Tıp fakültesi öğrencilerinin 6. sınıftan itibaren başladığı intörn hekimlik süreci beraberinde bazı sorunları da getiriyor.
İntörn hekimler ve meslek örgütleri; maaşlar, çalışma koşulları ve intörnlerin statülerinin belirsiz olması gibi problemler olduğunu her fırsatta dile getiriyor.
Dicle Üniversitesi’nde intörn hekimlik yapan Ulaş* ve Hekim ve Diğer Sağlık Çalışanları Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (Hekimsen) Kurucu Üyesi Dr. Salih Yılmazgil konuyu bianet’e değerlendirdi.
“Bizim temel sorunumuz statü belirsizliği”
Ulaş, “Bence bizim temel sorunumuz statü belirsizliği. Doktor muyuz, öğrenci miyiz, sadece getir-götür işi yapan insanlar mıyız? Neyiz bilemiyoruz. Angarya iş de yapıyoruz; kan taşıyoruz, dosya getir-götürü yapıyoruz.” diye başladı sözlerdi.
Hekimlikten önceki son adımın intörnlük olduğunu ifade eden Ulaş, “Hocalarımızdan nitelikli eğitim almamız lazım ama alamıyoruz. Hasta yoğunluğu plansızlık nedeniyle çok yüksek seviyelerde. Sadece koşuşturuyoruz.” dedi.
Ulaş, son dönemlerde kazandıkları en büyük haklardan bir tanesinin nöbet ertesi izin olduğunu anlattı ancak bunun bile uzun zaman sonra kazanıldığının üstüne bastı:
“Asgari ücret elbette ki yetersiz. Türkiye’nin çoğu asgari ücret alıyor ve geçinemiyor. Yıllarca yoğun şekilde ders çalışıyoruz, intörn oluyoruz, bütün gün okuldayız, nöbet tutuyoruz ve dediğim gibi ‘işlerimizin’ dışında angarya da yapıyoruz. Karşılığında asgari ücret alıyoruz. Özel üniversitedeki intörnler bunu da alamıyor, o başka bir problem zaten.” diyerek sözlerini sürdüren Ulaş, “Tıpta Uzmanlık Sınav’nda (TUS) başarılı olmamız gerekiyor ve onun için de dershanelere gidiyoruz. 100 bin liralardan başlıyor bu dershaneler.” diyen Ulaş sözlerini şöyle noktaladı:
“Şimdi bu kadar problemden bahsettim, bu durumda biz nasıl kendimizi hastaya verelim, nasıl hastayla ilgilenelim? Bu çalışma koşullarında sadece benim değil pek çok arkadaşımın motivasyonu kırılıyor.”

Hekimlerin kimlik krizi üzerine
“Yetersizlik ve adaletsizlikler…”

Hekimsen Kurucu Üyesi Dr. Salih Yılmazgil ise tıp fakültelerinin yükseköğretim kurumları içerisinde en zor, en fazla ve en uzun süreli müfredata sahip, aynı zamanda sınıfta kalarak zaman kaybetme ve okuldan atılma oranlarının en yüksek olan eğitim programı olduğunu söyledi.
Dördüncü sınıftan itibaren klinik eğitim sürecinin başladığını dile getiren Yılmazgil, bu sürecin fiziksel çalışma gerektirdiğini anlattı.
“Böylesine stresli bir eğitim kurumunda öğrenim görürken yapılan fiziksel çalışma ve nöbetler nitelikli bir iş sayılmalı, bu nitelikli işin maddi ve manevi karşılığı da tatminkâr olmak zorundadır.” diyen Yılmazgil, daha önceden intörnlere maddi karşılık verilmeden karşılıksız iş gücü olarak kullanıldığını ifade etti.
"İntörn hekimlerimize ücret verilmesi olumlu bir adım olsa da uygulamada yetersizlik ve adaletsizlikler barındırıyor.” diye konuştu. İntörn hekimlere en az iki asgari ücret, 4. sınıfta klinik çalışmalara başlayan stajyerlere de en az bir asgari ücret verilmesi gerektiğini savunarak; aynı zamanda sigortalarının başlatılması gerektiğini söyledi.
Devlet ve özel üniversitelerin kendileri arasında eşitsizlik olduğunu dile getiren Yılmazgiz, vakıf üniversitelerinde intörnlere asgari ücret dahi verilmediğini anlattı. “Bu vakıf mütevelli heyetlerinin kararına bırakılıyor” dedi.
Bu durum, aynı işi yapan hekim adayları arasında ciddi bir ekonomik adaletsizliğe yol açtığını belirtip ardından angaryaya dikkat çekti:
“İntörnlerin eğitim müfredatında yer almayan ancak personel eksikliği nedeniyle üzerlerine yıkılan görevler eğitimli ve nitelikli personele yaptırılan angaryalardır. Angaryanın suç olduğu unutulmamalıdır.”
"Özel hastanelerde nöbet ertesi izin yok"
Yılmazgil, çoğu özel hastanede “nöbet ertesi izin” kavramının tam olarak uygulanmadığını ve intörnlerin kesintisizi 36 saate varan mesailere maruz kalabildiğini söyledi.
Nöbet odalarının yetersizliği, yemek kalitesizliği ve hastane içinde dinlenme alanlarının kısıtlı olması hem devlet üniversitelerinden hem de özel üniversitelerden kendilerine aktarılan problemlerden olduğunu ifade eden Yılmazgil, “Hatta bazı üniversitelerde stajyer doktorlar öğrenci statüsü nedeniyle hastane yemekhanesine dahi alınmamaktadır.” dedi.
“Hekim adaylarımız devletimizin de taraf olarak taahhüt ettiği ILO sözleşmelerine** uygun insanca çalışma saatlerine ve şartlarında çalışmayı hem eğitimleri gereği hem de insanca yaşamanın gereği olarak hak etmektedirler.” diyen Yılmazgil, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İntörn hekimler diploma sahibi olmadıkları için tıbbi müdahale yetkileri kısıtlıdır; ancak klinik pratikte aktif rol alırlar. Bu durum, olası bir tıbbi hata (malpraktis) durumunda intörnün hukuki sorumluluğunun ne olacağı konusunda ciddi bir belirsizlik yaratır. Ancak mesleki sorumluluk sigortası kapsamında genellikle yer almazlar. Bu da olası malpraktis davalarında hekim adaylarımızı mağdur olma riskiyle karşı karşıya getirmektedir. Bu konularda YÖK tarafından bağlayıcılığı olan düzenlemeler acilen hayata geçirilmelidir.”
Yılmazgil, sözlerini Hekimsen’in başlattığı ‘Genç Hekimsen’ uygulamasını hatırlatarak noktaladı. Stajyer ve intörn hekimler öğrenci statüsünde olduğu için sendika üyesi olamadıklarını belirterek buna rağmen ihtiyacı olan kişilere hukuki destek sağladıklarını söyledi.
“Hekim adaylarımıza uygulanan hukuksuzlukların devamı halinde Hekimsen’in güçlü hukuk biriminin arkalarında olduğunu hatırlatmak isteriz.” diyerek konuşmasını bitirdi.
*: İsim, konuşan kişinin isteği üzerine değiştirilmiştir.
**: Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri, dünya genelinde çalışma yaşamına dair asgari standartları belirleyen, üye ülkeler tarafından onaylandığında bağlayıcılığı olan uluslararası hukuk metinleridir. Sosyal adaleti, işçi haklarını, sendikal özgürlükleri, çocuk işçiliğiyle mücadeleyi ve iş sağlığı güvenliğini sağlamayı hedefler.
(YAH/HA)







