Adım Orhan Gazi Erdoğan. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi Bilgi İşlem Sorumlusuyum. Bildiğiniz üzere, kişisel verileri koruma kanununa muhalefet iddiasıyla huzurunuzdayım.
11 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi’nde bilgi işlem sorumlusu olarak görev yapmaktayım. Bilgi işlem sorumlusuyum, fakat KVKK’ya göre kişisel veri sorumlusu değilim; çünkü siyasi partilerde veri sorumlusu olarak KVKK, kişileri değil, parti tüzel kişiliğini esas almaktadır. Bilgi işlem sorumlusu olarak görevim; partinin dijital altyapısını geliştirmek, parti yönetiminin ve parti örgütünün ihtiyaç duyduğu yazılımları yazıp geliştirmek ve kullanıcıların hizmetine sunmaktır.
Aynı zamanda kısa adı SİPORT olan, YSK Siyasi Parti Portalı'na da erişim yetkim vardır. Bu yetki YSK tarafından verilmiştir. Bu portala girerek seçmen verisi dahil partinin talep ettiği ve YSK’nın kabul ettiği dosyaları ve listeleri indirip, partinin sistemlerine aktarmak, seçmen listesi dahil bu verileri örgütün kullanımına açmak görevlerim arasındadır. Her partide olduğu gibi; AK Parti, MHP ve CHP’nin de kendi örgütünün kullandığı bir sistem vardır. Bu sistemlere kullanıcı adı ve şifreyle girilir. Herkes yetkisi icabında bu listelere girer, görür ve ne yapması gerekiyorsa onu yapar.
YSK demişken, şimdi de YSK siyasi partilerle seçmen listelerini nasıl paylaştığı konusuna girmek istiyorum. YSK, siyasi partilerle seçmen listelerini iki türlü paylaşır. Birincisi, seçim takvimi döneminde siyasi partilerin isteği olmaksızın bu listeleri partilerle paylaşır. Bu süreç muhtarlık askı listelerinden başlar, itiraz sonuçlarıyla devam eder ve kesinleşmiş sandık seçmen listeleriyle son bulur. Yani bu listeler, oy kullanmaya gittiğimiz zaman sınıfın kapısında asılı olan ve artık değişmeyen listelerdir.
Bu sadece seçim takvimi içerisindeki veridir. İkinci olarak da partilerin talebi üzerine, iki seçim arasında partilerin belirli bir talep hakkı vardır. Partiler buna ihtiyaç duyduğu zaman bu hakkı kullanır.
CHP olarak genellikle kurultay öncesi bu hakkımızı kullanırız. Dolayısıyla ikinci yöntem, dediğim gibi partilerin isteği üzerine listelerin alınmasıdır. Buradaki sandık numarası ayrıntısına lütfen dikkat ediniz. Bu ayrıntıya dikkat edilmemesi, hayatımın çok kıymetli 5 ayını, hatta 6. aya girdik, cezaevinde geçirmeme sebep oldu. Savcılık ifademe geçtiğimde bu konuya tekrar döneceğim.
Bu tespitleri yaptıktan sonra şimdi savcılık ifademe dönmek istiyorum. Sayın savcı, öncelikle bana tanıdığım veya tanımadığım kişilerin listesini gösterdi. Ben en ufak bir detay atlamadan, hiçbir şey saklamadan bunları anlattım. Zaten tutanağa geçen ifadeler doğrudur, orada bir yanlışlık yoktur. İkinci olarak İBB Hanem projesini sordu. "İBB Hanem nedir?" sorusuna cevabım şu oldu: "Evet, İBB Hanem projesini duydum.”, “Bir bilgin var mı?" Sadece basına yansıyanları bildiğimi söyledim. Ben o ifadeye çağrılmadan yaklaşık 10 gün önce konu basına yansımıştı; 'Arkadaşlar işe yaramadı, şu kadar kişi var' gibi haberler çıkmıştı.
Biz de İBB Hanem’in ne olduğunu çok merak ettik. Cep telefonumda 'İstanbul Senin' uygulaması yüklü ve İstanbul’a geldiğimiz zaman 'Otobüsüm nerede?' gibi özelliklerini gayet güzel bir şekilde kullanıyoruz. Fakat İBB Hanem’i hiç duymadım. Story'lere girip bakıyorum; 'İstanbul Senin' içerisindeki ürünlerde böyle bir uygulama var mı diye inceliyorum.
Bu anlatımlarım karşısında savcı da aksi bir görüş belirtmedi, beni bağlayacak şüpheli bir şey söylemedi. Ben de açıkçası İBB Hanem’le ilgili bir şey yok diye düşündüm. Daha sonra bana, Melih Geçek ve Erol Özgüner'e seçmen sandık listesi verir misiniz diye sordu. Daha doğrusu önce 'Bir liste ya da dosya gönderir misiniz, verir misiniz?' şeklinde bir soru yöneltti. Uzun yıllardır partide çalıştığım için benden birçok kişi veri ister. Tez hazırlayan üniversite öğrencisinden tutun da 'Dedem 10. dönem milletvekiliydi, o dönemdeki milletvekilleri listesini verir misin?' diyenlere kadar çok çeşitli talepler gelir; çünkü Cumhuriyet Halk Partisi, sonuçta Türkiye'nin en eski partisidir. '1950 yılındaki seçim sonuçları var mı?' gibi sorularla da karşılaşırız. Bu taleplerden kişisel olmayanları, herkesle olduğu gibi paylaşırız. Ancak seçmen verisini paylaşmak gibi bir durum söz konusu olamaz; sonuçta KVKK var ve bu liste partinin emanetidir. Paylaştığımız veriler; anonimleşmiş veriler, demografik yapılar gibi seçmenin analiz edilmiş hali olan sayısal değerlerdir. Bir de daha çok seçim dönemlerinden önce 'Hangi okulda hangi sandık kurulacak?' gibi bilgiler paylaşılabilir. İstanbul'da yaklaşık 12.000-13.000 sandık var; bunların hangi okullarda olduğu bilgisini Melih Bey ve Erol Bey özelinde de paylaşabiliriz.
Ayrıca seçim akşamı sonuçlar toplanmaya başladığında sandık bazlı sonuçları göndermekte bir sakınca yoktur; çünkü bunlar zaten gizli bilgiler değildir. Seçim sonrası bu sonuçların kesinleşmiş halini ya da istenirse son 5 seçimin karşılaştırmalı analizi gibi değerleri paylaşabiliriz. Bu verilerin çoğu aslında il ve ilçe başkanlıklarının sistemlerinde de mevcuttur.
Dediğim gibi, kişisel veri niteliği taşımadığı ve biz de siyasi bir parti olduğumuz için bu tür çalışmaları, grafikleri sistemlerimizde bulundururuz. Daha sonra Sayın Savcı bana, '18 Eylül 2023 tarihinde YSK'dan bir liste talep etmişsiniz, 21 Eylül 2023 tarihinde bu listeyi almışsınız ve Erol Özgüner’e göndermişsiniz' dedi.
Sayın Savcım, ben zaten kişisel bir veri göndermediğimi söyledim. Bu beyanlarımı sırasıyla açıklayayım ancak bir de başka bir sıkıntı var; demin "Dikkat buyurun" dediğim sandık konusu. Bu tarihteki ara listelerde sandık bilgisi olmaz, yani böyle bir şey teknik olarak mümkün değildir. Zaten kaleminiz aracılığıyla 2 dakika içerisinde YSK’dan teyit edebileceğiniz bir veridir. Eylül ayında kimin hangi sandıkta oy kullanacağı belli değildir. İlçe seçim kurullarının bunun üzerinde çalışması, okulları belirlemesi ve kişileri sandıklarla eşleştirmesi gerekir. O süreç oldukça zorlu ve uzun bir süreçtir. Ben yıllardır bu işleri yaptığım için bunun olmayacağını kesin olarak söyledim ama savcı bunu pek dikkate almak istemedi.
Sayın Savcım, teknik olarak bu verinin içerisinde sandık bilgisi yok. Eğer ben "Evet, seçmen sandık verisini aldım ve gönderdim" dersem, sizin bana "Birinden birinde yalan söylüyorsun; hem burada seçmen verisi yok diyorsun hem de gönderdim diyorsun, hangisi doğru?" diye sormanız lazım. Bundan sonraki süreç sohbete döndü, seçim süreciyle ilgili detaylar anlatmaya başladım. Fakat Sayın Savcı yine başa dönerek, "Bu linki RAR dosyası olarak göndermişsin, bunun içerisinde olsa olsa 11.000.000 seçmen verisi olur, neden RAR yaptın?" dedi. Ben de hız açısından 100.000, hatta 5.000-10.000 veriyi bile RAR ile göndermeyi tercih ettiğimizi belirttim. Bu ısrarlar üzerine, söylediklerimin savcıya geçtiğini düşündüm. Böyle bir veri göndermediğimi, zaten o tarihte bu verinin olmasının mümkün olmadığını anlattım.
Ancak konu sohbet havasına bürününce ve hayatım boyunca karakol binasına girmemiş, savcılığa gitmemiş biri olarak ilk kez ifade vermenin verdiği gerginlikle kendimi şartlandırdım.
Savcı her sorduğunda "Burada bir boşluk var, bir şey söylemem lazım" diye düşündüm. O an akıl pek yerinde olmuyor; 35 saatlik uykusuzluk, açlık, susuzluk ve bir taraftan annemin sağlık durumuyla ilgili endişelerim vardı. Acaba kalp krizi mi geçirdi, beyin kanaması mı diye düşünüyorsunuz. Sayın Savcı, benden 2,5 yıl önceki verinin ne olduğunu hatırlamamı istiyor ve bir WhatsApp linkinden bahsetti. "Böyle bir link göndermişsin" dedi. Ben böyle bir şeyi hatırlamadığımı ancak bazı tahminlerde bulunabileceğimi, bunun bir "örnek veri" olabileceğini söyledim ve olasılıkları sıraladım. "Örnek veri" lafını duyunca Sayın Savcım "Tamam" dedi ve ifadeyi bitirdi.
Parti avukatlarıyla dışarı çıktığımızda "Ne oldu? Beyanımızı kabul mü etti?" diye düşündük. Avukat arkadaşım, "En kötü ihtimalle ev hapsi veya adli kontrol verir ya da serbest bırakır" dedi. Hatta "Bugün Ankara'ya dönelim mi yoksa geç oldu, bir gece kalalım mı?" diye konuşurken bir anda şok bir kararla tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildik. Sulh Ceza Hakimi bana, "Seçmen listesi göndermişsin iddiası var, gönderdin mi?" diye sordu. Ben de Sayın Hakim’e, bunun teknik olarak mümkün olmadığını, savcılığın ısrarla listeyi sorduğunu ancak benim böyle bir listeyi göndermediğimi ve istesem de gönderemeyeceğimi, çünkü o içerikte bir verinin mevcut olmadığını söyledim. Sonra dışarı çıktık ve 15-20 dakika bekledik. 15-20 dakika sonra tutuklama kararıyla Silivri'ye gönderildim. Halen 6. aya girdim ve buradayım. Şimdi buradan hızlı bir şekilde devam etmek istiyorum.
Sayın Başkanım, olmayan bir veriyi gönderdiğim iddiasıyla 5 ayı aşkın bir süredir, 6. aya girecek şekilde dört duvar arasında günlerimi geçiriyorum. Tabii bu 5-6 ay dışarıda çok fazla anlam ifade etmeyebilir; ancak dört duvar arasında, özellikle belli bir yaştan sonra, buradaki 5 ay dışarıdaki 15 aya, 6 ay ise 18 aya tekabül ediyor. Yani ömrünüzden bunun 3 katı gidiyor. Dışarıda yapmak istediğim birçok şey var. Bu olaylar yaşanmadan önce planladığımız en yakın tarih, evladımın nikahıydı. "Bu ay çıkarsın, öbür ay çıkarsın" diyerek bu tarihi sürekli ertelemek zorunda kalıyoruz.
Bu tarihi alabilmek için sizin kararınızı beklemeye devam ediyorum. Neticede tahliyemi ve sonrasında beraatimi talep ediyorum. Sanırım Türkiye'de iddianamesi en kısa sürede hazırlanan kişi de benim. 7 Kasım'da tutuklandım, 11 Kasım'da iddianame çıktı. Avukatım iddianameyi getirdiğinde orada "ikrar" ibaresini görünce şok oldum. Ben neyi ikrar etmişim? Olmayan bir şeyi gönderdiğimi nasıl ikrar edebilirim? Hala anlayamıyorum. İlk şokum buydu.
İkincisi ise İBB Hanem meselesi. İBB Hanem ile ilgili ne bir arkadaşımın ifadesinde ne de başka bir belgede somut bir veri var. Sadece birisinin "duydum" diyebileceği bir durum söz konusu. Erol Özgüner, benden liste aldığı iddiasını dile getirirken "Hatırladığım kadarıyla bana bir link göndermişti" diyor. Ancak burada "Orhan Erdoğan, İBB Hanem projesine geçti" diyen kimse yok.
Gerçi projenin ne olduğu da belli değil, ben de burada öğreniyorum; ama aslında hiç var olmamış bir uygulama bu. Kendimi hiç olmamış bir şeyin içerisinde hissediyorum. Olmayan bir listeyi göndermek ve var olmayan bir uygulamaya dahil olmak iddiasıyla şu an buradayım.
Sayın Başkanım, bir de büyük bir düzeltme yapmak istiyorum. Savcılıkta verdiğim ifadede yine yanlış hatırladığım bir husus oldu. Başakşehir Veri Merkezi'ne gidip gitmediğim sorulduğunda, o anki yorgunlukla "Bir sefer görmek amacıyla gitmiştim" demiştim. Ancak bunu hatırlamam mümkün değil çünkü böyle bir şey olmadı; herhangi bir giriş kaydımın bulunması da imkansızdır. Ben aslında bir sefer Afet Koordinasyon Merkezi'ne gitmiştim; ikisini karıştırdım. Başakşehir Veri Merkezi'ne hiç gitmediğimi özellikle belirtmek isterim.
Hafta sonu, her zamanki gibi vaktimiz oturarak geçerken kendime hep sorduğum o soruyu yine sordum: "Ben niye buradayım?" Bunun bir cevabını aslında bulamıyorum. Bütün hayatınız gözünüzün önünden geçiyor; yaptıklarınız, yapamadıklarınız, yarım kalanlarınız... Sonra bu yarım kalanları tamamlamaya fırsatınız olup olmayacağını düşünüyorsunuz.
Belki doğal sebeplerle, belki de burada kaldığınız için bu fırsatınız olmayacak; bunun belirsizliği içerisinde yaşıyorsunuz. Kendi kendime diyorum ki: "Hayatımda kaç tane sağlıklı geçireceğim 6 ay var?" Parmakla sayılacak kadar mı? Yoksa ertelediğim sağlık sorunları yüzünden mi bu fırsatı kaybedeceğim? Bunların da bir cevabını bulamıyorum. Mahkemeler başlayıncaya kadar aslında çok karamsardım. Sevgili avukatım Egemen ile konuşurken bana, "Ağır ceza zordur; ağır ceza reisi genelde kafasını kaldırıp kimseye bakmaz. Eğer kafasını kaldırıp bakarsa şanslısın demektir," demişti. İlk gün en çok merak ettiğim konu buydu. Mahkemeye gelince davranışlarınızı gözlemledim; dikkatle not almanız, insanlara soru sormanız ve gözlerinin içine bakmanız umudumu artırdı. Geçen haftaki tahliyeler de bu umudu bir tık daha yukarı taşıdı.
İçimi yaralayan bir olay var
Bunun dışında bir de içimi yaralayan bir olay vardı. Geçen hafta, babası Balyoz davasından 1,5 yıl yatmış genç bir avukat buradaydı. O genç hanım, "Babam 1,5 yıl yattı ama çıkınca hiçbir şey eskisi gibi olmadı," dedi.
Orada şuna üzüldüm: Bu genç avukatın babasının, evladının gençlik döneminde yaşayamadığı ve kaçırdığı o kadar çok şey olmuştur ki, hayatı boyunca bunu unutamayacaktır. Kendi kendime, "Peki ben bu süre zarfında ne kaybettim, hayatımda eskisi gibi olmayacak ne var?" diye sordum. Oğlumun, eşimin ve benim yaşadıklarım zaten uzun yıllar unutulmayacaktır. Diğer taraftan somut bir durum daha var; babamın rahmetli olmasından sonra annemde psikolojik kaynaklı bir kaşıntı problemi çıkmıştı ve buna bir türlü çare bulamamıştık. 2 yılın sonunda tam rahatlamaya başlamıştık ki, ben buraya girdikten sonra her şey yeniden başladı. Şimdi kendime soruyorum: "Annemin bu hastalığı bir kez daha tedavi edip üzerine birkaç yıl daha yaşayacak fazladan 2 yılı var mıdır?"
Dolayısıyla bu hikayeler bitmez Sayın Başkanım; daha fazla devam etmek istemiyorum. Bunları mağduriyet yaratmak için de anlatmadım, bunlar hayatın gerçekleri. O avukat arkadaşın sözleri beni gerçekten çok etkilemişti; çünkü bazı yaralar kapanmıyor ve yeri bir daha dolmuyor. Son olarak, avukatıma iddia edilen suçun cezasının ne olduğunu sorduğumda bana, "Abi sen merak etme, yatarını çoktan doldurdun; mahkeme başlasın, umarım en kısa zamanda çıkacaksın," diyerek teselli veriyor. Umarım avukatım haklıdır. Şu anda söyleyeceklerim bu kadar.

İBB davasında 18. gün sona erdi
(EMK)






