31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Van halkı, mevcut kayyım olan Vali Ozan Balcı’yı ve atadığı kayyım meclisini “14-0’lık” bir sandık sonucu ile kayyımlıktan uzaklaştırdı. Bu yanıt, sadece kayyımlar ve atanmış meclislere değil, kayyım siyasetinde ısrar eden AKP iktidarına da bir ikaz olarak değerlendirilmeliydi.
Ancak AKP, tam aksi yönde bir yönelimle, 1 Nisan 2024’te Van halkının iradesinin aksine mazbata gaspı için başvuru yaptı. Yine de Van halkının kitlesel tepkisi ve YSK kararı ile “kayyımperestlerin” hevesleri kursaklarında kaldı. Mazbata krizi halkın direnişi ile haklı bir şekilde sonuçlandı.
Nisan 2024’te işbaşı yapabilen DEM Partili Eşbaşkanlar Neslihan Şedal ve Abdullah Zeydan ile halkın seçtiği belediye meclisleri; kayyımın bıraktığı enkaz ve en az 11 milyar TL’lik borç yüküne, muazzam kredi ödemelerine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın keyfi cezai uygulamalarına, İller Bankası’nın kaynak kısıtlamalarına ve tüm engellemelere rağmen halka hizmet sunmaya başlamıştı. Ta ki 15 Şubat 2025 tarihinde yeniden kayyım atanana kadar! Bu on aylık süreçte kayyım rejiminin yarattığı tahribatlar giderilmeye çalışıldı.
Kayyım rejiminin, çeşitli mekanizmalarla belediyeleri iş yapamaz hâle getirdiğini artık biliyoruz. Bunlardan biri de personel politikasıdır. Kayyım atanan belediyelerde OHAL KHK’leri ve taşerondan kadroya geçiş süreçlerinde binlerce emekçi keyfi ve hukuksuz biçimde işlerinden atıldı. Bunların yerine işe alınanların önemli bir bölümü; “çifte maaşlı, bankamatik memuru, birilerinin yakını” olan kişilerden oluştu ve bu kişiler sınavsız, mülakatsız biçimde istihdam edildi.
Yaklaşık on yıla varan kayyım rejimi uygulamalarında belediyelerin personeline ihraç, açığa alma, mobbing, sürgün ve diğer yıldırma işlemleri uygulanarak kurumsal kültür yerle bir edilirken; yerine işe alınıp işe gelmeyen ya da işe gelse bile iş yapmayan personel nedeniyle halkın hizmet alma hakkı da gasp edildi/ediliyor. Bugün Van ve ilçe belediyelerinde binlerce personel bulunmasına rağmen, halk denetimine açık, şeffaf ve işler bir sistem olmadığı için en temel belediye hizmetlerinde bile ciddi aksaklıklar yaşanıyor.
Yılın ilk haftasında Van’da ve 14 ilçesinde üç-dört gün üst üste etkili olan yoğun kar yağışı nedeniyle okullar beş gün kapalı kaldı (bir gün yılbaşı tatiliydi; ancak o gün de dâhil olmak üzere yollar açılamadı).
Van’da büyükşehir belediyesinin sunması gereken neredeyse tüm hizmetlerde ciddi aksamalar yaşanıyor; bu durumun en temel nedeni ise on yıllık kayyım gaspıdır. Van’da sorunsuz işleyen bir belediye hizmeti neredeyse yok. Mevcut kayyım rejimi, var olan sorunları her geçen dönemde daha da ağırlaşıyor.
Başlıktaki konuya dönecek olursak; 2017 referandumuna gidilirken AKP, seçim kampanyası kapsamında “Taşerona Son Vereceğiz” diyerek belediyelerdeki işçileri kadroya alma sözü verdi. 696 sayılı OHAL KHK’si ile bu söz resmiyet kazandı. Ancak uygulamada binlerce emekçi mağdur edildi. Bu KHK kapsamında Türkiye genelinde 55 bin kişi, çok genç yaşta olmalarına rağmen re’sen ve zorunlu olarak emekli edildi. Bu kişilerin önemli bir bölümü, düşük emeklilik maaşları nedeniyle hâlen çalışmak zorunda kalmalarına rağmen; düzenleme 2023 seçimlerinden hemen önce iptal edilmiş olmasına karşın kendilerine iade hakkı tanınmadı. Bu konu ayrıca yazılıp tartışılmalı, burada kesiyorum.
Türkiye genelinde “taşerona kadro” süreci mülakatlarla yürütülürken ve işçiler yıllardır maruz kaldıkları taşeron sömürüsünden kurtulurken, Van’da yine bir istisna uygulandı. Fişleme, iftira ve karalamalar yoluyla 306 işçinin taşerondan kadroya geçişi engellendi. 2017 yılından 2019 yerel seçimlerine kadar söz konusu işçiler dört kez mahkeme kararıyla işlerine iade edildi; ancak kayyım bu kararları tanımadı ve uygulamadı. Kayyımın Van dışından ya da eski AKP adayları ve aday adayları arasından oluşturduğu “A-ğ takımı”, hukuksuzlukta ısrar ederek işçilerin mahkemelerce tanınmış iade haklarını yok saydı. 2024 yerel seçimlerinde DEM Parti’nin Van’da ve tüm ilçelerde kayyım rejimine ve AKP belediyeciliğine son vermesiyle birlikte, bu hukuksuzluğa da son verilerek mahkeme kararları uygulandı ve işçiler görevlerine iade edildi.
Ancak 15 Şubat 2025’te Van Büyükşehir Belediyesi’ne yeniden kayyım atanır atanmaz, bu kez AKP’den aday ya da aday adayı olmuş kişilerden oluşan bir “A-ğ takımı” kuruldu. Toplumsal nitelikli hizmetler ilk hedef hâline getirildi: Öğrenci bursları kesildi, Kadın Dayanışma Merkezleri ve kütüphaneler kapatıldı. Rant ve talanı hızlandırmak amacıyla belediyeye ait taşınmazlar yeniden listeye alındı ve satışa çıkarıldı, başka kurumlara devredildi. Mirasyedi gibi yeniden belediyenin tüm kaynakları çarçur edilmeye başlandı. Bu süreçte trafik, imar, yol, otopark ve çevre düzeni sorunları çözümsüz kaldığı için daha da derinleşti. Van’ın suyuna yüzde 103 oranında zam yapıldı. Velhasıl, halka zarar veren bir zihniyet AKP ve kayyım eliyle yeniden egemen kılındı.
Yeni kayyım rejimi ve “AKP A-ğ takımı” belli bir süre işçi çıkarmadı; ancak 29 Temmuz 2025 günü bu kez bir SMS yoluyla 223 emekçi keyfi ve hukuksuz biçimde işten çıkarıldı. Burada kullanılan “keyfi ve hukuksuz” nitelemesi kişisel bir yorum değildir. O günden bugüne verilen onlarca mahkeme kararı, bu işten çıkarmaların hiçbir hukuki dayanağının olmadığını açıkça ortaya koymuştur.
Bursa’dan Van’a
29 Temmuz 2025’te, kayyım tarafından atanan ve başkanlığını Bursa’dan Van Büyükşehir Belediyesi’ne genel sekreter olarak getirilen Ulaş Akhan’ın yaptığı; üyeleri Sinan Bağlı, Abdurrahman Şahin, Seyfullah Şağban, Tolga Özdemir, Ekrem Çiçek ve Kamuran Sarıkaya’dan oluşan hukuksuz bir komisyon, herhangi bir hukuki gerekçe göstermeksizin 223 işçiyi işinden etmiştir. İşten çıkarılanlar arasında yaşlı ve engelli işçiler de bulunmakta olup, bu kişilerin büyük çoğunluğu ciddi bir geçim sorunu yaşamaktadır.
İşten atılan işçilerle bizzat yaptığım anketin sonuçlarına göre; işçilerin yüzde 60’ından fazlası dört ve daha fazla kişinin yaşadığı hanelerde yaşamaktadır. Yüzde 87’si evlidir ve bakım ile geçiminden sorumlu oldukları kişi sayısı 1.000’i aşmaktadır. Yüzde 13’ü kronik hastalığa sahiptir; yüzde 27’sinin ailesinde kronik hasta bulunmaktadır. Yüzde 56’sı kiracıdır. Kredi borcu ya da herhangi bir borcu olmayanların oranı yalnızca yüzde 3’tür. Birçok işçinin ödeme gücünün çok üzerinde borçlandığı ve çalışacağına güvenerek bu borçların altına girdiği görülmektedir.
İşçilerin yüzde 80’inin hanesinde başka çalışan yoktur. Yüzde 32’si herhangi bir sendikaya üye değildir; yüzde 5’i HAK-İŞ, yüzde 63’ü ise DİSK üyesidir. Yüzde 100’ünün adli sicil kaydında kamu görevlisi olmaya engel bir suç bulunmamaktadır. Yüzde 69’unun adli sicil belgesinde hiçbir arşiv kaydı yer almazken, yüzde 31’inde bulunan kayıtlar da yasalara göre kamu görevlisi olmaya engel teşkil etmemektedir. İşçilerin yüzde 86’sı daha önce de kayyım tarafından işten çıkarılmış kişilerden oluşmaktadır. Yüzde 12’si defalarca mahkeme kararıyla işe iade hakkı kazanmıştır. Yüzde 99’u son işten çıkarmadan sonra yeniden mahkemeye başvurmuş ve hukuki süreci sürdürmektedir. İşçiler, işten çıkarılmalarından yüzde 99 oranında Ozan Balcı’yı, Ulaş Akhan’ı ve AKP Van İl Örgütü’nü sorumlu görmektedir.
1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla ilk derece iş mahkemelerinde hakkında işe iade kararı verilenlerin oranı yüzde 88 gibi son derece yüksek bir seviyededir. İlk derecelerde şimdiye kadar 38 iade 5 ret kararı verilmiştir. Ancak kayyımlar bu mahkeme kararlarını da uygulamamaktadır. Ağır bir kışın ve derin bir yoksulluğun yaşandığı Van’da, işten çıkarılan 223 işçi 169 gündür basın açıklamaları, yürüyüşler, insan zincirleri ve sosyal medya eylemleriyle seslerini kamuoyuna duyurmaya çalışmaktadır. Ne yazık ki ilk günlerde birçok sendika ve STK temsilcisi direnişin yanında olacağını açıklamış olsa da bu destek zamanla azalmış; işçiler büyük ölçüde yalnız bırakılmıştır. İşçiler, eksi 15 derecede halaylarla ve ateş yakarak Van’da kayyım rejiminin hukuksuzluğuna dikkat çekmek için yine alanlardadır.
223 işçi, bu hukuksuzluğa karşı 169 gündür direniyor. Her açıklamalarında özetle şunları söylüyorlar:
“Kayyım rejimi son bulana ve işçiler işlerine iade edilene kadar hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz. Bu direniş sadece kendi işimiz için değil; emeğin onuru, hukukun üstünlüğü ve halkın iradesi içindir. İşten çıkarmalara gerekçe olarak öne sürülen ‘arşiv soruşturması’ bahanesini kabul etmiyoruz. Bu kararların ideolojik ve kimlik temelli olduğunu, rant ve kayırmacılık amacıyla alındığını biliyoruz. Mahkeme kararları tanınmalı ve derhâl uygulanmalıdır.”
Van Emniyeti ise işçilerin eylemlerini kriminalize etmekte ve sınırlı bir alana hapsetmeye çalışmaktadır. Çeşitli nedenlerle katılımcı sayısı yaklaşık 100 kişi olan 2026 yılının ilk cuma günündeki işçi eylemine, 250’ye yakın kolluk gücü yığılmış; abluka altında halkın katılımı kısıtlanmakta ve işçilerin sesinin halka ulaşması engellenmeye çalışılmaktadır.
Barışın imkanlarının konuşulduğu bu günlerde kayyım rejimi pratiklerinin binlerce insanı nasıl mağdur ettiği ve toplumsal barışı nasıl dinamitlediğini gösteren tipik bir uygulama olarak Van’daki kayyım mağduru işçilerin durumu göz önünde bulundurulmalıdır. Anti demokratik, hukuk dışı, halka kapalı kayyım rejimleri derhal sonlandırılmalıdır.
(SO/HA)


.jpg)





