Türkiye gazetesinin gündeme getirdiği ve yasal taslak, LGBT+'lara yönelik yayıncılık veya gazeteciliği kısıtlayacak nitelikte boyutlar barındırıyor. Taslağa göre, “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunan ya da bulunmayı alenen teşvik eden, öven veya özendiren kişi” 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Söz konusu düzenlemeler Ekim 2025'te TBMM gündemine gelen 11. Yargı Paketi'nde yer almış ancak ilgili maddeler tepkiler üzerine geri çekilmişti.
Türkiye iktidarına neredeyse çeyrek yüzyıldır Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak yön veren Recep Tayyip Erdoğan, medyanın “beşinci kol faaliyetlerine dahil olduğu eski günler travması”ndan çıkamıyor; Türkiye’de geçmişe göre “daha özgür, çoğulcu ve renkli bir basın iklimi” olduğunu ileri sürüyor.
Diğer yetkililer ise basın özgürlüğünü, İsrail Türkiye’den giden gazetecileri gözaltına aldığında hatırladı: “Fedakarca hakikat mücadelesi veren tüm basın mensuplarımızın durumunu yakından takip ediyoruz”.. “Basın mensuplarının güvenliği ile kamuoyunun doğru ve tarafsız bilgiye erişim hakkı, evrensel hukuk normlarıyla güvence altına alınmış temel bir haktır”...
Yılın ilk üç ayında CHP, DEM ve EMEP gibi muhalefet partileri, gazetecilik haklarındaki vahim aşınma ve sorunlarının araştırılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) önergeler sundu. Ancak gazetecilik meslek kurumlarının yoğun çabaları ve Meclis'teki bu girişimler, yetkililerin harekete geçmesine yetmiyor.
Örneğin, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, son dönemde gazetecilerin tutuklanması ve mahkum edilmesiyle iyice öne çıkan ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu tanımlayan TCK’nın 217/A maddesini bir soru önergesi yoluyla Adalet Bakanı Akın Gürlek’e taşıdı. Aynı maddenin medya özgürlüğünde yol açtığı tahribata Meclis konuşmasında vurgu yapan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar’ın, basın özgürlüğünün önündeki engellerin araştırılmasına ilişkin sunduğu önerge de AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.
Özellikle Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın bir ay arayla tutuklanması, meslektaşları ve gazetecilik meslek örgütlerini haber alma ve verme hakkına yönelik ağır baskılar konusunda kamuoyunu uyarmaya itti. DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ’ın tutuklanması meslekten toplu kınamalara yol açarken BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı için Türkiye’nin birçok kentinden okurlar, Edirne, Bartın, Kırklareli, Tokat ve Samsun gibi kentlerde eylemler gerçekleştirdi.
Son üç ayda, ulusal ve uluslararası gazetecilik ve ifade özgürlüğü örgütleri, gazetecilik haklarını hedef alan gelişmeleri ortak ve tekil açıklamalar yoluyla kınadı. Magazin habercisi Bilal Özcan’ın tutuklanması, ANKA yayın yönetmeni Kenan Şener, Furkan Karabay ve Fransız gazeteci Raphael Boukandoura gibi çok sayıda gazetecinin gözaltına alınması ve Mücahit Tarlan’ın hakaret ve tehdide maruz kalması gibi kınanan olaylardandı.
Düzenlemeler
Türkiye gazetesinin gündeme getirdiği yasal taslak, LGBT+'lara yönelik yayıncılık veya gazeteciliği kısıtlayacak nitelikte boyutlar barındırıyor. Taslağa göre, “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunan ya da bulunmayı alenen teşvik eden, öven veya özendiren kişi” 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Söz konusu düzenlemeler Ekim 2025'te TBMM gündemine gelen 11. Yargı Paketi'nde yer almış ancak ilgili maddeler tepkiler üzerine geri çekilmişti.
Soru ve Araştırma Önergeleri
Yılın ilk üç ayında CHP, DEM ve EMEP gibi muhalefet partileri, gazetecilik haklarındaki vahim aşınma ve sorunlarının araştırılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) önergeler sundu. Ancak gazetecilik meslek kurumlarının yoğun çabaları ve Meclis'teki bu girişimler, yetkililerin harekete geçmesine yetmiyor.
Örneğin, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, son dönemde gazetecilerin tutuklanması ve mahkum edilmesiyle iyice öne çıkan ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu tanımlayan TCK’nın 217/A maddesini bir soru önergesi yoluyla Adalet Bakanı Akın Gürlek’e taşıdı. Aynı maddenin medya özgürlüğünde yol açtığı tahribata Meclis konuşmasında vurgu yapan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar’ın, basın özgürlüğünün önündeki engellerin araştırılmasına ilişkin sunduğu önerge de AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.
EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca da, Adana’daki İncirlik NATO Üssü’nden paylaşılan canlı yayın görüntüleri nedeniyle ANKA genel yayın yönetmeni Kenan Şener ve diğer iki meslektaşının gözaltına alınmasını önerge yoluyla Meclise taşıdı. Karaca son dönemde gazeteci Alican Uludağ’ın tutuklanması ile ETHA çalışanlarına yönelik operasyonları da gündeme getirdi. Gazeteci, çevre belgeselcisi Hakan Tosun’un öldürülmesine ilişkin soruşturmaya dair sorunlar da DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’nun Akın Gürlek’in gündemine taşıdığı bir diğer vahim konu oldu.
CHP “dezenformasyon” maddesini sordu: CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan tutuklanan gazetecileri Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi yoluyla TBMM gündemine taşıdı. Düzenleme üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan görüşmelerde bu maddenin gazetecileri etkilemeyeceği, suçun oluşabilmesi için dört şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiği, bu şartların oluşmadığı durumlarda suçun meydana gelmeyeceği, TCK’nın 218. maddesinde düzenlenen hukuka uygunluk hükümlerinin gözetileceği yönünde beyanlar olduğunu hatırlatan Tanrıkulu, Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesiyle birçok gazetecinin gözaltı veya tutuklamalarla karşılaştığını belirtti. Sorulardan biri de, “TCK 217/A maddesinin mevcut haliyle uygulanmasının doğurduğu sorunlar dikkate alındığında, bu maddenin kaldırılması veya daha açık ve sınırlı hale getirilmesi yönünde Bakanlığınızın bir çalışması bulunmakta mıdır?” oldu (27 Mart).
DEM’in araştırma önergesine AKP ve MHP yanaşmadı: Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar, basın özgürlüğünün önündeki engellerin araştırılmasına ilişkin öneri üzerine yaptığı konuşmada, Türkiye’de gazetecilere yönelik uygulamaları eleştirerek “Eğer Türkiye'nin batısında gazetecilik yapıyorsanız, Dezenformasyon Yasası'nın kanıt sunmaya gerek duymadan 217 ve 218. maddelerine, o muğlak maddelerine dayanarak tutuklanıyorsunuz. Eğer güneydoğuda gazetecilik yapıyorsanız örgüt propagandası yapmaktan tutuklanıyorsunuz” dedi. Öneri AKP ve MHP oylarıyla reddedildi (25 Mart).
DEM önergesinde “kayıp gazeteciler” soruldu: DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, Suriye’de kaybolduğu bildirilen gazeteci Ahmet Polad’ın akıbetine ilişkin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine soru önergesi verdi. Kaya, Suriye’de Colani liderliğindeki HTŞ’nin gazeteciler üzerinde ağır sansür ve baskı politikaları uyguladığını belirtti; 18 Ocak 2026 tarihinde Rakka’da haber takibi yaparken kaybolan ve zorla bir araca bindirildiği ifade edilen Özgür TV programcısı Ahmet Polad ile Alman gazeteci Eva Maria Michelmann’a da dikkat çekti (19 Mart).
İktidar İBB Davası’nın TRT’de yayımlanmasına yanaşmadı: İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı davanın TRT’den canlı yayınlanmasına ilişkin CHP'nin TBMM Genel Kurulu’nda genel görüşme gerçekleştirilmesine dair öneri, iktidar ortakları AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. Meclis Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplanan Genel Kurul’da, CHP Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver, önergeye ilişkin yaptığı konuşmada, AKP ile MHP'nin şeffaflık konusunda samimiyetsiz olduğunu belirterek “Sözde herkes şeffaflıktan yana ama iş oylamaya gelince kalkan eller hayır diyor” dedi (12 Mart).
“İncirlik gözaltıları” EMEP önergesinde: Adana’daki İncirlik NATO Üssü’nden paylaşılan canlı yayın görüntüleri nedeniyle başlatılan soruşturma kapsamında gazetecilerin gözaltına alınmasına tepki gösteren Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e verdiği soru önergesinde “Gazetecilerin susturulmak istenmesinin asıl amacı, Türkiye’nin emperyalist yağmacı güçlerle işbirliğini gizlemek midir?” diye sordu. Karaca’nın sorularından biri de, “Gazeteciler uzun yıllardır savaş dönemlerinde üslerden yayın yapmaktayken ve herhangi bir yaptırımla karşılaşmamışken bu dönemde bu habercilik biçimi neden suç sayılmıştır?” oldu (2 Mart).
CHP’den Kenan Şener için soru önergesi: CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na ANKA Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Kenan Şener’in gözaltına alınmasıyla ilgili bir soru önergesi sundu. Gözaltı kararıyla ilgili İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir kolluk birimine doğrudan veya dolaylı talimat verilip verilmediğini soran Tanrıkulu’nun sorduğu ve işlemin orantısızlığı kadar uluslararası insan hakları sözleşmelerine de vurgu yapan önergeye dair sorular arasında, “Gözaltı yerine ifade alma, davet usulü veya daha hafif koruma tedbirlerinin uygulanması neden değerlendirilmemiştir?”, “Gazetecilerin mesleki faaliyetleri nedeniyle özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının hukuki sorumluluğuna ilişkin herhangi bir etki analizi veya değerlendirme yapılmış mıdır?” da bulunuyor (1 Mart).
DEM’den “Hakan Tosun” için önerge: DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, gazeteci, çevre belgeselcisi Hakan Tosun’un öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturmayı, TBMM’ye sunduğu bir soru önergesi yoluyla, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e sordu. Kordu, kamuoyuna yansıyan bilgilere göre saldırganların Tosun’a defalarca tekme attığını, başını hedef aldığını ve yerde hareketsiz haldeyken darp eylemini sürdürdüğünü hatırlattı. Adli Tıp Kurumu raporunda ise ölüm nedeninin kafatası ve yüz kemik kırıkları, kafa içi kanama ve beyin doku harabiyeti olarak belirtildiğini kaydetti. Buna rağmen fezlekede eylemin “ağır yaralama” kapsamında değerlendirilmesinin hukuki gerekçesini soran Kordu, olası kastla öldürme ya da kasten öldürme suç tipleri yönünden bir inceleme yapılıp yapılmadığının açıklanmasını istedi. Önergede, fezlekede yer aldığı belirtilen “maktulün ilk haksız fiilinin doğurduğu öfke veya şiddetli elem” ifadesine de dikkat çekildi. Kordu, bu değerlendirmenin hangi somut delillere dayandırıldığını sorarak, olası bir “tahrik indirimi” hazırlığına işaret etti. Ayrıca Kordu, olay anına ilişkin kamera görüntülerinin bir kısmının silinmiş olabileceği iddiasının araştırılıp araştırılmadığını sordu. Şüpheli yakınlarının kamera kayıtlarına eriştiği yönündeki iddiaların doğru olup olmadığının da açıklanmasını istedi (26 Şubat).
EMEP’ten Alican Uludağ sorusu: EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, gazeteci Alican Uludağ’ın 19 Şubat’ta gözaltına alınıp tutuklanması ile ETHA çalışanlarına yönelik operasyonları Meclis gündemine taşıdı. Karaca, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına yazılı soru önergesi sundu. Sorulardan bazıları, “Uludağ’ın tutuklanmasına gerekçe gösterilen paylaşımlarının hangileri, hangi kriterlere göre "gazetecilik faaliyeti" sınırlarını aşmış ve suç unsuru teşkil etmiştir?”, “Bilinen bir ikametgahı olan ve daha önceki tüm soruşturmalarda ifade vermeye bizzat giden bir gazetecinin, sabahın erken saatlerinde kalabalık bir polis grubuyla gözaltına alınmasının ve "kaçma şüphesi" gerekçesiyle tutuklanmasının hukuki dayanağı nedir?” ve “AİHM’in “Cumhurbaşkanına Hakaret” suçuna ilişkin Türkiye aleyhine verdiği ihlal kararları ve bu maddenin ifade özgürlüğünü kısıtladığına dair uyarıları göz önüne alındığında, bu madde üzerinden gazetecilerin tutuklanmaya devam edilmesinin gerekçesi nedir?” oldu (24 Şubat).
CHP’nin “Demirören kredisi” önergesine “sır” yanıtı: Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Demirören Holding’in Ziraat Bankası’ndan aldığı 800 milyon dolarlık krediyle ilgili CHP Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin sunduğu soru önergesine “ticari sır” dedi. Sözcü'nün haberine göre; Bakan Şimşek imzalı yanıtta, Ziraat Bankası’nın sorulara yönelik açıklaması paylaşıldı. Önerge yanıtında, “Kamuya açıklanan Ziraat Bankası finansal tabloları, denetim raporları ve faaliyet raporlarında yer alan veriler haricinde talep edilen detay bilgilerin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun, ‘Sırların saklanması’ başlıklı 73. maddesi kapsamında banka/müşteri sırrı olduğu mütalaa edildiğinden paylaşılması mümkün bulunmamaktadır” deniliyor (21 Şubat).
CHP’li Tanrıkulu basın ve ifade özgürlüğünü sordu: CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, ifade ve basın özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklere ilişkin uygulamaların araştırılması amacıyla TBMM’ne soru önergesi verdi. Tanrıkulu, önergede verilen soruların Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından cevaplanmasını istedi. Tanrıkulu, Ocak 2026 itibarıyla eleştirel gazetecilik faaliyetlerinin cezai soruşturmalara konu edildiğini, internet sitelerine erişim engellerinin sürdüğünü, anayasal protesto hakkına yönelik idari ve adli yaptırımların arttığını belirtti. Ayrıca RTÜK yaptırımları ve “dezenformasyon” mevzuatının ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yarattığı yönündeki değerlendirmelere işaret etti. Sorulan sorulardan bazıları, “2026 yılı Ocak Ayı itibarıyla, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu kapsamında başlatılan soruşturma ve açılan toplam dava sayısı kaçtır? Bunların illere göre dağılımı nedir?”, “Son 5 yıl içerisinde, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle açılan soruşturma ve kovuşturma sayısı kaçtır? Bu soruşturmaların kaçında mahkûmiyet kararı verilmiştir?” ve “2026 yılı Ocak Ayı itibarıyla, gazetecilik faaliyetleri veya ifade açıklamaları nedeniyle tutuklu bulunan gazeteci sayısı nedir?”, “Türkiye’de ifade özgürlüğü alanında yaşanan ihlallerin önlenmesi amacıyla Bakanlığınız tarafından hazırlanmış bir eylem planı bulunmakta mıdır? Var ise, içeriği nedir?” oldu (16 Şubat).
Cumhurbaşkanlığı, Bakanlıklar ve muhalefetten mesajlar
Türkiye iktidarına neredeyse çeyrek yüzyıldır Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak yön veren Recep Tayyip Erdoğan, medyanın “beşinci kol faaliyetlerine dahil olduğu eski günler travması”ndan çıkamıyor; Türkiye’de geçmişe göre “daha özgür, çoğulcu ve renkli bir basın iklimi” olduğunu ileri sürüyor.
Diğer yetkililer ise basın özgürlüğünü, İsrail Türkiye’den giden gazetecileri gözaltına aldığında hatırladı: “Fedakarca hakikat mücadelesi veren tüm basın mensuplarımızın durumunu yakından takip ediyoruz”.. “Basın mensuplarının güvenliği ile kamuoyunun doğru ve tarafsız bilgiye erişim hakkı, evrensel hukuk normlarıyla güvence altına alınmış temel bir haktır”...
Cumhurbaşkanı “hakikat savaşında daha fazla inisiyatif” istedi: Ülkemize yönelik beşinci kol faaliyetlerini, algı mühendisliklerini Türkiye'nin imaj ve itibarını hedef alan karalama kampanyalarını sizlerin de güçlü desteğiyle daha kolay ve hızlı engelleyeceğimize inanıyorum. Her cephede adeta bir hakikat savaşı verdiğimiz şu dönemde medya kuruluşlarımızın daha fazla inisiyatif almasını, daha aktif olmasını bekliyoruz. Küresel sistemin tarihi bir kırılma yaşadığı bu günlerde gerçekliğin dünya kamuoyuna duyurulması gerekiyor. Medya organları toplum ve siyaset mühendisliğinin aparatı olarak hoyratça kullanıldı. Manşetleriyle hükümetler kurup deviren medya baronları artık eski Türkiye'de kaldı. Millete parmak sallayan, vesayetçiler adına milli iradeye ve siyaset kurumuna ayar veren medya düzeni artık geride kaldı. Kalemini ve köşesini anti demokratik güç odaklarına kiralayan silahşörler artık geride kaldı. Haber bültenlerinde cuma namazına giden öğrencilerin hedef gösterildiği karanlık günler, figürleri ve figüranlarıyla birlikte artık geride kaldı. Bugün her bakımdan daha özgür, daha çoğulcu, daha renkli bir basın ve yayın iklimine sahibiz. İmtiyazlarını kaybedenler rahatsız olsa da inşallah bir daha o eski günlerin hortlatılmasına izin vermeyeceğiz (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen Gazeteci ve Yazarlarla İftar Programı'nda konuştu; 17 Mart).
CİB Başkanı “basın özgürlüğü”nü hatırladı: “Gazetecilerin mesleklerini icra ederken hedef alınmaları ve özgürlüklerinden mahrum bırakılmaları asla kabul edilemez. Basın mensuplarının güvenliği ile kamuoyunun doğru ve tarafsız bilgiye erişim hakkı, evrensel hukuk normlarıyla güvence altına alınmış temel bir haktır” (Türkiye’deki gazetecilere yönelik ihlaller konusunda sesi duyulmayan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, A Haber Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu ve ekibinin İsrail'de gözaltına alınmasını şiddetle kınadı; 7 Mart).
AK Parti Sözcüsü Çelik’in aklına “basın özgürlüğü” geldi: “İsrail polisinin A Haber ekibini hukuksuz bir şekilde gözaltına alması gerçekleri karartma çabasının yeni bir aşamasıdır. A Haber ailesine, Programlar Müdürü Emine Kavasoğlu ve kameraman Niyazi Kurt’a gerçekleri duyurmak adına gösterdikleri gayret için teşekkür ediyoruz. Fedakarca hakikat mücadelesi veren tüm basın mensuplarımızın durumunu yakından takip ediyoruz” (AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İsrail polisinin A Haber ekibini hukuksuz bir şekilde gözaltına aldığını ifade etti; 6 Mart).
Bakan Gürlek’ten “sosyal medya” şikayeti: “Bir kişi eğer bir hesap açıyorsa bunun sorumluluğunu taşımak zorunda. Sahte hesap, anonim hesap açılmaması lazım… Sosyal medya kesinlikle özgürlük alanı değil, buranın da kuralları olması lazım… Dosyayı bilmeden buradan hükümler kuruluyor, yargılamalar yapılıyor. Hakimlerimiz bunları okuyor, etkileniyor” (Adalet Bakanı Akın Gürlek, NTV’ye yaptığı açıklamada, hakimlerin sosyal medya yorumlarından etkilendiğini savundu, LGBTİ içeriklerine müdahale edileceğinin mesajını verdi; 26 Şubat).
Bakan Gürlek “Uludağ” sorusunda karıştırdı: “TCK'da 217/A var, bilgiyi yalan olarak alenen yayma... İstanbul'daki soruşturmaya ilişkin yalan yaymaya yani, yetki bakımından sıkıntı yok. Hâkimlerin takdiri. Biz ona karışamayız… Yaşadığı yer (Ankara) değil, suç şehri önemli. O tarihte suç şehri İstanbul olduğu için... Ama bu mahkemenin takdiri. İleride yetkisizlik de verebilir tahliye de verebilir. Bu süreç tamamen bağımsız yargının kontrolünde” (Adalet Bakanı Akın Gürlek, gazeteci Alican Uludağ’ın “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak”tan tutuklanmadığını, “Cumhurbaşkanı’na hakaret”ten yapıldığını hatırlatması üzerine de, “Daha fazla yorum yapmak istemiyorum” dedi; 25 Şubat).
BİK Başkanı “basın özgürlüğü”nden dem vurdu: “Bu finansal kolaylığın temel amacı basın özgürlüğünün güçlendirilmesi, yerel ve ulusal medyamızın sürdürülebilirliği ve gazeteciliğin nitelikli icrasıdır. Bunun finansla yakından alakalı olduğu açıktır. Bu kredi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vizyonu doğrultusunda Türkiye’de hem demokrasinin güçlenmesi ve basının önemli bir aktör olarak etkin rol üstlenmesi amacıyla sunuluyor. Basın yalnızca haber aktaran mecra değil. Basın kamuoyunun sesi, toplumun vicdanı, demokrasinin en temel dayanaklarından bir tanesi. Bu nedenle şunu açıkça ifade etmek isterim ki, güçlü bir basın olmadan güçlü bir demokrasiden söz edemeyiz. Güçlü bir demokrasinin olmadığı yerde ise kalıcı ve sağlıklı ekonomik sürdürülebilir bir yapının mümkün olmadığını hepimiz bilmekteyiz.” (İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Basın İlan Kurumu (BİK) ve Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) işbirliğiyle 2 binin üzerindeki gazete, dergi ve haber sitesi için 7,5 milyar TL’lik kredi programı hazırlandığını duyurdu; törende, basın sektöründe finansa erişimi kolaylaştıracağını söyledi; 27 Ocak).
Cumhurbaşkanı için AA ve TRT “özgür basın”: “Dün bir tanesi çıkmış özür dilemek yerine sorunu haberleştirdikleri için TRT’yi, Anadolu Ajansı’mızı, özel televizyonları suçluyor. Yüzü kızarmadan özgür basını suçluyor. Aynı zatın genel başkanı, yönetim zafiyetini kabul etmek yerine iftiralarla şahsımızı hedef alıyor. Söz var ya; şıracının şahidi bozacı. Birbirlerinin kusurlarını örtüyorlar…. Gazetecileri için niçin tehdit ediyor, hedef gösteriyorsunuz. Medyaya parmak sallayacağınıza görevinizi yapsanıza. Yazık, bu millete çok yazık. Şehirlerimiz adına biz üzülüyoruz…” (TRT Genç kanalının açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu Ajansı ve TRT’yi Ankara’daki su sorununu haberleştirdiği için özgür basın ilan etti; 15 Ocak).
Tepkiler
Özellikle Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın bir ay arayla tutuklanması, meslektaşları ve gazetecilik meslek örgütlerini haber alma ve verme hakkına yönelik ağır baskılar konusunda kamuoyunu uyarmaya itti. DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ’ın tutuklanması meslekten toplu kınamalara yol açarken BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı için Türkiye’nin birçok kentinden okurlar, Edirne, Bartın, Kırklareli, Tokat ve Samsun gibi kentlerde eylemler gerçekleştirdi.
Son üç ayda, ulusal ve uluslararası gazetecilik ve ifade özgürlüğü örgütleri, gazetecilik haklarını hedef alan gelişmeleri ortak ve tekil açıklamalar yoluyla kınadı. Magazin habercisi Bilal Özcan’ın tutuklanması, ANKA yayın yönetmeni Kenan Şener, Furkan Karabay ve Fransız gazeteci Raphael Boukandoura gibi çok sayıda gazetecinin gözaltına alınması ve Mücahit Tarlan’ın hakaret ve tehdide maruz kalması gibi kınanan olaylardandı.
Kemaneci’nin gözaltına alınmasına eleştiri: RSF Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, Antalya Kemer’de çevreye dair ihlal iddialarını gündeme taşıyan gazeteci Murat Kemaneci’nin gözaltına alınmasını eleştirdi. Yapılan sosyal medya paylaşımında, “yaşadığı sağlık sorunları ve üzerindeki yıldırıcı etkisi itibariyle endişeyle karşılıyoruz. Kamu yararı için mücadele ettiği unutulmamalıdır” denildi (27 Mart).
Arı’nın tutuklanmasına yoğun tepki: BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı’nın tutuklanması sadece medya sektöründe veya gazetecilik haklarını savunan kuruluşlardan değil, Türkiye’nin birçok kentinde, BirGün okurlarının geliştirdiği, Edirne, Bartın, Kırklareli, Tokat ve Samsun’daki sivil inisiyatiflerden tepki gördü. TGC, TGS, ÇGD, Basın Konseyi, DİSK Basın İş, Gazeteciler Cemiyeti, RSF, IPI, EFJ, CPJ, Avrupa Gazeteciler Birliği gibi çok sayıda ulusal ve uluslararası gazetecilik meslek örgütü de, tekil veya ortak açıklamalar yoluyla Arı’nın serbest bırakılmasını talep etti. BirGün Yayın Koordinatörü Semra Kardeşoğlu, “İsmail Arı'nın bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz. Alican Uludağ'ın bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi. ÇGD Genel Başkanı Kıvanç El de, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçlamasına dikkat çekerek, “Gazeteciliğin bir suç mesleği haline getirilmesini kabul etmiyoruz” dedi. Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Akarsu Çelik de, “Gazeteciler rahatsız ederler. Buna da herkes katlanmak zorunda. Türkiye'de demokrasi ne zaman askıya alınsa bunun en ağır bedelini gazeteciler ödemiştir. Bir kez daha buna tanıklık ediyoruz. Ancak meslektaşlarımızı yalnız bırakmayacağız” sözleriyle keyfi tutuklamayı kınadı (26 Mart).
Bozarslan’ın X hesabına sansüre tepki: RSF temsilcisi Erol Önderoğlu, gazeteci Mahmut Bozarslan'ın X hesabının erişime kapatılmasını kınadı; “Diyarbakır’da görev yapan 30 yıllık gazeteci Bozarslan’ın 2009 yılında beri kullandığı ve çalışmalarını paylaştığı 52 bin abonelik X hesabının sansür edilmesi gazetecilik hakları kadar her tür demokratik müzakere zemini bakımından da vahim bir ihlaldir” dedi (26 Mart).
Tutukluluğun keyfi uzatılmasına tepki: RSF’den Erol Önderoğlu, Silivri’de 26 gündür tutuklu olan gazeteci Alican Uludağ’ın aylık tutukluluk incelemesi için cezaevinden SEGBİS aracılığıyla bağlandığı İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği’nce itirazları kayda alınmadan ve söz verilmeden tutukluluğunun uzatılmasını kınadı; işlemi “hukukla alay” olarak tanımladı. Önderoğlu, açıklamasında “Uludağ’ın gözaltısıyla birlikte tüm süreçlerin keyfiyet taşıması oldukça hazindir” dedi (18 Mart).
TGC Özcan’ın tutuklanmasını kınadı: TGC, üyesi ve magazin habercisi Bilal Özcan’ın, Ayşegül Eraslan’ın ölümüne ilişkin yaptığı değerlendirmeler nedeniyle 16 Mart’ta Türk Ceza Kanunu’nun “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”ya dair 217/A maddesi kapsamında tutuklanmasını, “basın ve ifade özgürlüğü açısından son derece kaygı verici bir gelişme” olarak eleştirdi (16 Mart).
İBB Davasında gazeteciye ayrımcı tutuma RSF kınaması: RSF’den Erol Önderoğlu, İBB davasını gören İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin medya temsilcilerine yönelik birkaç gündür ayrımcı, dışlayıcı ve tuhaf tutum takındığını bildirdi; “kınıyoruz. Bir yargı makamının gazetecilerin varlığını bu kadar sorun haline getirmesi oldukça şaşırtıcı ve anlaşılmazdır!” dedi (16 Mart).
RSF’den Evrensel’e saldırıda “azmettirici” uyarısı: RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, X hesabından yaptığı paylaşımda, Evrensel gazetesi İzmir bürosuna geçen yıl girişilen saldırıda tetikçiyle birlikte arkasındaki güçlerin de soruşturulmasının bir zorunluluk olduğunu bildirdi. Açıklamada, “Evrensel Gazetesi’ne 13 Ağustos 2025’te silahla saldıranlara ilişkin soruşturmanın genişletilmemesi, gazetecileri hedefe koyanların cesaretlendirildiği bir cezasızlık ortamını besler. Tetikçiyle birlikte arkasındaki güçlerin soruşturulması bir zorunluluktur” denildi (5 Mart).
Şener ve “İncirlik” gözaltılarına yaygın tepki: ABD ve İsrail’in İran’a saldırdığı 28 Şubat’ta Adana’daki İncirlik Hava Üssünden, “hareketlilik olduğu” mesajıyla 28 Şubat’ta yayımlanan görüntü nedeniyle ANKA Ajansı yayın yönetmeni Kenan Şener’in gözaltına alınmasına çok sayıda gazetecilik meslek ve sendikal örgütü tepki gösterdi. Gazetecilerin serbest bırakılmasını talep eden kuruluşlardan KESK Haber-Sen, açıklamasında, “Gazetecilik refleksi ile yapıldığı açık olan bir yayın faaliyetinin suç unsuru gibi gösterilmesi, basın emekçilerinin üzerinde sallanan bir yargı kılıcıdır” dedi. TGS, yaptığı açıklamada, “Coğrafyamızda patlak veren bir savaşla yakından ilgili bir konuda işini yapan gazetecilerin gözaltına alınması kabul edilemez. Meslektaşlarımızın yanındayız” derken RSF’den Erol Önderoğlu, “İran’a saldırıldığı şartlarda, ANKA’nın hava üssünden görüntü yansıtması ancak gazetecilik heyecanıyla açıklanabilir. Özür de yayımlayan yayın yönetmeni Kenan Şener’in ‘askeri sır ifşa’ etmediği halde gözaltına alınmasını orantısız buluyoruz” sözleriyle tepkisini gösterdi. Basın Konseyi’nin açıklamasında da, gözaltı nedeniyle endişe duyulduğuna işaret edildi. ÇGD açıklamasında ise, “ANKA Haber Ajansı'nın özür dileyerek kamuoyunu bilgilendirdiği yayına ilişkin bir linç kampanyası yürütülmesini kabul etmiyoruz. Gazetecilik refleksi ile yapıldığı açık olan yayına dair yürütülen soruşturmada önce Koza TV muhabiri Sergen Ölçer, Koza TV Genel Müdürü Mehlika Bilen'in ve ardından Kenan Şener'in de gözaltına alınmasıyla, gazetecilere dönük bir gözdağı verilmektedir” denildi (1 Mart).
ETHA baskınına 10 kuruluştan tepki: MLSA, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), PEN Norveç, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), DİSK Basın-İş Sendikası, TGS, KESK Haber-Sen, Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası, Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF) ve Punto24 Bağımsız Gazetecilik Derneği, ortak bir açıklamayla, Etkin Haber Ajansı’na (ETHA) ait büro basılarak muhabirleri Pınar Gayıp, Nadiye Gürbüz ve Elif Bayburt’un tutuklanmasını eleştirdi. Açıklamada, gazetecilerin mesleki materyalleri ve dijital ekipmanlarına el konulduğunu belirtildi (27 Şubat).
Avrupa’dan Uludağ’ın hapsine tepkiler: Almanya Hükümet Sözcüsü Yardımcısı Sebastian Hille, gazeteci ve DW Türkçe Ankara temsilcisi Alican Uludağ’ın tutuklanmasına dair süreci “çok derin endişe ve büyük bir dikkatle izlediklerini" kaydetti. Hille, “Gazeteciler görevlerini baskılardan korkmadan yapabilmeli. Bu Türkiye için de geçerli. Deutsche Welle ve çalışanları, Türkiye'de özgürce çalışabilmeli, bağımsız haber yapmalı” dedi. Almanya Kültür ve Medyadan Sorumlu Bakan Wolfram Weimer, Uludağ hakkındaki suçlamaların "dayanaksız" olduğunu söyledi. “Türkiye'ye çağrım açık” diyen Weimer “Alican Uludağ derhal serbest bırakılmalı. Gazetecilik suç değildir" ifadelerini kullandı. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor da “DW Türkçe'de çalışan tanınmış gazeteci Alican Uludağ evinde 30 polis tarafından gözaltına alındı. Bir yıldan daha uzun süre önce yaptığı bir açıklama nedeniyle Cumhurbaşkanı'na hakaret ve dezenformasyonla suçlanıyor. Türkiye'deki demokratik standartların geldiği nokta bu. Üzücü” sözleriyle gözaltıyı eleştirdi (23 Şubat).
DFG’den kınama: Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Bitlis Tatvan’da DEM’den Belediyenin kar temizleme çalışmalarını eleştirdiği için Belediye Eşbaşkanı Mümin Erol’un gazeteci Mücahit Tarlan’a ettiği cinsiyetçi hakaretleri ve tehdidi kınadı. Açıklamada, “kınıyor ve olayın takipçisi olacağımızı belirtiyoruz” denildi (22 Şubat).
Uludağ’ın tutuklanmasına uluslararası ortak tepki: Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), ARTICLE19, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF), Yabancı Medya Derneği (FMA Türkiye), Free Press Unlimited (FPU), PEN Norveç ile Norveç Helsinki Komitesi, ortak açıklamayla, 20 Şubat’ta gazeteci Alican Uludağ’ın “Cumhurbaşkanı’na hakaret” iddiasıyla tutuklanmasına tepki gösterdi. Ortak açıklamada, “…Uludağ'ın haksız yere tutuklanması, Türkiye'de basın özgürlüğünü bastırmak için ceza adaletinin araçsallaştırılmasının son örneğidir. Tanınmış bir araştırmacı gazeteciyi susturmak amacıyla yargı tacizine başvurulması ve orantısız polis gücü kullanılması açık bir gözdağı niteliği taşımakta ve Türkiye’de araştırmacı gazetecilik üzerinde caydırıcı bir etki yaratmayı hedeflemektedir” denildi (22 Şubat).
Uludağ için onlarca kuruluş devrede: Onlarca gazetecilik meslek örgütü, Ankara'da 19 Şubat’ta gözaltına alınan ve ertesi gün tutuklanan gazeteci Alican Uludağ için devreye girdi. Gazetecinin keyfi şekilde, peşin suçlu muamelesiyle, çocuklarının gözü önünde, Ankara’da oturduğu halde gözaltına alınıp İstanbul’da yapılan işlem nedeniyle bu şehre götürülmesi sert tepkilere neden oldu. TGC, Uludağ’ın daha önce de soruşturmalara giderek ifade verdiğini hatırlatarak, “peşinen suçlu muamelesi” yapılmasına tepki gösterdi. ÇGD üyeleri Uludağ için, “Sürecin takipçisi olacak, meslektaşımızın yanında durmaya devam edeceğiz. Basın ve ifade özgürlüğünü savunmaktan vazgeçmeyeceğiz" dedi. Basın Konseyi'nin açıklamasında, “Basın baskı altına alınamaz” denildi. Gazeteciler Cemiyeti açıklamasında, “Yargı camiasını çok yakından takip eden en başarılı gazeteciler arasındaki Uludağ'ın peşinen suçlu muamelesiyle gözaltına alınması dikkat çekicidir. Bu uygulama kabul edilemez, Uludağ derhal serbest bırakılmalıdır" denildi. Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti de “Tüm yetkilileri evrensel hukuk ilkelerine uygun davranmaya davet ediyoruz” çağrısı yaptı (19 Şubat).
TGS Kocaeli’den saldırı girişimine kınama: TGS Kocaeli Temsilciliği, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un Kocaeli’de katıldığı programda ekibinden bir kişinin gazeteciye saldırı girişimini kınadı; “Bakan Murat Kurum’un katıldığı programda görevini yapan gazeteci arkadaşlarımıza yönelik Kurum’un danışmanı ve korumaları tarafından önce baskı, ardından fiziki müdahale girişimi yaşanmasını şiddetle kınıyoruz. Basın mensuplarına yönelik hiçbir engelleme kabul edilemez” dedi (13 Şubat).
RSF’den “Kürt Sorunu” haberciliği uyarısı: RSF, Kürt Sorunu kapsamında yayın yapan gazetecilere ve medya kuruluşlarına yönelik son bir ayda gelişen ihlallere tepki gösterdi. RSF bildirisinde, bianet sitesi haberine erişim engeli, ANKA Ajansı Diyarbakır Bölge temsilcisi Ahmet Ün ve serbest gazeteci Metin Yoksu’nun toplumsal eylemleri izlerken plastik mermi ve benzeri cisimler yoluyla polis tarafından yaralanması, gazeteci Ruşen Takva’nın X hesabına yönelik yinelenen ve sonuçta Anayasa Mahkemesi’ne taşınan sansür gibi vakalar da yer aldı (13 Şubat).
Epstein sansürüne RSF tepkisi: RSF’den Erol Önderoğlu, İhlas Holding CEO’su Ahmet Mücahid Ören’in yazışmalarının Epstein belgelerinde çıkmasına ilişkin haberlere erişim engeli getirilmesini kınadı. Önderoğlu, RSF’nin X hesabından yaptığı açıklamada, “İhlas Holding CEO’su Ahmet Mücahid Ören’in yazışmalarının Epstein belgelerinde çıkması ne bir özel hayat ne de milli güvenlik mevzusudur. Bu gerekçelere dayalı olarak sansür koymak kamuoyunu hafife almaktır. Halkın haber alma hakkıyla dalga geçilemez” dedi (11 Şubat).
ETHA için ortak açıklama: ESP’ye yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınan Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörleri için Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde basın açıklaması düzenlendi. Çok sayıda gazetecinin katıldığı açıklamada DİSK Basın-İş, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, Haber-Sen imzası yer aldı. DFG’den Saliha Aras’ın okuduğu açıklama sırasında sık sık “Özgür Basın Susturulamaz”, “ETHA susmadı, susmayacak”, “Atılım susmadı, susmayacak” sloganları atıldı (5 Şubat).
Gazetecilere şiddet ve gözaltıya kınama: Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nde (GGC) bir araya gelerek son dönemde basın emekçilerine yönelik tırmanan hak ihlallerini protesto etti. MKG Başkanı Roza Metina ve DİSK Basın-İş Temsilcisi Hakkı Boltan’ın dayanışma vurgusu yaptığı açıklamada, DFG Eş Başkanı Selman Çiçek de güncel verileri ve saldırı detaylarını kamuoyuyla paylaştı (23 Ocak).
Karabay’a gözaltıya tepkiler: RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, gazeteci Furkan Karabay’ın haberleri nedeniyle ‘yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçlamasıyla gözaltına alınmasının hukukla bağdaşır yanı olmadığını belirtti ve “Şartları oluşmadığı gibi gözaltının yıldırma amaçlı olduğunu düşünüyoruz” dedi Gazeteci Elif Ilgaz da, gözaltıyla ilgili paylaşımında “Biz biliyoruz ki Furkan, gazetecilikteki inat ve ısrarını sürdürdüğü için gözaltında. Sussaydı sıcak yatağında uyuyor olurdu şimdi" ifadelerini kullandı. (23 Ocak).
Fransız gazeteciye gözaltıya tepkiler: Aralarında RSF, TGS, CPJ, DİSK Basın İş gibi çok sayıda gazetecilik meslek örgütü, Fransız gazeteci Raphael Boukandoura’nın İstanbul Sarıgazi’de DEM Parti’nin çağrısıyla yapılmak istenen eylemi izlerken gözaltına alınmasını ve sınırdışı edilme riskiyle yüz yüze bırakılmasını kınadı. İlk açıklamasında “Boukandoura’nın sınır dışı edilme riski kabul edilemez. Boukandoura eylemci değil, gazeteci ve suçlu muamelesi yapılamaz. Bu ağır haksızlıktan dönülmelidir” diyen RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, gazetecinin 21 Ocak akşam üzeri Arnavutköy Geri Gönderme Merkezi’nden bırakılmasıyla ilgili de, “Boukandoura’nın sınır dışı edilme tehdidi altındayken serbest bırakılmasından büyük bir rahatlama" duyduklarını söyledi. Önderoğlu “Yalnızca işini yapan bir gazeteci, en başta hiç gözaltına alınmamalıydı” şeklinde açıklama yaptı (21 Ocak).
Kitaplara ve düşünceye yönelik şiddete toplu kınama: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Yayıncılar Birliği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN Yazarlar Derneği, TÜYAP 18. Çukurova Kitap Fuarı’nda bir yayınevinin standına ve kitaplarına yönelik saldırıyı kınadı. Ortak açıklamada, “Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğüne yönelik her türlü şiddet ve baskıya karşı durmaya, gazetecilerin, yazarların kitaplarının özgürce dolaşabildiği, kitap fuarının güvenli ve çoğulcu kültür alanları olarak korunabildiği bir toplumsal ortamın sağlanabilmesi için çalışmayı sürdüreceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız” dedi (18 Ocak).
AP heyetiyle “basın özgürlüğü” görüşüldü: İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden (HRW) Emma Sinclair- Webb, Bianet sitesi proje danışmanı Nadire Mater, RSF temsilcisi Erol Önderoğlu ve MLSA yetkilisi Veysel Ok, Türkiye’ye resmi temaslar için gelen Avrupa Parlamentosu İnsan Hakları Alt Komitesi heyetiyle İstanbul’da görüştü. Görüşmede yargı bağımsızlığı, hukuk devleti, gazetecilik hakları ve ifade özgürlüğü gündeme geldi (9 Ocak).
RSF’den Hakan Tosun için çağrı: RSF temsilcisi Erol Önderoğlu, yetkilileri, 11 Ekim 2025’te İstanbul'da uğradığı saldırı sonucu 13 Ekim’de öldürülen çevre gazetecisi ve belgeselci Hakan Tosun'a ilişkin cinayet nedenini ortaya çıkarmak için tüm çabaları göstermeye çağırdı. RSF bildirisinde “Soruşturma, iğrenç cinayete dair tüm gerçekleri bir an önce ortaya çıkarmalıdır!” denildi (9 Ocak).
Ağırel’e tehditlere tepkiler: TGC, Cumhuriyet Gazetesi yazarı Murat Ağırel’in ve ailesinin hedef gösterilmesini, tehdit edilmesini kınayan bir açıklama yaptı. Gazetecilerin tehdit edilmesinin suç olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “İçişleri Bakanlığı’nı ve Adalet Bakanlığı’nı, gazetecilere yönelik tehditler konusunda etkili, hızlı ve önleyici mekanizmaları işletmeye; yargı makamlarını ise basın özgürlüğünü esas alan bir yaklaşım içinde görevlerini yerine getirmeye davet ediyoruz” denildi. İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Ağırel’e yönelik tehditlere ilişkin sorumluların derhal tespit edilerek yargı önüne çıkarılması gerektiğini vurgulayarak, “Murat Ağırel yalnız değildir. Tehdit altındaki tüm meslektaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı (2-3 Ocak).
Dayanışma
Milliyet gazetesi genel yayın yönetmeni Abdi İpekçi, katledilişinin 47. yılında, araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu bombayla öldürülmesinin 33. yılında, Metin Göktepe gözaltında canından olmasının 30. yılında aileleri, meslektaşları ve sevenlerince anıldı. TGC’nin anma panelinde, İpekçi ve Mumcu’nun yanı sıra, Çetin Emeç, Metin Göktepe, Hrant Dink, Musa Anter gibi geçmişte öldürülen gazeteciler de hatırlatıldı.
Gazeteciler ve meslek birlikleri, son dönemde Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın tutuklanmasından sonra tepkilerini, 29 Mart’ta İstanbul Kadıköy’deki Mehmet Ayvalıtaş Meydanı’ndan yağmur altında ve polis ablukasında gerçekleştirdikleri kitlesel eylemle gösterdi. Gazetecilik meslek örgütleri ve meslektaşları, Elif Akgül, Barış Terkoğlu, Yıldız Tar ve Gençağa Karafazlı gibi yargılanan çok sayıda gazetecinin davasını dayanışma için izledi.
İsmail, Merdan ve Alican’lar için kitlesel eylem: Gazeteciler ve meslek birlikleri, son dönemde Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın tutuklanmasından sonra tepkilerini, 29 Mart’ta İstanbul Kadıköy’deki Mehmet Ayvalıtaş Meydanı’ndan yağmur altında gerçekleştirdikleri kitlesel eylemle gösterdi. Polis ablukasına alınan parkta buluşan yüzlerce gazeteci ve destekçisinin rıhtıma kadar yürüyüş gerçekleştirmesine izin verilmedi. Aralarında TGC, TGS, DİSK Basın İş, ÇGD, Basın Konseyi, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, RSF’nin de olduğu gazetecilik örgütleri, gazetecilik haklarının gazetecilerin sistemli şekilde hedef alınmasıyla yurttaşın bilgi ve haber hakkının da tehlike altına girdiğine vurgu yapılarak okurları mücadeleye dahil olmaya çağırdı. Eylemde, TİP Milletvekili Sera Kadıgil, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, CHP milletvekilleri Mahmut Tanal ve Sezgin Tanrıkulu ile gazeteciler Hasan Cemal, Şule Aydın, Barış Terkoğlu, Filiz Gazi, Zafer Arapkirli, Namık Koçak, Bahadır Özgür ve Faruk Eren de vardı. Buluşmada Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın cezaevinden gönderdikleri mesajları da okundu, alkışlandı (29 Mart).
Arı için BirGün’e dayanışma ziyaretleri: Gazeteci İsmail Arı’nın tutuklanması nedeniyle çok sayıda siyasi temsilci, sivil toplum, hak örgütleri ve demokratik kitle örgüt temsilcileri ile gazetecilik meslek kuruluş temsilcileri, BirGün gazetesinin İstanbul merkezi ve diğer birimlerine dayanışma ziyareti gerçekleştirdi (22-27 Mart).
RSF’den “sansürle mücadele” mesajı: Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Teknoloji ve Gazetecilik Masası Başkanı Vincent Berthier, 12 Mart Dünya Siber Sansürle Mücadele Günü dolayısıyla yayımladığı bildiride, otoriter rejimler altında engellenen haber sitelerinin çevrimiçi olarak erişilebilir kalmasını sağladıklarını ifade etti. Berthier, “Özgür basının düşmanları engelleme araçlarını sürekli olarak geliştirirken, biz de yasaklanmış yerlerde bilgiyi yaymak için yöntemlerimizi geliştiriyoruz. Rejimler halklarını propaganda ile hapsetmeye çalışırken, biz de bağımsız gazeteciliğin yayılması için fırsatlar yaratıyoruz” dedi. RSF’nin 11 yıl önce başlattığı Collateral Freedom Operasyonu ile 39 ülkede engellenen 177 medya kuruluşu ve basın özgürlüğü web sitesi, VPN kullanmadan erişilebilecek şekilde çevrimiçi içerik yaymayı sürdürüyor. Bu sitelerin yarısından fazlası Rusya ve Çin’de bulunuyor (14 Mart).
Gazeteci örgütlerinden “ANKA” ziyareti: ANKA yayın yönetmeni Kenan Şener’in İncirlik Askeri Üssü'nde hareketlilik olup olmadığını yayına yansıttığı gerekçesiyle gözaltına alınması karşısında Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), DİSK Basın-İş, Parlamento Muhabirleri Derneği (PMD), Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD), İzmir Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen üyeleri, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'ni temsilen Zeynel Lüle ve çok sayıda gazeteci, ANKA Haber Ajansı’na destek ziyaretinde bulundu (2 Mart).
Yıldız Tar ile dayanışma: Gazeteci Yıldız Tar ve yazar İbrahim Elçi’nin HDK soruşturması kapsamında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı Ankara’daki davanın duruşmasını, İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi, Uluslararası Af Örgütü, ÜniKuir, GALADER, LİSTAG, 17 Mayıs Derneği, Kırmızı Şemsiye Derneği, İnsan Hakları Derneği (İHD) LGBTİ Komisyonu, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Barış İçin LGBTİ+ İnisiyatifi, DEM Parti, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) 1 No’lu Şube, Ankara Barosu LGBTİ+ Hakları Merkezi, Kadın Dayanışma Vakfı, Avrupa Birliği (AB) Delegasyonu İnsan Hakları Okulu, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) de izledi (23 Şubat).
Tutuklu Uludağ ile dayanışma: Alican’ın Arkadaşları, 20 Şubat’ta tutuklanan gazeteci Alican Uludağ’ın arkadaşları olarak sosyal medyada hesap açıp dayanışmanın büyütülmesini talep etti. Açıklamada, “Amacımız, doğru bilgiyi dolaşıma sokarak ve mesleki dayanışmayı güçlendirerek bu süreci birlikte takip etmek. Biz Alican’ın arkadaşlarıyız, onun gazeteciliğine tanığız. Arkadaşımızın da tutuklanırken dediği gibi “Dik durun! Alican Uludağ susmadı, susmayacak!” denildi (21 Şubat).
Uludağ için geniş dayanışma: Aralarında Gazeteciler Cemiyeti, TGC, RSF, CPJ, IPI, EFJ, Avrupa Türk Gazeteciler Birliği, DİSK Basın İş, ÇGD, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin de olduğu onlarca basın meslek örgütleri, Ankara'da gözaltına alınan gazeteci Alican Uludağ'ın serbest bırakılmasını istedi veya tutuklanmasını kınadı. Çağlayan Adliyesi önünde de, Basın Konseyi, DİSK Basın-İş, ÇGD, Diplomasi Muhabirleri Derneği, Ekonomi Muhabirleri Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası adına Uludağ’ın serbest bırakılması için ortak çağrı okundu. Buluşmada, Timur Soykan, Barış Pehlivan, Çiğdem Toker, Elif Ilgaz ve Fatih Polat gibi çok sayıda meslektaşı da vardı (20 Şubat).
Karafazlı ve Öksüz ile dayanışma: ÇGD Doğu Karadeniz Şube Başkanı Gençağa Karafazlı ile gazeteci Şenol Öksüz'ün, Rize İl Milli Eğitim Müdürü Halil İbrahim Akmeşe’nin makam odasını yenilemesiyle ilgili yayımlanan bir haber nedeniyle “haberleşmenin gizliliğini ihlal”den yargılandıkları davayı çok sayıda kişi dayanışma için izledi. Duruşmayı, CHP Rize İl Başkanı Saltuk Deniz, CHP Merkez İlçe Başkanı Necati Topaloğlu, Zafer Partisi İl Başkanı Hüseyin Karaman, İYİ Parti Rize İl Başkan Yardımcısı ve Basın Sözcüsü Ahmet Feyiz, Saadet Partisi İl Yönetim Kurulu Üyesi ve Basın Sözcüsü İlyas Gür, EMEP İl Yönetim Kurulu üyeleri, İnsan Hakları Derneği Rize temsilcileri ile bir grup yurttaş da takip etti (17 Şubat).
İpekçi anıldı: Türkiye Gazeteciler Sendikası 5. Genel Başkanı ve Milliyet gazetesi genel yayın yönetmeni Abdi İpekçi, katledilişinin 47. yılında öldürüldüğü yerde düzenlenen törenle anıldı. TGS üye ve yöneticilerince gerçekleştirilen anmada konuşan İstanbul Şube Başkanı Özgür Deniz Kaya, “Abdi İpekçi'nin öldürüldüğü yerdeyiz” diyerek başladığı konuşmasında, cinayetin üzerinden 47 yıl geçmesine rağmen acısının hala dinmediğini söyledi. Kaya, İpekçi'yi öldürenlerin arkasındaki karanlık güçlerin aydınlatılamamış olmasının bu acının temel nedeni olduğunu belirtti. Faili belli olup azmettiricileri karanlıkta kalan her gazeteci cinayetinin basın üzerinde bir prangaya dönüştüğünü vurgulayan Kaya, Metin Göktepe, Hrant Dink ve Uğur Mumcu'yu da hatırlattı (1 Şubat).
Mumcu ve öldürülen gazeteciler anıldı: Gazetecilik meslek örgütleri, Ankara’da uğradığı bombalı saldırı sonucu öldürülen araştırmacı gazeteci ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu’yu 33. yılında çeşitli etkinliklerle andı. TGC, aradan geçen 33 yıla rağmen, Uğur Mumcu’yu katleden bombayı koyanları yönlendiren ve azmettiren karanlık odakların hâlâ açığa çıkarılamadığına dikkat çekerken Cemiyet, Mumcu ve görev başında öldürülen gazetecileri andığı “Gazeteci Güvenliği” başlığıyla bir panel de düzenledi. Panele, gazeteci Murat Ağırel, TGC başkanvekili Doğan Şentürk, RSF’den Erol Önderoğlu ve avukat Gökhan Ahi katıldı. Etkinlikte, Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Metin Göktepe, Hrant Dink, Musa Anter gibi geçmişte öldürülen gazeteciler de hatırlatıldı. ÇGD de, Mumcu’nun katledilişinin 33. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Hukuksuzluk, sömürü ve mafyatik ilişkilere karşı aydın sorumluluğu ile korkmadan yazan ve bu yüzden hedef olan gazeteci Uğur Mumcu’yu özlem ve saygıyla anıyoruz” ifadelerine yer verdi. TGS açıklamasında da, “Uğur Mumcu’yu, katledilişinin yıldönümünde saygı ve özlemle anıyoruz. Gerçeğin peşinde yürüyen, baskıya boyun eğmeyen gazetecilik anlayışı yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor” denildi (23-24 Ocak).
Akgül ve Terkoğlu’nun yanındaydılar: Gazeteci Elif Akgül’ün “HDK” dosyasından yargılandığı dava ile gazeteci Barış Terkoğlu’nun İstanbul Anadolu C. Başsavcısı İsmail Uçar’ın “iftira” şikayetiyle hakim karşısına çıktığı davaları, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İstanbul Şube Başkanı Özgür Deniz Kaya ve RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ile MLSA temsilcisi Semra Pelek de dayanışma için izledi (20 Ocak).
10 Ocak Gazeteciler Günü mesajları: Bu yıl gazetecilerin çalışma koşulları ve ekonomik şartlarına odaklanan ve endişelerini paylaşan gazeteci örgütlerinden TGC, 9 Ocak’ta Burhan Felek Konferans Salonu’nda “Gündem: Gazetecilikte İşsizlik Krizi” başlıklı bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, gazetecilik alanındaki işsizlik oranını artıran sansür, kayyım atamaları, siyasi ve ekonomik baskılar ele alındı. Toplantıda gazetecilik mesleğinin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal sorunlara dikkat çekildi. TGS de, gazeteciler arasındaki işsizlik oranının yüzde 20’si aştığını, bu orana gazetecilik fakültelerinden mezun olup iş bulamayan gençlerin dahil edilmediğini belirtti. TGS, “Yalnızca 2025 yılı içinde 50 gazetecinin çalıştığı Gazete Duvar ve 475 gazetecinin çalıştığı Ekol TV kapandı, yaklaşık 70 gazetecinin çalıştığı TELE1’e kayyım atandı ve onlarca gazeteci işsiz bırakıldı” dedi. 10 Ocak’ı kutlayacak şartların bulunmadığını bildiren ÇGD Akdeniz Şubesi de, “Sendikasız, güvencesiz, yoksulluk hatta açlık sınırının altında ücretlerle, çalışma saatleri belirsiz biçimde çalışan yüzlerce gazeteci için bir sonraki 10 Ocak’ın daha kötü koşullarla gelmemesi için mücadele etmeye devam edeceğiz” şeklinde açıklama yayımladı. Aynı endişeleri paylaşan Basın Konseyi de, “Ülkemizde Çalışan Gazeteciler Günü olarak kutlanan 10 Ocak, gazeteciler için hiç olmadığı kadar kötü koşullarla dolu bir gün haline gelmiştir. Gazeteciler yarını belirsiz bir mesleğin içinde, ülkenin her gün değişen siyasi ve ekonomik atmosferinde kendilerini güvensiz hissetmektedir” dedi (9-10 Ocak).
Medin’in duruşmasını izlediler: Türkiye’de tutuklanıp tahliye edildikten sonra ülkesine dönen İsveçli gazeteci Joakim Medin’in, “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmasını İsveç Başkonsolosu Karin Hermmarck, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Sekreteri Banu Tuna, İsveçli gazeteci James Savage, The Swedish Magazine Publishers Organization’dan Sveriges Tidskrifter, Johan Taubert, Swedish Media Publishers Association’dan Tidningsutgivarna ve İsveç Gazeteciler Sendikası temsilcisi Victoria da Silva da izledi (8 Ocak).
Metin Göktepe, 30. yılında anıldı: Haber takibi için gittiği İstanbul Alibeyköy’de polisler tarafından gözaltına alındıktan sonra Eyüp Kapalı Spor Salonu’nda polis tarafından dövülerek öldürülen Evrensel gazetesi muhabiri Metin Göktepe, katledilişinin 30’uncu yılında mezarı başında anıldı. Anmaya; Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hakkı Özdal, Metin Göktepe’nin ailesi, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Gökhan Durmuş, Cumartesi İnsanları, İnsan Hakları Derneği (İHD), Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Arife Çınar, EHP Genel Başkan Yardımcısı Nehir Sevim, TİP Milletvekili Ahmet Şık, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Ergin, Divriği Kültür Derneği, Çipil Köyü Derneği, Esenler Cemevi, yazar İlhan Erdost’un kızı Alaz Erdost, TKP’den Serkan Düz, KDF Başkanı Abbas Yaşar ve çok sayıda gazeteci katıldı. Anmada “Özgür basın susmadı, susmayacak”, “Metin Göktepe ölümsüzdür” ve “İnadına hepimiz birer Metin’iz” sloganları atıldı, Evrensel gazetesi taşındı. RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu da bir yazılı açıklamayla, Göktepe’yi anarak, cezasızlığa karşı verilen mücadelenin önemine dikkat çekti. Önderoğlu, Göktepe’nin öldürülmesinin Türkiye basın tarihindeki en çarpıcı suçlardan biri olduğunu vurgulayarak, RSF’nin gerçeğin ortaya çıkarılması ve dosyanın cezasızlığa karşı örnek bir mücadeleye dönüşmesi sürecinde demokratik kurumlar ve gazetecilik meslek örgütleriyle dayanışma içinde olmaktan onur duyduğunu ifade etti; “Kamuyu gözeten habercilik için hayatını adayan Metin’i unutmuyoruz” dedi (8 Ocak).
İşten Çıkarmalar / Ayrılmalar
Son üç ayda, yayın çizgisinde doğan dönüşüm ve anlaşmazlıklar gerekçe gösterilerek en az 31 gazeteci, programcı, sunucu ve yazı işleri çalışanının işine son verildi.
Halk TV’den “30 işten çıkarma” iddiası: Halk TV yönetiminin 30 basın çalışanının işine son verdiği iddia edilirken Halk TV yönetiminden henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Gazeteci Ferit Demir’in dile getirdiği işten çıkarmalar içerisinde, uzun yıllar Halk TV haber merkezinde editör olarak görev yapan, son olarak da İzmir bürosunda görevlendirilen Hilal Yağız ve Ankara bürosu muhabiri Ali Yağız Baltacı da var. X hesabından ayrılığı duyuran Baltacı, “Kanal çalışanlarının iktidar kaynaklı baskı iklimine karşı mücadele ettiğini belirtirken bunun yanında kamuoyuna açıkça ifade edemedikleri başka zorluklarla da karşı karşıya olduklarını dile getirdi. Yakın zamanda hafta sonu sabah kuşağını sunan Selin Sabit de de işten çıkarılmıştı (21 Şubat).
Ersoy’un “eski eşi” diye Erbaş’ın işine son verildi: Kayyum yönetiminde bulunan Show TV, uyuşturucu soruşturmasında tutuklanan Habertürk TV eski genel yayın yönetmeni Mehmet Akif Ersoy'un eski eşi Pınar Erbaş'ın görevine son verdi. Erbaş, “'Eski eş' olmanın gerekçe gösterilmesinin; suçun şahsiliği ilkesiyle oluşturduğu tezatı kamuoyunun takdirine bırakıyorum” tepkisini gösterdi (19 Ocak).
(ÖE/HA)







