıldığına işaret etti. Bildirici, “İktidar yanlısı medyadaki Bilal Erdoğan haberleri hiçbir zaman “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu” diye başlamıyor; ticari faaliyetlerinden de bahsedilmiyor. Onun yerine Bilal Erdoğan’ın katıldığı etkinlikler ve konuşmaları haberleştiriliyor, duruma göre de farklı sıfatlar kullanılıyor: “İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı, TÜGVA Yüksek İstişare Kurulu üyesi, Dünya Etnospor Birliği Başkanı, Yeni Türkiye Eğitim Vakfı (YETEV) Mütevelli Heyeti Başkanı.” diye yazdı (9 Şubat).
TGC’den Medyada Etik İzleme Bülteni: TGC Meslek İlkelerini İzleme Komisyonu, Medyada Etik İzleme Bülteni hazırladı. Komisyon, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin benimsediği temel ilkelerden hareketle bazı haber örnekleri üzerinden hem etik açıdan ders çıkarılabilecek uygulamaları, hem de mesleki sınırların ihlal edildiği noktaları incelemeyi hedefledi. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ni 2025’te güncelleyen, Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu, Faruk Bildirici, Belma Akçura, Tuğrul Eryılmaz ve Ümit Aslanbay’dan oluşan Komisyonun Koordinatörlüğünü TGC Başkan Vekili Doğan Şentürk ve Genel Sekreter Sibel Güneş yapıyor. Komisyon, Bültende yer alan incelemelerin dikkat çektiği noktaları şöyle özetledi: “Gazetecilik yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk gerektiren bir kamu görevidir. Etik habercilik, bilgiye erişimi sağlamakla kalmaz; toplumun güvenini, demokratik tartışma kültürünü ve kamusal aklın niteliğini korur. Çünkü biliyoruz ki; haber dili ve başlık seçimi, toplumsal algının ve güvenin oluşmasında önemli rol oynuyor. Doğrulanmamış iddialar, tek taraflı anlatım, nefret ve önyargı içeren dil; yalnızca bireylerin değil, toplumun genel olarak bilgiye erişme ve sağlıklı değerlendirme yapma yetisini de zedeler” (5 Şubat).
Öztürk’ten medya için “Derin kriz” uyarısı: Eski Anadolu Ajansı (AA) Genel Müdürü gazeteci Kemal Öztürk, sosyal medya hesabından, gazeteciliğin kritik geleceği konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ortağı Devlet Bahçeli’yi etiketleyecek uyardı. Ulusal ve yerel medya sektörü çok ciddi bir kriz dönemine girdiğini, Haber kanalları, ana akım medya TV’lerin, gazeteler, haber siteleri, radyoların finansal kriz yüzünden kapanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu duyuran Öztürk, “Medyadaki reklam pastasının dağıtımı ULUSAL GÜVENLİĞİ tehlikeye sokacak düzeye geldi. Türkiye’deki reklamların %75’i yabancıların sahip olduğu sosyal medyaya gidiyor. Geri kalan %25 oranı ülkedeki tüm medya bölüşüyor. Tüm haber kanalları, gazeteler zarar ediyordu, şimdi ana akım medya da zarar ediyor. Ülkenin haber ve iletişim akışını sağlayan ulusal sistem çökmek üzere. Tüm haber ve iletişim, sosyal medya üzerinden yapılıyor artık. Manipülasyona açık ortam büyük tehlike yaratıyor. Ayrıca kara para aklamak isteyenlere fırsat veriyor. İş imkanı daralan gazeteciler sosyal medyaya mahkum oluyor. Ulusal medyanın finansal ve editoryal bağımsızlığı için ACİL düzenleme yapılması gerekiyor” dedi; “Bu durum siyasi değil egemenlik meselesidir” diyerek de uyardı (4 Şubat).
Bildirici’den “Aysever-İmamoğlu kavgası”: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, haftalık yazısında, Silivri’de hapiste olan gazeteci Enver Aysever’in, Sabah gazetesi köşe yazarı Mahmut Övür’ün “Silivri’de Aysever-İmamoğlu kavgası” başlıklı haberini doğruladığını yazdı. Bildirici, “Keşke açıklama için bu kadar beklemeseydi. İmamoğlu’ndan ise hâlâ ses yok. Övür de aslında haberi yayımlamadan önce kaynağından doğrulamalıydı” diye yazdı. (29 Ocak).
“Epstein” benzetmesi TRT yöneticisinden: Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Karadeniz gezisinde çekilen fotoğrafı üzerinden gazetecileri ve İmamoğlu’nu hedef alan, kamuoyunda büyük tepki çeken “Epstein” benzetmesini yapan kişinin TRT Dış Yayınlar Daire Başkan Yardımcısı Serdar Aydın olduğu ortaya çıktı. Tepkiler üzerine Aydın paylaşımını sildi (29 Ocak).
İHD’den medyadaki nefret diline tepki: İnsan Hakları Derneği (İHD) genel merkezi medyadaki çatışmacı ve nefret söylemi içeren yayınlarla ilgili bir açıklama yaptı. Evrensel gazetecilik ilkelerinin, gazetecilerin gerçeğe saygı duymasını temel görev olarak belirlediğine değinilen İHD açıklamasında, “Ülkemizde medyanın büyük çoğunluğunda yayımlanan haber ve yorumlarda, basın meslek örgütleri tarafından belirlenmiş olan etik ilkelerin defalarca ve sürekli olarak ihlal edildiği gözlenmektedir. Maalesef bu yayınlar, sadece basın meslek ilkelerini ihlalini ihlal etmekle kalmayıp, insan hakkı ihlallerine de yol açmaktadır” denildi (28 Ocak).
Özel’den TRT ve AA’ya tepki: CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Silivri'de Aile Dayanışma Ağı ile birlikte yaptığı basın açıklamasında, TRT ve Anadolu Ajansı'nın mikrofonlarını eline alarak kamu yayıncılığı yapılmadığını söyledi. Özel, “Kocasının mühür çıkan kasasına dolar montajlayan TRT, 'Ne diyorsun?' diye sor bakalım. Onun vergisiyle, bizim vergilerimizle yayın yapıyorsun sen. Allah sizi nasıl biliyorsa öyle yapsın. Bu kadar zulmün bir bedeli olacak elbet. Bu dünyada olmasa öbür dünyada olacak. İki elimiz yakamızda. Kimse helallik istemesin. Hiç kimseye hakkımızı helal etmeyeceğiz. Yazıklar olsun bu düzeni kurana, sürdürene” dedi (28 Ocak).
BİK Başkanı “basın özgürlüğü”nden dem vurdu: “Bu finansal kolaylığın temel amacı basın özgürlüğünün güçlendirilmesi, yerel ve ulusal medyamızın sürdürülebilirliği ve gazeteciliğin nitelikli icrasıdır. Bunun finansla yakından alakalı olduğu açıktır. Bu kredi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vizyonu doğrultusunda Türkiye’de hem demokrasinin güçlenmesi ve basının önemli bir aktör olarak etkin rol üstlenmesi amacıyla sunuluyor. Basın yalnızca haber aktaran mecra değil. Basın kamuoyunun sesi, toplumun vicdanı, demokrasinin en temel dayanaklarından bir tanesi. Bu nedenle şunu açıkça ifade etmek isterim ki, güçlü bir basın olmadan güçlü bir demokrasiden söz edemeyiz. Güçlü bir demokrasinin olmadığı yerde ise kalıcı ve sağlıklı ekonomik sürdürülebilir bir yapının mümkün olmadığını hepimiz bilmekteyiz.” (İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Basın İlan Kurumu (BİK) ve Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) işbirliğiyle 2 binin üzerindeki gazete, dergi ve haber sitesi için 7,5 milyar TL’lik kredi programı hazırlandığını duyurdu; törende, basın sektöründe finansa erişimi kolaylaştıracağını söyledi; 27 Ocak).
Gazetecilik açısından reddedilmeliydi: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın Darülaceze Sosyal Yaşam Şehri’nde düzenlediği basın toplantısına medyanın üst düzey yöneticilerini çağırmasıyla ilgili eleştirisini paylaştı. Bildirici, tepkisini “Basın toplantılarına üst düzey yönetici çağıran bütün bakanlar gibi Göktaş’ın da böyle bir temsil düzeyi sağlayarak toplantısını daha önemli gösterme çabası içine girmesi kendisi açısından haklı olabilir. Ancak gazetecilik açısından reddedilmesi gereken bir yöntem bu” sözleriyle gösterdi (14 Ocak).
İktidar medyasında “Sızıntı” hevesi: İktidar cephesinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma içeriklerinin Cem Küçük gibi gazeteciler üzerinden sızdırılması tartışması başladı. Bebek Otel’de Fenerbahçe Kulübü eski başkanı Ali Koç’un güvenlik kamera görüntüsünü Yeni Şafak gazetesi muhabiri yayınladı. Polis bölgesinde gerçekleşen ancak emniyette sızıntı olduğu gerekçesiyle jandarmaya yaptırılan operasyonda yine de masumiyet karinesi ve özellikle iktidara yakın medyanın bazı kişileri şüpheli olarak gündeme getirmesini sağlayan sızıntılar devam ediyor. Cem Küçük'ün, Bebek Otel'de bulunduğu tespit edilen isimlere ilişkin “Kan, saç, idrar ve tırnak örneği alınmalı” şeklindeki ifadesine AK Parti MKYK üyesi Mücahit Birinci, “Arkadaşım, sen kafayı mı yedin? Burası muz cumhuriyeti mi? Sana bu selahiyeti kim veriyor?” sözleriyle tepki gösterdi (12 Ocak).
Kadınların müştekiliğinde Dilipak’a beraat: Yeni Akit gazetesi eski yazarı Abdurrahman Dilipak, 27 Temmuz 2020 tarihli “AKP’nin Papatyaları” başlıklı yazısı nedeniyle açılan davadan altı yıl sonra beraat etti. Dilipak’ın yazısında AKP’li kadınları hedef alan ve İstanbul Sözleşmesi'nin savunan kadınlara fahişelik imasında bulunan ifadeler kamuoyunda büyük tepki çekmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP Kadın Kolları Genel Başkanlığı, AKP’li bazı kadın milletvekilleri ile 81 ilin kadın kolları başkanları ve KADEM’in de müşteki olduğu davada, Küçükçekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin ceza verdiği kararı görüşen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesi, 3 Kasım 2025 tarihinde, yazıda suç teşkil eden hakaret unsuru bulunmadığı ve “matufiyet” şartının oluşmadığı gerekçesiyle cezayı bozdu, 30 Aralık 2025 tarihli “kesinleşme şerhi” ile beraat kararını kesinleştirdi (7 Ocak).
Ombudsman’dan “dava izleme” vurgusu: Gazeteci ve medya ombudsmanı Faruk Bildirici, soruşturmalar kadar sanıkların asıl savunma fırsatı bulduğu dava süreçlerinin de gazeteci olarak izlenmesinin önemini vurguladı, kamuoyunca Yenidoğan” davası olarak bilinen ve 27 Aralık 2025’te süren dosyanın sadece 1-2 haberci (Gülseven Özkan ve AA muhabiri) üzerinden gündeme gelmesini de eleştirdi, “Ancak soruşturmalar, yargılama sürecine eriştiğinde medya, ilgisini kaybediyor. Öyle ki, soruşturma evresinde günlerce yayımlanan operasyonların davaları bile izlenmiyor…” dedi. Bildirici, “15 Temmuz darbe girişimi davalarının bile Müyesser Yıldız dışında peşine düşen yok. Sanık eski Yarbay Savaş Kabaklı’nın, “o dönemde Genelkurmay 2. Başkanı olan Orgeneral Hulusi Akar’ın adını Roboski (Uludere) olayına dair evraklardan çıkardığı” itirafını da Yıldız’ın duruşmaları izlemesi sayesinde öğrendi kamuoyu. Gazeteciler yargılamaları da dikkatle izlemezse suçlama ile savunma arasında denge kurulamaz; yayımlananların akıbeti hakkında kamuya doğru ve eksiksiz bilgili verilemez. Önce suçlu ilan edilen kişilerin aklandığını duyurmamak da o kişinin toplum belleğinde suçlu olarak kalmasına yol açar ki, bu da hem ilkesizlik hem de vicdansızlıktır” diye yazdı (6 Ocak).
Anayasa Mahkemesi kararları
Anayasa Mahkemesi, özellikle tutuklanan veya sansüre uğrayan gazeteci dosyalarında “güvenlik” ile “basın ve ifade özgürlüğü” haklarının hiçe sayıldığı dosyalarda bireysel başvuru kapsamında olması itibariyle geç de olsa, başvuru almayı ve güvence olmayı sürdürüyor.
Siyasi yargı operasyonları kapsamında bu dönemde tutuklanan gazeteci Alican Uludağ veya ev hapsi kararıyla özgürlüğünden edilen Furkan Karabay, Sulh Ceza Hakimliklerinin ve yerel mahkemelerin gazetecilik haklarını hiçe sayan tutukluluğu ve ev hapsi olarak adli kontrolü AYM’ye taşıdı.
Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atandığından beri 67 bin takipçili X sosyal medya hesabı erişime kapatılan gazeteci Ruşen Takva’nın tek çaresi, hakkını avukatı aracılığıyla AYM’ye başvurarak aramak oldu. Sürgündeki gazeteci- yazar Can Dündar da, 5 milyonu aşkın takipçisinin olduğu X hesabının Türkiye’den “milli güvenlik ve kamu düzeni” adına erişilmez kılınmasıyla ilgili 9 Aralık 2024’te başvurduğu Anayasa Mahkemesi’nden karar bekliyor.
Son üç ayda AYM, iki başvuru kapsamında, Kuzeyteve.com sitesi imtiyaz sahibi ve gazeteci Gençağa Karafazlı’ya 34 bin TL, KRT’ye de 2 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti.
Dündar’a X sansürü AYM’de: Cumhuriyet gazetesi eski yayın yönetmeni ve sürgündeki gazeteci- yazar Can Dündar, 5 milyonu aşkın takipçisinin olduğu X hesabının Türkiye’den “milli güvenlik ve kamu düzeni” adına erişilmez kılınmasıyla ilgili 9 Aralık 2024’te başvurduğu Anayasa Mahkemesi’nden karar bekliyor. Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin, 21 Ekim 2024’te Dündar’ın hesabının erişime engellenmesine dönük aldığı karar, Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin 6 Kasım 2024’te kesinleşmişti (30 Mart).
Alican Uludağ için AYM için hazırlık: 20 Şubat’ta Ankara’daki evinden gözaltına alınarak İstanbul’a getirilip tutuklanan gazeteci Alican Uludağ için avukatları, tutukluluğuna ilişkin itirazlardan sonuç alamayınca Anayasa Mahkemesi’ne başvuracaklarını açıkladı. Tutuklama için gerekli hiçbir yasal şart karşılanmadığı halde gazetecinin tutuklanmasının “kişi özgürlüğü ve güvenliği” ve ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiği savunulacak. Başvuruda, tutuklama sürecinin birden fazla temel hakkı “zincirleme” şekilde ihlal ettiği savunularak tahliye talep edilecek; soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yetkisine de itiraz edilecek (30 Mart).
Karabay’a “ev hapsi” AYM yolunda: Gazeteci Furkan Karabay’ın avukatı Enes Hikmet Ermaner, 3 Ocak 2026’da “yanlış bilgiyi alenen yaymak” ve “terörle mücadelede görev alanları hedef göstermek” şüphesiyle gözaltına alınan ve Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nce ev hapsiyle bırakılan müvekkiliyle ilgili adli kontrolün kaldırılmaması üzerine Anayasa Mahkemesi’ne başvuracağını duyurdu. İstanbul 73. Asliye Ceza Mahkemesi, Ermaner’in 4 Şubat 2026’da yaptığı itiraza değindiği 12 Şubat günkü kararında, “adli kontrol karar ve gerekçesinde isabetsizlik olmadığı” tespiti dışında bir hukuki argümana yer vermedi (16 Şubat).
AYM’de KRT kazandı, AA kaybetti: Anayasa Mahkemesi, KRT Televizyonu’nun yaptığı bireysel başvuruda, Anadolu Ajansı’nın (AA) 2019’daki yerel seçim sonuçlarını abonelere aktarırken yapılan veri kesintisini, hak ihlali saydı. Seçim yayınını kesen ajansın AA’nın kusurlu olduğu tespitinde bulunan AYM, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine hükmetti ve kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderdi. Başvurularının reddedilmesi üzerine 13 Aralık 2021’de AYM’ye başvuran başvurucu KRT’ye net 2.500 TL manevi tazminat ödenecek. Yüksek Mahkeme, “Ayrıca veri akışındaki yaklaşık 13 saatlik kesintinin oy sayımının en kritik aşamalarında yaşandığı, bu durumun başvurucunun yayıncılık faaliyetini etkileyebilecek nitelikte olduğu da açıktır” şeklinde tespit yaptı. Karar gerekçesinde, bilirkişi raporunda da, AA'nın seçim gecesi veri akışını sözleşmede öngörülen şekilde sağlayamamasının siber saldırı altında olması sebebine dayandığı hususundaki iddiasının teknik olarak doğrulanamadığının belirtildiğine de yer verildi (4 Şubat).
Van’da Takva’yı bırakmayan online sansür AYM’de: Van’da görev yapan gazeteci Ruşen Takva, Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanması, üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in ölü bulunması, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencilerinin “güvenlik” endişesiyle yaptıkları eylemler ile Rojava’daki gelişmelerin yansımalarını haberleştirdiği için başı online sansürden kurtulamıyor. Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atandığı süreçte 15 Şubat 2025 sabahı gözaltına alınan gazeteci, hakkında 14 Ekim 2025’te “kin ve düşmanlığa tahrik” gerekçesinden takipsizlik kararı verilmesine rağmen, yaklaşık 67 bin takipçisi olan hesabına getirilen erişim engelini kaldıramadı. Gazetecinin avukatları, hukuka aykırı olarak değerlendirdikleri engeli Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde düzenlenen eylemlere ilişkin rektörün yaşamını tehdit ettiği iddiasıyla getirilen erişim engeli de AYM’ye taşındı. Van Başsavcılığı, gazetecinin X hesabından yer verdiği “Van Büyükşehir Belediyesi'ne yapılan polis baskınının ilk anı” başlıklı video nedeniyle de “yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” gereköesiyle yürütülen soruşturmada da 15 Eylül 2025’te takipsizlik kararı vermişti (27 Ocak).
AYM Karafazlı’ya hak verdi: Anayasa Mahkemesi (AYM), 2020 yılında iki kişiyle ilgili yazdığı üç yazı nedeniyle 26 Ekim 2021’de manevi tazminata mahkum edilen kuzeyteve.com sitesi imtiyaz sahibi, gazeteci Gençağa Karafazlı’nın, Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine hükmetti. AYM, gazetecinin ispat yükü bakımından “savcı gibi hareket etmesinin beklenemeyeceğini”, araştırma yükümlülüğünün de mutlak doğrulamadan ziyade yayın anındaki beliriş biçimine uygunluk ve makul güvenilirlik çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. AYM, ihlalin sonuçlarının giderilmesi için dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Rize 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine hükmetti; Karafazlı’ya da 34 bin TL manevi tazminat ve yargılama giderinin ödenmesine karar verdi (19 Ocak).
AİHM kararları
Son üç aylık dönemde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) basın ve ifade özgürlüğü alanında gazetecilere ilişkin herhangi bir kararı tespit edilemedi.
RTÜK’ten haberler
RTÜK, Ekim 2025’ten beri Mehmet Daniş'in başkanlığı ve sözcülüğünde, özellikle halefi Ebubekir Şahin’in provokatif çıkışları dikkate alınırsa, kamuoyunda daha ağırbaşlı bir kurum olarak yansıyor.
Kurum, bu dönemde, Fatih Altaylı, Flu TV, Cumhuriyet TV ve BirGün TV’den sonra, 72 saat içerisinde lisans başvurusu yapması için TELE2 Haber’i uyardı.
RTÜK’ten “İran” hassasiyeti: RTÜK, ABD ve İsrail’in İran’a saldırdığı 28 Şubat’ta yaptığı açıklamada, Türkiye medyasını uyardı: “Ülkemizi ve uluslararası kamuoyunu yakından ilgilendiren bölgesel ve küresel gelişmelere ilişkin yayın içeriklerinin, kamu düzeni, toplumsal huzur ve kamu yararı üzerindeki etkileri Kurulumuzca hassasiyetle izlenmektedir” denildi. Kurul açıklamasında, 6112 sayılı Kanunda yer alan yayın ilkelerini hatırlatarak, şiddetin özendirilmemesi, toplumda korku ve panik yaratacak ifadelerden kaçınılması istendi. Yayınlarda “azami hassasiyet” istenen bildiride, “Haber ve yorum içeriklerinde tarafsızlık, nesnellik ve ölçülülük ilkelerine riayet edilmesi; Yayınlarda nefret söylemi, ayrımcı dil ve kutuplaştırıcı ifadeler kullanılmaması; Savaş ve çatışma içeriklerinin kamu yararı ve toplumsal sorumluluk ilkeleri çerçevesinde ele alınması yükümlülükleri, yayıncı kuruluşlar açısından bağlayıcıdır” denildi (28 Şubat).
RTÜK TELE2 Haber’den lisans istedi: RTÜK, TELE2 Haber’in YouTube üzerinden yayınını sürdürebilmesi için 72 saat içerisinde lisans başvuru yapmasını talep etti, başvuru yapılmaması halinde YouTube’dan erişim engeli isteyecek. Kurul daha önce de Fatih Altaylı, Flu TV, Cumhuriyet TV ve BirGün TV’nin lisans başvurusu yapması için süre vermişti (6 Şubat).
RTÜK’ten 2025’te eleştirel kanallara 52 ceza: RTÜK üyesi İlhan Taşcı, 1 Ocak ile 31 Aralık 2025 tarihleri arasında RTÜK’ün iktidarı eleştiren yayıncılara 52 ceza verdiğini, bu cezaların parasal karşılığının 92.7 milyon TL’ye ulaştığını açıkladı. Taşcı, “RTÜK, yeni yılda basın ve ifade özgürlüğünün önündeki engel olmaktan vazgeçip; farklı düşünce ve görüşlerin ekranlarda çok sesli yayımlanmasına olanak sağlamalıdır” dedi. Taşcı’nın paylaştığı 2025 RTÜK’ün Z raporuna göre; ‘iktidarın icraatlarını sorgulayan ve eleştiren’ kanallara toplam 52 ceza verildi. Bu cezalar kapsamında 29 program durdurma, 50 idari para cezası ve toplam 25 gün yayın durdurma kararı alınırken söz konusu yaptırımların parasal karşılığı ise 92 milyon 790 bin 898 TL oldu (1 Ocak).
RTÜK Cezaları
Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Ocak, Şubat, Mart döneminde haber ve program yayınlarından dolayı TV kuruluşlarına toplam üç kez idari para cezası ve bir kez uyarı cezası verdi. Kurul, TV kuruluşlarına toplam 1.472.177,00 TL idari para cezası ve bir kez uyarı cezası verdi. RTÜK, rapor döneminde radyo kuruluşlarına ceza vermedi.
RTÜK, TV kanallarına “insan onuru” ilkesini ihlalden iki kez; Türkçenin kullanıma dair ilkenin ihlalinden bir kez olmak üzere toplam üç kez idari para cezası ve “tarafsızlık” ilkesinin ihlalinden bir kez uyarı cezası verdi.
(Reklam, diziler ve ticari yayınların değerlendirme dışı bırakıldığı “RTÜK cezaları” bölümü, RTÜK’ün 27 Kasım 2025 - 16 Mart 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdiği 16 toplantının kayıtları incelenerek hazırlandı).
İnsan onuru ve özel hayatın gizliliği: RTÜK, yayınların 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan “insan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez” ilkesinin ihlali nedeniyle SZC TV’ye – (Türkiye'nin Sözü ve İçinizden Biri) 672.523,00 TL ve 365.725,00 TL olmak üzere toplam 1.038.248,00 TL idari para cezası verdi.
Tarafsızlık: RTÜK, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan, "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz" ilkesine aykırılıktan Malatya Vuslat TV’ye (Gündem Özel) bir kez uyarı cezası verdi.
Türkçenin kullanımı: RTÜK, 6112 sayılı Kanun’un “Türkçenin, özellikleri ve kuralları bozulmadan doğru, güzel ve anlaşılır şekilde kullanılmasını sağlamak zorundadır; dilin düzeysiz, kaba ve argo kullanımına yer verilemez” ilkesine aykırılıktan Halk TV’ye (Para Siyaset) 433.929,00 TL idari para cezası verdi.
(EÖ/HA)







