
Türkiye’de medya özgürlüğü, siyasi operasyonların kamuoyunca tanınan gazetecilik yüzlerini hedef almakla kalmadığı, Fatih Altaylı dosyasında olduğu gibi, uzayan keyfi tutukluluk altında ağır hapis cezalarına mahkum edildiği, bu yolla gazetecilik taciz altında tutularak kamuoyuna gözdağı verildiği bir dönemden geçiyor.
Ekim - Aralık 2025 dönemini kapsayan BİA Medya Gözlem Raporu, iktidar makamlarının LeMan dergisi, Fatih Altaylı, Merdan Yanardağ ve Enver Aysever örnekleri gibi, yargıya müdahale oluşturan çıkışlarının Ruşen Çakır ve Barış Terkoğlu gibi güvenilir yüzlerinin keyfi şekilde gözaltına alınmasıyla devam ettiğini, başkanı değişse de RTÜK’ün eleştirel kanalları zayıflatmaya dönük para cezalarına başvurmayı sürdürdüğünü gözler önüne seriyor.
Altaylı ve Karabay çıktı, şimdi de Yanardağ ve Aysever hapiste
Kayyım atanan TELE1 kanalının genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ, “casusluk” iddiasıyla tutuklandığı 26 Ekim 2025’ten bu yana iddianamenin çıkmasını bekliyor. Enver Aysever’in sağcılık eleştirisi de, “kin ve düşmanlığa tahrik” sayılarak tutuklama gerekçesi yapıldı. Nevşehir’de “haraç” iddialarını gündeme getiren gazeteci Can Taşkın da 1 Eylül’den beri tutuklu bulunuyor.
“Tedbir amaçlı ve istisna” denilen tutukluluğun gazeteciler bakımından açıkça uzadığı bu dönemde, Fatih Altaylı’ya “Cumhurbaşkanı’nı tehdit” suçlamasıyla 4 yıl 2 ay hapse mahkum edilmesinden bir ay sonra tahliye edilirken Karabay’ın bırakılması da 201 gün sonra, “Cumhurbaşkanı’a hakaret”, “terörle mücadele görev alanı hedef gösterme” ve “kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla 4 yıl 3 ay hapis verildiği gün gerçekleşti.
Avrupa Birliği, Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası (EMFA) ve Dijital Yasa gibi düzenlemelerle medya çoğulculuğu, kamu yayıncılığı, sosyal medya platformları ve telif hakları pozitif yönde düzenlemek için adım atarken Türkiye’de yetkililerin, gazetecilik sektörünü Yapay Zeka ve sosyal medya platformları boyutlarıyla birlikte düzenlemeye kavuşturmada bir inisiyatifi bulunmuyor. Siyasi ve yasal baskılardan sonra medyanın ekonomik kırılganlığıyla ağır şekilde yüzleştiği Türkiye, 180 ülkeli Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2025 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 159. sırada yer alıyor.
Dört gazeteciye toplam 9 yıl 3 ay hapis cezası
Son üç ayda dokuz gazeteci, “örgüte yardım”, “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”, “kamu görevlisine hakaret” veya “Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet”ten yargılandıkları davalardan beraat ederken dört haberci (Fatih Altaylı, Furkan Karabay, Asuman Aranca ve Melisa Gülbaş), “Cumhurbaşkanı’nı tehdit”, “Cumhurbaşkanı’na hakaret”, “terörle mücadele edeni hedef göstermek”, “kamu görevlisine hakaret” veya “gizliliği ihlal” iddiasıyla toplam 9 yıl 3 ay hapis (10 aylık kısmı ertelemeli) ve 49 bin 580 TL adli para cezasına mahkum edildi. Ayrıca yedi gazeteciye verilen “örgüt üyeliği” cezası da onandı.
“Cumhurbaşkanına hakaret”: 18 sanık, bir yeni mahkumiyet
Türkiye’de gazetecilere yönelik “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ilgili keyfi davalar, son üç ayda, en az 18 gazeteci ve karikatüristin (Deniz Yücel, Sedef Kabaş, Baransel Ağca, Erk Acarer, Julien Serignac, Gerard Biard, Laurent Sourisseau, “Alice”, Mehmet Tezkan, İbrahim Kahveci, Suat Toktaş, Ramazan Yurttapan, Haydar Ergül, Furkan Karabay, Zafer Arapkirli, Hakkı Boltan, Doğan Pehlevan ve Rüstem Batum) yargılamaları ile sürdü. Karabay, YouTube’da hazırladığı bir video ve sosyal medya paylaşımlarından Ağır Ceza Mahkemesi’nce diğer iki suçlamayla birlikte, “Cumhurbaşkanı’na hakaret”ten de 1 yıl 9 ay hapse mahkum edildi.
Sonuçta TCK’nın 299. maddesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 yılı aşan görev süresinde 250’yi aşkın gazetecinin yargılanmasına, en az 80’inin de (kimisi ertelemeli olarak) hapis veya para cezalarına mahkûm edilmesine zemin oluşturdu. Ne 2016 yılına ait Venedik Komisyonu tavsiyesi, ne de AİHM’in Ekim 2021’de Türkiye aleyhine verdiği “Vedat Şorli” mahkûmiyeti, ne yazık ki, gazetecilerin keyfi davalarla taciz edilmesine engel olamadı.
12 haberciye gözaltı veya “zorla ifade”
Son üç ayda, en az 12 gazeteci “Cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”, “Haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek”, “suç örgütüne yardım etmek” veya “suçu ve suçluyu övmek” gibi gerekçelerle ya gözaltına alındı ya da polis zoruyla ifade vermeye götürüldü.
Gazetecileri kamuoyu önünde itibarsızlaştırma girişimlerinin bir parçası olarak, tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen soruşturma kapsamında Soner Yalçın, Şaban Sevinç, Ruşen Çakır ve aynı zamanda CHP İletişim Koordinatörü olan Yavuz Oğhan’ın “zorla ifadesi” alındı. Gazeteci Barış Terkoğlu da, bir polis operasyonuna dair yaptığı yayın nedeniyle haber kaynağının ortaya çıkarılması amacına yönelik gözaltı yaşadı.
Sekiz gazeteciye saldırı, dördüne tehdit
Ekim - Aralık 2025 döneminde en az sekiz gazeteci fiziki saldırıya uğradı, dördü de tehditlere maruz kaldı. Aydın'da görev yapan dört gazeteci trafik kazası yaşanan bölgeye gittiklerinde saldırıya uğrarken Adıyaman’da iki Anadolu Ajansı muhabiri, bir polis memurunun intiharını haberleştirmek isterken bir grup polisin saldırısıyla karşılaştı.
Birçok gazetecilik meslek kuruluşu, çevre belgeselcisi Hakan Tosun’un Ekim’de İstanbul’da sokak saldırısıyla öldürülmesinin, mesleğinin hedef alınıp alınmadığının da ortaya çıkarılması için, her yönüyle araştırılmasını talep etti.
AYM’den “dayanışma”ya yayıncı kararı
Anayasa Mahkemesi (AYM), T24 haber sitesi yazarları Hasan Cemal ve Tuğçe Tatari’nin kaleme aldığı kitapların yasaklanması ve toplatılmasını “basın ve ifade özgürlüğünün ihlali” olarak değerlendirirken kayyım atanan TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın iki yıl önce PKK lideri Abdullah Öcalan ile ilgili sözleri nedeniyle 100 gün tutuklu kalmasını 166 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesi hükmüyle mahkum etti. Ancak karar, gazetecinin 26 Ekim 2025’te bu kez “casusluk” iddiasıyla yeniden hapsedilmesine engel olamadı. Diğer yandan AYM, gazeteci Ragıp Duran’ın Özgür Gündem ile sembolik dayanışmasına verilen hapis cezasına ilişkin başvurusunu oybirliğiyle kabul edilemez buldu.
Son üç ayda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) gazetecilik haklarına yönelik bir kararı ise tespit edilemedi.
Daniş başkanlığında RTÜK’te cezaya devam
RTÜK’te Ekim sonunda başkan seçilen Mehmet Daniş’ın, halefi Ebubekir Şahin gibi, kurumun tarafsızlığına en azından söylemleriyle gölge düşüren çıkışları şimdiye kadar yaşanmadı. Ancak kurul üye yapısında “hakim siyasetin” ağırlığı, eleştirel kanallara yönelik ceza mekanizmasının korunmasına neden oluyor:
RTÜK, Daniş başkanlığında gerçekleştirilen ilk toplantıda, CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş’ın siyasi iktidara yönelik kullandığı “Meşruiyetini kaybetmiş, meşruiyetini Amerika’da bulmaya çalışıyor. Ülkenin madenlerini peşkeş çekiyor” ifadelerinden Sözcü TV’de para cezası verdi. Son üç ayda İnternet yayınlarına yönelik şeffaf olmayan müdahalelerini sürdüren (BirGün TV YouTube kanalına lisans için 72 saat süre) RTÜK’ün TV’lere verdiği toplam para cezası 1 milyon 848 bin 907 TL oldu.
“AKP’yi vekilleri değil gazeteciler savunuyor”
Son üç ayda, tutuklu İBB Başkanı ve CHP Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı davaların TRT’de canlı yayınlanmasını öngören kanun teklifi AKP-MHP oylarıyla reddedilirken “AKP’yi kendi vekilleri değil kendisine yakın gazeteciler savunuyor” tartışması gazetecilik alanında gündeme gelen en önemli konulardan biri oldu.
35 habere sansürde “milli güvenlik” kalkanı
Son üç ayda hakimlikler, tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cengiz Holding, Can Holding ile ilgili birçok çevrimiçi haber mecrasında yayımlanan en az 35 habere İnternet Kanunu’nun “milli güvenlik” ve “kamu düzeni”ne dayalı 8/A maddesi veya Medeni Kanun temelinde erişim engeli getirdi. Bu dönemde, Yunus Emre Vakfı’nda naylon fatura iddialarına, İBB ve Can Holding’e yönelik operasyonda ifadeye çağrılanlara dair çıkan haberlerin erişime engellenmesi için karar alındı.
Mumcu cinayetinde 33, Dink’te 19 yıllık cezasızlık
Gazeteci Uğur Mumcu’nun aracının altına 24 Ocak 1993’te bomba yerleştirerek ölümüne neden olan kişi olarak gösterilen ve İnterpol aracılığıyla arandığı iddia edilen Oğuz Demir’in yargılanmasında, o yılların İçişleri Bakanı Mehmet Ağar 32 yıl sonra “tanık” sıfatıyla dinlendi. 22 Eylül 2025’te dinlenen Ağar’ın “bizim Uğur ile bir hukukumuz vardı” sözüne kızı Özge Mumcu, “Hayır, böyle bir şey yoktu” ifadeleriyle itirazı vardı. 32 yıl sonra, Avustralya’da olduğu açıklanan bombacı ve ailesinin bulunduğu yerin araştırılması için Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Milli İstihbarat Başkanlığı ile Dışişleri Bakanlığı’na yazı yazılacak. Dava 9 Şubat 2026’ya kaldı.
Gazeteci ve barış insanı Hrant Dink 2007 yılında öldürüldüğünden beri Trabzon’daki Pelitli Grubu, cinayette görev ihmali gösteren ve “FETÖ adına” cinayete zemin hazırlayan güvenlik görevlileri yargılandı ancak gazeteciyi 22 Şubat 2004 tarihli bildiriyle tehdit eden Genelkurmay yetkilileri, Dink’i İstanbul Valiliği’nde 24 Şubat 2004’te tehdit eden MİT görevlileri, gazeteciyi korumayan ve cinayeti hafife alan dönemin siyasi ve mülki amirlerine dokunulmadı. Nitekin, soruşturmalarda korunan, yargılanmayan, yargılansa da beraat eden birçok kamu görevlisi ve mülki amirle ilgili AİHM ve Anayasa Mahkemesi nezdinde yapılmış başvurular bekliyor.
Evrensel gazetesinin İzmir Temsilciliğine yönelik 13 Ağustos 2025 gecesi girişilen silahlı saldırıdan yargılanan İsa Can Biler'in tutukluluğuna, saldırının tüm yönleri ortaya çıkarılmadan 106 gün sonra son verildi. Bir diğer tahliye örneği de, Elazığ’da Sözcü gazetesi muhabiri Evren Demirdaş’a Ekim’de saldıran ve tutuklu yargılanan üç sanıkla ilgili yaşandı.
52 medya çalışanı işsiz, TELE1’e kayyım
Son üç ayda, yayın çizgisinde doğan dönüşüm ve anlaşmazlıklar, kayyımla yayın kuruluşlarına müdahale sonucu, en az 52 gazeteci, programcı, sunucu ve yazı işleri çalışanının işine son verildi. Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ'ın “casusluk” iddiasıyla tutuklanması ve kuruma kayyım atanması sonucu onlarca haberci ve medya çalışanı da istifa etmek zorunda kaldı.

Medya Gözlem Raporları
(EÖ/HA)







