Fransa’dan bir özür daha: Marc Bloch
Marc Bloch, tarihin araştırılma, yazılma ve anlaşılma biçimini derinden dönüştüren bir tarihçi. Ancak o yalnızca tarihi incelemedi; yaşadığı yüzyılın fırtınalarını da bizzat deneyimledi, 20. yüzyılın ilk yarısını hem bir bilim insanı hem de bir eylemci olarak geçirdi.
Bloch, 6 Temmuz 1886’da Lyon’da, Alsas kökenli Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Ailesi, 1870-71 Fransız-Alman Savaşı’nda Fransa’nın yenilgisinin ardından Alsas-Loren’in kaybedilmesi üzerine Fransa’yı seçen, “optants” olarak adlandırılan ailelerden biridir.
Orta Çağ tarihi uzmanı Bloch, 1929 yılında Lucien Febvre ile birlikte daha sonra bir ekole dönüşecek olan Annales d’histoire économique et sociale dergisini çıkarmaya başlar. Bu dergi, disiplinlerarası yaklaşımları, küresel tarih, ekonomi tarihi ve uzun süreli tarih anlayışı üzerine odaklanmasıyla tarih çalışmalarında büyük bir yenilenme getiren Annales Okulu’nun temelini oluşturur. Bloch’u önemli kılan da bu dergiyle birlikte başlayan yeni tarih yazımı süreci oldu. Lucien Febvre ile birlikte, tarih yazımında adeta devrimsel bir sürecin önünü açtılar.
O güne dek tarih çoğunlukla “büyük adamların ve savaşların hikâyesi” olarak yazılırken, Bloch, Lucien Febvre ile birlikte kurduğu Annales ekolüyle bambaşka bir adım attı. Tarihi tek tek kahramanların hikâyeleri üzerinden değil, toplumların uzun vadeli değişim hikâyesi üzerinden okumaya başladı. Sosyolojiyi, coğrafyayı, ekonomiyi ve psikolojiyi tarihe katarak araştırma biçimini yeniden kurdu. Kısacası sıradan insanların yaşamını, toplumsal yapıları ve yavaş işleyen dönüşümleri tarihin merkezine taşıyarak 20. yüzyıl tarihçiliğini derinden etkiledi.
Almanya ile işbirliği içindeki Vichy Hükümeti’nin baskıları sonucunda, 1943 yılında görevinden uzaklaştırılır ve zorunlu emekliliğe sevk edilir. Alman işgalinin ve Gestapo baskısının Fransa’daki hâkimiyetini artırmasının ardından yeraltına geçerek Direniş hareketinde aktif olarak yer alır. Direniş ile ilk temaslarının tam olarak ne zaman başladığı kesin olarak bilinmese de 1943 yılı, onun akademik yaşamdan gizli mücadeleye geçtiği dönüm noktası oldu. Bu tarihten sonra Marc Bloch artık yalnızca büyük bir tarihçi değil, aynı zamanda Nazi işgaline karşı mücadele eden bir direnişçi olarak da öne çıkacaktı. Birleşik Direniş Hareketleri, yani Mouvements unis de la Résistance - MUR içinde, Lyon bölgesinde önemli bir lider haline gelir.
Marc Bloch, 8 Mart 1944 tarihinde Lyon’daki Boucle Köprüsü üzerinde, Gestapo’yla işbirliği yapan Fransız ajan Francis André’nin ekibi tarafından tutuklanır. Önce Lyon’daki École de Santé militaire’de sorgulanıp ağır işkencelere maruz bırakılır, ardından Montluc Hapishanesi’ne gönderilir. Hapishanedeki günlerinde bile öğretme tutkusundan vazgeçmeyen Bloch, akşamları diğer Fransız mahkûmlara Fransa’nın tarihini anlatır. Direnmekten, okumaktan, öğrenmekten ve öğrendiklerini paylaşmaktan vazgeçmeyen Marc Bloch, 16 Haziran 1944 akşamı, yirmi dokuz kişiyle birlikte kurşuna dizilir.
İnfaz, Saint-Didier-de-Formans Belediyesi’ne bağlı Les Roussilles mevkiinde gerçekleştirilir. Tanıkların aktardığına göre Bloch, ölüm anına kadar sakinliğini ve cesaretini korur. Birlikte infaz edilmeyi bekleyen direnişçilere moral vererek onları ayakta tutmaya çalışır. Direnişçi ve gazeteci Georges Altman’ın anlattığına göre, özellikle korku içindeki genç bir mahkûmu son ana kadar teselli etmeye çalışır. Böylece Marc Bloch, yalnızca 20. yüzyılın en önemli tarihçilerinden biri olarak değil, aynı zamanda Nazi işgaline karşı mücadele ederken yaşamını yitiren bir direnişçi olarak da Fransız tarihinde yerini aldı.
Frans Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un da katılımıyla 23 Haziran’da düzenlenen törenle Marc Bloch ve eşi Simonne Vidal, Paris’teki Panthéon’da onurlandırıldı. Ailenin isteği doğrultusunda naaşları taşınmadı; Bloch ve eşi Panthéon’da senotafla, yani sembolik bir anıt mezarla temsil edildi. Panthéon’a kabul edilmek, Fransa’nın ulusal tarihine olağanüstü katkılarda bulunmuş kişilere verilen en yüksek sembolik onurlardan biri olarak kabul edilir. Böylece Marc Bloch, yalnızca Annales Okulu’nun kurucularından ve 20. yüzyılın en etkili tarihçilerinden biri olarak değil, aynı zamanda Nazi işgaline karşı mücadele ederken yaşamını yitiren bir direnişçi olarak da Fransa’nın ulusal hafızasındaki yerini resmen pekiştirmiş oldu.
Bu yönüyle Bloch’un Panthéon’a kabulü, 2024 yılında aynı onura layık görülen Ermeni direnişçi Missak Manuşyan ve yoldaşlarının anısıyla da anlamlı bir bağ kuruyor. Farklı kökenlerden, farklı yaşam hikâyelerinden gelen bu insanlar, Nazi barbarlığına karşı ortak mücadelede buluştu ve özgürlük uğruna yaşamlarını feda etti. Fransa Cumhuriyeti bugün onları aynı ulusal hafızanın parçası olarak sahipleniyor.
FRANSA'DAN DİRENİŞÇİLERE SAYGI DURUŞU
Nazi işgaline direnişin öncülerinden Misak ve Mélinée Manuşyan’ın naaşları Panthéon’a alındı
Simonne Vidal’ın da bu törene dâhil edilmesi, Bloch’un yaşamındaki görünmez emeklerin ve ortak mücadelenin tanınması anlamına geliyor. Bu karar, yalnızca büyük bir tarihçinin anısını onurlandırmakla sınırlı değil, aynı zamanda Fransa’nın geçmişte dışladığı, ölümüne sebep olduğu direnişçilerine yönelik geç de olsa bir tarihsel yüzleşme ve sembolik özür niteliği taşıyor. Marc Bloch’un Panthéon’a girişi, tarih yazımını değiştiren bir bilim insanının ödüllendirilmesinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu, aynı zamanda faşizme karşı direnişin, entelektüel cesaretin ve özgürlük uğruna verilen mücadelenin Fransa tarafından yeniden ve en yüksek düzeyde sahiplenilmesi anlamına geliyor.
(EJA/VC)