Kısa adı SAMER olan Saha Araştırmaları Merkezinin 2025 yılı içinde yaptığı Ocak, Mart, Mayıs ve Ekim ayları anket çalışması üzerinden 2026 Mart ayına dair 13 sayfalık "Barış inşası kapsamında SAMER barış süreci araştırmalar analizi" raporu döneme dair önemli okumalar yapmamıza fırsat veriyor.
Rapora göre 2025’te bölgenin 16 ilinde katılımcılara şu soru soruluyor: "Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?" Ocak 2025 itibariyle yüzde 53.6, Mayıs 2025’te ise yüzde 68.9 oranıyla "ekonomik sorun ve işsizlik" ilk sırayı alıyor. Kürt sorunu da önemli bir sorun olarak görülse de ikinci sırayı alıyor.
Buradan yürüyerek raporun diğer detaylarına odaklandığımızda barış mevzuunun, barışı inşa sürecinde taraflar arasındaki ilişkisel boyut incelendiğinde; taraflar arasındaki güven, süreç uzadıkça hükümet söylemlerine yönelik güvensizliğin arttığını ve toplumsal algıyı etkisizleştirdiğini fark ediyoruz.
Bölgede toplum barış sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi için "hukuki reformlar" ve "kurumsal düzenlemeler" bekliyor. Bunlar infaz düzenlemeleri, hasta mahpusların özgürlüğüne kavuşması, süreci yürüten aktörler için yasal güvence sağlanması ve elbette kayyım uygulamalarının son bulması…
Mart ve Ekim 2025 tarihlerinde iki kez yapılan anketlerde bu başlıklara yönelik verilen cevaplarda iki ile onüç puan arasında artış görülüyor. İlk ankette yüzde 60 ile 71 arasındaki skala, ikinci ankette 71 ile 78 aralığına tırmanıyor.
Yine aynı dönemler için "Sürecin akıbeti"ne dair de bir soru var. Sürecin olumlu ve başarıyla sonuçlanacağına ilişkin toplumsal beklentilerin "kırılgan" ve "sınırlı" temkinlilikte olduğu yönünde…
Süreci yürüten aktörlerin "yeterlilik" düzeyi sorusuna da; Öcalan ve PKK ilk iki sırada yer alırken; STK’lar, hükümet, meclis, muhalefet ise çok daha zayıf ve "yetersiz" olarak görülmekte.
Buradan bir okuma ve değerlendirme gerektiğinde; barış sürecinin toplumsal meşruiyetinin "güçlenmesi" açısından siyasi aktörlerin rolünün hayli "kritik" önemde olduğu anlaşılıyor.
İşi siyaset olan kurumlara yönelik "yeterlilik" algısının görece düşük olmasının, toplum barış sürecinde daha aktif ve somut roller üstlenen aktörleri görmek istiyor sahada. Yani barışın inşasında bir anlamda "Çok aktörlü bir barış süreci" yaklaşımı beklentisi var.
Araştırma raporunun detayında Siyasi Aktörler ve Hükümete dair beklentilerin oldukça yüksek boyutta ve belirgin olduğu görülüyor.
Hükümet cephesinden; verdiği sözlerin yerine getirilmesini, adalet ve hukuk düzeninin güçlendirilerek düzenlenmesini, şeffaf ve güven veren bir politika izlenmesi beklentisi var.
DEM parti cephesinden ise; halkı bir şekilde sürece katmaya, toplumu bilgilendirerek süreci yasal güvenceye alma, yapıcı ve samimi bir politika izleme, hükümet ile müzakereler yaparak toplumsal muhalefeti örgütlemesi beklentisi var.
Ve bir başka çok önemli nokta; siyasilerin kutuplaştırıcı dilden vazgeçerek ayrıştırıcı söylemlerini değiştirerek, barışın toplumun farklı kesimlerine anlatmalarını gerekli kıldığı vurgusu öne çıkıyor.
SAMER’in raporu elbette sorulanlara karşılık verilen cevaplarla kalmıyor. Öneriler de var…
Barış süreçlerinin bir anda olup-bitti ile nihayete ermeyeceğinin farkında olunarak "kalıcılaşabilmesi" için tam da en baştaki başat can alıcı sorunun karşılığına tekabül eden "sosyo-ekonomik eşitsizliklerin asgariye indirilerek hukuki reformların zaman geçirmeden uygulamaya alınması. Ez cümle "Yapısal Dönüşüm" denilen mevzuun aciliyeti.
Siyasal Aktörlerin söylem ve pratiklerinde uyum meselesi. Güveni arttıracak, kapsayıcı ve çatışma dışı bir siyasi dil. Güven inşaına dönük söylem dönüşümü…
Toplumsal katılımcılığı esas alan sivil toplumun ve yerel aktörlerin sürece katılımını dikkate alan ve toplumsal meşruiyeti güçlendiren bir pozisyon.
Uzun süreli çatışmalı hallerde oluşan travma ve güvensizliğin bertarafına yönelik çaba. Bireysel iyileşme süreçlerinin önemsenerek desteklenmesi, bir nevi psikososyal boyutun önemi.
Ve öyle bir barış ki; yukarıdan aşağıya değil, yerelin beklentilerine de cevap olabilen aşağıdan yukarıya dinamikleri de dikkate alan bir barış süreci. Barışın kapsayıcılığı ve sürdürülebilirliği açısından önemli katkı.
SAMER 2026 Mart raporu aslında süreci okumak açısından önümüzdeki günlerin yürüyüşü eksenli olarak da çok önemli veriler sunuyor ilgilisine. Özellikle Diyarbakır newrozundaki siyasi etkili aktörlerin vurgulu ifadeleri de herkese sorumluluk yüklüyor.
(AB/ŞD)







