Diyarbakır Sur içindeki Surp Giragos Ermeni Kilisesi, Ermeni dünyasının eski kiliseleri içinde bütün Ermeni dünyasında en büyük kilise olarak genel kabul gören bir ibadet mekânıdır.
Aslında bir ibadet mekânı olmakla birlikte, Ermeni nüfusunun 1915 büyük felaketinden sonra bölgede parmakla sayılacak hale gelmesi nedeniyle büyük ölçüde de turistlerin gezip gördüğü bir tercih mekânına dönüşmüş durumda.
Üstad Mıgırdiç Margosyan “Tespih Taneleri” anlatı kitabında bu sayısal azlık haline düşmenin trajedisini çok güzel anlatır.
İşte son 15 yıl içinde iki kez köklü restorasyon sürecinden geçen Diyarbakır Surp Giragos Ermeni Kilisesi avlusunun bir bölümünde açılışı yapıldı Mıgırdiç Margosyan Hatıra Evi.
Üstadın vefatının dördüncü yılında Diyarbakır Ermenilerinin kiliselerinde kutladığı Paskalya (Zadig) gününde hem de.
Açılıştaki konuşmamda da dile getirdim benim için bu mekânın hayata geçirilmesi ustaya belki de geç kalınmış bir vefaydı.
Memleketinde, adıyla anılan bir yerinin olması gerekiyordu. Yersiz yurtsuz kalmanın, ana-baba ocağından uzun yıllar ayrı düşmüş olmanın acısını ancak yaşayanlar bilir. Margosyan bunu en iyi bilenlerdendi. O sebeple uzaklardan yazdı o kitapları; Gavur Mahallesi, Biletimiz İstanbul’a Kesildi, Söyle Margos Nerelisen ve diğerlerini…
Çoğu kişi bilir ki; memleketteki yakın dostuydum, ağabeyimdi. Memleket ile ülke ve yurt dışında çok sayıda etkinlikte buluşup sayısız kez ortak imzalar / söyleşiler yaptık.
Elbette böyle bir girişimi başlatmak ve harekete geçirmek bana düşerdi. Nitekim öyle de oldu. Aslında itiraf edeyim buradan, bir süre de hiç dillendirmeden bekledim. Acaba birileri harekete geçer miydi? Olmadı, bu bir sitem belki de; sağlığında her fırsatta üstadı söyleşilere, imza günlerine davet edenlerin hiçbirinin aklından dahi geçmiyordu. Ben de bu eksikliği gidermek istedim.
Hiç kimseye açmadan önce Margosyan ailesine konuyu açtım. Çok sıcak baktılar. Aileden şahsi eşyalarını istedim. Sağ olsun eşi Selma abla koliledi. Bir arkadaşım aracılığıyla İstanbul’daki evlerinden aldırdım kargoyla bana ulaştı.
Sonra Aras Yayıncılık'tan kitaplarını istedim, baskısı olanları yolladılar.
Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanlarına projeyi detaylı bir şekilde anlattım ve projeye sahip çıkıp mekânın düzeni, dekorasyonu ve planlamasını yapmalarını rica ettim, heyecanla sahiplenip danışmanlarını görevlendirerek her aşamayı da takip ederek gereğini yaptılar. Ve mekân zamanında hazır hâle getirildi.
Kilise yönetimi de tabii ki olması gerekeni yaptı, mekânı tahsis etmişti zaten.
Başkanı olduğum Diyarbakır Tanıtma Kültür Yardımlaşma Vakfı (DİTAV) ekibi her aşamada projenin gücünü sahiplenerek çabanın arkasında kapı gibi durdu ve Hatıra Evi sonunda hayata geçti.
Açılışın Paskalya Bayramı gününe denk gelmesi de ayrı bir şıklık oldu. Ve kendisi de Diyarbakır çocuğu olan Cumhuriyet İlkokulu'ndan sınıf arkadaşım uzun yıllar Türkiye Ermenileri Patrik Vekilliği de yapmış olan Başepiskopos Aram Ateşyan da açılışa katılarak bir konuşma yaptı.
Evet, geçtiğimiz yüzyılın son on yılında yazdıklarıyla şehirde birlikte yaşamış farklı inanç mensubu halklarını zarif ve ironik dille anlatan Mıgırdiç üstadın adıyla anılan bir yeri vardı artık.
Bundan sonra asıl olan açılış konuşmasında da dile getirdiğim gibi o mekânın bir kalıcı görevlisinin olması ve sürdürülebilir bir hafıza mekanı olması için kendisine ait objelerle zenginleştirilmesi.
Ayrıca mekânın ön avlusunun da ticari olmayan sadece kimi kültür sanat etkinliklerinde kullanılan bir işlevlendirmeye layık olması. Hepsi bu…
Mekânının adıyla yaşasın diliyorum ustanın mahallesinde ustanın ruhu. 111 yıl evvel bu kadim topraklarda yaşanmış Mıgırdiç ustanın tabiriyle büyük “Qefle”nin seneyi devriyesinde ustanın ruhu şad û handan olsun…

(ŞD/HA)







