Dersim'de 6 yıl önce kaybolan Gülistan Doku dosyası ailesinin ısrarlı arayışı ile yeniden açıldı. Ortaya çıkan ifadeler ve belgeler Vali'nin de içinde olduğu bir organizasyonu, intihar ettiği önde sürülen kadının öldürüldüğü ortaya çıktı. Tüm kamuoyu bir kamu görevlisinin soruşturmayı nasıl istediği şekilde yönlendirdiği görüldü.
Bir kamu görevlisinin cinayet ile suçlanması ilk olarak görülmüyor. Selahattin Ali Arik, "Yakın Doğuda Koçgiri Dersim Kızılbaş Kürd Soykırımı" adlı kitabında 1944 yılında dönemin Genel Kurmay Başkanı Kazım Orbay ile Vali Nevzat Tandoğan'ın içinde yer aldığı bir cinayete de yer veriyor.
1886 yılında İzmir'de doğan Kazım Orbay, Enver Paşa ile Nuri Paşa’nın yeğenidir ve Enver Paşa’nın kız kardeşi Mediha ile evlidir. 31 Mart Vakası nedeniyle Hareket Ordusu’na katılmış, Balkan savaşlarına, Birinci Dünya Savaşı’na katılmış, daha sonra amcası ile birlikte Ermeni katliamlarında yer almış, Nahçıvan’daki katliamlardan dolayı galip devletler tarafından hakkında tutuklama kararı verilmiş. Enver Paşa’nın ölümünden sonra Kemalistlere katılır. İzmir’e ilk giren komutanlardan biridir. Dersim Katliamı sırasında ise Milli Savunma Bakanlığı yapmıştı.
Kitaptan ilgili bölümü aynen aktarmak istiyorum.
"Kazım Orbay 1944 yılında Genel Kurmay başkanı olur. Oğlu Haşmet Orbay da belediyede mütercim olarak çalışan bir MAH (MİT) üyesidir. Haşmet babası ile birlikte ve Vali Nevzat Tandoğan’ın da içinde yer aldığı bir çete olarak SSCB büyükelçisiyle, Türkiye, Almanya, İngiltere ve ABD hakkındaki önemli bilgileri Rusya’ya 2 milyon lira karşılığında satmak konusunda anlaşırlar. Haşmet Orbay bilgileri teslim edip paraları alırken, Büyükelçilik doktoru Dr. Neşet Naci Arcan görür. Bu doktorun aynı zamanda ABD büyükelçisinin de doktoru olduğunu öğrenen Kazım Orbay ile Nevzat Tandoğan; doktorun hemen ortadan kaldırılmasına karar verirler ve Haşmet Orbay doktoru muayenehanesinde öldürür.
Plan gereği ertesi gün, Tandoğan’ın çağırıp konuştuğu, altı ay yatıp çıkma sözü ile birlikte yüz bin lira para teklif edilen Reşit Mercan polise teslim olup cinayeti üstlenir. Mahkeme safhası tam bir çadır tiyatrosu şeklinde cereyan eder. Mahkeme devam ederken, savcının muhabbet etmesine bozulan Reşit Mercan, mahkeme süresi içinde ifadesini değiştirerek, suçsuz olduğunu, para karşılığı Haşmet Orbay’ın suçunu üstlendiğini, kendisine altı ay ceza sözü verildiğini söyleyince Haşmet Orbay bayılır. Sonraki ifadesinde de Reşit’in yalan söylediğini, kendisini kurtarmak için suçu kendisine attığını söyler. Hakim, Reşit’e bu ifadeye ne diyeceğini sorunca, Reşit; 'siz bilirsiniz demek ki öyle imiş.' der. Kararda Reşit’e yirmi yıl, Haşmet’e de katile silah sağladığı için bir yıl ceza verilir. Ama olay basına yansır. Mehmet Salih Esen isimli bir yazar; cinayeti yüz bin lira karşılığında Haşmet Orbay tarafından azmettirildiğini, arabuluculuğunu da Nevzat Tandoğan’ın yaptığını, Reşit’in teslim olmadan önce vali Tandoğan ile görüştüğünü, sonra teslim olduğunu yazar. Olay diğer büyükelçileri de ilgilendirdiği için uluslararası bir boyut kazanır ve dava Yargıtay’a intikal eder. Yargıtay, davayı bozarak, Bolu’da görülmesine karar verir. Bolu’da ifadesini tekrar değiştiren Reşit doğruları söyler ve Vali Tandoğan’ın tanık olarak dinlenmesini talep eder. Vali, Kazım Orbay’ı, başbakana ve adalet bakanına bu işe bir çözüm bulmasını, olay üstüne kalırsa her şeyi açıklayacağını söyler. Vali Tandoğan ertesi gün evinde ölü bulunur. Bolu’da ceza alan Haşmet ile Reşit, 1950 affında çıkarlar.
Ankara'da, Bahçelievler semtinin alt kısmında bulunan, Yenimahalle ve Çankaya ilçelerinin kesişiminde yer alan Anadolu Meydanı kısa süre öncesine kadar Vali Tandoğan'ın soyadını taşıyordu. Vali Nevzat Tandoğan da Kazım Orbay gibi, Ankara’yı yıllarca haraca bağlamıştı. Ankara pazarında iki bin yıllık kira ile bir yer tutup mallarını satan Ankara köylülerinden bir grup Tandoğan’ın adamlarına komisyon vermezler. Köylülerin içinde; SSCB, Almanya’ya girmesi ile yükselen solcu rüzgâra kapılan birisi, Tandoğan’ın adamlarına, 'Köylü milletin efendisidir.' der. Bunu duyan vali Tandoğan hemen genci tutuklatıp huzuruna getirtir:
'Ulan öküz, Anadolu, milliyetçilik, komünizm size ne? Sizin göreviniz mahsul yetiştirmek ve oğullarınızı askere göndermektir. Size verdiğimiz vazife sadece budur.' der."
1944-1946 yıllarında Genelkurmay Başkanı, 1950’ye kadar da Yüksek Askeri Şura üyesi olarak orduda bulunan Orgeneral Kazım Orbay ise 1960 darbesinden sonra oluşan Temsilciler Meclisi Başkanlığı ile ölümüne kadar (1964) Cumhuriyet Senatosu Kontenjan Grubu üyeliği görevinde bulunmuştur.
Kitabı merak edenler için kısa not:
"Yakın Doğuda Koçgiri Dersim Kızılbaş Kürd Soykırımı"
Selahattin Ali Arik
Peri Yayınları

(Mİ)







