Bu yıl 29. düzenlenen Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri sahiplerini buldu. Metin Göktepe’nin doğum günü olan 10 Nisan’da düzenlenen ödül törenine Hrant Dink Vakfı ev sahipliği yaptı.
Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri, Göktepe öldürüldükten iki yıl sonra 1998’de dağıtılmaya başlamıştı.
Bu senenin kazananlarını Abdurrahman Gök, Çiğdem Toker, Gökçer Tahincioğlu, Nazım Alpman, Nurcan Bilge Gökdemir, Özlem Akarsu Çelik, Sultan Özer ve Timur Soykan’dan oluşan jüri belirledi.
Hazar Dost, Cengiz Anıl Bölükbaş, Ayşegül Başar, Eylem Nazlıer, Vedat Örüç, Emre Şimşek, Elifcan Yüksel, Adnan Bilen ve Akın Bodur ödüllerini juri üyelerinin ve simge isimlerin ellerinden aldı.

bianet editörü Ayşegül Başar, Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü'ne değer görüldü
Tören, öldürülen gazeteciler Hakan Tosun ve Hrant Dink ile başta İsmail Arı, Pınar Gayıp, Alican Uludağ, Merdan Yanardağ gibi tutuklu isimler anılarak geçti. Törenin sunuculuğunu evrensel.net Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Zeliha Irmak yaptı.
Özgür Özel: Gerçekler üzeri örtüldükçe büyür
“Hakikati peşinden gittiği için öldürülen gazeteci Metin Göktepe'nin adı, bu ülkede gerçeğin bedelinin ne kadar ağır ödendiğinin en çarpıcı hatırlatmalarından biridir. Gazetecilerin, aydınların ve düşünürlerin her türlü baskı ve sansürle mesleklerinin yapamaz hale getirildiği bir dönemden geçiyoruz. Gazetecilik faaliyetlerinin, eleştirel kalemin cezalandırıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Şu an cezaevinde bulunan Alican Uludağ, Merdan Yanardağ ve İsmail Arı başta olmak üzere tüm tutuklu gazetecilerle dayanışma duygularımı iletiyorum. Bilinmelidir ki, gerçeklerin üzeri örtüldükçe büyür, saklandıkça daha güçlü ortaya çıkar.
Gazetecilik suç değildir. Suç olan, gerçeği gizlemek, halkın haber alma hakkını engellemektir. Bu karanlık tabloyu değiştirmek, gazetecilerin artık bedel ödemediği bir Türkiye'yi kurmak için mücadelemizi daha da güçlendireceğiz. Basın özgürlüğünün olmadığı bir yerde demokrasiden söz edilemez, gazetecilerin özgür olmadığı bir ülkede toplam özgür değildir. Bu ülkede gazetecilerin öldürülmediği, hapsedilmediği, tutuklanmadığı, baskı görmediği, özgürce yazabildiği ve emeklerinin sömürülmediği bir düzeni hep birlikte inşa edeceğiz.
Bu vesileyle Metin Göktepe, Hrant Dink, Uğur Mumcu, Musa Anter başı olmak üzere öldürülen tüm gazetecileri saygı ve rahmetle anıyorum. Tüm basın emekçilerini ve ödül alan gazetecileri yürekten kutluyorum. Ödül töreninde bir araya gelen herkesi saygıyla selamlıyorum."
İsmail Arı: Özgür günlerde görüşmek dileğiyle
“Hakikat için gazetecilik diye ifade ettiğim Metin Göktepe geleneğini yerine getirmeye çalışan genç bir gazeteciyim. Halk adına habercilik yapmaya çalışırken delilsiz, uydurarak içi boş bir soruşturma dosyasıyla cezaevine attılar. Burada olmamın tek nedeni gazetecilik yapmam. Gazetecilik yaparken sesi çıkmayanların sesi olmak için elimden ne geliyorsa yaptım. Yolsuzluk dosyalarını kamuoyuna anlattım. Cezaevinde olmamın tek nedeni de budur. Ben gazetecilik yapmaya devam edeceğim. Özgür günlerde görüşmek dileğiyle…
İsmail Arı, BirGün gazetesinin tutuklu muhabiri."
Bodur: Tanıdığım bir aile sağlıkta anadil sorununu anlatmaya çalışan bir çalışmaya dönüştü
Ardından ödül törenine geçildi. İlk olarak İskenderun SES’te “Farklı dilde muayene” başlığıyla yayınlanan üç günlük dosya haberiyle Yerel Gazetecilik Ödülü kazanan Akın Bodur sahneye geldi.
Bodur "Göç ve farklı dillerin bulunduğu toplumlarda anlaşabilmek. Bu sağlık açısından bakıldığında yaşamsal bir önem de taşıyor. Tanıdığım bir aile bu sorunu, adalet açısından anlatmaya çalışan bir çalışmaya dönüştü. Adalet konusu açısından dolayı. Buradan şunu söylemek istedim aslında. Öldürülen gazetecileri, cezaevinde tutuklu olan gazetecileri, 6 Şubat depremlerini yaşayanları ve hayatını kaybedenleri buradan hem anlıyorum hem de selamlıyorum." diye konuştu.
Bilen: Hak ihlallerini anlatan fotoğrafların kazanması tesadüf değil
Mezopotamya Ajansı’nda yayımlanan “Postal altında tanıklık!” adlı fotoğrafıyla Fotoğraf Ödülü kazana Adnan Bilen geldi daha sonra sahneye.
19 yıl önce de Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü kazandığını hatırlatarak konuşmasına başlayan Bilen “Kendimi 19 yıl önceki kadar heyecanlı hissediyorum. Geçen yıl da bu ödül Van'da mazbata gaspına karşı direnişi anlatan bir fotoğrafa verilmişti. Her yıl insan hakları ihlallerini anlatan fotoğraflarlarla bu ödülü kazandığımıza sevinelim mi yoksa her yıl değişmeyen bu politika ve zulme üzülelim mi, bilmiyorum. Ama devletin ihlallerinin karşısında direnen herkese selam gönderiyorum. Rojava'da yaşananları dünyaya duyurduğu için öldürülen Cihan'ı, Nazım'ı, Aziz'i, Gülistan Tara'yı saygıyla anıyor, bu ödülü onlara atfediyorum. Yine bu ülkede hakikati söylediği ve gazetecilik yaptığı için hapsedilen Ziya'yı, Nedim'i, Alican’ı, İsmail'i ve tüm tutsak gazetecileri saygıyla anıyorum.” dedi.
Yüksel: Gerçekleri anlatmaya devam edeceğim
Ardından Halk TV’de “Barakalara sıkıştırılan hayatlar: Silivri Harmanlık Mahallesi” başlığıyla yayımlanan haberiyle Görüntülü Haber dalında Jüri Özel Ödülü kazanan Elifcan Yüksel sahneye çıktı. “Hakikati yakalamak ve gerçeği anlatabilmek meselemiz” dedi.
“Ama benim için yolun çok başı, kendime gazeteci diyebilmek için çok uzun bir yol var önümde. Bu uzun zamanı gerçeği anlatabilmek için kullanmak çok değerli. Yanımda olan dostlarıma, anneme, anneanneme çok teşekkür ediyorum. Ama bu ödülü hayatımın tek gerçeği olan dedem Mehmet Yüksel adına alıyorum” diye de ekledi.
Hakan Tosun'un ablası sahneye çıktı
T24’te “Hakan Tosun İstanbul'un orta yerinde nasıl öldürüldü?” başlığı ile yayınlanan haberiyle Görüntülü Haber Ödülü kazanan bir diğer isim Emre Şimşek'ti. Hakan Tosun haberiyle ödül aldığı için hüzünlü olduğunu söyledi. Sahneye Hakan Tosun'un ablası Özlem Tosun'u davet etti.
6 Mayıs’ta başlayacak duruşmayı hatırlattı. “Belki de bir şeyler, birilerinin hesap sormasıyla değişecek. İnsan öldürmenin bu kadar kolay olmadığını, hayatımızın bu kadar ucuz ve bu kadar değersiz olmadığımızı göstereceğiz. Bu dava sokakta yürüyebilme hakkımızın, özgürlüğümüzün davası, bu dava insanlık onurunun davası” dedi.
Örüç: Özgür bir ülke umudunu büyütmek istiyorum
Cemre Demircioğlu, Zeynep Şentek, Craig Shaw ve Vedat Örüç theblacksea.eu’da yayımlanan “Yeşilden Griye” dosyasıyla Jüri Özel Ödülü kazandı. Ödülü ekip adına Vedat Örüç aldı.
Örüç, ödül kazandığı haberden bahsederek bir yıllık emeğin karşılığı olduğunu söyledi. Green to Grey projesini yürüten ekibe ve destekleyenlere teşekkür etti.
Yeşil alan kaybında Türkiye’nin projeyi kapsayan 30 avrupa ülkesi arasında ilk sırada yer aldığını anlatan Örüç “Türkiye incelenen toplam yüz ölçümünün yalnızca yüzde 12’sine sahip olmasına rağmen, doğa kaybının yüzde 21’inden sorumlu. Türkiye'de günde yaklaşık 0,83 km² doğa, yani 116 futbol sahası büyüklüğünde bir alan yok ediliyor.” dedi.
Tutuklu meslektaşlarına ve arkadaşlarına selam gönderdi. “Gazeteciliğin suç olmadığı haberin ve hakikatin özgürce dolaşıma sokulduğu bir ülkenin umudunu büyütmek istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Nazlıer: Her şeye rağmen gazetecilikten vaz geçmiyoruz
Eylem Nazlıer Evrensel’de “Cezaevindeki çocuklar: Islah mı işkence mi?” başlığı ile yayımlanan dosya haberiyle Jüri Özel Ödülü kazandı.
"Gazeteciliği büyük bir baskı altında yapmaya devam ediyoruz" diyen Nazlıer "Eylemlerde ilk müdahale edilenler biz oluyoruz. İşimizi yapmamız engelleniyor. Buna rağmen rağmen vazgeçmiyoruz. Onların saklamaya çalıştığı her şeyi ortaya çıkarmaya devam ediyoruz. Çünkü biz cesaretimizi Metin’den alıyoruz” dedi.
Nazlıer, tutuklu yaşam savunucusu Esra Işık ve BİRTEK-SEN başkanı Mehmet Türkmen’i andı. Ödülünü de Cumartesi Anneleri’ne ithaf etti.
Başar: Gerçek, gerçek dışı paylaşımlar kadar ilgi çekmedi
bianet’te “Bayrak provokasyonu mahkemede çöktü: Nusaybin sınırında işkence gören D.K’ya 'bayrak indirme' iddiaları sorulmadı” başlığıyla yayımlanan haberiyle Jüri Özel Ödülü kazanan Ayşegül Başar, bu haberi yapmaya götüren motivasyonunu anlatı. Şunları söyledi:
"Bu ödülü, D.K'nin hikayesiyle almış olmak benim için ayrı bir önemde. Dünden hatırlatmalar yapan bugünün barış dili tartışmasının önemine karşılık gelen bir örnek olduğunu düşünüyorum.
Sınırın iki yakasından da dayanışmanın yükseldiği bugünlerde bayrak üzerinden başlatılan bir lincin provokasyon olma ihtimalini hissetmiştik, yanılmadık da. Diyar günlerce sosyal medyada açık kimlikle linç edildi. Ancak tahmin ettiğimiz gibi hiçbir soruşturma aşamasında bayrak indirme görüntülerine ilişkin bir suçlama yöneltilmedi. Tabiki her zaman olduğu gibi bu gerçek, linç içerikleri kadar konuşulmadı ve haber olmadı. Bugün bu ödül vesilesiyle gerçekleri bir kez daha konuşabiliyor olmak değerli.
İşkence sınırda bitmedi. Diyar çok ağır yaralı halde şehir şehir dolaştırıldı ve her hastanede ve hapishanede kötü muamele devam etti. Dosyasında kısıtlılık vardı ve avukatı zar zor kolluk tutanağına ulaşabildi. Tutanaktaki cümleler de tanıdıktı. Görüntülere rağmen Diyar, arkadaşları tarafından taş atılarak yaralanmış ve kuleden düşmüştü. Bu hikayede bir çok noktada öngörülerde bulunduk ve hiçbirinde de yanılmadık. Çünkü bildiğimiz bir hikayeydi. Biz bu hikayede gerçeği, Metin Göktepe’nin yazdıklarından biliyoruz, her cumartesi Galatasaray Meydanından dinliyoruz. Çok geçmişe de gitmeye gerek yok Eskişehir’de ‘arkadaşları tarafından dövüldü’ denilen Ali İsmail’in; Antakya’da çatıdan düştü denilen Ahmet Atakan’ın hikayesinden biliyoruz. Belki bu hikayenin tek iyi yanı Diyar’ın hala hayatta olması. Ancak hala Rojava ile dayanıştığı için tutuklu olduğunu hatırlatalım.
Bugün burada ödül alan arkadaşların hepsinin haberleri çok değerliydi, onları da tebrik ederek. İyi ki yaşamış Metin Göktepe ve iyi ki bizlere bu meslek insan onuruna yaraşır bir şekilde nasıl yapılır göstermiş. Onun, Musa Anter’in Hrant Dink’in, yakın zamanda aramızdan ayrılan Hüseyin Aykol’un onurlu gazeteciliğine layık olmaya çalışıyoruz.
Son olarak haberimi bu ödüle layık gören Metin Göktepe Ödülü jürisine, teşekkür ediyorum. Tüm baskı koşullarına, tüm imkansızlıklara rağmen inatla bu mesleği yapıyor olmak bir mücadele. Bu mücadele en büyük motivasyon kaynağım mesai arkadaşlarıma, bugüne kadar aynı masayı ve aynı sahayı paylaştığımız tüm meslektaşlarıma teşekkür ediyorum."
Dost: Övgüyü biz değil cezaevindeki meslektaşlarım hak ediyor
Hazar Dost, Aposto’da “Yeni 'Türk Beşleri'yle tanışın: Kurusıkıdan dönüştürülmüş silah piyasasında Türkiye'nin rolü ne?” başlığıyla yayımlanan haberiyle Yazılı Haber Ödülünü kazandı.
“Bir hayal kurduk ve yola çıktık” diyen Dost “Bu ödül bize hayalimizin peşinden gitmenin ne kadar haklı olduğunu gösterdi” ifadelerini kullandı. Ödülünü cezaevindeki ‘dostlarına’ adadı. “Bu övgüyü onlar hak ediyor” dedi.
Bölükbaş: Türkiye koca bir tutulamayan yaslar ülkesi
T24’te “AYM'den 10 Ekim Katliamı'nda ölen Veysel Atılgan hakkında tek cümlelik karar: Yaşam hakkı ihlal edilmedi” başlığıyla yayımlanan haberiyle Yazılı Haber Ödülü kazanan Cengiz Anıl Bölükbaş ödül konuşmasında gazeteciliğe Evrensel'de başladığını hatırlattı.
“Çalıştığımız ofiste sırtımızı dayadığımız duvarda iki resim vardı. Birisi Musa Anter, diğeri de Metin Göktepe’ydi. O yüzden iki isim adına verilmiş ödülleri almak benim için onur verici” dedi.
Ödül aldığı haberden bahseden Bölükbaş, “İnsan için en kıymetli şey yaşam hakkıdır. Asla ölümü kanıtsamamak gerekir. Ama maalesef 10 Ekim Katliamı sürecinden bugüne o kadar çok katledildik ki maalesef ölümü kanıtsamak zorunda kaldık. Acılarımızın hesabını soramadık ve acılarımızın hesabını soramadıkça maalesef yasımızı da tutamadık. Türkiye koca bir hesabı sorulamayan acılarla tutulamayan yaslar ülkesi maalesef.” diye konuştu.
Sözlerini “10 Ekim katliamın ardından yaklaşık 10 buçuk yıl geçti. O günden beri Ankara hep soğuk. O günden beri akan her kanın rengi aynı. Ben ödülümü başta Veysel olmak üzere devlet dersinde öldürülmüş tüm çocuklara ve yine 10 Ekim katliamında hayatını kaybeden kardeşim, yoldaşım Ali Deniz Uzatmaz adına alıyorum.” ifadeleriyle bitirdi.
(HA)








