Bu yıl da ülke genelinde kutlanan 1 Mayıs’ın nasıl geçtiğiyle ilgili değerlendirmeler için her zaman olduğu gibi kent kriteri olarak İstanbul’un öncelikli olduğunu biliyoruz. Kutlamaların Taksim’de yapılıp yapılmadığı, yasaklamalar olduğunda Taksim’e çıkan grupların olup olmadığı genellikle merak edilir. Yanı sıra, toplu kutlamanın yapıldığı meydandaki katılımcı sayısı ve coşkusuyla ülke genelinde kutlamaların ne durumda olduğuna karar vermek için de İstanbul 1 Mayıs kutlamaları üzerinden konuşup, tartışmak neredeyse bir gelenek olduğundan, bu yazıda da gelenek devam ettirilmeye çalışılacak.
Türkiye gibi ülkelerde 1 Mayıs, yaşayabilmek için çalışmak ve/veya emek gücünü satmak zorunda olan herkesin. O nedenle katılımcı potansiyeli olarak yalnızca işçi ve kamu sendikaları üyelerini kabul etmek doğru olmayacak. Örneğin, demokratik kitle örgütlerinin ve partilerin üyeleri de bu gruba dahil edilmeli hatta köylüler, küçük esnaf, tabii ki işsizler ve emekliler de. Türkiye koşullarında bir süredir, 1 Mayıs kortej ve mitinglerinin aynı zamanda iktidara karşı muhalefetin bir bütün olarak gövde gösterisi yapacağı, topluma umut ve güven ya da umutsuzluk ve güvensizlik verebileceği bir buluşma olarak değerlendirildiğini, kabul edildiğini biliyoruz.

İstanbul 1 Mayıs’ında ortak bildirge: "Birleşeceğiz ve değiştireceğiz”
2026 ilkbaharı
Günlük yaşamın bütün olumsuzluklarına rağmen, bu yıl 8 Mart ve Newroz kutlamalarında önceki yıldan daha kabalık ve daha coşkuluyduk. Katılım eksikliklerine, klişeleşmiş yalnız bırakma tutumlarına inat binler, on binler, yüz binler alanlardaydı. Sözleriyle, müzikleriyle, oyunlarıyla, halaylarıyla kol kola, omuz omuza birlikte olmanın yaratıcı ve umudu yeşerten enerjisiyle tazelendiler. Moraller yükseldi. Bu kutlamalar, etkinliklere katılanların yanında, iktidar yanlısı olmayıp katılamayan, katılmayan herkeste yakın gelecek için heyecan yarattı. Birlikte, dayanışarak iktidarla mücadele edebilmenin önünde kendimizden başka “gerçek” bir engelin olmadığını görünür kılmıştı.
On yılı aşan bir süredir 21. yüzyıl faşizminin hüküm sürdüğü bu ülkede haklarımızla, değerlerimizle, özgürce var olabilmenin tek yolu var; dayanışabilmek ve iktidara karşı birlikte mücadele edebilmek. Eşzamanlı olarak bunların araçlarını ve yolunu güncelleyebilmek. Atılması gereken ilk adımın birbirimize güvenmek ve yalnız bırakmamak olduğunu anımsamak. Asıl mücadelenin muhalefetin kendi arasında değil, iktidarla olduğu bilgi ve bilincini tutuma, davranışa dönüştürebilmek. Bunu yapabilmek için mart ayındaki eylemlerin hemen ertesinde yakın gelecekte, 1 Mayıs’ta hem mart ayı eylemlerinde meydan ve sokaklarındaki coşkuyu hem de eksikliklerimizi gören bir yerden yaşanan olumsuzlukların son olduğu sözünü verebilmek yeterliydi. Tam olarak söz verilmemiş olsa bile en azından niyet edildiği görünür olmuştu.
2024 ve 2026 1 Mayısları
2024 yılının 1 Mayıs’ında İstanbul’da yaşanan toplanma alanı kaosu, tüm zorluklara, kısıtlılıklara karşın, alana gelebilen on binleri öfkelendirdi, üzdü. Ne doğru dürüst bir söz kuruldu ne de kutlanabildi. Saraçhane’ye karmaşa hali hâkim olmuştu. Bu yıl ise DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’den oluşan dörtlünün hem yazdığı çağrı metni hem de katılımın önündeki pek çok engeli bertaraf eden, Kadıköy İskele Meydanı çağrısıyla önemli bir adım atılmış oldu. “Emeğin Hakkı İçin, Adalet İçin, Barış ve Demokrasi İçin 1 Mayıs’a! Birleşelim Değiştirelim!” başlıklı çağrı metnine hepimizin çağrıcı kurumların web sayfasından ulaşması mümkün. Başından sonuna kadar okunduğunda sosyalist, sol, sosyal demokrat ve demokrat hiçbir kurum ve kişinin temel olarak karşı çıkmasını gerektiren herhangi bir öge içermiyor olduğu konusundaki değerlendirmemi paylaşmak istiyorum. Yapıcı, kapsayıcı ve olabildiğince özenli bir dille kaleme alınmış.
Birçoğumuz tarafından hafızaların canlı kalması adına haklı bulunan Taksim talepleri dışında içinde bulunduğumuz dönemin siyasal, politik, ekonomik, sosyal ve psikolojik özellikleri nedeniyle olabildiğince bütün muhalefeti iktidara karşı ortak bir zamanda, mekânda ve söylemde bir araya getirme işlevini görmesini ümit ettiğimiz 1 Mayıs 2026 için bu dörtlünün çağrıcı rolü gereği olan sorumluluğunu yerine getirdiği söylenebilir. Peki getirdi de ne oldu? Mitinge gelenler sistemli bir şiddetle karşılaşmadı. Hafızalarda sorunlu bir organizasyon olarak kalmayacak. Aksine, hemen her şeyin özenle düşünülüp planlandığı, iyi bir organizasyon olarak kalacak. Kendi adıma çağrıcı kurumlara ve düzenleme kuruluna teşekkür etmek istiyorum.
Mitinge katılım için çalışmayı kim/ne engelledi?
Ancak dörtlünün üyelerinin mitinge katılımı konusunda benzer bir değerlendirmeyi yapabilmek mümkün değil. En son olarak Doruk Maden işçilerinin ülke genelinde gündem olan ve aylardır devam eden grev ve eyleminin sonuçlarıyla birlikte, muhalefet üzerinde yarattığı olumlu etkiye rağmen, İstanbul’da yıllardır Kadıköy İskele Meydanı’na sığmayız, küçük gelir denen meydan, maalesef mitinge katılan kitle için birkaç beden büyük geldi. Çağrıyı yapan dörtlünün yöneticilerinin ve sınırlı sayıdaki üyelerinin dışında, meydanda neredeyse kimse yoktu desek yanlış olmayacak. Benzer durumun Meclis’te grubu bulunan iki muhalefet partisi için de geçerli olduğu söylenebilir.
Birinci parti olduğu iddiasındaki ana muhalefet partisi CHP genel başkanı ile üçüncü parti iddiasındaki DEM Parti’nin eş genel başkanının partilerinin kortejlerinde olmasına karşın, her iki partinin temsili bir kitleyle katılımı dikkat çekiciydi. Ne 19 Mart 2025’te Şişhane’deki CHP kitlesinin ne de 22 Mart 2026’da kutlanan İstanbul Newroz’undaki DEM Parti kitlesinin esamesi söz konusu değildi. Hiçbir yönden benzerlik taşımayan bir tenhalık, bir coşkusuzluk hali söz konusuydu. Biliniyor olsa da bu tespit tek tek kişilere değil elbette. Sözümüz muhalif sendikalara, demokratik kitle örgütlerine ve partilere. Özetle, örgütlemeyle ilgili birinci dereceden yetki ve sorumluluğu olan kişi ve kurumlara.
Ders alabilecek miyiz?
1 Mayıs 2026’da meydanlarda hep birlikte yükselteceğimiz taleplerimiz çağrı metninin başlığıyla sınırlandırılsa bile “emeğin hakkını, adaleti, barışı ve demokrasiyi” doğrudan kapsıyordu. Bu talepleri geniş emekçi ve halk kitleleriyle birlikte dile getirmek muhalefetin hangi kanadı için uygun değildi? Bu durumu anlayabilmek ve soruya kabul edilebilir bir yanıt verebilmek çok zor. Ancak, direnebilmek ve değiştirebilmek için, mücadele edebilmek için, teslim olmamak için birlikteliğimizin yaratacağı sinerjiden bir defa daha bizzat kendi kendimizi yoksun bıraktığımız çok açık bir biçimde ortada. İktidarı değiştirebilme umudunun toplumsal ölçekte git gide tükenmekte olduğunu görmeyenlerin, göremeyenlerin olduğunu düşünen kimse yoktur. Benzer şekilde, hep birlikte iktidarın “ekmeğine yağ sürdüğümüzü” de…
Seçmen neden tercihini değiştirsin?
Ülke genelinde farklı bölgelerdeki, illerdeki, mesleklerdeki, cinsiyetteki, etnik kimlikteki ve inançtaki seçmenin iktidarın çeperinden uzaklaşmakta olduğunu hem gözlemlerimizde hem de araştırma sonuçlarında izleyebiliyoruz. Bu grubun önemli bölümü bizzat kendisinin yaşadığı ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlar nedeniyle iktidarın çeperinden uzaklaşıyor. Ancak sayıları milyonları bulan bu seçmenlere yeni bir adres olabilecek herhangi bir muhalefet partisi bugüne kadar ortaya çıkabilmiş değil. Ülke içinde ve dışında yaşanan bunca sorun bu seçmen grubunu iktidar partisinden uzaklaştırdı. Ancak “koparamadı”. Çünkü toplumsal düzeyde yaşanmakta olan sorunları çözebileceği, iktidar partisine alternatif olabileceği kabul edilebilen herhangi bir muhalefet partisi bugüne kadar var olabilmiş değil. Durum bu kadar vahimken bile elimizdeki olanağı kullanmayı bir defa daha adeta reddettik. 1 Mayıs 2026 da, 1 Mayıs 2024 ve 2025 gibi toplumsal muhalefetin kendine ve çeperine heyecan, güven ve umut veremediği yıl olarak yaşandı. Bunca somut gereksinim kendini dayatıyorken bu durumu anlayabilmek gerçekten mümkün değil.
Türkiye’de seçim sandığı kurulur-kurulmaz tartışmasından bağımsız olarak, seçmenin kurulacak sandıkta iktidar partisinin yerine tercih edilebileceği yenisinin-yenilerinin olduğunu düşünmediği son aylardaki kamuoyu araştırmalarının neredeyse ortak bulgusunu oluşturuyor. Durum böyleyken Kadıköy İskele Meydanı’ndaki halimize ne demeliyiz? Dilerim sorumlu kurumların akla uygun yanıtı vardır. Yoksa bile 2 Mayıs 2026’dan itibaren yaşananları değiştirmeyi, tersine dönüştürmeyi hedefleyen çalışmaları ciddiyetle önlerine koymaları gerektiğini anımsamaları gerekiyor. Bu iktidara mahkum olmayalım, yeri ve zamanı geldiğinde kendimize de… (OH/TY)







