Süresiz nafakanın ötesinde: Bakım emeğinin tanınması ve kamusal güvence arayışı
Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasının süresiz olarak bağlanmasına imkân tanıyan düzenlemeyi iptal etmesi, yıllardır süregelen nafaka tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Süresiz nafakanın adaletsiz bir uygulama olduğunu ve kişileri ömür boyu ekonomik bir yükümlülük altında bıraktığını savunanlara karşın; kadın örgütlerinin büyük bir çoğunluğu ise nafaka süresine sınır getirilmesinin özellikle ekonomik güvencesi olmayan kadınları daha da kırılgan hale getireceğini ve yoksulluğa sürükleyebileceğini dile getiriyorlar.
Sorun eşitsizliker
Sorun yalnızca nafakanın süreli ya da süresiz olması değildir. Esas sorun, kadınların evlilik süresince üstlendikleri bakım emeğinin ekonomik ve sosyal değerinin nasıl tanınacağı ve boşanma sonrasında ortaya çıkan eşitsizliklerin hangi mekanizmalarla giderileceğidir.
Türkiye’de nafaka tartışmaları çoğu zaman bireyler/eşler arasındaki bir borç-alacak ilişkisi gibi ele alınıyor. Ancak bu yaklaşım, evlilik içinde gerçekleşen görünmez emeği ve bu emeğin uzun vadeli sonuçlarını gözden kaçırıyor.
Kadınlar, çocuk bakımı, yaşlı bakımı, ev işleri, duygusal emek ve aile organizasyonu gibi faaliyetlerin büyük bölümünü üstlenir. Ücretli olmadığı için ekonomik istatistiklerde görünmeyen bu emek toplumun yeniden üretimi açısından vazgeçilmez bir işlev görür.
Bakım emeğinin sorumluluğu
Türkiye İstatistik Kurumu’nun zaman kullanımı araştırmaları, kadınların ev içi işlere ve bakım faaliyetlerine erkeklerden çok daha fazla zaman ayırdığını gösteriyor. Bu durum yalnızca günlük iş yükü anlamına gelmez; aynı zamanda kadınların eğitim, kariyer gelişimi, gelir elde etme ve sosyal güvenlik sistemine katılma olanaklarını da sınırlandırır.
Birçok kadın çocuk sahibi olduktan sonra iş yaşamından çekiliyor ya da düşük ücretli, güvencesiz ve yarı zamanlı işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Bunun sonucu olarak emeklilik primleri eksik kalmakta, kariyer basamaklarında ilerleme fırsatları kaçırılmakta ve yaşam boyu gelir düzeyi düşüyor.
Boşanmayla gelen ekonomik eşitsizlik çoğu zaman yalnızca bireysel tercihlerin sonucu değildir. Bu eşitsizlik, evlilik boyunca üstlenilen bakım sorumluluklarının birikmiş sonucudur.
Yoksulluk nafakası tarihsel olarak tam da bu nedenle geliştirilmişti. Amaç, boşanma sonrasında ekonomik olarak güçsüz durumda kalan eşin yoksulluğa sürüklenmesini önlemekti. Türkiye’de nafakanın çoğunlukla kadınlara bağlanmasının nedeni de kadınların evlilik sonrasında daha büyük ekonomik kayıplarla karşılaşmasıdır.
Ekonomik bağımlılık ilişkisi
Bununla birlikte, süresiz nafakanın bazı önemli sorunlar yarattığını kabul etmek gerekir.
Öncelikle bu sistem, bakım emeğinin maliyetini kamunun değil eski eşin omuzlarına yüklüyor. Oysa çocuk yetiştirmek, yaşlı bakmak ve ev içi yeniden üretim faaliyetlerini sürdürmek yalnızca aileye değil bütün topluma fayda sağlamak.
Geleceğin işgücünü yetiştiren, toplumsal dayanışmayı sürdüren ve sosyal yaşamın devamlılığını sağlayan bakım emeğinin maliyetini yalnızca eski eşin karşılaması, sosyal devlet anlayışıyla da tam olarak örtüşmüyor.
İkinci olarak, süresiz nafaka sistemi bazı durumlarda ekonomik bağımlılık ilişkisini yeniden üretir. Feminist hareket içinde yaygın olarak kabul edilen bir görüş, kadınların ekonomik olarak güçlenmesinin temel hedeflerden biri olduğudur.
Kadınların yaşamlarını sürdürebilmek için sürekli olarak eski eşlerinden gelecek ödemelere bağlı kalmaları, yoksulluğu kısmen önlese de tam anlamıyla ekonomik özerklik sağlamıyor. Özellikle uzun yıllar boyunca devam eden nafaka ilişkileri, boşanma sonrasında taraflar arasındaki ekonomik ve psikolojik bağın tamamen kopmasını da zorlaştırabiliyor.
Bu nedenle meseleye yalnızca “nafaka kalsın” ya da “nafaka kalksın” ikilemiyle yaklaşmak yetersizdir. Asıl soru, kadınların evlilik nedeniyle uğradıkları ekonomik kayıpların nasıl telafi edileceğidir.
Bazı feminist yaklaşımlar, bakım emeğinin görünmez ve karşılıksız bırakılmasından hareketle, nafaka tartışmasını yapısal bir eşitsizlik sorunu ile ilişkilendiriyor.
Dolayısıyla çözüm, kadınları eski eşlerine ekonomik olarak bağımlı kılan mekanizmaları sürdürmek değil; bakım emeğinin toplumsal değerini kabul eden ve bunun maliyetini kamusal politikalar yoluyla paylaşan bir sosyal koruma sistemi geliştirmektir.
Öncelikle sosyal güvenlik sisteminin bakım emeğini tanıması gerekiyor. Çocuk bakımı veya yaşlı bakımı nedeniyle işgücünden uzak kalan kadınların emeklilik hakları korunmalıdır.
Birçok Avrupa ülkesinde uygulanan bakım kredileri sistemi bu açıdan önemli bir örnek oluşturuyor. Bu sistemlerde bakım hizmeti verilen dönemler emeklilik hesabına dahil edilir, kişi çalışmasa bile sosyal güvenlik haklarını koruyabilir.
Evliliğin ekonomik dezavatantajları
Böylece kadınlar yıllarca bakım emeği verdikten sonra emeklilik güvencesinden mahrum kalmazlar.
İkinci olarak, kamusal bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerekli. Kreşler, yaşlı bakım merkezleri ve gündüz bakım evleri yalnızca sosyal yardım politikaları değildir; aynı zamanda kadınların işgücüne katılımını destekleyen ekonomik politikalardır.
Kadınların ücretli istihdamda kalabilmeleri, bakım yükünün yalnızca aile içinde çözülmeye çalışılmamasına bağlıdır. Bu nedenle devletin bakım hizmetlerine yatırım yapması, nafaka tartışmalarından çok daha köklü bir çözüm sunması gerekiyor.
Üçüncü olarak, boşanma hukukunda telafi edici tazminat mekanizmaları geliştirilebilir. Evlilik nedeniyle kariyerinden vazgeçen, gelir kaybına uğrayan veya emeklilik haklarında gerileme yaşayan eşin ekonomik kayıpları somut biçimde hesaplanması şart.
Böylece nafaka, süresiz bir gelir aktarımı olmaktan çıkıp evlilik süresince oluşan ekonomik dezavantajların telafisine yönelik bir araç haline gelebilir.
Dördüncü olarak, mal paylaşımı rejimlerinin güçlendirilmesi önemlidir. Ev içi emek, aile servetinin oluşmasına katkı sağlayan bir faaliyet olarak kabul edilmelidir. Evlilik süresince edinilen malvarlığının paylaşımında bakım emeği açık biçimde dikkate alınırsa boşanma sonrasında ortaya çıkan ekonomik eşitsizlikler önemli ölçüde azalabilir.
Bu çerçeveden bakıldığında, süresiz nafakanın kaldırılması tek başına ne bir kazanım ne de bir kayıptır.
Belirleyici olan, bu düzenlemenin yerini hangi sosyal ve ekonomik politikaların alacağıdır. Eğer nafaka kaldırılırken bakım emeği hâlâ görünmez bırakılırsa, kadınların işgücüne katılımını destekleyecek politikalar geliştirilmezse ve sosyal güvenlik sistemi bakım verenleri korumazsa, ortaya çıkacak sonuç kadın yoksulluğunun derinleşmesi olacaktır.
Buna karşılık, nafaka reformu bakım emeğinin tanınması, sosyal güvenlik haklarının genişletilmesi, kamusal bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve ekonomik kayıpların telafi edilmesi gibi politikalarla birlikte ele alınırsa daha adil bir sistem kurulabilir.
Böyle bir sistemde kadınların güvencesi eski eşlerinden gelecek ödemeler değil, vatandaşlık temelinde sağlanan sosyal haklar olur.
Aslında feminist perspektiften bakıldığında temel hedef, kadınların boşandıktan sonra bir erkeğe bağımlı kalmadan yaşayabilmeleridir. Bu hedefe ulaşmak için kadınların ekonomik güvenliğinin kaynağı koca değil kamu olmalıdır.
Sonuç olarak, süresiz nafaka tartışmasının merkezine kadınların bakım emeğini yerleştirmek gerekiyor. Bugün Türkiye’de bakım emeği büyük ölçüde görünmezdir; sosyal güvenlik sistemine giriş sağlamıyor, emeklilik hakkı yaratmıyor, ekonomik değer olarak yeterince tanınmıyor.
Bu koşullar altında nafakanın kaldırılması kadınları korumasız bırakma riski taşıyor.
Ancak aynı zamanda süresiz nafakanın tek çözüm olduğu da söylenemez.
Uzun vadede daha adil ve eşitlikçi bir hedef, bakım emeğinin toplumsal değerinin kabul edildiği, kadınların ekonomik bağımsızlığının desteklendiği ve sosyal güvencenin eski eşten değil kamudan sağlandığı bir sistemin kurulmasıdır.
Gerçek toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınların yaşamlarını sürdürebilmek için ne bir kocaya ne de eski bir kocaya bağımlı kalmak zorunda olmadığı koşullarda mümkün olacaktır.
(AY/EMK)
Merkez Bankası’nın faiz artırımı neden etkisiz?
Kentler ve yaşam yeniden kurulurken kooperatifler
PROF. DR. AYŞE GÜL YILGÖR YAZDI
Finansallaşma öldürür
PROF. DR. AYŞE GÜL YILGÖR YAZDI
Melih Bulu Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör olamaz
Öğreniyoruz, deniyoruz: Kentsel tarım