Meursault hâlâ aramızda
Bazı romanlar vardır ilk okunduğunda etkileyici gelir, yıllar sonra yeniden elinize aldığınızda ise bambaşka anlamlar taşımaya başlar. Bunun nedeni çoğu zaman metnin değişmesi değil, okurun ve içinde yaşadığı dünyanın dönüşmesidir. Albert Camus’nün Yabancı romanı da bu eserlerden biri. İlk okuduğumda, romanın ana karakteri Meursault bana yalnızca duygusal tepkileri eksik, çevresine kayıtsız bir karakter gibi görünmüştü. Yıllar sonra romana yeniden döndüğümde ise dikkatimi çeken onun bireysel özelliklerinden çok temsil ettiği insanlık hâli oldu.
Edebiyat tarihinin en çok tartışılan karakterlerinden biri olan Meursault, yalnızca annesinin ölümüne gösterdiği tepki ya da işlediği cinayet nedeniyle değil, toplumun bu olayları anlamlandırma biçimlerine katılmaması nedeniyle dikkat çeker. Annesinin cenazesinde onu meşgul eden his yas değil, güneşin bunaltıcı sıcaklığıdır. Mahkemede ise pişmanlığını kanıtlamaya çalışmak yerine, cinayet anındaki kavurucu sıcağı anlatır. Bu yüzden yargılanan yalnızca işlediği suç değil, toplumun ondan beklediği duyguları yaşamaması ve bunları göstermemesidir. Oysa Meursault çoğu zaman sanıldığı gibi duygusuz biri değildir. Denizi sever, yüzmekten keyif alır, sigarasını içer, kahvesini içer, güneşi hisseder, aşkı deneyimler. Eksik olan duyguları değil, o duygulara toplumun yüklediği anlamlardır.
Meursault artık yalnızca bir roman karakteri değil
Camus’nün yarattığı karakter hayatı olduğu gibi yaşar; onu açıklamaya, süslemeye ya da herkes gibi yorumlamaya çalışmaz. Tam da burada Camus’nün absürd düşüncesi devreye girer. Camus’ye göre absürd, insanın anlam arayışı ile evrenin bu arayış karşısındaki sessizliği arasındaki çatışmadır. İnsan sürekli bir neden, bir amaç ve bir düzen ararken dünya ona kesin cevaplar sunmaz. Meursault’un farklılığı da buradadır. O, bu sessizliği değiştirmeye çalışmaz, dünyanın anlamsızlığını olduğu gibi kabul eder. Belki de toplumun onu “yabancı” ilân etmesinin asıl nedeni budur.
Roman çoğunlukla absürdizm üzerinden okunur. Fakat bugün yeniden okunduğunda modern insanın yaşadığı yabancılaşmaya da güçlü bir ayna tuttuğu görülüyor. Elbette Meursault’un yabancılığı ile bugünkü yabancılaşma aynı şey değildir. Meursault anlam arayışının boşluğunu kabullenirken modern insan çoğu zaman anlam üretmeye çalışır. Ama hızın, tüketimin ve sürekli akan bilginin içinde bu çaba giderek aşınır.
1942’de yayımlanan Yabancı’dan bugüne dünya köklü biçimde değişti. Dijital iletişim, sosyal medya ve kesintisiz haber akışı gündelik hayatın merkezine yerleşti. Birkaç saniye içinde savaşları, felaketleri, ölümleri ve krizleri öğreniyoruz. Ardından aynı hızla başka bir gündeme geçiyoruz. Bir olayın toplumsal etkisi çoğu zaman yaşanan acının büyüklüğüyle değil, gündemde kalma süresiyle ölçülüyor. Burada yaşanan şey yalnızca duyarsızlaşma değil, deneyimlerin hız tarafından aşındırılması.
Belki de bu yüzden Meursault artık yalnızca bir roman karakteri değildir. Onun dünyayla kurduğu mesafenin farklı biçimlerini kendi hayatlarımızda da görüyoruz. Sürekli her şeye temas ediyor; fakat neredeyse hiçbir şeye uzun süre tutunamıyoruz. Her gün yüzlerce görüntü görüyor, onlarca fikire maruz kalıyor, sayısız insana ulaşıyoruz. Buna rağmen yalnızlık, aidiyet eksikliği ve anlamsızlık duygusu giderek daha görünür hâle geliyor.
Giderek Meursault’a benzemek
Meursault’un trajedisi annesinin ölümü ya da işlediği cinayet değildi. Asıl trajedisi, dünyayla arasındaki mesafenin kapanmamasıydı. Bugünün insanı ise farklı bir nedenle benzer bir mesafe yaşıyor. Dünya artık hiç olmadığı kadar erişilebilir, belki de hiç olmadığı kadar yüzeysel deneyimleniyor. Her şeye yakınlaşıyor; ama hiçbir şeye tam anlamıyla yaklaşamıyoruz.
Yabancı’nın hâlâ güncelliğini korumasının nedeni bu olabilir. Camus yalnızca kendi döneminin insanını anlatmadı, modern çağın temel açmazlarından birini de önceden sezdi. Kalabalıkların içinde yaşarken kendimize, başkalarına ve yaşadığımız dünyaya yabancılaşabileceğimizi gösterdi.
Belki de bugün Meursault’u konuşmamızın nedeni onu anlamamız değil, ona giderek benzememizdir. O halde şu soru hâlâ güncelliğini koruyor:
İnsan dünyaya mı yabancılaştı, yoksa dünya mı giderek insanın anlam arayışına yabancı hâle geldi?
(NÖ/TY)
Lise öğrencisine ‘Diktatör Erdoğan’ sözü nedeniyle ceza
NORŞİN ÖNCEL DİYARBAKIR'DAN BİLDİRDİ
Diyarbakır’da depremzede kadınlar temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor
Koçer kadınlar anlatıyor: Paranın yüzünü görmüyoruz
EN ÇOK GENÇ NÜFUS ETKİLENİYOR
Boğulma vakaları arttı: “Sorumluluk idarede”
MİDYE TEMİZLEME İŞÇİLİĞİ
Dokuz yılını midyeye verdi ama hiç midye yemedi