“Çocuk olmak; küçük bir düş demektir.” (11 yaş)
Yaklaşık iki sene önce çocuklarla yaptığımız bir araştırmada (1), 11 yaşındaki bir kız nasıl da güzel ifade etmişti çocuğun ne olduğunu. Bizler ise tüm yetişkinliğimizle, düşlerimizi öldürüyoruz tek tek…
Uğur, Mizgin, Abbas, Agop, Welat aslında hepimizin küçük düşleri değil miydi? Onlar çocuk değil miydi? Çocukları “çocuk” saymak için daha fazla ne gerekiyordu? Gülen yüzleri; karşılarında silahlı insanları, cezaevlerini gördüklerinde anında korkuya dönüyorsa, anlaşılmıyor muydu hala çocuk oldukları? Daha “çocuk” yaşlarında ellerine taş alıyorlar, ellerine silah veriliyorsa çocukların, savunmayacak mıydık onları? Hani onların sadece “çocuk” olmalarından dolayı korunmaları gerekiyordu? Hani onların yüksek yararının önüne hiç bir şey geçemezdi! Ne oldu kendi yetişkin düşlerimizi söndürdük de, küçük birer düş olan çocukları “çocuk” olmaktan çıkardık. Ne yaşadılar, nerede yaşadılar, nasıl yaşadılar fark etmez; ne yaptılar, nasıl yaptılar fark etmez! Uğur, Mizgin, Abbas, Agop, Welat! Çocuk koyun onların adını.
Anlamak çok zor değil. Bakın tüm uluslar arası, ulusal hukuk metinlerine; onlar hala “çocuk”! Türkiye başta olmak üzere, çocuk haklarına önem veren ülkelerde, ne oluyor da, birden bu çocuklar, korunmaya muhtaç haklarından yararlanamaz hale geliyorlar.
Babasının yanında, babasından beş dakika önce öldürüldü Uğur, yaşından çok kurşunla. “Kürt çocuk” olunca, “ancak terörist olur” bu çocuk diye kararını çoktan verenler sahiplenmedi Uğur’u. 12 yaşındaki Uğur’un silahlı çatışmaya girdiğini bile iddia ettiler, aksine edinilen tüm resmi raporlara rağmen. Çünkü şunu unuttular, Uğur 12 yaşında bir çocuktu ve düşleri vardı.
Mizgin de Uğur gibi, içinde bulunduğu arabaya karşı açılan ateş sonucu öldürüldü. İddialar her ne olursa olsun, içinde 11 yaşında bir çocuğun olduğu arabaya ateş açılması ve sonucunda Mizgin’in öldürülmesi, hayatımızdan bir düşün daha kayıp gittiğini göstermiyor mu size de?
Abbas, Gazze’de saldırılılar sonucu öldürülen 10 yaşında bir çocuk. Ortadoğu’da çocuk olmak nedir diye bir araştırma yapılsa belki de, düş olmaktan öte çocukluğun bir kâbus olduğu cevabını alırsınız. Peki, hangi politik argüman, hangi savaş “gerekçesi” Abbas’ın yaşamından daha değerli, onun yaşamının korunma hakkının ihlal edildiği gerçeğini hangi haklı düşünce değiştirebilir, söyler misiniz?
Agop, bir Ermeni çocuğu. Adını söyleyemeyip Ahmet’e çeviren, nerede oturduğunu açıklayamayan, nereli olduğu sorularından korkarak büyüyen bir çocuk. Söyleyin hangi tarihsel tartışma pozisyonu, hangi geçmiş, Agop’un bugün Agop olarak hak ettiği değerde yaşamasını engelleyebilir? Eğer engelleniyorsa bu, özür dilemek gerekmez mi Agop’tan?
Kürt olunca ve adı “terör” ile yan yana gelince çocuk olmuyor mu artık Welat da? Yıllardır üzerlerinden baskının eksik olmadığı, çatışmaların, ölümlerin olağanlaştığı bir bölgede, bir gösteri sırasında polise taş attığı gerekçesiyle tutuklanan ve hakkında onlarca yıl hapis istenen Welat'ın, çocuğa özgü adalet sistemi içinde yargılanması gerekliliği, Kürt olunca ortadan kalkıyor mu? Welat artık “çocuk” sayılmadığına göre babasıyla bir yıl görüştürülmeme kararı verilmesi de zararlı olmuyor değil mi?
Uğur, Mizgin, Abbas, Agop, Welat çocuk sayılmıyorlar. Onların çocuk olduğunu söylemek bile suç sayılıyor. Oysa sadece mevcut yasalara bakıldığında dahi, onların çocuk olduğu ve çocuk olmalarından dolayı kendi yararlarına özel muamele görmeye hakları olduğu hemen anlaşılabiliyor. Öyleyse, isimleri ne olursa olsun çocukların hepsinin ayrımsız “çocuk” olduğunu görmek ve çocuk olmalarından dolayı hak ettikleri dünyayı kurmak için onlarla birlikte çalışmak gerekiyor. Uğur, Mizgin, Abbas, Agop ve Welat arkadaşlarını da temsil eden sembolik isimler olsun, her isimden her çocuk yaşama hakları başta olmak üzere, çocuk olmalarının getirdiği insani gereksinimlerinin sağlandığı, çocuk olmalarının keyfini çıkarabildikleri başka bir dünyayı hak ediyor. İsmi ne olursa olsun her çocuk barışı hak ediyor.(SY/EÜ)
* Sedat Yağcıoğlu, psikolog.
* Başlıkta, Refik Durbaş’ın “Barış Koyun Çocukların Adını” adlı şiirinden esinlenilmiştir. Bu yazı Evrensel gazetesinde de yayınlandı.
(1) Değirmencioğlu, S.M., Özaksoy, E., Yağcıoğlu, S., Yeşiltaş, Ö. (2007) 23 Nisan’da çocuklar ne ister?