Hikâye 1750 yılına ait. 18 ve 19. yüzyıl Berlin merkezli eski Almanya’nın Prusya Kralı Büyük Friedrich Potsdam’daki devasa bir ormanlık alanın hafif tepelik bir noktasındaki görünümü ve konumu güzel yerindeki bir değirmeni yıktırıp oranın da içinde yer alacağı koca bir saray yaptırmak ister.
Değirmenci değirmeninin yıkılmasını kabul etmez. Kralın adamlarınca büyük paralar teklif edilmesine rağmen değirmenini satmaz krala…
Kral öfkelenir ve “Burayı zorla alabileceğimi bilmiyor olamazsın! Benim çok askerim var. Senin kimin, neyin var? Neyine güveniyorsun?” der değirmenciye…
Değirmenci gayet sakin o tarihi yanıtı verir: “Evet sen kralsın, gücün, askerin var. Ama Berlin’de de hâkimler var. Ben de onlara güveniyorum.” der.
Kral bir süre düşünür ve bir köylü değirmencinin bu tavrına karşı “Hiçbir güç, hiçbir iktidar, kral dahi olsa adaletten üstün değildir” sözünü ederek sözünü tarihe geçirir ve ısrarından vazgeçer.
Kral sarayını değirmenin yakınına kurar ve değirmenci ile de dost olurlar. Hatta değirmenci ekmek yapıp yollar krala hem de her gün…
Alman kralı II. Friedrich’in “Adalet her sabah bana, sıcak bir ekmek kokusuyla gelir” sözü de o yıldan bu yana asırlardır bu öyküye dayandırılır…
Yıllar önce Berlin’e gittiğimde dostlarım ilgimi çekeceğine inandıklarından beni oraya götürdüler. Koca saray ormanlık alanını gezdiren tur ringi o değirmenin önünden başlayıp kralın sarayında bir ara durak yapıp sonra tekrar değirmenin önünde bitiyordu.
Potsdam, Berlin’e 26 kilometre mesafede önemli bir şehir. İkinci dünya savaşı sonrası ikisi Tahran ve Yalta’da yapılan konferansların üçüncüsü de Potsdam’da Cecillienhof Sarayında yapılır. En önemli maddesi “Almanya’nın savaş sonrası Nazizim’den arındırılmasıdır”.
İhtimaldir ki, Potsdam; değirmenci üzerinden hukuk dersinin iki asır evveliyatı nedeniyle boşuna seçilmemiş(ti). Ve elbette Cecillienhof Sarayı da ll. Friedrich’in sarayı ve değirmenin de olduğu gibi Havel Nehri kıyısında yer alıyor. İçinden, yanından yöresinden nehirlerin geçtiği şehirlerin aynı zamanda tarih yazdığını da unutmamak gerekir. Almanya için Havel Nehri ve Potsdam da öyle…
Sahi size bunları neden mi yazdım. Malum bir kaç gün önce Dersim’in kadın Cumhuriyet Başsavcısı, üzerinden altı yıl geçen ve 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana bir “kayıp vakası” olarak dillendirilen üniversite öğrencisi Gülistan Doku dosyasını titiz bir çalışmayla yeniden açarak aralarında dönemin valisinin oğlunun da yer aldığı failleri gözaltına aldırdı.
Doğrusu Dersim’in kadın başsavcısının hukukun feryat figan zamanlarında bu cesur kararını sosyal medyada gördüğümde nedense o malum şarkının iki dizesi dilime dolandı;
“Gecenin en siyahında
Umudun bittiği yerdeyim…”
Her şeye rağmen yine de umudu diri tutup yitirmemeli…
(ŞD/EMK)







