Mecellede âdab yargıda ahlak
Mecellede ve yargıda ahlak ve etik yazılıdır ama yaşamda aramayın, yoktur…
İslâm hukuk tarihinin ilk medeni kanunu Mecelle, 16 kitap ve 1851 maddedir. Mecelle hâkimin nitelikleri madde 1792’de saymıştır: “Hâkim; hakîm (adaletli, akıllı, bilge, âlim), fehim (anlayışlı, zeki), müstakim (dosdoğru, bağımsız, dürüst) ve emin (kendinden bilgisinden emin olmalı, güvenilir), mekin (şeref sahibi, saygın, vakar sahibi ), metin (sabırlı, metanetli) olmalıdır.”
Mecelle, ‘hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn ve metîn’ insanlardan söz etmiyor, hakimlerde sayılan bu nitelikler “olmalıdır”, hatta hakimler böyle olmalıdır diyor
Demek ki, hakîm, fehim, müstakim, emin, mekin ve metin olamıyorsa hâkim değildir.
Olmamışları hâkim ve savcı yapmamalıdır…Mahkemelere tayin etmemelidir.
Mecellenin Kitab’ül-Kazâ başlıklı 16’ncı kitabının birinci bölümünün ikinci faslı “Hâkimin âdabı beyanındadır” başlığını taşır. Mecellede geçen “âdab”; “edeb” kelimesinin çoğuludur. İyi terbiye, usluluk, zariflik, nazikliktir.
Demek ki adabın ve hâkimde olması gereken edebin kazanılmasında Mecellenin ve İslam hukukunun tarihsel bir önemi vardır.
Günümüze gelelim…14 Mart 2019 tarihli Resmî Gazetede (Sayı 30714) Türk Yargı Etiği Bildirgesi yayımlandı ve Giriş bölümünde şunlar yazılı:
“Hâkimler ve savcılar, görevlerini yerine getirirken adaletin en hassas ve doğru şekilde dağıtıldığından emin olan, meslekî sorumluluk içinde davranan, bütün işlemleri ile karar ve davranışlarında insan ve toplum hayatına tesir edeceklerinin ve toplum nezdindeki saygınlıklarının korunmasının Türk yargısının itibarını da yükselteceğinin bilincinde olan ‘hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn ve metîn’ insanlardır. Anayasa ve kanunlardan aldıkları yetki çerçevesinde, hür vicdanları ile evrensel değerleri şiar edinerek bağımsız ve tarafsız olarak görevlerini yürütürler. Bu bildirgede belirtilen etik ilkeleri içtenlikle benimser gerek meslekî gerekse sosyal hayatlarında bu ilkeler doğrultusunda davranmaya onurları ve vicdanları üzerine söz verirler.”
Söz veren hâkim ve savcılar! Sözlerini tutmayanlar meğer ne kadar çoğalmışlar.
Hâkim ve savcılar için Birleşmiş Milletler 2003/43 sayılı Bangalore Yargı Etiği İlkeleri evrensel etik ilkelerdir. İslam hukukunun ilkelerine Yargı Etiği İlkelerindeki şerhte yer verilmiştir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 27.06.2006 gün ve 315 sayılı kararıyla Bangalore Yargı Etiği ilkelerini hakimlere ve savcılara duyurmuştur.
Türk Yargı Etiği Bildirgesi 4. Maddesinde hakimler ve savcılar “Dürüstlük ve doğruluğun, mesleğin gerektirdiği yüksek karakterin vazgeçilmez unsurları olduğunun bilinciyle gerek mesleki yaşamlarında ve gerekse sosyal hayatlarında bu yönde bir duruş sergilerler.” (4.1).
Hemen devamında yazılı; “ Özü sözü bir kişilikleriyle oldukları gibi görünür ve göründükleri gibi olurlar” (4.2).
Oldukları gibi görünmek ve göründükleri gibi olmak…Oldukları gibi görünmüyor ve göründükleri gibi olamıyorlar… Yargıyı gün ışığından saklayanlar kimlerdir?
Türk Yargı Etiği Bildirgesinin sonuna bakalım:
“Bu bildirge Türkiye Cumhuriyeti hakimleri ve savcılarının takip edecekleri ilkeleri belirleyen bağlayıcı bir belgedir”
“Hakimler ve savcılar, bu bildirgede belirtilmeyen bir durumla karşılaştıklarında, takip etmeye onur ve vicdanları üzerine söz verdikleri yukarıdaki ilkelerin ruhuna uygun davranırlar”
“Türk Yargı Etiği Bildirgesi; hakimler ve savcıların, adına karar verdikleri Yüce Türk milletine ve O’nun her bir ferdine verilmiş bir sözdür”
Onur ve vicdanları üzerine verilen ne sözlerini tutan var ne de yazıldığı davranan…
Adabı, “Türk Yargı Etiği Bildirgesi ”ne uygun olmayanları gördük.
Yargılamalardan ne beklenir? Adalet…Şimdilik beklemeyin, ama umudunuzu yitirmeyin.
Yargılamalar ve davalar günlük yaşamın egemeni oldu.
İnsanların “tutuklulukları” üzerine kurulu bir yargı sistemi var ve yaşamı tutsak aldı.
Hapishaneler esas, özgürlükler istisna oldu. Umut sanki Kaf dağının ardında! Sanmayın!
Mahrum kalınan “özgürlükler” ve hukuk varmış gibi politika yapılıyor!
Yaşamda “korkular” yaratılıyor. Yargı yoluyla herkese cezalandırma gözdağı veriliyor.
Vicdanı olmayan bir hukuk sisteminde adalet ve hukuktan, “etik” ilkelerden söz etmek, ahlak demek, edep demek garip oluyor…
Ceza hukukuna, diğer hukuksal düzenlemelerin yetersiz kaldığı durumlarda başvurulur. Sürekli söylendi, işe yaramıyor…Geriye kaldı umutlu olmak, geleceğe inançla, öfkeyle sarılmak…
Muhalifleri düşman görmek, ceza yaptırımıyla tehdit etmek, siyasetçileri hapse atmak, hayatı susuz bırakmak, her protestoyu cezalandırmak, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz.
Ceza hukuku, cezalandırma hukuku değildir. İnsanı ve insan haklarını korumalıdır. Ceza hukuku son çaredir (ultima ratio) ve ilk çare (solo ratio) değildir. İnsan öznedir. Yargının amacı insandır.
Yargı bağımsız ve tarafsız mıdır? Söylemek yetmiyor…Öyle midir? Suya yazılan yazıdan mı ibarettir insan hakları, hukuk ve adalet? Var mıdır, yok mudur?
Özü sözü bir kişilikleriyle oldukları gibi görünen ve göründükleri gibi olanlar; var mıdır?
Adap varsa insan hakları vardır. Adap varsa yargı etiği vardır.
Eğer yoksa…Ne adap ne insan hakları ne ahlak ne etik; yoktur…
Ne özü ne sözü bir olanlar ne de verdikleri sözleri tutanlar kaldı…
Ne oldukları gibi görünürler ne göründükleri gibi olurlar…
(Fİ/NÖ)