Cezaevine zorla girmek
Kim zorla cezaevine girer?
İnsan hakları, hukuk ve adalet!
2 Ekim 2023’te Çiğdem Mater sözlerine şöyle devam etmişti:
“Söz ettiğimiz şey hayatlarımız. İnsan hayatları. Şaka değil. Gülecek bir şey yok.”
İnsan hayatında bir cezanın infazı; ikinci kez cezalandırma değildir.
Cezası çok ağır bile olsa, infaz; insan onurunu korumalıdır.
“Hükümlü veya tutuklunun bir infaz kurumundan diğer bir infaz kurumuna götürülmesi nakil; hükümlü veya tutuklunun duruşma, savcılık soruşturması, hastalık veya sınav gibi nedenlerle geçici olarak infaz kurumu dışına çıkarılması ve görev bitiminde infaz kurumuna teslim edilmesi ise sevk olarak tanımlanmaktadır. Görüldüğü üzere nakil sürekli bir ayrılmayı ifade ederken sevk ise kısa süreli ve geçici bir ayrılmayı ifade etmektedir.”[1]
Mahpusların nakli hususu 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un (CGTHİK) 53-58 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan 05.06.2015 tarihli ve 31.07.2023 tarihinde değişiklik yapılan 167 sayılı Genelge uygulanmaktadır.
İnfaz Kanunu hükümlerine göre; hükümlüler, kendi istekleri veya toplu sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler (Madde 53). Mahpusun kendi isteği ile nakil mümkündür.
Bir mahpusun ailesinden çok uzak bir hapishanede olması, bu nedenle anne, baba, eş, kardeş, çocukları gibi yakın akrabaları ile görüşememesi, sağlık sorunları gibi nedenlerle nakil isteme hakkı vardır.
Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğuna göre (Anayasa Madde 20) mahpusun tutulacağı hapishane konusunda yetki kullanılırken temel insan hakları gözetilmelidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 8. maddesine göre “Herkesin özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmelidir.”
İnfaz rejimini, sadece suç faillerini toplumdan tecrit etmeye dönük bir uygulama değildir. Devlet; mahpusların yaşantılarına devam etmesini sağlayacak asgari koşulları sağlamakla yükümlüdür.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Vintman v. Ukrayna (Başvuru No: 28403/05) kararında; alınan cezaların sonucu hapsedilen mahpusların ailelerinden uzak olmalarının, ailesinin ziyaretlerini zorlaştıran ya da imkânsız hale getirebilecek kadar uzak bir hapishanede tutulmalarının aile hayatına müdahale kabul etmiş ve AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğini vurgulamıştır.
AİHM; 17.09.2019 tarihli Avşar ve Tekin v. Türkiye kararında ise ailelerinden uzak hapishanelere nakledilen mahpusların daha yakın hapishanelere nakil taleplerinin reddedilmesini özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlali olduğu kanaatindedir.
AİHM’ye göre hükümlü ve tutuklular, Sözleşme kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptirler (Hirst/Birleşik Krallık (No. 2) [BD], B. No: 74025/01, 6/10/2005). Bu konudaki sınırlamalar, suç ve düzensizliğin önlenmesi için güvenlik nedeniyle uygulamaya konulmuş olsa da haklı bir gerekçeye dayanmalıdır.
Hükümlü ve tutukluların özel ve aile hayatının sınırlanması hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmalarının kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Öte yandan hükümlü ve tutukluların özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı, ceza infaz kurumu idaresinin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla temasını devam ettirecek önlemleri almasını zorunlu kılmaktadır.
AİHM’nin 17.09.2019 tarihli kararında Avrupa Komitesi’nin, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Üye Devletlere yönelik Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkındaki Rec (2006) 2 sayılı Tavsiye Kararında yapılan yorum önemlidir.
Bu yorumda tutukluların uygun şekilde nakledilmesinin önemini vurgulamaktadır. Genel olarak, bu alanda karar verirken, tutuklular ve aileleri için, bilhassa ebeveynlerini görmeye ihtiyaç duyan tutukluların çocukları için, gereksiz zorluklardan kaçınılmalıdır. Özellikle, bütün tutuklular, dış dünyayla iletişimi kolaylaştırmak için, mümkün olduğunca evlerine veya topluma yeniden kazandırma merkezlerine yakın tutulmalıdır. Dolayısıyla, örneğin, bir kişinin ömür boyu hapis cezasına mahkûm edilmesi, mutlaka belirli bir cezaevine yerleştirilmesi ya da özellikle kısıtlayıcı olan bir rejime tabi olması gerektiği anlamına gelmez (...). Tutukluların tahsislerine ilişkin verilen kararların sonucuna doğrudan ilgi duyduklarının kabul edilmesi uygundur.
Dolayısıyla, nihai kararın (idari) makamlar tarafından verilmesine rağmen, mümkün olduğunca tutuklulara danışılması ve bulundukları makul başvuruların dikkate alınması gerekmektedir. Tutukluların, ilk kez tahsis edildiklerinde, sistematik olarak yerel bir cezaevine tahsis edilmeleri nedeniyle her zaman mümkün olmasa da bu danışmanın tutuklunun dağıtımı veya nakledilmesinden önce yapılması gereklidir. Eğer, istisnai olarak, güvenlik ve emniyet gereklilikleri tutuklulara danışılmadan önce tahsis edilmelerini veya nakledilmelerini zorunlu kılıyorsa, danışma daha sonra yapılmalıdır. Bu durumda, bir tutuklunun farklı bir cezaevine tahsis edilmesi için iyi bir nedeni varsa, verilen kararın değiştirilmesi mümkün olmalıdır. Kural 70 uyarınca, bir tutuklu, yetkili makamlardan belirli bir cezaevine tahsis edilme veya nakledilme talebinde bulunabilir. Bir tutuklu, ayrıca, tahsis veya nakil işlemleriyle ilgili verilen bir kararı iptal ettirmek için aynı prosedürü kullanabilir.
Tutukluların nakil işlemlerinin kaçınılmaz olabileceği ve bazı durumlarda bir tutuklunun menfaatine olabileceği kabul edilse de art arda ve gereksiz şekilde yapılan nakil işlemlerinden kaçınılmalıdır. Bir nakil işleminin avantajları ve dezavantajları, bu işlem yapılmadan önce dikkatlice değerlendirilmelidir.
Bu yorumdan sonra AİHM, Sözleşme’nin 5. maddesi (özgürlük ve güvenlik hakkı) bakımından, “her türlü yasal tutukluluğun, nitelik olarak ilgilinin özel ve aile hayatının kısıtlanmasına neden olduğunu hatırlatmaktadır. Öte yandan, Sözleşme, tutuklulara tutukluluk yerlerini seçme hakkı tanımamakta ve tutuklunun ailesinden ayrılmasının ve uzaklaştırılmasının, tutukluluğun kaçınılmaz sonuçlarını oluşturmaktadır. Bununla birlikte, bir kişinin ailesinden uzak bir cezaevinde tutuklu bulunmasının - öyle ki her türlü ziyaret çok güç dahası imkânsız görünmekte - bazı koşullarda aile hayatına bir müdahale teşkil edebilmekte zira aile üyeleri için, aile hayatının korunması için, tutukluyu ziyaret etme imkânı temel bir faktördür.
Onarıcı ve ıslah edici olmaktan uzaklaşan infaz sistemi insan haysiyetinin eziyeti olmamalıdır.
İnfaz haysiyet kırıcı insanlık dışı uygulama ve eziyet değildir.
Tutukludur, insandır. Hükümlüdür, haysiyet sahibidir.
İnfaz hukuku kanayan yaralara dönüşmüş insan öğütme yerleri hiç değildir.
Hukuk, infazın zorluklarını zorlamaz; çözer. Keyfilik yasaktır.
Zorla içeriye girmeye çalışan hukuk ve insan haklarına cezaevi kapıları açılmalıdır.
Dipnot:
[1] Hükümlü ve Tutukluların Nakil Esasları ve Güncel Sorunlar. Bahattin ARAS. 2022/4 Ankara Barosu Dergisi
(Fİ/VC)