Maarif modeli ve belirsizlik içindeki gençlik
“Eğitim, gençlere yol göstermiyorsa; belirsizlik, onların geleceğini karartır.”
Türkiye’de son iki yıldır uygulanan Maarif Modeli, eğitim sisteminde köklü bir dönüşümün başlangıcı olarak sunuluyor. Modelin temel amacı; ezberci anlayıştan uzaklaşarak düşünen, sorgulayan, araştıran ve beceri temelli bireyler yetiştirmek. Kağıt üzerinde bakıldığında bu hedefler oldukça değerli ve gerekli görünüyor. Ancak eğitimde yapılan bir değişikliğin başarılı olması yalnızca hazırlanan programlarla değil, sahadaki uygulamanın ne kadar güçlü olduğu ile ölçülür. Bugün gelinen noktada ise Maarif Modeli’nin uygulama sürecinde ciddi belirsizliklerin yaşandığı görülüyor.
Özellikle öğretmenler açısından bakıldığında, modelin tam olarak anlaşılmadığı dikkat çekiyor. Birçok öğretmen hâlâ yeni sistemin nasıl uygulanacağı, derslerin hangi yöntemlerle işleneceği ve öğrencilerin hangi ölçütlere göre değerlendirileceği konusunda net bir çerçeveye sahip değil. Oysa eğitimde değişimin merkezinde öğretmen var. Çünkü sınıfta sistemi uygulayan, öğrenciye yön veren ve öğrenme sürecini şekillendiren kişi öğretmendir. Öğretmenin yeterince hazırlanmadığı bir reform sürecinde, bundan en fazla etkilenen kesim öğrenciler olur. Aynı okulda hatta aynı sınıf düzeyinde bile farklı öğretim anlayışlarının ortaya çıkması, eğitimde ortak bir standardın oluşmasını zorlaştırır.
Bu durumdan en fazla etkilenen kesim ise lise öğrencileri. Özellikle iki yıl sonra üniversite sınavına girecek milyonlarca genç, büyük bir kaygı ve belirsizlik içerisinde eğitim hayatına devam ediyor. Müfredat değişmiş, ders içerikleri yeniden düzenlenmiş ve “beceri temelli eğitim” anlayışı ön plana çıkarıldı. Ancak bütün bu değişimlerin YKS’ye nasıl yansıyacağı konusunda yeterince açık açıklamalar yapılmadı. Öğrencilerden yorum yapmaları, analiz etmeleri ve farklı düşünme becerileri geliştirmeleri beklenirken; sınav sisteminin hâlâ eski ezberci mantıkla mı ilerleyeceği sorusu cevap bulmadı.
Bu belirsizlik, gençlerin yalnızca akademik başarısını değil, psikolojik durumunu da doğrudan etkiliyor. Çünkü öğrenciler sadece ders çalışmıyor; aynı zamanda geleceklerini, mesleklerini ve hayatlarını şekillendirecek bir sınava hazırlanmaya çalışıyor. Ancak hangi sisteme göre hazırlanacaklarını bilmediklerinde, emeklerinin boşa gitmesinden korkuyorlar. Bir tarafta yeni modelin beklentileri, diğer tarafta yıllardır alışılmış klasik sınav sistemi arasında kalan gençler, adeta iki farklı dünyanın arasında sıkışıp kalıyorlar. Sürekli değişen uygulamalar ve net olmayan süreçler; motivasyon kaybına, umutsuzluğa ve gelecek kaygısına neden oluyor.
Daha da önemlisi, bu süreç eğitimde fırsat eşitsizliğini artırıyor. Bugün yalnızca akademik olarak geri planda kalan öğrenciler değil, en nitelikli okullarda eğitim gören öğrenciler bile özel ders almak veya özel kurslara gitmek zorunda hissediyor. Eğer bir eğitim sistemi içerisinde başarılı okullarda okuyan öğrenciler dahi okulda verilen eğitimi yeterli görmeyip ek destek arıyorsa, burada ciddi bir sorun var demek. Çünkü eğitim sistemi öğrenciyi dışarıdan destek almaya mecbur bırakmamalı; okul, öğrencinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek yeterlilikte olmalı. Aksi halde ekonomik imkânı olan öğrenciler avantaj sağlarken, maddi durumu yetersiz olan gençler daha büyük bir eşitsizlikle karşı karşıya kalıyor.
Öğretmenlerin bile tam olarak hâkim olamadığı bir model içerisinde öğrencilerin kendilerini güvende hissetmesi oldukça zor. Oysa eğitim sistemi; gençlerin kafasını karıştıran değil, onlara yön gösteren ve güven veren bir yapı olmalı. Eğitim, deneme yanılma alanı değil. Özellikle milyonlarca gencin geleceğini belirleyen sınav süreçlerinde yapılacak her plansız değişiklik, bir neslin hayatını doğrudan etkiler. Yeni bir model uygulanacaksa öğretmen eğitimleri eksiksiz yapılmalı, öğrenciler ve veliler açık şekilde bilgilendirilmeli ve sınav sistemiyle müfredat arasında güçlü bir uyum sağlanmalı. Aksi halde iyi niyetle başlatılan reformlar bile öğrenciler için kaygı ve mağduriyete dönüşebilir.
Bugün gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey; netlik, güven ve istikrardır. Çünkü geleceğini kurmaya çalışan bir öğrenci için belirsizlik, yalnızca eğitimle ilgili bir sorun değil; umutlarını ve motivasyonunu etkileyen ağır bir yük. Eğitim sistemi gençlere korku değil güven vermeli, kafa karışıklığı değil yön göstermeli. Unutulmamalıdır ki bir ülkenin geleceği, sınıflarda yetişen gençlerin omuzlarında yükselir. Gençlerin geleceğe güvenle bakamadığı bir toplumda, hiçbir eğitim reformu gerçek anlamda başarıya ulaşamaz.
(AÖ/NÖ)