Hoşgörü operasyonları
Gözaltına alındı… İfadesi tamamlandı savcılığa götürüldü…
Emniyet ifadesi ele geçirildi. Savcılıkta suçlamaları reddetti. Savcılık tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti… Gözaltına alınırken, mahkemedeki görüntüleri…
Tutuklandı… Ev hapsiyle serbest bırakıldı…
Operasyonlar devam ediyor….
Ne olmuş? Tweetlerindeki sözleriyle halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan yakalanmış.
Attığı tweet yüzünden halka yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçundan savcılık talimatıyla gözaltına alınmış.
Televizyonlarda haberlere böyle başlanıyor. Manşetlerinde bu haberler var… Yorumlarıyla böyle olayları haber olarak veren gazeteler okunmuyor ama haberler bunlar. Sosyal medya hesaplarında yapılan açıklamalar, başvurulan kısa kısa haberlerin sosyal medya duyurularının başkalarıyla paylaşılması, elektronik haberleşmenin hızla yayılan haberleri ve YouTube haberleri…
Haberler böyle… Gazeteciler her gün bu haberlerle güne başlamaktan bıktı.
Görüşlerini açıklayanların, protesto edenlerin yorumlarıyla dolu sosyal medya haberleri…
Günlerimizin her sabah, her akşam, her gece yarısı sürekli böyle başladığı zamanlar içinde kaybolan özgürlüklerimiz…
28 Mayıs 2003 tarihli Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 840. toplantısında kabul edilen “İnternette İletişim Özgürlüğü Deklarasyonu” gereğince; İnternet yayınlarda İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin (AİHS) 10'uncu maddesinin 2'nci paragrafında yer alan ilkelere göre devletler kendi iç hukuklarında yasal düzenleme yapabilirler.
Hatta İnternetteki yayın “içeriğine” erişimin engellenmesi veya içeriğin yayından “kaldırılmasını” sağlamak için yasal sınırlandırmalar getirebilirler. Yeter ki; İnternet ortamındaki yayınlara getirilecek her sınırlandırma ifade özgürlüğünün korunması amacıyla getirilsin. Yasal önlemler sansüre yol açmasın ve otosansür yaratmasın!
AYM’nin 2014 yılında verdiği karara göre;
“İnternet modern demokrasilerde başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kullanılması bakımından önemli bir araçsal değere sahip bulunmaktadır. İnternetin sağladığı sosyal medya zemini kişilerin bilgi ve düşüncelerini açıklama, karşılıklı paylaşma ve yaymaları için vazgeçilmez niteliktedir. Bu nedenle düşünceyi açıklamanın günümüzde en etkili ve yaygın yöntemlerinden biri haline gelen internet ve sosyal medya araçları konusunda yapılacak düzenleme ve uygulamalarda devletin ve idari makamların çok hassas davranmaları gerektiği açıktır.” (Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm. B.No 2014/3986, Karar Tarihi: 2/4/2014)
Anayasa Mahkemesi “twitter.com isimli siteye” erişimin mümkün olmadığı tespitinden sonra kararında; “Ülkemizde milyonlarca kullanıcısı olan bir sosyal paylaşım sitesine erişimin engellenmesinin bu kişilerin demokratik toplumun temellerinden olan ifade özgürlüğünü sınırlayıcı etkisi dikkate alındığında, bu tür sınırlamaların hukuka uygunluğunun acilen denetlenmesi ve hukuka aykırılık tespiti halinde sınırlamanın hemen kaldırılması demokratik hukuk devleti ilkesinden kaynaklanan bir zorunluluktur.” demiştir.
İfade özgürlüğünün demokratik hukuk devletindeki önemini dikkat çeken Anayasa Mahkemesi; twitter.com isimli internet sitesine erişimin engellenmesi yalnızca bu engellemeye dayanak gösterilen ve URL bazlı verilen kararların muhataplarını değil, twitter.com ağından yararlanan tüm kullanıcıların ifade özgürlüğüne yönelik ağır müdahale niteliğinde olduğuna ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.
O halde görüş açıklamak yasak mıdır?
Yorum yapmak yasaklanabilir mi?
Sansür esas, sosyal medya yasak mıdır?
Kimileri tweetlerle suç işlendiğine inanıyor. Yasaklanmalıdır görüşüne karşılık yasaklamanın yasak olduğuna inanlar var… Adaletin göreceli olarak ne olduğuna veya yasaklamamak gerektiğine inanların ne dediğine bakmalı…
Saf hukuk kurumanın ünlü hukukçusu (11.10.1881-19.4.1973) Hans Kelsen; bu tartışmalara göreceli adaleti ekliyor. Soruyor; “göreli adalet” felsefesinin ahlakı nedir? Bu felsefede “ahlaktan” bahsedilebilir mi? Görecelik, bazılarının düşündüğü gibi ahlak dışı değil midir?
Göreli bir değer anlayışında ahlaki ilkenin hoşgörü ilkesi olduğuna inanmaktadır. Aynı düşünceyi, başkalarının dini, siyasi veya sosyal görüşlerini paylaşmayabilirsiniz. Ama durumunuz; böyle görüşlerin hoşgörülü şekilde anlaşılması talebidir. Kelsen’e göre; “Bu hoşgörü, hukuka tabi olanlar arasında barışı garanti eden, onları her türlü şiddete başvurmaktan meneden, görüşlerinin barışçıl şekilde ifade edilmesini kısıtlamayan pozitif bir hukuk düzeni çerçevesinde gerçekleşir.”
Hans Kelsen’e göre; “Hoşgörü ifade özgürlüğü demektir”
En yüksek ahlaki ideallerin onları savunanların hoşgörüsüzlüğü yüzünden tehlikeye atıldığını ifade ediyor ve engizisyondan başlayarak hoşgörüsüzlüğü eleştiriyor.
“Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız. Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız”
17 yüzyılın korkunç mezhep kavgalarını, böyle bir dönemde mevcut dini veya siyasi düzenin savunulmasını en iyi yolun diğer inançlara karşı hoşgörüsüzlükten geçtiğini düşünenlere karşı insan vicdanının kurtarıcılarından Pierre Bayle’nin sözlerini hatırlatıyor: “Tüm düzensizlikler hoşgörüden değil, hoşgörüsüzlükten kaynaklanır..."
Devamındaki öğretisinde şunu söylüyor:
“Eğer demokrasi adil bir yönetim biçimiyse; bunun tek nedeni (demokrasinin) özgürlük olmasıdır; özgürlük ise hoşgörü anlamındadır. Fakat demokrasi anti-demokratik faaliyetlere karşı savunma zorunda kalırsa hoşgörülü kalabilir mi? Kalabilir! Nasıl? Anti-demokratik görüşlerin barışçıl ifadelerini bastırmadığı ölçüde. Demokrasiyi otokrasiden ayıran tam da bu hoşgörüdür. Otokrasiyi reddetme ve demokratik yönetim biçimimizle ancak bu farklılığı koruduğumuz sürece gurur duyma hakkına sahibiz.
Demokrasi kendinden vazgeçerek kendini savunamaz. Ama herkesin, hatta demokratik bir yönetimin bile, onu (otokrasiyi) zorla ortadan kaldırmak, zorla bastırmak ve uygun araçlarla önlemek hakkı vardır. Bu hakkın kullanılması ne demokrasi ilkesine ne de hoşgörü ilkesine aykırıdır.” [i]
Demokrasiyi savunma, bazı fikirlerin yayılması, görüşlerin açıklanması, kitlelere ulaşarak ifade özgürlüğünün kullanılması, görüş edinme hakkının sağlanması, eleştirmek, yorumlamak, özgürlüğü kullanmak, başkalarına karşı hoşgörülü olmak, hoşgörü beklemek, basın özgürlüğünü korumak; çoğunlukla bir tehlike yaratabilir.
Buna rağmen demokrasi savunulmalıdır. Bazen demokrasiyi sürdürmek için sınır çizmek gerekebilir. Bütün tehlikeler ve tartışmalar bu sınırın ne olduğu ve ne olmaması gerektiğine dairdir.
İfade özgürlüğünün sınırsız olmadığı yüzyıllardır bilinir.
Ama özgürlüğe ve ifade özgürlüğüne getirilecek sınır ne olmalıdır?
Bu sorunun yanıtı nettir. Sınır, ifade özgürlüğüdür.
İşte bu sınır tehlikelerle dolu bile olabilir. Hatta her zaman tehlikelidir!
Gözaltına alınabilirsiniz, tutuklanabilirsiniz, hapsedilirsiniz… Malınıza mülkünüze el konabilir. Bazı haklarınızdan mahrum edilebilirsiniz. İddianame beklersiniz! Mahkeme önüne çıkmak hakkınızdır, elinizden alınabilir. Yıllarca ceza verebilirler.
Bu tehlikeleri çoğaltabilirsiniz!
İfade özgürlüğünün sınırlarında gezinmek, böyle risklerle dolu olabilir.
“Ancak bu riski almak demokrasinin doğası ve onurudur ve eğer demokrasi bu tehlikeye karşı çıkamıyorsa, o zaman savunmaya değer değildir”
Hans Kelsen böyle söylemiş. Demokrasi doğası gereği özgürlük ve özgürlüğün ise hoşgörü anlamına geldiği kanaatindedir.
Adalet nedir?
Tartışma ile karşıt görüş varsa adalet; özgürlüğün, barışın, demokrasinin ve hoşgörünün adaletidir.
[i] Hans Kelsen. Adalet Nedir. Haziran 2023. Sayfa 56-61 Al Baraka yayınları.
(HA)