Bağımsız Maden İşçileri Sendikası (Bağımsız Maden İş) öncülüğünde direnişini sürdüren Doruk Madencilik işçileri, Ankara Kurtuluş Parkı’nda basın açıklaması düzenledi.
Üç gündür açlık grevinde olan, 20 ve 21 Nisan’da gözaltına alınan işçiler ve sendika yöneticileri adına, Bağımsız Maden İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu bir konuşma yaptı.

GÖZALTI SONRASI DİRENİŞ SÜRÜYOR
Doruk Madencilik işçileri, Kurtuluş Parkı’nda
Aksu’nun konuşmasının bir bölümünü yayımlıyoruz:
“Sevgili arkadaşlar, nihayet Ankaralılarla buluşabilme olanağı edinebildik. İki gündür gerçekten zor günler geçirdi maden işçisi kardeşlerimiz. 11 gündür yoldayız. 11 günden bir hafta öncesinde, yani 20 gün önce, biz Beypazarı’nda ilk açıklamayı yaptığımız zaman şirket telaşla bir açıklama yapmıştı. Nisan ortasında bu işçilerin alacaklarını ödeyeceklerini söylemiş, tırnak içerisinde adı “bağımsız” olan yapıyla hareket etmemeleri konusunda işçileri tehdit etmişti.
“Tabii işçiler o tehditleri, yaşadıkları 15-16 yıllık sömürünün dehşetiyle ve ulaştıkları bu sömürünün, bu aldatılmanın yarattığı yeni bir bilinç düzeyiyle karşıladılar. Çok özverili, çok zahmetli bir süreç yaşadılar. Türkiye işçi hareketi tarihinde Büyük Zonguldak Yürüyüşü vardır; iktidar devirmiştir. Bu yürüyüşü ardından önce bakanlar, sonra Özal diktatörlüğü sona ermiştir. “Çankaya’nın şişmanı, işçi düşmanı” diye yürümüştür Zonguldak işçisi. Bugün aramızda da Büyük Zonguldak’ın Bartın, Karabük bölmesinden çok sayıda madenci arkadaşımız var. O zaman orada yürüyenlerin çocukları, torunları da burada; beraber yürüyoruz. Ve biz onlardan yüz kilometre daha fazla yol yaptık. Hiçbir araç kullanmadan Ankara’ya, Enerji Bakanlığı’nın önüne kadar geldik.
“Dokuz saatlik bir dehşet yaşadık”
“Orada ilginç bir şey oldu. Emniyet yöneticileri, bizimle bir görüşme yapmak istedikleri için biraz durmamızı istediler. Biz beklerken, hiçbir anons yapılmadan, ben, genel başkan ve 34 madenciyi gözaltına aldılar. Sonrasında arkadaşlarımız bölünmüşler; bir grup Enerji Bakanlığı’nın önüne geçmiş, sonra diğer grup da onlara eklenmiş. Biz akşam çıktıktan sonra orada etrafımız çevik kuvvet otobüsleriyle çevrildi. İçeriye, betonun üzerine oturacağımız bir karton, üstümüze alacağımız bir battaniye verilmedi. İçeriye de hiç kimsenin alınmadığı bir ortamda gerçekten sabaha kadar herkes ayakta; oturamıyor, ayakta donuyor, tir tir titriyor; ölüm çıkabilecek biçimde dokuz saatlik bir dehşet yaşadık.
“Ama beni de şaşkınlığa uğratan çok büyük bir direnç gösterdi arkadaşlar. Gerçekten hepimizi etkileyen bir ortam oldu. Sabah 6’da da zaten herkesin direncinin düştüğü bir anda apar topar yeniden gözaltı oldu. Aniden. 14 saat gözaltındaydık. Bizi Sincan Yenikent’teki hastaneden çıkardılar. Ankara’da 100 tane hastane var; oralardan biri de olabilirdi. Ama kent merkeziyle ve insanlarla iletişim kurmamızı istemediler.

DORUK MADENCİLİK DİRENİŞİ
Ankara’da 110 madenci ve sendikacı gözaltına alındı
“Yarı çıplak yürümemizden rahatsız olmuşlar”
“Madenciler yarı çıplak yürüyorlar; bundan da rahatsızlar. Bu yarı çıplak yürüyüş, hem dünya işçi sınıfı hareketi tarihinde hem ülkemiz işçi sınıfı hareketi tarihinde çokça örneği olan, eylem repertuvarı içerisinde yer alan süreçlerden biridir. Biz de bunu bugünün koşullarında yeniden üreterek sesimizi duyurmak, tepkimizi ortaya koymak istiyoruz. Çünkü burada holdingler ülkenin dört bir yanında işçileri, emekçileri, köylüleri soyuyorlar. Emek sömürüsü karşılığında ucuz ücret veriyorlar ya da bu örnekte gördüğümüz gibi o ucuz ücreti bile ödemiyorlar.
“Ve buna Enerji Bakanlığı göz yumuyor. Hilmi Güler zamanından beridir böyle. Hilmi Güler, Taner Yıldız, Fatih Dönmez… Şu anki bakanla ilgili henüz bir şey iddia edemiyoruz; Alparslan Bayraktar pratiği tam açığa çıkmadı. Onu da göreceğiz. Ama en azından dünkü yaklaşımı uygun bir yaklaşım değildi madenciye. Görüşmedi bile; kapısının önünden gözaltına alındık. Dolayısıyla Alparslan Bayraktar’ın sorumluluğunda bu iş buradan başladı, sicili de böyle başladı.
“Tüm bunları bir holding yapıyor”
“Ama SSS Yıldızlar Holding’in patronu önce altı bin olmuş, sonra o üç binini devreden çıkarmış, satmış muhtemelen. Üç bin tane maden ruhsatı var; düşünün. O maden sahalarının yüz ölçümünü düşünün, korkunç. Dolayısıyla buna bu ruhsatları kim verdi? Düşünün arkadaşlar. AK Parti’li Belediye Başkanı Musa Orhan Bey’i arayın gazeteciler, medya; Elazığ Maden’i nasıl soymuş bu adam? 18 yılda nasıl burayı çöle çevirmiş? 13 milyon belediyeye borcu var, kasaba borcu var. Oradaki esnafa, tamirciye borcu var. 500 tane işçinin parasını orada vermiyor.
“Kütahya Eti Gümüş’te 700 işçiyi ücretsiz izne çıkarttı. Üç defa işçiler ücretsiz izne çıkınca paralarını alamadan geri dönüyorlar; başka işlere giriyorlar, istifa ediyorlar; kıdemleri, ihbarları holdingin kasasında kalıyor. Kütahya Söğütsen Seramik’te 2 bin işçiye bunu yaptılar, defaatle yaptılar. Şimdi Çalışma Bakanı Vedat Işıkhan orada oturuyor. Çok beyefendi bir dili de var, ilginç konuşuyor. Güzel kardeşim, sen orada ne iş yapıyorsun tam olarak? Neyi denetliyorsun? Bu adam senin gözetimin altında yasa dışı bir şekilde işçilerin haklarına, ücretlerine çökerken… Gümüşhane Eurogold’da aynı işi yapıyor. Şebinkarahisar’da uygun inşa edilmeyen kimyasal havuzu patlatıyor; aynı işi yapıyor. Çanakkale Nesko Madencilik’te aynı biçimde ücretsiz izin pratikleri yapıyor. Bir holding yapıyor bunu. Ve kendisi, Cumhurbaşkanı’yla da MHP Genel Başkanı’yla da ilişkisi olduğu intibaını bütün yerel güçlere ve tüm işçilere anlatmayı özel bir pratik olarak sergiliyor. Böyle bir şahsiyetle karşı karşıyayız.
“Dolayısıyla işçiler, daha önce sarı sendika üyesi oldukları Türk-İş’e bağlı sarı sendikayla beraber dertlerini anlatmaya çalışmışlar. Ama her seferinde, sendika işyerinin insan kaynaklarına entegre bir yapı olduğu için, artık Türkiye’de sendikalar da işçileri satmak üzere seferber olmuşlar. Siyasilerin kapısına defaatle gitmişler; onlar da “Bakarız, çözeriz” demişler.
“En son Meclis’te bizim temsil heyetimiz, eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay Bey, AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer İleri ve Ankara Milletvekili Ahmet Fethan’la dokuz gün önce bir görüşme yaptılar. Görüşme içeriğinde Fuat Oktay, sendikamızın avukatını dışarı çıkartmakla on beş dakika uğraşıyor. Görüşme esnasında, 'Tamam, bu şirket pislik; bu şirket çürük; bu şirketten biz de rahatsızız. Ama sizden ricamız, lütfen, tamam yürüyün, hakkınızı arayın ama bizim adımızı anmayın' diyor. Diyebildikleri şey bu. 'Elbette biz de bir çare arıyoruz ama bizim adımızı anmayın.'
“Sonra Leyla Şahin Usta Hanım’la görüşüyorlar, AKP Grup Başkanvekili. O da şirketi daha ağır sözlerle eleştiriyor, işçilerin yerden göğe kadar haklı olduğunu söylüyor, bununla uğraşacağını söylüyor; ama o da aynı ricada bulunuyor: 'Bizim adımızı anmayın.'

Doruk Madencilik yürüyüşüne müdahale; Başaran Aksu ve işçiler gözaltında
“Türkiye’deki bütün işçilerin yaşadığı hakikat bu”
“Şimdi işçiler kendi adlarını Beypazarı, Nallıhan, Çayırhan, Ayaş, Güdül, Mihalıççık sokaklarında olumsuz biçimde duyuyor. Kendi çocuklarının karşısında kendi adına dair saygınlığını kaybettiren bir sonuç üretiyor bu. Yoksullaşma, parasızlık, maaşsızlık; hiçbir şeyi karşılayamaz durumdalar. Şimdi bu iki tavrı, bu tavrın hoyratlığını ve bu tavrın ağırlığını, işçinin taşıdığı ağırlığı görmüyor kimse. Ama bu sadece Doruk Maden işçilerine ait bir şey değil. Türkiye’deki bütün işçilerin yaşadığı hakikat bu.
“Biz buradan çözüm istiyoruz. Bugün de sarı sendikayı Alparslan Bayraktar, orada otuz kişi kaldığı yerde çalışanların onunu almış yanına, Sarı sendika başkanını da almış, şu an görüşmedeler Enerji Bakanlığı’nda. Bizim gözaltına alındığımız, bizim orada ezildiğimiz yerde onlar görüşmedeler. Bir anda bir fotoğraf çekildiler yani beraber.
“Son olarak arkadaşlar, gerçekten sizin aracılığınızla Çayırhan, Nallıhan, Beypazarı, Güdül, Mihalıççık halkına yürekten teşekkür ediyoruz. Beypazarı Belediyesi bile bize herhangi bir araç, yani işçilerin yüklerini, eşyalarını taşıyacak, arkamızdan gelecek bir vasıta temin etmeden, bir yemek imkânı sağlamadan davrandı. Çünkü onlar da sarı sendika ve patronla ilişkililer. Sonrasında Ayaş Belediyesi ve Büyükşehir sınırlarına girdikten sonra bir şeyler gördük. Ama burada siyaset de baskı altına alınıyor. Burada nasıl kalacağımız… Burada kalmak istiyoruz ama belli ki emniyetin de bir direnci var kalacağımız yerle ilgili. Onun çözülmesini bekliyoruz; çözülür diye umuyoruz.
“Ama Beypazarı, Nallıhan, Çayırhan, Mihalıççık halkına teşekkür ederiz. Çünkü bütün o süreç boyunca, açlık grevine başladığımız sürece kadar bütün yemek ihtiyaçlarını onlar çözdüler, halk çözdü. Yüzde doksanlık bir tutkunluk var mücadele etrafında; hem ziyaretlerle hem karşılamalarla bütün o coğrafyada çok büyük bir sahiplenme gördük. Çünkü herkes aynı durumda. Bir esnafa dokunsanız ağlıyor, bir çiftçiye dokunsanız ağlıyor. Emekli zaten ağlıyor. İşçiler zaten aynı durumda. Yüzde doksanlık bir ortak duygu durumu var.
“Haklarımızı versinler”
“İki gün üst üste gözaltına alınmamızın arkasında da yönetenlerin memleketteki bu gerçeğin çok farkında olması var. Bu durumun çok farkındalar. Kendilerine yönelik herhangi bir teveccühün olmadığının farkındalar. Bu arkadaşlar, o bölgedeki her tür siyasi gelişmeyi etkileyebilecek yerel güce sahipler. Bartın, Karabük dâhil… Kim bunlara kulak verecek, kim bunlara gönül açacaksa onlar kazanırlar; siyasal düzey açısından söylüyorum. Ama burada gerçekten büyük bir ürküntü var.
“Biz şimdi Doruk Madencilik meselesinin çözümüyle uğraşıyoruz. Ama işçi arkadaşlar da bu 11 günlük süre içerisinde meselenin kendileriyle ilgili bir mesele olmadığını, bütün ülkedeki emekçi insanlar için hakikatin bu olduğunu anladılar. Tablo bu. Söyleyeceklerimiz de bu: Kıdemlerimizi, ihbarlarımızı, özlük haklarımızı versinler. Bugünkü faiz oranlarıyla versinler. Biz hemen çekip gideriz. Karşımıza çıkan her türlü güce de söylüyoruz: Muhatapsanız bunu verin; vermeyecekseniz önümüzden çekilin. Muhatap değilseniz biz yürüyeceğiz, yürürüz. Yani bunun nesi suç? Suç işlemek mi? Eğer suç buysa, insanın hakkını araması suçsa, bu suçu seve seve işleriz.”
(VC)




