Geçen haftaki yazıda özetle, ırkın biyolojik bir temeli olmadığı, kolonyalist dönemin kapitalist, sömürgeci devletleri tarafından “yabancı” topraklarda iktidarlarını sağlayabilmek ve devam ettirebilmek amacıyla, insanların görünür fiziksel farklılıklarına dayalı olarak tanımlandığı ve kullanıldığı paylaşıldı. Beraberinde, ırk ve etnisite ayrımcılığının günümüzde diktatöryal rejimlerde toplumsal rıza üretebilmek amacıyla kullanımının yaygınlaştığına yönelik gözlemler bazı örnekleriyle dile getirildi.

Irk, etnisite ve hekimler - I
Doktor ve hekim olmak
Bir mesleğin adı olarak kullanıldığında doktor, tıp fakültesinde gerekli bilgileri ve becerileri kazandığı sınavlarla belirlenen kişinin, tanımlanmış süredeki öğrenimini tamamlaması sonrasında verilen diplomayla belgelenir. Her bir ülkenin mevzuatı kapsamında yetkilendirilir. Toplumsal alanda ve dil bilimde aynı anlamda kabul ediliyor olsa da bu yazıda hekim, tıp eğitimini tamamlayıp diplomasını alan kişinin mesleğin evrensel değerlerine de sahip olma durumu olarak ifade edilecek. Kısaca, “Tıp fakültesi diploması ile doktor olunur. Buna karşın doktor, mesleğin evrensel değerlerini benimseyip buna sahip olduğunda, yaşamında sadece mesleki bir pratik olarak değil, aynı zamanda norm olarak yerleştirdiğinde hekim olabilir,” diyoruz.
Hekimlik Andı
Hekimliğin evrensel değerleri günümüzde “Dünya Tabipler Birliği Cenevre Sözleşmesi”, diğer adıyla “Hekimlik Andı” başlığındaki metinde tanımlanıyor. Dünya Tabipler Birliği’nin 1948 yılındaki ikinci Genel Kurulu’nda ilk defa kabul edilen bu metin, Ekim 2017 yılındaki 68. Genel Kurulu’nda yaklaşık iki yıllık çalışmanın ardından güncellenerek kabul edildi. Güncellenmede, Türk Tabipleri Birliği (TTB) adına, dönemin TTB Etik Kurulu üyelerinin de önemli katkıları oldu.
Yazının başlığına da taşınan amacı gereği, bu yazıda Hekimlik Andı’nın iki bölümüne yer vermek gerekiyor. İlki; “Görevimle hastam arasına; yaş, hastalık ya da engellilik, inanç, etnik köken, cinsiyet, milliyet, politik düşünce, ırk, cinsel yönelim, toplumsal konum ya da başka herhangi bir özelliğin girmesine izin vermeyeceğime”, ikincisi ise; “Mesleğimi bana öğretenlere, meslektaşlarıma ve öğrencilerime hak ettikleri saygıyı ve minnettarlığı göstereceğime”. Görüldüğü gibi, ilkinde hekimin kişisel özelliklere göre ayrım yapmayacağı, ikincisinde de öğretmenlerine, meslektaşlarına ve öğrencilerine karşı sorumluluğu olduğu belirtiliyor.
Hekimlik Andı ihlali ve TTB tutumu
Doğrudan ırk ve etnisite üzerinden olmasa da doktor tarafından hastasına yönelik bir ayrımcılık ve olaya karşı meslek örgütünün tutumuna yönelik bir örnek, yakın sayılabilecek tarihte yaşandı. Geçtiğimiz yılın yaz aylarında Konya’da uzman bir doktor, hastasının kıyafetini gerekçe göstererek hakaret etmiş ve muayene etmeyi reddetmişti. Yaşanan olay karşısında TTB Merkez Konseyi kamuoyuna açık bir şekilde doktoru uyarma gereksinimi duymuştu.
TTB Merkez Konseyi, 27 Ağustos 2025 tarihinde “Ayrımcı Açıklama ve Tutumlar Hekimlik Ahlak Değerlerinin Açık İhlalidir, Kabul Edilemez!” başlıklı bir basın açıklaması yapmıştı. Açıklamada, aşağıda yer alan bilgilere ve gerçekleşen ihlaller karşısında tutum alınacağına yer verilmişti:
“Son günlerde sosyal medyada bazı hekimlerin meslek ahlak kuralları ile bağdaşmayan, insan onuruna ve kişilik haklarına saygısız ve ayrımcı açıklama ve tutumlarını görmek, halkın sağlığı için çalışan, meslek onurunu, etik değerleri savunan tüm hekimleri çok üzmüştür.
“Hekimliğin ve meslek ahlak kurallarının ilk olarak ortaya çıktığı, yüzlerce yıllık birikimin ev sahibi topraklarda bu ihlallerin yapılıyor olması ayrıca çok düşündürücüdür.
“Türk Tabipleri Birliği olarak hatırlatmak zorundayız ki; hekimler, meslek ahlakı kuralları gereğince sağlık hizmeti sunarken yansızlıklarını korumak ve insan onuruna saygı göstermekle yükümlüdür.
(...)
“Türk Tabipleri Birliği olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da toplumun güven duygusunu korumak adına meslek ahlak kurallarını ihlal eden hekimlere yönelik disiplin soruşturmalarını titizlikle yürüteceğimizi, yasal yetkilerimizi sonuna kadar kullanarak gereken işlemleri yapacağımızı tüm kamuoyuna duyururuz.”
İçinde bulunduğumuz yüzyıl, insanlık değerlerinin büyük boyutta erozyona uğradığı ve bir bir yok sayıldığı yaşamı bize dayatıyor. Demokratik kitle ve meslek örgütü olarak, üye olan olmayan tüm doktorların hekimlik normlarına uygun tutum ve davranış sergilemesinin sağlanmasında yetkili olan TTB’nin, yukarıdaki açıklaması bu nedenle de önemli ve değerli. Tabii ki açıklandığı olayla ve konuyla sınırlı kalmamalı.
Etnik ayrımcılık ve tabip odası seçimleri
Türkiye’de tabip odalarının ve onların üst örgütü TTB’nin organları her iki yılda bir yapılan seçimlerle yenileniyor. İçinde bulunduğumuz 2026 yılında tabip odaları yönetim, onur ve denetleme kurulları ile büyük kongre delegeleri için seçimler yapılmaya başlandı. Seçilen büyük kongre delegeleri de haziran ayının son haftasında üst örgüt olarak TTB’nin Merkez Konseyi, Yüksek Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu organlarının üyelerini seçecek. Sözünü ettiğimiz seçim süreçlerinde, sol ve demokratik siyasal değerlere sahip hekimler bu yıla kadar tabip odası ve TTB’nin organlarına neden üye olduklarını anlatarak oy istediler. Hekimlerin ve toplumun yaşamakta olduğu sağlık sistemi, çalışma koşulları ve özlük haklarıyla ilgili sorunların hükümetlerin iktisadi ve siyasi tercihlerinden kaynaklandığını, bunlar için müzakere ve mücadelenin hep birlikte yürütülmesi gerektiğini, özetle kendilerini ve sağlık ortamıyla ilgili düşüncelerini paylaştılar.
Ancak, 2026 yılındaki tabip odası seçimlerinde, AKP iktidarı döneminde “üzüm üzüme bakarak kararır” atasözünü anımsatacak şekilde rejime karşı olduklarını söyleseler de iktidar partisine benzer şekilde bazı seçim araçlarını kullanmaya başlayan bir kısım “sol, demokrat” doktor çevrelerinin varlığına tanık olduk. Kendilerini değil de rakiplerini anlatarak onlara neden oy vermemeleri gerektiğini söyledikleri görülmeye başlandı. Böyle bir yol izlenirken, doğrudan ve/veya dolaylı olarak yapılan etnik ayrımcılıklar da gündeme geldi.
Örneğin, İzmir’deki süreçte kendilerini “İzmir Hekim Güçbirliği” olarak tanımlayan bir grup doktor seçimlerde doğrudan aday olmadı. Ancak, başka bir gruba desteklerini sosyal medya hesaplarından; “Çağdaş Hekimler; (…) etnik ayrımcılığın son kalıntılarını da oda ve TTB’de tamamen etkisiz hale getirmek (…) için yola çıkıyorlar. Kutluyoruz ve destekliyoruz,” açıklamasıyla paylaştı. Fakat, etkisiz hale getirilmesini destekleri için gerekçe gösterdikleri “etnik ayrımcılığı” bizzat hayata geçirerek.
Bu örneğin yanı sıra, Ankara Tabip Odası seçimlerinde de seçime giren gruplardan bazılarının kendilerini anlatmak yerine, diğer grupları karalamayı, hatta “suçlamayı” tercih ettiğini ve söyleminin zaman zaman etnik ayrımcılığa kadar uzandığını izledik. Bunlardan bir kısmı bazı hastanelerin doktor sosyal medya gruplarında yazılı “kişisel değerlendirme” olarak paylaşıldı. Bir kısmı da bu anlatımın bizzat tanığı olan hekimler tarafından dile getirildi.
Daha da geç olmadan
İster grup adına ister kişisel olarak sosyal medyada yazılanlar ve anlatılanlardan oluşan bu iki örnek, tabip odası seçimlerinde yaşanan Hekimlik Andı ihlalinin de örneğini oluşturuyor. İçinde yaşadığımız rejimi görmezden gelip, ne pahasına olursa olsun “iktidar” olabilmek için de olsa böylesi bir tutum kabul edilemez ve hekimlik değerleri adına suç işlenmektedir. “Gerçek iktidar mücadelesi”nin demokratik kitle ve meslek örgütü ölçeğinde verilemeyeceği, bu alanlarda en küçük tecrübesi olan hemen herkes tarafından biliniyor. O nedenle, etnik ayrımcılığa kadar varan böylesi davranışlar daha fazla kaygı ve üzüntü yaratıyor. Dileriz en kısa sürede bir daha yinelenmemek üzere sonlandırılır.
Oysa, toplumun iktidarı destekleyenler ve desteklemeyenler olarak bölünmek istendiği, adaletsizliklerin, eşitsizliklerin, yoksulluğun her geçen gün derinleştiği, hatta aç kalanlarının sayısının göz ardı edilemeyecek kadar arttığı, uyuşturucu kullanımı, yasa dışı kumar-bahis oyunlarının, seks ticaretinin neredeyse olağanlaştığı, lise öğrencilerinin arkadaşlarını, öğretmenlerini ateşli silahlarla topluca öldürdüğü, dinci gericiliğin yaygınlaştığı ve yaşam biçimi olarak dayatıldığı tek adam rejimiyle yönetildiğimiz bir Türkiye’de bu yaşananlarla mücadele edecek siyasi partiler kadar demokratik kitle ve meslek örgütlerine de gereksinimimiz var. O nedenle sol, demokratik siyasal değerlere sahip hekimler olarak, seçimlerde demokratik kitle ve meslek örgütlerini iktidara karşı muhalif bir odak olarak korumak ve bu örgütlerin mesleki bağımsızlığa, toplumsal yarara ve özlük haklarına sahip çıkmanın bir aracı olarak kalabilmesi için birlikte mücadele edebilmeliyiz. Aksi halde Nazi Almanya’sı döneminde kişilerin siyasi öngörüsüzlüğünü ve tutumundaki yanlışlığı anlatan hikâyede olduğu gibi “sıra bana da geldi” dediğimizde çok ama çok geç olacak.
Kaynakça:
- https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=b6b3bd8a-c9e0-11e7-8a71-159198489f44 (Hekimlik Andı)
- https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=908b4220-8316-11f0-a095-427170dd057e (Basın açıklaması)
(OH/VC)









