NATO nedeniyle kapalıyız
Denildi ki: “Ankara nam başkentimize bir NATO geldi; toplantıya giderken, parkında gezerken, konuşup söyleşirken titremeliyiz!”
Biz önce anlamadık. Sonra üst komşu, alt komşu, çapraz komşu, uzaktan tanıdık, yakından bildiğimiz insanları alıcı kuşlar gibi kapıp götürdüler. Önce standart Yatarmatik işlemlerinden biri zannettim; ama bu defa işler başkaymış. Şahısların, kendilerinden şüphelenilmesine neden olan hâlleri, ileride işleyebilecekleri olası suçlar olarak gösterilmiş. Bu bambaşka, tümüyle yenilikçi yaklaşımı da göz önüne alarak Yatarmatik sistemimizi güncelleme zorunluluğu doğdu tabii. Hemen kimi filmlerin, kitapların adını anarak “Eh işte, bin dokuz yüz çift sıfır yılında bunlar hep söylendi” diyenler tümüyle yanılıyor.
Bizim sistemdeki boşluğa bakacak olursak, biz kişilerin yapıp ettiklerinin taranmasıyla bir sonuca varıyoruz. Oysa mevcut önleyici tutuklama sistemi, kişinin kalbinden geçeni okuyarak tüm sistemimizi değilse de temel kabullerimizi tümüyle gözden geçirmemiz gerektiğini ortaya koydu.
Yazının başına oturduğumda biraz daha hızlı düşünebiliyordum. Oysa yavaş yavaş zihnimde de bir yavaşlama başladı. Dünyanın en kuvvetli, en etkili jammer’larının bir kısmı Ankara’da cem oldu; bunun etkisi oldu galiba.
Ne diyordum? Evet, kavanoz dipli dünya… Yok, bunu demiyordum. Ne diyordum? Hah, evet; tarihe düşülen notların toplandığı kavanoz diyordum. O kavanoz İskandinav tasarımcıların elinden çıkmış; üzerine güneş ışığı vurunca içini de arkasını da göstermiyormuş. Öyle bir kavanozmuş ki tarihe düşülen notların tümünü içine alsa doymuyormuş, doyamıyormuş. Ama cüssesine baksan minicikmiş.
Aslında başka bir şey anlatmaya çabalıyordum ama buraya nasıl geldim, anlayamadım. Jammer etkisi şehrin üstüne iyice yayıldı. “Açık havada otursam zihnim açılır belki,” dedim ama olmadı. İleriden siyah gözlüklü adamlar koşarak üstüme geliyordu. Bir yandan koşup bir yandan anlaşılmayan bir dilde sözler söylüyorlardı. Tam hatırlamıyorum ama hepsinin sonu aynıydı sanki. Hah, hatırladım! Égalité, fraternité, liberté! (Eşitlik, kardeşlik, özgürlük) Evet, böyle bağırarak koştular; ben de kenara çekildim. Ama o kısmını da şu anda tam hatırlayamıyorum.
Arkadaşım aramıştı. “Gelirken ekmek al,” dedi. Niye dedim bilmiyorum ama durduk yere “Jammer havasında unuttum eve ekmekle tuzluk götürmeyi,” derken buldum kendimi.
Yok, toparlanmıyor kafam.
Evet, artık kendime gelmeliyim. İşe gidecektim ama kapalı mı, açık mı emin olamadım. Acil sürdürülmesi gereken, mesela lojistik hizmetlerinde değilim gerçi; ama yine de iş var mı, bizim işin muhatabı açık mı bilmiyorum. Acil tapu almam lazım; tapucu var mı?
Yok, yine kaydı aklım. Toparlanmıyor. Jammer da iyi kafa yapıyormuş gerçekten.
Tekrar deneyeyim. Yolda yürürken bizim mahalle gibi görünen ama tam da benzemeyen bir yere geldim. Nereye geldiğimi tam anlayamadım. Mahallenin etrafını tabelalarla örtmüşler. “Angara’nın bebesi, yavrum senin memleket neresi?” mi yazıyordu, tam hatırlamıyorum. Mavili, yıldızlı kocaman tabelaları makasla kesip mahalleye zor girdim. Bir baktım, mahalle komple yok!
Kafamı toplayamıyorum. Mahalle olduğu gibi taşınmış; tabelanın diğer yanına geçemiyorum. İş var mı, yol var mı, evin kapısı duruyor mu emin olamıyorum. O arada uçuşan kâğıdı gördüm. Kâğıtta “NATO nedeniyle kapalıyız, döner miyiz bilmiyoruz” yazıyor.
(ÖE/NÖ)