Yunanistan’ın Selanik kentinde bu sene 28. kez tertip edilen beynelmilel belgesel festivalindeki bilumum jüriler kararlarındaki ortak neticelerle hemfikir olduklarını ispatladılar.
Yakın coğrafyamızdaki savaşlara, isyanlara, şiddete eğilen Savaş kuşları (Birds of war) bilhassa Suriye ve Lübnan’a odaklanırken aşkın insana dair en güçlü hislerden olduğunu da ispatladı.
İkisi de medyayla iştigal eden, belgeselin yönetmenleri Abd Alkader Habak ve Janay Boulos aynı zamanda filmin kahramanları olarak bizi hususi dünyalarına teferruatlı biçimde dahil etmiş de oldular.
Filmin layık görüldüğü ödüller Uluslararası Yarışmada Gümüş İskender ödülü, Avrupa Konseyi Parlamanter Meclisi’nin (PACE) Hareket Hâlinde İnsan Hakları (Human Rights in Motion) ödülü, Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu (FIPRESCI) ödülü, sektördeki kadınların faaliyetlerini destekleyen WIFT GR ödülü.

Türkiye ve Yunanistan’ın Lozan Antlaşmasının ilgili şartlarına uymaması sonucunda Rumsuzlaştırılmış İmroz (Gökçeada) hakkındaki belgesel de bizi adeta savaş mağduru köylere sürükledi.
SÜRGÜN(LER), bir adadan hikâyeler (EXILE(S), ιστορίες ενός νησιού/EXILE(S), tales from an island) adlı belgeseliyle genç yönetmen Yorghos Iliopulos şimdiye kadar yapılanın aksine, daha çok adaya Türkiye tarafından sonradan yerleştirilmiş veya kendi inisyatifiyle göç etmiş sürgünlere eğiliyor ve bilhassa Aghridya (Dereköy) köyününün dramına dahil ediyor.
Gene de Selanik’li sinemacının adaya milliyetçi değil de antropolojik bir gözle baktığı rahatlıkla söylenebilir. Film PACE tarafından Özel Mansiyona layık görüldü, Yunanistan resmî medya kuruluşu ERT’in ödülünü kazandı, ayrıca FIPRESCI’nin, festivaldeki Yunanistan yapımı filmler arasındaki kazananı ilan edildi.
Ödül enflasyonu
Film sayısı ve ödül skalasıyla gittikçe genişleyen organizasyonda birden fazla ödüle layık görülen filmlerden Yulia Lokshina imzalı Cennetin çevresinde (Im umkreis des paradieses/Around Paradise) Paraguay’a yeni yerleşmiş, esasen Almanya kökenli bir gruba odaklanıyor. Irkçılıklarını dört nala yaşamak isteyen mevzubahis paranoyak cemaat kendi içlerinde bilumum entrikaların da kurbanı oluyorlar.
Festivalin beynelmilel yarışmasında Altın İskender’ine layık görülen Kapanış peşinde (Closure) adlı belgeselin sadece tek bir bir jüri tarafından ödüllendirilmesi manidardı.
Genç ve iddialı sinemacı Michał Marczak imzalı filmde oğlu kaybolmuş bir babanın mevzubahis kayıpla başetme çabasına eğiliyoruz. Kurmacayla belgesel dilinin harmanlanmasından yana olduğunu ifade eden layıkıyla eğitimli yönetmen, filmin “Acılı kahramanını” sanki sanatsal kaygılarına alet edip seyirciyi de ikilemde bırakıyor.
Festivalin kurucusu, müteveffa Dhimitri Eipidhis adına verilen Yeni Yönetmenler Yarışmasının Altın İskender ödülüne, Yunanistan’da bilhassa dinî otoritelerin baskısıyla muhafazakârlıklarından kurtulamayanlara adeta meydan okuyan bir film layık görüldü.
Resmî taşıyıcı annelik Yunanistan’da aslında fazlasıyla yaygın olmasına rağmen riskli dinamikle iştigal eden kurum ve doktorlar her zaman gerektiği kadar hassas davranamayabiliyor. Mary Buli imzalı Bedelsiz (Δεν κοστίζει τίποτα/At no cost)
belgeselinin kahramanı taşıyıcı anne Dhanay tüm samimiyetiyle özel hayatını cesurca teşhir ediyor.
Ödül töreninde film ekibinin “Filistin için sinemacılar” tarafından hazırlanmış manifesto gibi bir bildiriyi, kulaklarını tıkamak isteyenlerin kafasına kakma suretiyle okuması boşuna değildi.
Seyirci ödülü dahil birden fazla ödül kazanan filmlerden Amerikalı Doktor (American Doktor) Filistin’de fazlasıyla zor şartlarda ellerinden geleni yapan ABD’li üç doktora eğiliyor. Poh Si Teng imzalı film gazetecilik diliyle çekilmiş olup hakikatleri görmek istemeyenleri bilhassa zorlayan bir belgesel.
“Coğrafyamızda savaşlar bitince!”
Festivalin esas kazananı sayılan Savaş kuşları ilk etapta seyirciyi Suriye’de ayaklanmaların başladığı döneme sürüklüyor.
Gencecik Abd Alkader Habak isyanı görüntülemeye koyulmuş olduğundan bir süre sonra Londra BBC’de çalışan Beyrut’lu müstakbel eşi Janay Boulos ile işbirliğine giriyor; Lübnan’daki vaziyet de sık sık çığırından çıktığı için iki genç kader ortaklığı yapıyor ve bir süre sonra birbirlerine aşık olup evleniyorlar.

FIPRESCI jürisinin filme ödül vermesinin altında yatan sebepler arasında belgeselin bir cesaret, adanmışlık ve kuvvet kanıtı oluşturması. İçeriği ve şekliyle olağanüstü bir sinema eseri olarak yorumlanan filmde video görüntüleri, televizyon çekimleri, telefon mesajları, üst ses tarafından okunan metin ve daha birçok malzeme ustalıkla harmanlanıyor. Görüntünün gücü defalarca ispatlanıyor, belgesel film çekmenin ve bağımsız gazeteciliğin altı bir kez daha çiziliyor. Kişisel olanın siyasî, siyasî olanın da kişisel olduğuna dair söylem mevzubahis filmle yeni, hatta neredeyse nefes kesici bir mana kazanıyor.
Zor zamanlarda iki insanın birbirine sarılarak dayanışmasının gücü Selanik’te de layıkıyla hissedildi, ziyadesiyle takdir edildi ve barış temennisi bir kez daha dile getirilmiş oldu. Dünya kan ağlarken yanıbaşımızda olanlara kayıtsız kalışımız bir kez daha okkalı biçimde yüzümüze çarpıldı.
Belgesel sona ererken, aslında Londra’da yaşayan çiftin mütemadiyen memleketlerine ayrı ayrı seyahat etme durumuna bir kez daha şahit olduk. Sık sık tekrarlanan bu tatsız ayrılıklar acaba ne zamana kadar yaşanacak sorusu yeterince manidarken cevabı hepimizin üstüne bir lanet gibi çöktü: “Coğrafyamızda savaşlar bitince!”
Çiftin layık görüldüğü ilk ödülü beraber aldıktan sonra Janay’ın uçağına yetişmek üzere salondan ayrılması sonucunda diğer üç ödülü Habak’ın tek başına kabul etmesi tahmin ederim ki yaralarına tuz biber ekilmesi gibi bir şeydi!
Festivalin ödülleri hakkında teferruatlı malumata buradan ulaşabilirsiniz.
(MT/EMK)







