Mordehay Vanunu, 71 yaşında bir barış aktivisti. 1986 yılında Birleşik Krallık basınına İsrail’in nükleer silah programını ifşa etti.
Vanunu’nun açıklamaları sonucunda, İsrail’in 90 ile 400 arasında nükleer savaş başlığına sahip olduğu hesaplandı. Ayrıca, fırlatılabilir ilk nükleer silahını geliştirmesinin 1966 ya da 1967 yılına dayandığı; bu başlıkları F-15, F-16 ve Dolphin sınıfı denizaltılarda kullanma ve taşıma kapasitesine de sahip olduğu belirlendi. Bu hesaplara Jericho sınıfı, kıtalararası erişime sahip füzeler dahil değildi ama İsrail’in elinde bunların da bulunduğuna inanılıyor.
İsrail, nükleer silahlara sahip olduğunu resmî olarak ne kabul edip ne de reddederek bu konudaki belirsizliği besledi. Her ne kadar resmî söylem, “İsrail Ortadoğu’da nükleer silahı ilk kullanan ülke olmayacak” olsa da, bu söylem yakın zamanda değişti. Kasım 2023’te İsrail Kabinesi’nde bakan olan Amihai Eliyahu, açık açık “Gazze’ye bir nükleer bomba atılmasını düşünmek lazım,” dedi. Bu açıklamanın ardından da bir süreliğine görevden uzaklaştırıldı.
Her ne kadar nükleer silahlara sahip ülkeler ABD, Rusya, Fransa, Çin, Birleşik Krallık, Pakistan, Hindistan ve Kuzey Kore olarak bilinse de, İsrail’in 9. ülke olma olasılığına kesin gözüyle bakılıyor. İsrail, nükleer silah üretimi yapan, Ortadoğu’nun ya da daha doğru bir coğrafi terimle Batı Asya’nın nükleer güce sahip tek ülkesi. Görüldüğü üzere bu listede ne İran ne de Irak var.
İran’ın nükleer çalışmaları nedeniyle denetlenmesi, tehlike olarak ilan edilmesi ve nihayet ABD ile İsrail tarafından hâlâ bombalanıyor olması, hem Batı dünyasının ikiyüzlülüğü ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutmasıyla hem de İsrail’in başarılı propaganda savaşlarıyla açıklamak mümkün. Öyle ya, bugüne kadar hiçbir devlet İsrail’in nükleer silahlarının denetlenmesini gündeme getirmedi.

Vanunu ve nükleer bilgi
Mordehay Vanunu’nun bu bilgileri nasıl elde ettiği muamma değil. Vanunu, 1968 yılında Negev Nükleer Araştırma Merkezi’nde çalışmaya başladı. Politik görüşleri ve yaptığı seyahatler nedeniyle defalarca sorgulandı. 1982 yılında başlayan Lübnan Savaşı’na karşı çıktı. “Arap İsrailliler” için eşit haklar uğruna mücadele verdi. İsrail devletinin Aşkenazi Yahudilerinin hâkimiyeti altında olduğunu belirterek buna karşı çıktı; Ortadoğu ve Kuzey Afrika kökenli Sefarad ve Mizrahi Yahudilerine yönelik ayrımcılıkla mücadele etti. Barış mücadelesine katıldı.
İşte dananın kuyruğu da bu noktada koptu.
İşten çıkarıldı, mahkeme kararıyla işine geri döndü ve Negev Nükleer Araştırma Merkezi’nde çalışmaya devam etti. Bu sırada merkeze gizlice bir fotoğraf makinesi sokarak 57 fotoğraf çekti. 1985 sonunda işten ayrıldı. İngiltere’de Sunday Times’a yaptığı açıklamalarda, bu fotoğrafların yanı sıra, füzyonla güçlendirilmiş fisyon bombalarının temel bileşenlerinden biri olan trityumun İsrail’de üretimi için gerekli lityum-6 ayrıştırma işleminin ayrıntılı açıklamalarını verdi. Çalışma deneyimi yalnızca malzeme (bileşen değil) üretimiyle sınırlı olan Vanunu, İsrail’in nötron bombaları gibi iki aşamalı termonükleer bombalar ürettiğine dair somut bir kanıt sunmadı. Ama kullanılan plütonyum işleme yöntemini tanımlayarak 30 kilogramlık bir üretim oranı verdi ve İsrail’in silah başına yaklaşık 4 kilogram kullandığını belirtti. Bu bilgilerden yola çıkarak, İsrail’in yaklaşık 150 nükleer silah için yeterli plütonyuma sahip olduğu tahmin edilebiliyordu.
15 Nisan 2015’te George Washington Üniversitesi Ulusal Güvenlik Arşivi, Vanunu’nun Dimona Negev Nükleer Araştırma Merkezi hakkındaki açıklamalarını doğrulayan belgeler yayımladı.

Bal tuzağı…
Vanunu, hem İsrail yöneticilerini hem de dünyayı şaşırtan açıklamasını İngiltere’de yaptıktan sonra, bir Mossad ajanı tarafından kurulan “bal tuzağı”na düşürüldü. İsrailli Mossad ajanı Cheryl Ben Tov, “Cindy” adında Amerikalı bir turist kılığına girerek Vanunu ile arkadaş oldu ve 30 Eylül 1986’da onu kendisiyle birlikte tatile Roma’ya uçmaya ikna etti.
İsrail Donanması’na ait INS Noga gemisi, Antalya’dan Hayfa’ya dönerken kaptana şifreli bir mesajla İtalya’ya doğru rota değiştirmesi ve uluslararası sularda, İtalya’da La Spezia kıyılarının açıklarında demirlemesi talimatı verildi. INS Noga, ticaret gemisi kamuflajıyla, üst yapısına eklenen elektronik gözetleme ekipmanı ve uydu iletişim donanımıyla Arap limanlarındaki iletişim trafiğini engellemek için kullanılıyordu.
Roma’ya vardıklarında Vanunu ve Ben Tov, şehrin eski mahallesindeki bir apartmana taksiyle gittiler. Orada bekleyen üç Mossad ajanı Vanunu’yu etkisiz hâle getirip ona felç edici bir ilaç enjekte etti. O gece geç saatlerde, İsrail Büyükelçiliği tarafından kiralanan beyaz bir minibüsle La Spezia limanına gidildi. Orada bekleyen bir sürat teknesiyle, kıyı açıklarında demirlemiş olan INS Noga gemisine ulaşıldı.
İsrail’e götürülen Vanunu, Gedera Hapishanesi’nde, İsrail iç istihbarat örgütü Şin Bet denetimindeki bir koğuşta tutuldu.
9 Kasım 1986’da, Vanunu’nun kaçırıldığına dair haftalarca süren medya haberlerinin ardından, İsrail hükümeti onu tutsak tuttuğunu doğruladı. 1987 yılında Vanunu, mahkemede ihanet, casusluk ve devlet güvenliğini tehlikeye düşürmek amacıyla istihbarat toplamakla suçlandı.
Tecritte 11 yıl
28 Mart 1988’de 18 yıl hapse mahkûm edildi.
Vanunu, mahkûmiyetinin 18 yılını Aşkelon’daki Shikma Hapishanesi’nde geçirdi. İsrail ceza ve infaz yasalarında yer almamasına rağmen, bu 18 yılın 11 yılı tecritte geçti.
Her ne kadar Vanunu’nun İsrail’in güvenliğini tehdit edecek ek bir bilgiye sahip olmadığı savunularak affı talep edilse de tahliye edilmedi. İsrail’in gerçeği kabul etmesi, ABD’nin yılda 2 milyar doları bulan yardımının kesilmesine yol açabilirdi. O zamanlar bir hukuk devleti olmaya daha yakın olan ABD’nin, kitle imha silahları geliştiren ülkelere yardımı yasaklayan yasaları vardı.
Vanunu, 21 Nisan 2004’te serbest bırakıldı ve Yafa’ya yerleşti. Ama İsrail’den çıkması, Şin Bet onay vermedikçe bir yabancıyla görüşmesi, bir havaalanına ya da sınıra 500 metreden fazla yaklaşması, bir yabancı ülke elçiliğinin 90 metreden daha yakınına gitmesi yasaklandı. İnternet kullanımı ve telefonu denetim altındaydı; görüşeceği herkesi önceden yetkililere bildirmesi gerekiyordu.
Vanunu bugün yukarıda sayılan yasaklar altında Kudüs’te yaşıyor. Negev Araştırma Merkezi’nin adı artık Şimon Peres Negev Nükleer Araştırma Merkezi…

Canavarlar zamanı
Bugün faşist İsrail rejiminin dünyanın gözü önünde sürdürdüğü ve giderek dokunulmazlık kazandığı Filistin soykırımı, dünyada II. Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin sona erdiğinin önemli göstergelerinden biri. Savaştan ve Yahudi Soykırımı’ndan çıkarılan derslerle bir barış yüzyılı için insan hakları ve “demokrasi”ye dayalı olarak kurulan uluslararası rejim çöktü. Bunda Trump’ın ABD’de başkanlığa gelmesi kadar, dünyada yükselen otoriteryanizm ve milliyetçiliğin de payı var.
Pek çok vahim sonuç arasında belki de en önemlisi, soykırım uğramış Yahudilerin Filistin’de, herkesin gözü önünde ve gözüne baka baka işlediği yeni bir soykırımın aktörü olmaları. Üstelik bu suç bugün yalnızca cezasız kalmıyor, Batı demokrasileri tarafından da destekleniyor. Kadın, çocuk, on binlerce sivilin öldürülmesine gerekçe aramak ve bunu meşrulaştırma peşinde koşan Batılı demokrasiler, aslında demokrasiden ne kadar uzakta olduklarını da gözler önüne seriyor.
İsrail faşist devletinin saldırganlığı sadece Filistinlileri hedeflemiyor. Bugün ABD’nin de desteğiyle İsrail, İran’a kadar uzanan hattı kontrol etmekle kalmıyor, başta İran olmak üzere bölge devletlerine yönelik saldırılar düzenlemeyi de sürdürüyor.
Bu savaş, on binlerce sivilin hayatını, evini, ülkesini kaybetmesine neden olmaya devam ediyor. Molla rejimi de çeşitli hapishanelerde idam sehpaları kurarak gençlerini katletmeyi sürdürüyor. Antonio Gramsci, 1929 yılında faşizmin ayak seslerini, “Eski dünya ölüyor ve yeni dünya henüz doğmadı. Şimdi canavarlar zamanı,” diye duyurmuştu.
Yine canavarlar zamanını yaşıyoruz.
(MÇ/VC)






.jpg)

