Gökyüzü Kadar Kırmızı
Gelecek, ümit bağlanılanlar da değil “sorunlu” damgasını taşıyanların elindedir çoğu zaman. Özellikle eğitim sürecinde herkesin gözdesi öğrenciler olur. Bir de sürekli damgalanan öğrenciler. Bu damgalama o zaman en yetkili kişi tarafından gerçekleşebilir.
Ne Yazık ki genellikle öğretmenler bu otoriteyi temsil eder çoğu zaman. “Uyumlu” öğrenciler vardır. Çok şey beklenir onlardan. Gelecekleri garanti olmalıdır. “Prestijli” meslekler edinmelilerdir. Bir de “vasıfsız” işlerde çalışmasına kesin gözüyle bakılan çocuklar vardır. “Vasıfsız iş, adam olmak” gibi ayrımcı zırvaları kabul etmediğimi belirtmeme gerek var mı bilemedim ama yine de altını çizmiş olayım.
Biz gelelim “adam” olacağına kesin gözüyle bakılanlara. Bütün yatırımlar onlar içindir. Hata yapma lüksleri “adam olmayacaklara göre” daha azdır. En genel özelliklerinden biri itaat etmeleridir ve yaratıcı yönlerini otoritenin istediği şekilde değerlendirmeleridir. Ben o kesimden hiç olamamış silik bir öğrencilik geçmişine sahip birisi olarak, bu alışılmış döngünün dışında kalanların yaratıcılığını merak ederim. Çünkü genellikle değişimi köşeye itilenler gerçekleştirir. 2006 İtalya yapımı “Gökyüzü Kadar Kırmızı” böyle bir ötekileştirme ve dönüşüm hikayesini ele alıyor. Yönetmenliğini Cristiano Bortone’nin üstlendiği film, ünlü İtalyan ses efekti sanatçısı Mirco Mencacci’nin hayatını ele alıyor.
Mencacci 10 yaşındayken evde tüfekle oynarken ailesinin onu fark etmesi üzerine paniğe kapılır ve tüfekle birlikte yere düşer. Tüfek ateş alır ve Mirco kör olur.
Bundan sonrası hepimiz için tanıdık bir hikaye. Göz doktoru Mencacci’nin okula gidemeyeceği konusunda bilindik nakaratı tekrarlar. Mirco “normal” okula gidemez. (O da ne demekse) Körler için özel okullar vardır. Oraya gitmelidir. Mirco körler okuluna kaydedilir. Körler okulunun müdürü de kanıksanmış sağlamcılıktan kurtulamamış bir kördür. Onun için belli sınırlar vardır ve o sınırlar esnetilemez. Körler santral operatörü ya da dokumacı olmalıdır onun için.
Müdürün zihnindeki sağlamcı sınırı şu söz çok iyi vurgular. “Önemli olan onun ne istediği değil, ne yapabileceğidir.”
Mirco önce körlüğünü kabul etmez. Burada önemli bir noktanın altını çizmek isterim. Öğretmeni kör değildir ama Mirco’yu anlar ve onun hayallerinin ardından gitmesini destekler. Yani kör olan müdür daha katı bir sağlamcıdır.
Müdür “makul” öğrencilerden seçtiği bir öğrenci grubuyla yılsonu etkinliği hazırlamak ister. Mirco ise arkadaşlarıyla birlikte kütüphaneden çaldığı kasetlerle bir sesli hikaye hazırlar. Öğretmen yılsonu etkinliği için bu kaseti müdüre verir ama müdürün tavrı olumsuzdur. Öğretmen ile müdürün diyaloğu şu şekildedir:
Müdür: Bunları alabilirsin.
Don Giulio: En azından dinleyemez misiniz?
Müdür: Yıl sonundayız. Boşa harcayacak zamanım yok.
Don Giulio: Bu zaman kaybı değil. Biliyorum, bazen kendini kaybediyor ama onun da kendine özgü bir tarzı var. Nesnelere bakıp onları keşfediyor ve haklarında hikayeler anlatıyor. O tamamen farklı. Bunda bir yanlış yok.
Müdür: Bu okulun yüzyıldan fazladır burada olduğunu biliyor musun? Tüm bu zaman boyunca burada yaşam sakin ve hiç sorunsuz geçti. Neden biliyor musun? Çünkü bizim burada kurallarımız var. Kimilerine modası geçmiş, aptal kurallar olarak görünebilir. Ama bu okulu bitiren çocuklara dışarıdaki hayatta bir yer edinmelerini sağlıyorlar.
Don Giulio: Bu çocuklar görmüyor. Bu doğru ama onlar hayattalar. İçleri coşku ve hayal gücüyle dolu. Onlara kendilerini ifade etme özgürlüğü tanımazsak yardım etmiş olmayız.
Müdür: Bırakalım da kendilerine zarar versinler.
Don Giulio: Neden olmasın? Bu da öğrenmenin bir parçası.
Müdür: Sen onlarla zaman geçiriyorsun ama ben onlardan biriyim. Bizim gibiler için özgürlük, sahip olamayacağımız bir lükstür.
Don Giulio: Dinle! Senin derdinin ne olduğunu biliyorum. Otuz yıl önce görüyordun. Çocukken burada değildin. Okula gidebildin. Gezebildin. Neden senin bir zamanlar sahip olduğun imkanları bu çocuklara sunmuyorsun?
Müdür: Çünkü sahip olamazlar. Onlar kör.
Don Giulio: Belki de sen istemediğin içindir.”
Sonuçta müdürün dediği olur ve Mirco okuldan uzaklaştırılır. Bu olay şehirde inanılmaz yankı bulur. İşçiler greve gider. Şehirde hayat durur ve dönemin politik ortamı sağlamcılığa geri adım attırır. 1975 sonrası İtalya’da körler okulları kapatılır ve kaynaştırma eğitime geçilir. Mirco’nun okula döndüğünü hatırlatmama bile gerek yok.
Mirco okula döner ve onun hazırladığı sesli hikaye konuklara sunulur. Tabii konukların gözünün bağlanması kabul edilebilir değildir ama dönemin şartlarını düşünmek gerek. Mirco ve arkadaşlarının okuldan kaçışı, sinemaya gidişi, bir eylemin ortasında kalışı gayet gerçekçi verilmiş. Bu filmi izleyen çoğu körün kendisinden bir şey bulabileceğini düşünüyorum. Kalıpların dışına çıkmayı göze almak her şeyin başlangıcı demek.
Biz de Mirco gibi düşlerimizin peşinden koştuğumuzda şikayet ettiğimiz şeylerin çoğunun değiştiğini deneyimlemememiz için bir neden yok. Yeter ki sıkıştırılmaya çalışıldığımız kalıbı reddedelim.
Gassan Kanafani’nin bir öyküsünden esinlenerek kaleme aldığım “Ön Yargı Yamaçlarını Parçalamak” yazımla bu yazının birbirini tamamladığını düşünüyorum. İlgi duyanlar buraya tıklayarak okuyabilir.
(HA)