Kendi “normalimizi” mi yaratıyoruz?
Bilincimiz bizi bir “Normal” kalıbına sıkıştırıyor. Aslında bilincimizin şekillendiği yaratılmış normalin kalıbına istemsiz sıkışıyoruz. Kanıksanmış sağlamcılık denen şey de zaten o normalin bir tezahürü. Bir normale hapsolduğumu fark etmek oldukça uzun zamanımı aldı.
Ne yalan söyleyeyim, engellilik üzerine büyük büyük sözler ederken kendimdeki kanıksanmış sağlamcılığın farkında bile değildim. “Normal”i sorgulamak aklıma bile gelmemişti zaten. Bu bana özgü bir yönelim de değildi. Bu konuda ilk adımlarımı atarken benden daha önce adım atmış, sağlamcılık üzerine okumalar yapmış ve hatta bu konuda isim yapmış arkadaşlar için de aynı durum söz konusuydu. Belki de en büyük şansımız tüm eksikliklerine rağmen bu konuda kafa yormaya ve kalıpları parçalamaya kararlı o insanlarla kolektif bir düşünme, tartışma ve üretme sürecini paylaşmamızdı.
Bir yıl önce büyük bir heyecanla savunduğumuz bazı şeylerin savunulmaması gerektiğini ama onların yeniyi ve doğruyu bulmakta önemli bir deneyim olduğunu anlamıştık.
Onun içindir ki dün savunduğumuzun bugün yanlış gelmesi canımızı acıtmak yerine heyecanımızı artırıyor ve bizi mutlu ediyordu. Altını çizmeye gerek olduğunu düşünmesem de altını çizmeyi bir görev kabul ettiğim için belirtmek istediğim nokta şu.
Temel doğrularımızda bir değişiklik olmuyordu. Onları savunmaya devam ediyorduk ve bugün yanlış bulduklarımız o temel doğrularımızı sarsılmaz kılıyordu. Bilincimin bir bebek gibi büyüdüğünü hissettiriyordu kendimde gözlemlediğim bu süreç. “Hak temellilik” derken belli imtiyazlara sığındığımız gerçeğiyle yüzleşmiş ve ona savaş açmıştım. Bu beni sekter bir noktaya itmişti ve bunu fark etme deneyimim oldukça can acıtıcıydı. Yirmili yaşların heyecanıyla pozitif ayrımcılık olarak değerlendirdiğim bazı şeylere çok sert tepkiler veriyordum.
Birgün havaların aşırı sıcak olmasından kaynaklı engellilerin idari izinli sayıldığı haberi düştü haber merkezlerine. Körlerin bir mail grubunda bu izinli sayma durumu üzerine sert bir tartışma çıktı. Ben bu tartışmaya oldukça sekter yaklaşıyordum ve sert bir dalış yaparak kendim gibi düşünen arkadaşların yanında konumlandım. “Öyle ya, sadece sıcaktı ve sıcaktan dolayı sakatlar neden izinli olsundu”
Mailime gelen bir yorum beni oldukça sarstı. Göz tansiyonu olan bir arkadaş “ben bu sıcakta dışarı çıksam ölürüm, ne hakla bana verilmiş bir hakkı eleştiriyorsun” şeklinde yanıt verdi.
Haklıydı. Hem de aşırı haklıydı. Belki hayatta fikirsel olarak yan yana gelemeyeceğim bir kişi bana çok güzel bir ders vermişti. Sonra sağlamcılığı, mikro saldırganlığı ve yaratılan normali derinlemesine tartıştık. Yargıladık ve mahkum ettik.
Belki ulaşabileceğimiz en doğru noktaya ulaştık. Çünkü yaratılan normal, ötekileştirilenleri kendi kalıbında eziyordu. Ötekileşmenin de erişilebilirlik sorunlarının da her tür ayrımcılığında kökeninde o vardı. Evet o doğru nokta bugün bizim için savunulması gereken en önemli alan. Bu gerçekliğin bilincine varmamız yolumuzu farklı alanlarda ötekileştirilenlerle kesiştirdi. Büyüdük ve bu arada bir gerçekliğe çarptık. Hadi kendi adıma konuşayım, ben çarptım. Ufkumuz körlükle ilgili temel noktaların savunulmasından ibaret değildi artık. O da genişlemişti ve ötekileştirilenler üzerine daha doğrusu hayatın gerçekliği üzerine çok şey öğrendik.
Bu kaynaşma hali yeni bir sorunu tetikledi. Alışkanlıkları, talepleri ve yöntemleri farklı insanlarla çalışmaya başladık. Toplum içinde bizden kat kat fazla ötekileştirilen insanlar. Sonra onların tarzıyla bizim tarzımızın aynı olmadığı gerçekliğine çarpıp geriye doğru sektiğimi hissettim. Çünkü birbirimizin alışkanlıkları birbirimize farklı erişilebilirlik sorunları yaratabiliyordu. İşte bu içimdeki normalle yüzleşmeme neden oldu. Acaba ben farkında olmadan pratik yansıması olmasa da düşünsel anlamda sağlamcılığı ve yaratılan normali besliyor muydum?
Ben diyorum ama herkes bu soruyu kendi üzerine alınmalı. Çünkü bu bizim gerçekliğimiz. Kesişimsel bir çalışma yapacaksak bize en zıt alışkanlık ve yönelimleri olan insanlarla da çalışmamız ve yer yer ters düşmemiz kaçınılmaz.
Herkesin içinden düşündüğü bu çelişkiyi sesli tartışmayı öneriyorum. Çünkü bu alanda da alternatif bir yönteme ihtiyaç var ve onu anca bizler yaratabiliriz. İlk adım olarak kendimize soralım? İçimizdeki “normali” yenmek için ne yapmalı?
(BS/EMK)