Ayşenur’un gözleri İstanbul’da: Tanıklığın kamusal hafızası
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) öğrencileri, Nakba’nın 78. yılı için düzenlenen yürüyüşte Ayşenur Ezgi Eygi’nin gözlerini kamusal alana taşıdı.
Büyük Postane’den Eminönü Meydanı’na yapılan yürüyüşte taşınan göz figürleri, Filistin’de süren şiddetin tanıklığını görünür kılıyordu. Ayşenur’un gözleri, yıllardır süren yıkımın, yerinden edilmenin ve kuşatmanın içinden dünyaya bakan bir hafızayı taşıyordu.
Yürüyüş boyunca kalabalığın arasında yükselen bu bakış, yalnızca bir imge değil, tanıklığın kendisine dönüştü. Bazı imgeler, insana gördüğü şey karşısındaki konumunu hatırlatır. Bir çift göz, uzun açıklamaların kuramadığı yüzleşmeyi kurabilir; sıradanlaştırılan şiddeti yeniden görünür kılar, unutturulmak istenen hafızayı canlı tutar ve insanı bakıp geçtiği görüntülerle yeniden karşı karşıya bırakır.
Filistin Eylem Komitesi’nin çağrısıyla yapılan yürüyüşte Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencilerinin taşıdığı pankartlar ve göz figürleri, işgal altındaki Doğu Kudüs’ün Silwan Mahallesi’nde sürdürülen “I Witness Silwan[1]” kamusal sanat girişiminden ilham alıyor.
Silwan’da evlerin duvarlarına çizilen büyük göz figürleri, İsrail’in zorla tahliye ve yıkım politikalarına karşı bir kamusal tanıklık ve hafıza pratiği olarak ortaya çıkıyor. Çünkü o gözler, İsrail’in yerleşimci-sömürgeci politikaları altında yaşamaya çalışan insanların “buradayız” deme biçimi niteliğinde. Yıkım tehdidi altındaki evlerin duvarlarından mahalleye, tepelere ve şehre bakan bu gözler gazetecilerin, sanatçıların, direnişçilerin ve yaşamını yitiren Filistinlilerin tanıklığını taşıyor.
MSGSÜ öğrencilerinin eylemde taşıdığı Ayşenur Ezgi Eygi’nin gözleri güçlü bir anlam taşıyor. Filistin’de 6 Eylül 2024’te İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu yaşamını yitiren Ayşenur Ezgi Eygi’nin gözleri, Filistin’e uzaktan bakmanın ötesine geçmeye çağırıyor. Çünkü bu gözler aynı zamanda tanıklığın yükünü taşıyor.
Öğrencilerin yayımladığı açıklama[2], 1948’de başlayan Nakba’nın tarihsel olarak kapanmış bir olay olmadığını vurguluyor. Açıklamaya göre Nakba, bugün Gazze’de, Batı Şeria’da, Kudüs’te ve Silwan’da farklı biçimlerde varlığını sürdürüyor. Bu nedenle Filistin meselesi süreklilik taşıyan bir sömürgecilik rejimi olarak ele alınıyor. “Filistin halkı 78 yıldır yerinden ediliyor, kuşatma altına alınıyor, katlediliyor” ifadeleri, Nakba’nın tarihsel bir kırılmanın ötesinde bugün de farklı biçimlerde sürdüğü yaklaşımını ortaya koyuyor.
MSGSÜ öğrencisi Berre ise Filistin’de süren işgalin görmezden gelindiği kolonyalizm tartışmalarına değiniyor. Kısa süre önce düzenlenen Dünya Dekolonyalizm Forumu’nu hatırlatan Berre, Filistin’de süren işgal görmezden gelinerek yapılan kolonyalizm tartışmalarının eksik kaldığını ifade ediyor. Ona göre bugün ihtiyaç duyulan şey, parçalı değil bütünlüklü bir sömürgecilik eleştirisi. Çünkü Filistin’de yaşananlar dünyadaki farklı şiddet biçimleriyle bağlantılı bir yapı içinde işliyor. Yerinden edilme, sınır politikaları, devlet şiddeti, militarizasyon ve hafızanın silinmesi… Bütün bunlar birbirinden bağımsız süreçler oluşturmuyor. Silwan’daki duvarlara çizilen gözlerin İstanbul’daki bir yürüyüşte yeniden ortaya çıkması da tam olarak bu bağlantıyı görünür hale getiriyor.
MSGSÜ öğrencisi Meryem ise Filistin’de süren şiddetin nasıl temsil edildiği meselesine odaklanıyor. Ona göre mesele Filistin’de yaşanan şiddetin nasıl temsil edildiği üzerine düşünmek. Çünkü temsil, tarafsız bir alan oluşturmuyor. Neye bakıldığı kadar, nasıl bakıldığı da politik bir anlam taşıyor. Sürekli akan görüntüler karşısında insanın hissizleşmesi mümkün hale gelirken, kamusal sanat başka bir karşılaşma biçimi yaratıyor. Bakışı edilgen bir seyirden çıkarıp etik bir sorumluluğa dönüştürüyor. Göz figürleri bu yüzden izleyene geri bakan imgeler niteliği taşıyor. İnsan o gözlerle karşılaştığında yalnızca bir başkasının acısını görmüyor, kendi konumuyla, sessizliğiyle ve dünyadaki yerini alış biçimiyle de yüzleşiyor.
Şimdi o gözler İstanbul’da belirirken, başka bir hafızayla birleşiyor: Ayşenur Ezgi Eygi’nin hafızasıyla.
Bu birleşme, Filistin dayanışmasını kolektif bir karşılaşma alanına dönüştürüyor. Bazen dayanışma, birbirinin gözlerinin içine bakabilme cesaretinde de ortaya çıkabiliyor. Mohammed El-Kurd’un “Filistinlilerin gözlerinin içine bakın” çağrısının eylem boyunca yeniden hatırlatılması da bu nedenle önem taşıyor. Bu çağrı insanı sorumluluk almaya davet ediyor.
Silwan’daki gözler ve İstanbul’da taşınan Ayşenur’un gözleri başka bir ihtimali işaret ediyor. Bakışı yavaşlatmayı. Acının karşısında durmayı. Unutmamayı. Ve en önemlisi, adalet talebini ortak bir vicdanla birlikte kurmayı.
Çünkü bazı gözler insanın peşini bırakmıyor. Bazı bakışlar, hafızada kaldığı sürece yaşamayı sürdürüyor.
[1] https://www.iwitnesssilwan.org/
[2] https://asosyoloji.com/aysenurun-gozlerine-icine-bakin-filistinlilerin-gozlerine-icine-bakin/
(ZA/HA)
“Güvencesiz akademisyen özgürce düşünemez”
İtalyan Lisesi’nde grev 100. gününde: Öğretmenler TİS bekliyor
Pınar Selek: Çalışmamı toplumsal hafızaya geri döndürmek istedim
“Aşk, Mark ve Ölüm” sergisi Depo’da açıldı
"Anadili kullanılmadıkça körelir ama ortadan kalkmaz"