İtalyan şair Dante’nin, İlahi Komedya eserinin Cehennem bölümünde Nemrut’a verilen ceza; “Meramını anlatamamak ve başkalarının meramını anlayamamak” şeklinde yorumlanmıştır.
Cehennem’de Nemrut, kimsenin bilmediği bir dille bir şeyler anlatmaya çalışıyor ama kimse onu anlamıyor. Şair Nemrut’un, bu anlaşılmazlığın sebebi olduğu düşüncesiyle ve tabi ki kibri nedeniyle cehennemde olması gerektiğini tasavvur ediyor. Ben de kitabın bu bölümünü her okuduğumda ‘içinde yaşadığımız cehennemdeki anlaşılmazlık öznesinin’ Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) olduğunu düşünürüm.
TÜİK çeşitli gerekçelerle kamuoyuna onlarca başlıkta istatistikler, veriler ve raporlar sunuyor ama ne yurttaşlar ne de muhatap olan sivil toplum, muhalefet ve sendikalar onu anlamıyor veya verileri farklı bir şekilde yorumluyor.
Tabi ki TÜİK de bildiğini okuyor, bu yönlü gelen eleştiri ve değerlendirmelerin çoğunu dikkate almıyor.
Misal TÜİK işsizlik oranını Türkiye geneli için son 10 yıldır yüzde 10 (+-1) bandında açıklarken DİSK-AR yüzde 25-30 bandında açıklamaktadır. Halk arasında ise iki oranı yetersiz bulan değerlendirmelerle karşılaşabiliyorsunuz. Çünkü herkesin ve her kurumun “işsiz” diye tanımladığı şey farklı olmaktadır.
TÜİK, AKP iktidarı döneminde en az 3 defa işsiz tanımına müdahale etmiştir. Gerekçesi ne olursa olsun (TÜİK AB ve ILO Standartlarının gereği bu revizyonların yapılması gerektiğini öne sürdü) bu tanım farklılaşmaları verilerin değerlendirmesini ve kıyaslamasını güçleştiriyor.
Bu aşamadan sonra ne kadar işsiz olduğunu anlamak için işsizlik verilerinden çok, işgücü dışı kalan nüfusun ve istihdamın niteliğinin değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bir anlamda DİSK-AR’ın yaptığı da bu zaten[1].
Türkiye’de işsizliği anlamak için; istihdamın sektörel durumundaki değişimi yani tarım, sanayi ve hizmetler arasındaki dağılımın seyrini; istihdamın işteki durumundaki değişimi yani ücretli/maaşlı/yevmiyeli, işveren/kendi hesabına çalışan veya ücretsiz aile işçisi olan dağılımın seyrini cinsiyet ve bölge bazlı incelemek daha anlamlı olacaktır. TÜİK bölge ve il bazında birçok veriyi paylaşmayarak zaten incelemenin önünü tıkamaktadır.
Bu uzun girişten sonra yazı başlığındaki soruya dönelim. Türkiye’de çok uzun yıllar tarım hem istihdamın hem de üretimin en önemli taşıyıcı sektörü olmuştur. 1996’ya kadar her iki çalışandan birisi tarım sektöründe idi. Türkiye’de tarımın istihdamdaki payı 2000’de yüzde 36 iken 2025’de bu oran yüzde 14 olarak açıklanmıştır. Son 30 yılda tarımın gittikçe artan oranda önemini yitirdiğini ifade edebiliriz. AKP iktidarı döneminde tarımdan bir istihdam kopuşu olduğu ve “tarımdan kopan işgücünün yeniden istihdamı sorununun” yaşandığı birçok veriyle ortadadır.
2009’dan bu yana “her yıl” tarımın istihdam içindeki payı azalış göstermiştir. 2009 dünya krizinden ve COVID-19 krizinden sonra yaşanan gıda krizlerine rağmen tarımdaki istihdamın azalmaya devam etmesi çok ciddi sorunlara işaret etmektedir. TÜİK verileriyle tasarımı yapılmış aşağıdaki grafik; tarımın payının sürekli azaldığını, inşaat ve sanayi payının neredeyse sabit kaldığını (+-1,5) hizmetler sektöründe ise 10 puandan fazla artış yaşandığını göstermektedir.

1996’da 9 milyon 259 bin kişi tarım sektöründe çalışıyordu. Nüfus ve istihdam artışına karşın 2025’te tarımda çalışan sayısı 4 milyon 560 bin kişi olarak kamuoyuna açıklanmıştır. Son bir yıldaki azalış 267 bin kişi olmuştur. Tarımdaki son bir yıllık bu azalışın 159 bini (%60’ı) kadındır.
Türkiye geneli için yaptığımız bu değerlendirme bölgesel düzeyde yapıldığında daha vahim bir tablo açığa çıkmaktadır. Çünkü tarımın her bölge içindeki ağırlığı ve tarımsal çözülmenin o bölge istihdamı içindeki ağırlığı farklılaşabilmektedir.
Örneğin İstanbul’daki toplam istihdam içerisindeki tarım payı yüzde 0,6’dır. Dolayısıyla burada tarımsal istihdamdaki sayısal artış/azalış tarım istihdamının payının yüzde 20 bandında olduğu TRB 2 bölgesindeki (Van, Hakkari, Muş, Bitlis illerini kapsar) azalış kadar önemli değildir.
| Tarımın istihdam içindeki payı (%) | Tarım istihdamındaki son bir yıllık azalış (%) | |
| TR51 (Ankara) | 3,1 | -29 |
| TRB2 (Van, Muş, Bitlis, Hakkari) | 19,3 | -25 |
| TRB1 (Malatya, Elazığ, Bingöl, Tunceli) | 25 | -17 |
| TRA1 (Erzurum, Erzincan, Bayburt) | 29,2 | -16 |
| TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) | 13,1 | -14 |
| TR71 (Kırıkkale, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir) | 23,9 | -13 |
| TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) | 10,3 | -13 |
| TR90 (Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin, Gümüşhane) | 33,1 | -11 |
| TR72 (Kayseri, Sivas, Yozgat) | 21,6 | -10 |
| TR81 (Zonguldak, Karabük, Bartın) | 21,5 | -9 |
| TR33 (Manisa, Afyon, Kütahya, Uşak) | 23,2 | -9 |
| TRA2 (Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan) | 45,7 | -8 |
| TR22 (Balıkesir, Çanakkale) | 23,3 | -7 |
| TR61 (Antalya, Isparta, Burdur) | 15,4 | -7 |
| TR82 (Kastamonu, Çankırı, Sinop) | 38,1 | -6 |
| TR83 (Samsun, Tokat, Çorum, Amasya) | 30,1 | -6 |
| TR52 (Konya, Karaman) | 17,1 | -6 |
| Türkiye | 14 | -6 |
| TR62 (Adana, Mersin) | 16,5 | -3 |
TÜİK verilerine göre son 5 yıl içerisinde “TRB2 bölgesinde” 111 bin kişi tarım alanından kopmuştur. Son bir yıl içerisindeki kopuş 35 bin kişidir. Toplam tarım istihdamının 2024 yılı için 138 olarak açıklandığı bu bölgede tarımdan kopan kişilerin oranı son bir yılda yüzde 25 olmuştur. Diğer bir değişle TRB 2 (Van, Hakkari, Muş, Bitlis) bölgesinde önceki yıl tarımla uğraşan her dört kişiden biri bu işi bırakmıştır.
Türkiye genelinde yüzde 6 olan tarımsal istihdam azalışına bölgesel düzeyde verilerle baktığımızda Ankara ve ilçelerinde tarımdaki kopuş oranının yüzde 29 oranında olduğunu görüyoruz. 2024’te 101 bin olan Ankara tarım istihdamı 2025 için 72 bin olarak açıklanmıştır. Ankara istihdamı içerisinde yüzde 3,1 olan tarım payının bu oranda azalmasının yapısal nedenleri mutlaka incelenmelidir.
Ancak istihdamın yüzde 45,7’sinin tarım alanında olduğu TRA2 (Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan) bölgesinde yüzde 8’lik tarımsal kopuş bölgesel bir krizin işaretidir. Bu bölgede son bir yıl içerisinde yaşanan istihdam azalışının yüzde 74’ü tarım alanında gerçekleşmiştir.
Ülke genelinde önceki yıla göre toplam istihdam azalışı 54 bin kişi olarak açıklanmışken tarım alanında bu sayının 267 bin kişi olması durumun vahametini göstermektedir. Tarımdan kopan işgücünün diğer sektörlerde iş bulması, mesleki rehabilitasyon ve eğitim açısından çok güçtür.
2000’li yılların başında başlayan bu çözülme son yıllarda ivme kazanmış ve bazı bölgelerde istihdamın çökmesine yol açmıştır. İktidarın “tarımsal desteklerinin” bu süreci durdurmak yerine hızlandırdığını ifade edebiliriz. Özellikle doğu ve güneydoğu illerinde tarımsal istihdam payının yüksek olması nedeniyle bu tarımsal çözülmenin göç ve nüfus politikaları ile de bağlantılı olduğu bilinmelidir. Son bir yıl içerisinde 113 bin kişi Doğu ve Güneydoğu illerinde tarımsal istihdamdan kopmuştur.
İsrail-ABD ve İran savaşının bölgesel etkileri nedeniyle 2026’da mazot, gübre ve tohum erişim krizinin bu tarımsal çözülmeye yeni bir ivme kazandıracağı bilinmeli ve buna göre tedbir alınmalıdır.
Gıda fiyatlarında ve genel olarak enflasyonda tahmin edilen artış; alt gelir gruplarını, mevsimlik tarım işçilerini ve genel olarak çitçileri çok daha olumsuz etkileyecektir. Tedbir alınmadığı takdirde 2026 yılında hem ülke genelinde hem de bölgeler bazında tarımsal çözülmenin derinleşeceği bir döneme giriyoruz.
[1] https://arastirma.disk.org.tr/?p=13639
(HA)










