Hapishanede kimlik kartı ne işe yarar?
Hapishane, hukuk dilinde "özgürlük kısıtlayıcı ceza" olarak tanımlanıyor. İstediğiniz zaman çıkıp gidebileceğiniz bir yer değil yani. Ve cezaların amacı da tüm cezalar gibi "topluma yeniden kazandırmak" olarak ifade ediliyor. Düşünün, bir gün hakimin ".... tutuklanmasına" sözleri ile başlayan ve yine bir hakimin ".... tahliyesine" dediği zamana kadar dört duvar arasındasınız. Düşünmek, hayal etmek çok da zor olmasa gerek. Uzağında olduğunu düşünen pek çok kimse bugün tam da içinde.
'Cezanız' doğrultusunda özgürlüğünün kısıtlanmış dört duvarın arasındasınız, sabah kalkma saatiniz belli, yemek yiyeceğiniz zaman belli, 'hava' alacağınız zaman belli. Bunların hiçbirine siz karar vermiyorsunuz. Kalacağınız hücre, kimlerle kalacağınız belirlenmiş, ziyaretçiler ile yapacağınız görüşmeler kayıt altına alınıyor. Bu yetmiyor gün boyu hücrenin ışığı açık kalıyor ve kamerayla izleniyorsunuz. Bununla da kalmıyor, hücrenizden çıkıp ziyarete giderken size verilen bir kimlik kartını takmanız isteniyor. Hücre belli, içinde kalanlar belli, görüşe giden belli ama yine de bir kimlik kartı takılması isteniyor. Kartın üzerinde tutuklunun kimlik bilgileri yer alıyor; adı, soyadı, anne adı ve baba adı.
İlk anda infaz koruma memurlarının 'yanlış' tutukluyu görüşe götürüp getirmesini engellemeyi amaçladığı düşünülebilir. Ama zaten bu insan oradan çıkıp gitme şansına sahip değil. Üzerinde başka bir kimlik kartı olmadığına göre, görevlilerin kartta yazana bakıp kimlik doğrulaması yapması mümkün değil.
Peki neden? Üstelik avukat görüşüne ya da ziyarete gelen bir milletvekiliyle görüşmeye giderken kart takılmasına gerek duyulmuyor. Ama ailesiyle görüşmek isteyen veya telefon etme hakkını kullanmak isteyenden kart takması isteniyor. Üstelik bu uygulamaya karşı çıkan hakkında tutanak tutup disiplin soruşturması açmak mümkün. Ancak Şakran hapishanesi, görüşe çıkarmama gibi bir uygulamaya da gidiyor.
Mesele kimlik kartı takılmasından ziyade kimliksizleştirmek, her söylenene itaat eder hale getirmek gibi görünüyor.
Uygulama her hapishanede yok, gerekçesi de açıklanmıyor. "Bakanlık talimatı" denilerek geçiştiriliyor. Ancak bu talimatnameye ne avukatlar ne milletvekilleri ulaşıyor. Elbette bakanlık internet sitesinde de yer almıyor. Dört duvar arasında, tüm günü hapishane yönetimi tarafından planlanmak istenen bir insana, mantığı ve yasal dayanağı olmayan yeni cezalandırma araçları dayatmanın sonucu ne olabilir?

Tuğçenur Özbay, hükümlü olarak Şakran hapishanesinde bulunuyor. Kimlik kartı uygulamasına karşı 124 gündür açlık grevi yapıyor. Bu nedenle 124 gündür ailesini ve atanan vasisini göremiyor. Son yıllarda peş peşe yaşanan açlık grevleri nedeniyle eskiden 10'lu günlerde konuya ilgi duyan kamuoyu artık 100'lü günleri geçince dahi umursamayabiliyor. Ama tekrar bir hayal edin. Normalde günde üç öğün yemek yiyoruz, hatta 1-2 öğün aksadığında insanın dengesi sarsılıyor. Oysa tamı tamına atlanan 372 öğünden söz ediyoruz.
Türkiye'de herkes kolaylıkla hapishane ile tanışabiliyor demiştim. Ülkenin cumhurbaşkanı da bundan payını aldı. Bir dönem başbakanlık yaparken idam edilenler bugün anıt mezarda yatıyor. Kısa bir süre önce insanlara suç uydurup hapse atan savcı ve hakimler darbe teşebbüsü sonrası farklı ülkelere kaçtılar.
Devlet hapishanelerde kalanların da haklarına saygı göstermek zorundadır. Birine hak görülen diğerine görülmezse hukuktan da adaletten de söz etmek mümkün olmaz.
(Mİ)