Aralarında Hasan Cemal, Oya Baydar, Cengiz Çandar, Ömer Madra, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Hüda Kaya, Nurcan Baysal, Murat Özbank, Sevilay Çelenk, Şebnem Korur Fincancı’nın olduğu 128 aydın, yazar, gazeteci, akademisyen, hukukçu ve siyasetçi, kamuoyunda geniş yankı uyandıran Narin Güran davasına ilişkin ortak bir açıklama yayımladı.

NARİN: ÇAĞIN KARANLIK YÜZÜ - 3
Linç haberciliği, kumpas yargısı ve Güranlar

NARİN: ÇAĞIN KARANLIK YÜZÜ - 2
Erzincan’da Yüksel ve Enes’le...
Açıklamada, soruşturma ve yargılama sürecinde ciddi hukuksuzluklar yaşandığı, adil yargılanma ilkesinin zedelendiği ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılamadığı vurgulandı.
Metinde, özellikle delil değerlendirmeleri, dijital verilerin kullanımı ve yargılama sürecindeki eksikliklere dikkat çekilerek, davanın yeniden ve adil bir şekilde ele alınması çağrısı yapıldı. İmzacıların, hem yargı makamlarına hem de kamuoyuna hitap eden açıklamasında, linç kültürünün ve medya baskısının adalet mekanizması üzerindeki etkisine de dikkat çekildi.
Açıklamanın tamamı şöyle:
"21 Ağustos 2024’te kaybolan ve 19 gün sonra cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın yaşamdan koparılması, hepimizin yüreğinde derin bir yara bırakmıştır. Ancak bu acı olayın ardından yürütülen soruşturma ve kovuşturma süreçleri, maddi gerçeği ortaya çıkarmaktan ziyade, hukuka aykırılıklar ve hak ihlalleriyle dolu, adil yargılanma hakkını derinden zedeleyen sorunlu bir yargılama pratiğine dönüşmüştür.
Olay, ilk gününden itibaren magazinleşmiş ve ağırlıklı olarak reyting kaygısına, dedikoduya, sansasyona teslim olmuş bir televizyon haberciliği ile sosyal medya pratiğine yol açmıştır. Birçok asılsız senaryo üretilmiştir. Söz konusu infialin kışkırttığı linç kültürü, ortada hiçbir somut delil yokken aileyi şeytanlaştırmış ve adil yargılanma imkanını gasp etmiştir. Mahkemeler, hakikati aramak yerine adeta bu linç kültürünün ve gürültünün etkisi altında, vicdanları tatmin etmeyen, somut delillere dayanmayan kararlara imza atmıştır.
Narin’in cansız bedeninde tespit edilen ve tıbben cinsel temas ve istismar şüphesine işaret edebilecek nitelikte olan PSA (Prostat Spesifik Antijen) bulgusu, kritik bir veri olmasına rağmen, soruşturma bu konuda yeterince derinleştirilmemiştir. PSA’nın varlığı, bu olayın cinsel istismar boyutunun bulunabileceğine dair güçlü bir ihtimali gündeme getirmektedir. Buna rağmen, bu bulgunun kaynağının ve mahiyetinin belirlenmesi için talep edilen ileri ve kapsamlı analizlerin yapılmamış olması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından ciddi bir eksikliktir. Bu denli hayati bir şüphenin aydınlatılmadan bırakılması hem soruşturmanın bütünlüğünü zedelemiş hem de olası faillerin ve suçun gerçek niteliğinin ortaya çıkarılmasını engellemiştir.
Bugün Anayasa Mahkemesi aşamasında bulunan bu davanın en büyük garabetlerinden biri, sanıkların mahkûmiyetine gerekçe yapılan "daraltılmış baz" adı verilen teknik verilerdir. Ülkemizin önde gelen adli bilişim uzmanları, "daraltılmış baz" analizinin literatürde yer almadığını, bilimsel hiçbir karşılığının olmadığını, geçmişe dönük sinyal ölçümleriyle oda oda yer tespiti yapılamayacağını defalarca belirtmiş, bu konuda uzman görüşleri hazırlamışlardır.
Ayrıca, sanıkların dijital cihaz incelemelerine yönelik dosyaya sunulan uzman görüşleri kapsamında, iddiaların ve ortaya konan senaryonun gerçek dışı olduğu açıkça anlaşılmıştır. Uzmanlar tarafından yapılan incelemelerde; telefon imaj kayıtları, arka plan internet hareketlilikleri ve adımsayar verileri gibi dijital delillerin, iddia edilen cinayet saati ve kurgulanan dar zaman çizelgesiyle uyuşmadığı, bu nedenle mahkemeye sunulan senaryonun fiziksel olarak imkânsız ve hayatın olağan akışına aykırı olduğu ortaya konmuştur.
Tüm bu eksikliklere ilaveten, yargılama boyunca mahkemenin olay yerinde canlı keşif yapmamış olması ve mahkûmiyete esas alınan HTS kayıtları gibi dijital delillerin şeffaf, güvenilir ve uzmanlarca denetlenebilir nitelikte olmaması, adil yargılanma ve maddi gerçeğe ulaşma ilkelerini temelden sarsmıştır. İddia makamının ve mahkemenin, evrensel ceza hukukunun temel ilkesi olan "şüpheden sanık yararlanır" (in dubio pro reo) ilkesini rafa kaldırarak, varsayımlar ve denetlenemeyen raporlar üzerinden hüküm kurması kabul edilemez.
Bu süreçte, başta Narin'in annesi Yüksel Güran olmak üzere, aile üyelerine karşı haksız bir cezalandırma yoluna gidilmiştir. Annenin cinayete iştirak ettiğini gösteren hiçbir somut, şüpheden uzak delil bulunmamasına rağmen, yaratılan "suçlu anne" algısı yargı kararına dönüşmüş ve kendisine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiştir.
Bizzat gerekçeli kararda dahi cinayetin nedeninin (saikinin) belirlenemediği itiraf edilirken, varsayımlar üzerinden üç aile üyesinin hayatı karartılmıştır.
Biz aşağıda imzası bulunanlar;
- Narin Güran cinayetinin gerçek faillerinin ve saikinin şüpheden uzak, somut ve denetlenebilir bilimsel delillerle ortaya çıkarılmasını,
- Uzmanların "bilim dışı" diyerek reddettiği "daraltılmış baz" gibi hatalı ve denetime kapalı dijital verilerle kurulan hükümlerin iptal edilmesini,
- Linç kültürünün ve medya baskısının yargı üzerindeki etkisinin ortadan kaldırılması; olay yerinde yeniden keşif yapılması ve delillerin bağımsız biçimde denetlenmesi suretiyle, başta anne Yüksel Güran olmak üzere haksızlığa uğrayanların adil bir şekilde yeniden yargılanmasını talep ediyoruz.
Tüm ülkede hassasiyet yaratan bu acı olayda, hakikatin üzerinin örtülmesine ve sürecin linç kültürüne teslim edilmesine izin vermeyeceğiz. Adalet duygusunu derinden inciten bu tablo karşısında, yargı süreçlerinde değerlendirmelerin en güçlü ve nesnel delillere dayanmasının hayati önem taşıdığını hatırlatıyor; ilgili kişi ve kurumları sorumluluk almaya davet ediyoruz."
İmzacılar:
Abdulbaki Erdoğmuş, Abdullah Demirbaş, Ahmet Değer, Ahmet Faruk Ünsal, Ahmet Kaya, Ahmet Muhtar Çakmak, Akın Olgun, Ali Bayramoğlu, Ali Duran Topuz, Ali Kemal Erdem, Arap Karaduman, Atakan Sönmez, Ayça Örer, Ayça Söylemez, Ayşegül Başar, Ayşe Hür, Ayşe Semiha Baban, Ayşenur Arslan, Azizcan Erenkol, Barış Yarkadaş, Baskın Oran, Binnaz Toprak, Bülent Kaya, Bülent Kaygun, Cahit Öztürün, Can Fırat Acısu, Cegerğun Polat, Celalettin Can, Cemile Bayraktar, Cenap Ekinci, Cengiz Çandar, Cihan Ölmez, Cihangir İslam, Çağdaş Gökbel, Çetin Sağsöz, Derya Kap, Doğan Bermek, Duygu Delibaş, Emine Uşaklıgil, Emin Vahap Şimşek, Enes Atila Pay, Erdal Avcı, Erol Köroğlu, Esra Koç, Esranur Bayır, Etyen Mahçuyan, Evrim Kepenek, Ezgi İpek, Fatma Akdokur, Fatma Bostan Ünsal, Fethiye Çetin, Fevzi Bulgan, Gencay Gürsoy, Gülayşe Koçak, Gürhan Ertür, Hacer Ansal, Hakan Ürün, Harun Akdere, Hasan Cemal, Hatice Yıldız, Haydar Ekinek, Hilal Cura, Hilal Seven, Hüda Kaya, İbrahim Betil, İdil Özkan, İlhami Işık, İzel Sezer, Jeffrey Wade Gibbs, Kamuran Demirel, Kemal Avcı, Kemal Aytaç, Kemal Can, Lale Mansur, Levent Mazılıgüney, Mehmet Bekaroğlu, Mehmet Emin Aktar, Mehmet Emin Ekmen, Mehmet Güç, Melek Borak, Metin V. Bayrak, Miham Akkul, Muharrem Erbey, Murat Özbank, Mustafa Kağan Öztürk, Mustafa Pacal, Müslüm Doğan, Müslüm Yücel, Necmiye Alpay, Nejla Cortese, Nesrin Nas, Nesrin Sungur Çakmak, Nil Mutluer, Nur Azaklı, Nurcan Baysal, Nurhan Çetinkaya, Nuri Karakaş, Nurten Ertuğrul, Nurettin Turgay, Onur Erkan, Osman Can, Oya Baydar, Ömer Ceylan, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Ömer Madra, Rana Polat Sönmez, Rojda Altıntaş, Saim Eroğlu, Sait Çetinoğlu, Sena Kaleli, Sevda İslamzade, Sevilay Çelenk, Serdar Kangallı, Şebnem Korur Fincancı, Şirin Bayık, Tayfun Atay, Temel İskit, Türkan Elçi, Ümit Aktaş, Veysel Demirpençe, Veysi Ceri, Veysi Eski, Yavuz Yıldız, Yıldıray Oğur, Yunus Öztürk, Yusuf Alataş, Zehra Arat, Zeynep Çakmak










