“Barajdan Sızanlar” başlıklı sergi, Salt Beyoğlu’nda 22 Nisan’da ziyarete açıldı. Sergi, Doğu Akdeniz’den Körfez Bölgesi’ne uzanan geniş bir coğrafyada arazi, hafıza ve arşiv arasındaki ilişkileri ele alıyor.
Adını da insan hakları avukatı Noura Erakat’ın “Barajı yarıp geçiyoruz; mücadeleye devam edin” sözünden alıyor.
Salt tarafından düzenlenen sergi, sanatçıların üretimleri aracılığıyla sömürgeci pratiklerin ötesine geçen bir “yerdeşlik” fikrini tartışmaya açıyor.
Serginin programlayıcısı Gülce Özkara, serginin çıkış noktasının doktora çalışması sürecinde geliştirdiği kavramsal sorgulamalara dayandığını belirtti. Özkara, arazi ile arşiv arasındaki ilişki üzerine düşünürken “Araziye bir hafıza ya da bir arşiv olarak yaklaşabilir miyiz?” sorusunun belirleyici olduğunu ifade etti.
“Arazi” kavramının süreç içinde genişlediğini belirten Özkara, başlangıçta “landscape” kavramından yola çıktığını ancak bunun Türkçe ve Arapçaya birebir çevrilememesinin yeni düşünme alanları açtığını ifade etti. Özkara, bu tartışmalar sonucunda geliştirilen “yerdeşlik” kavramının serginin temel çerçevesini oluşturduğunu belirterek, kavramın “yerle birlikte var olma” halini ifade ettiğini dile getirdi:
"Yerdeşlik, zeminle bir olmayı, onunla birlikte var olmayı ve onunla kurulan ilişkiyi ifade ediyor. İngilizceye de “being with the place” olarak çevirdik. Yerle, araziyle, bazen peyzajla, bazen manzarayla kurulan bu birlik hali serginin temel düşünsel çerçevesini oluşturdu. Şunu özellikle vurgulamak isterim: Bu sergi, belirli kavramları önceden belirleyip onların peşinden gitmekten ziyade, karşılaştığım işler ve sanatçılarla kurduğum diyaloglar üzerinden gelişti. Sanatçıların ne söylediğini ve bu süreçte onlardan ne öğrenebileceğimizi merkeze aldım."
Sergiye adını veren eser: “Çatlaktan Sızanlar ve Geri Dönüş”
Sergiye adını veren eser, sanatçı Dima Srouji’nin “Çatlaktan Sızanlar ve Geri Dönüş” başlıklı video çalışması oldu. Eser, Filistinlilerin kolektif hafızasında yer eden kayıp, yas ve kuşaklar arası travmayı, iyileşme ve özgürleşme tahayyülüyle birlikte ele alıyor.
Çalışmada, Nakba’ya ait arşiv görüntüleri geriye doğru akarken, çatlamış bir barajdan sızan su görüntüsüyle üst üste bindiriliyor. Bu görsel kurgu, altyapıların yıkıcı etkisine karşı suyun yeniden canlandırıcı gücünü öne çıkarıyor. Eser, Noura Erakat’ın “Barajı yarıp geçiyoruz; mücadeleye devam edin” sözüne de gönderme yapıyor. Eser, serginin kavramsal çerçevesinde önemli bir yer tutuyor:
"Sergi, altyapıları yalnızca bir araç olarak değil, aynı zamanda bir direniş ve mücadele alanı olarak ele alıyor. Zemini ortak bir yer olarak düşünmekten bahsetmiştik, bir birliktelik hali olarak. Bu altyapıları başka bir düşünme biçimine, araziyle başka bir ilişki kurma biçimine dönüştürmek mümkün mü sorusuyla yola çıktık."
Arşivden sızanlar: Fırat ve Keban hattında hafıza ve dönüşüm
Sergide yer alan “Arşivden Sızanlar” bölümü, Fırat Nehri ve Keban Barajı çevresinde şekillenen farklı tahayyülleri görünür kılıyor.
Bu arşiv malzemelerine, sanatçı Aslıhan Demirtaş’ın barajların coğrafi ve toplumsal etkilerini ele aldığı çalışmalar eşlik ediyor. Demirtaş’ın “barajlar kralı” olarak anılan Süleyman Demirel ile yaptığı söyleşi dönemin kalkınmacı söylemini ve doğaya müdahale anlayışını ortaya koyuyor.
Demirtaş’ın uzun soluklu araştırmalarına dayanan çalışmaları ise Türkiye’de baraj politikalarını tarihsel bir perspektifle ele alıyor. Sergide yer alan “Payidar” başlıklı çalışmada ise baraj projeleriyle kesintiye uğrayan coğrafyalarda doğanın yeniden alan açma ihtimali ele alınıyor.
Bölümde ayrıca Gülce Özkara’nın kişisel hafızasına da yer veriliyor. Anlatıya dahil edilen manzara resmi, Fırat havzasıyla kurulan aidiyet ilişkisini sergiye taşıyarak bağ kuruyor:
"Bu sergide 'sızma' fikrini çok düşündüğüm için, arşivin içine kişisel bir katman da dahil oldu. Babaannemin yaptığı bir manzara resmi de bu alana sızıyor. Fırat Nehri ve Keban Barajı ile ilgilenmemin nedeni de babaannemin köyünün o havzada yer alması. Bu coğrafyanın dönüşümüne tanıklık etmiş olmak ve babaannemin evinde sürekli duran bu manzara resmi, benim için önemli bir referans oldu. Bir yanda altyapılar üzerinden kurulan hâkimiyet ve dönüştürme tahayyülü varken, diğer yanda babaannemin Fırat Nehri’ni aidiyet, kökler ve memleketle ilişkilendiren yaklaşımı var."
Göçmen deneyimi ve aidiyetin yeniden kurulumu
Sergide yer alan bir başka dikkat çekici eser Metincan Güzel’in Too Close to Home (Eve Fazlasıyla Yakın) adlı işi. 1960’lardan itibaren Hollanda’ya göç eden Türkiyeli işçilerin deneyimlerine odaklanıyor. Başlangıçta geçici bir çalışma süreci olarak kurgulanan işçi göçü, 1970’lerde derinleşen ekonomik krizler ve Türkiye’deki siyasi dönüşümlerle kalıcı hale geldi. Bu süreçte göçmenlerin kurduğu dükkânlar, artık var olmayan ya da hiç var olmamış bir “memleket”in imgeleriyle şekillenmeye başladı.
Sanatçı, çalışmanın göçmen mekânlarının üretim biçimlerini ve aidiyet duygusunu nasıl yeniden kurduğunu sorguladığını belirtiyor. Rotterdam’daki kıraathanelerden esinlenen görsel düzenlemelerin kullanıldığı iş, uzak ile yakın, tanıdık ile yabancı arasındaki ilişkiyi görünür kılıyor.
Sergi 15 sanatçının üretimlerini bir araya getiriyor
“Barajdan Sızanlar” sergisi, farklı disiplinlerden 15 sanatçının çalışmalarını bir araya getiriyor. Sergide Haig Aivazian, Monira Al Qadiri, Al-Wah'at Collective, Mehmet Ali Boran, Can Candan, Aslıhan Demirtaş, Alia Farid, Metincan Güzel, Emre Hüner, Evrim Kaya, Yelta Köm, Fredj Moussa, Dima Srouji, Aslı Uludağ ve Merve Ünsal’ın işleri yer alıyor.
Serginin tasarım ve prodüksiyonu Emirhan Altuner tarafından gerçekleştirildi. Serginin editörlüğünü Ezgi Yurteri üstlenirken, İngilizce çeviriler Çağla Özbek tarafından yapıldı. Tasarım ve prodüksiyon asistanlığını ise Fulya Aras yürüttü.
Sergi, Hollanda Krallığı ve Feltouch’in desteğiyle; Asya International Movers, Bankerhan Hotel, Eureko Sigorta ve Jotun’un katkılarıyla hayata geçirildi.
Sergi, 23 Ağustos’a kadar Salt Beyoğlu’nda ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.
(ZO/HA)







