Basın ve ifade özgürlüğü iletişim özgürlüğüdür. İletişim yasak mıdır?
Gözler ve eller konuşurlar. El sallamak yasak…
Hangi kanunda yazılı bilinmez ama birdenbire yasak işte! Ne sevdiğine el sallayabilirsin ne başka birine ne tanıdığına ne dostuna! Cezaevi içindeki duruşma salonunda el sallamak yasak…
Talimat öyle! Kimin talimatı? Yasak mı soralım!
“Mahkeme Başkanı: Kayıtlara bakıp değerlendirelim, usule aykırı bir hareket var mı diye? Ya şöyle; el sallamakta tabii ki mahsuru yok. Yani sorun o değil…”
Sorun ne? Bilinmiyor, ama el sallamak “yasak” değilmiş! El sallamak “serbest”. Mahsuru yokmuş! Ne mahsuru varsa? El sallayınca insanlar konuşmuş oluyorlar! “Sıkıntıların” tam ortasında birbirleriyle kucaklaşmış, birbirlerine dokunmuş, hasret gidermiş oluyorlar. Asık suratlar birden değişiyor ve gülümsüyorlar. Sadece sevdiklerine, en güzel insanlarına el sallıyorlar. Çok uzaktan da olsa, yüzünü zor seçse de el salladığına sevgilerini gönderiyorlar. Dışarıdan içeriye, hayattan “hapishaneye” haber veriyor, el sallıyorlar! Sözsüz iletişim binlerce söze bin bedel…
“Beden dili kendini ifade etmede sözcükler olmadan konuşmadır. Sözsüz iletişim olan beden dili konuşmadan önce gelmektedir. Bu yüzden konuşma becerisinde beden dilinin payı büyüktür. Beden dili mimikler (yüz ifadeleri), jestler (el ve kol hareketleri) ve vücut duruşundan oluşan bir bütündür.”[1]
İnsanlar el sallayarak sessiz iletişim kurulabilir. Oskay (2011: 9) iletişimi, “birbirlerine ortamlarındaki nesneler, olaylar, olgularla ilgili değişmeleri haber veren, bunlara ilişkin bilgilerini birbirine aktaran, aynı olgular, nesneler, sorunlar karşısında benzer yaşam deneyimlerinden kaynaklanan, benzer duygular taşıyıp bunları birbirini ifade eden insanların oluşturduğu topluluk ya da toplum yaşamı –içinde gerçekleştirilen tutum, yargı, düşünce, duygu bildirişimleri” olarak tanımlar.[2]
Cezaevinde kurulu (1) numaralı Duruşma Salonu… En kötü yer dinleyici/izleyicilere ayrılmış. Sanıkların yüzlerini görmüyorlar. İletişimleri yok. Öyle istiyorlar, olmuyor… Onun için “el sallayıp” yüksek sesle sevdiklerine sesleniyorlar. Alkışlamak yasak… Duygularını belli etmiş ve sanık konuşmalarını “beğenmiş” olacaklarından böyle bir iletişim “yasak”… Yasak ama yine de alkışlıyorlar ve el sallıyorlar! Dinleyicilere sürekli “dışarıya atılırsınız” ikazı yapılıyor…Dinleyiciden çok jandarma var…Güvenlik üst düzeyde, sokakta başlıyor.
En köşeye gazeteciler sıkıştırılmış. Her gazeteciye tek sandalye… Talimata göre 20 gazeteci ve 5 yabancı gazeteci içeri alınacak. Sonra gelenlere yasak…Sayıyla kabul edildikleri davayı izliyorlar. Gazeteciler sanık sorgularını duymuyor. Dinlemekte güçlük çekiyorlar. Sayıları beklendiği gibi 25 kişi değil. Davayı takip eden gazeteci sayısı çok az. Köşeye sıkıştırılmış olarak tek sandalye üzerinde oturuyorlar…Salonda boş yer var ama yine de gazetecilere ayrılmış yerdeler, diğer yerler yasak.
Demokratik sistemler siyasal katılma, çoğulculuk esasına bağlıdır. İnsanların siyasal/politik tercihlerini daha sağlıklı biçimde kullanmaları için “ özgür haber dolaşımı” önemli bir önceliğe sahiptir. “Bilgi edinme” veya “özgür haber dolaşımı” insanlar için “hak” olarak kabul edilmiştir. “Bilgi edinme hakkı” uluslararası bir haktır ve kitle iletişim araçlarının sağladığı haber akışının sonucudur. “Haberleşme / İletişim Özgürlüğü” ise bilgi edinme ile elde edilen bilginin ve haberin iletilmesini sağlayan süreçtir.
Gazetecilik sıkıştırılmış bir köşededir. Yaşanan durum gazetecilere duruşmada yer sağlanmış gibi bir görünümden ibarettir.
Ceza davası nasıl izlenir? Nasıl hukuki bir düzen gerektirir?
Üye Devletler için “Ceza Yargılamalarının Yayımlanmasına İlişkin Hukuki Kuralların Düzenlenmesi” hakkındaki Tavsiye Kararı No. R (2003) 13, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 10 Temmuz 2003 tarihli 848’inci toplantısında kabul edilmiştir.
Üye Devletlerin hükümetlerine yapılan tavsiyeler şunlardır: (2003)13 nolu Tavsiye Kararı’nın Eki: Suç kovuşturmalarıyla ilgili bilgilerin medyada sunulmasına ilişkin ilkeler
İlke 1 – Medya aracılığıyla kamunun bilgilendirilmesi
Kamu, medya aracılığıyla, adli makamların ve emniyet birimlerinin çalışmaları hakkında bilgi alabilmelidir. Bu nedenle, gazeteciler, adli yargı sisteminin işlemesi hakkında, sadece aşağıdaki ilkelerde belirtilen kısıtlamalara bağlı kalmak kaydıyla, özgürce haber yapabilmeli veya yorumda bulunabilmelidirler.
İlke 2 - Masumiyet karinesi
Masumiyet karinesi ilkesine saygı duyulması, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, devam eden bir suç kovuşturmalarıyla ilgili bilgi ve fikirler, suçlu veya şüphelinin masumiyet karinesi hakkına zarar vermeyecek şekilde medyada yer almalı veya yayınlanmalıdır.
İlke 3 - Bilginin doğruluğu
Adli makamlar veya emniyet birimleri, medyaya sadece doğrulanmış bilgiyi veya makul varsayımlara dayandırılmış bilgiyi vermelidir. Varsayımlara dayalı bilginin verilmesi halinde, bu durum medyaya açıkça ifade edilmelidir.
İlke 4 – Bilgiye erişim
Gazetecilerin, adli makamlar veya emniyet birimlerinden devam eden suç kovuşturmalarıyla ilgili yasal yoldan bilgi edinmeleri halinde, bu kurumlar ve birimler, söz konuyu bilgiyi, ayırım yapmadan, istekte bulunan veya bulunmuş olan bütün gazetecilere vermelidirler.
İlke 5 - Medyaya bilgi verilmesinin yolları
Adli makamların veya emniyet birimlerinin, devam eden bir suç kovuşturmaları hakkında medyaya bilgi vermeye karar vermeleri halinde, bu tür bilgiler, yetkili görevliler tarafından basın bültenleri veya basın konferansları aracılığıyla veya benzeri araçlarla, ayırım yapılmaksızın, verilmelidir.
İlke 6 – Suç kovuşturmaları esnasında düzenli bilgi sağlanması
Kamu çıkarına olan suç kovuşturmaları veya kamu tarafından dikkatle izlenen diğer suç kovuşturmaları hakkında, adli makamlar veya emniyet birimleri, araştırma ve polis soruşturmalarının gizliliğine zarar vermeyeceği veya yapılan suç kovuşturmalarının sonucunu geciktirmeyeceği veya engellemeyeceği takdirde, konuyla ilgili yaptıkları çalışmaları hakkında medyayı bilgilendirmelidirler. Suç kovuşturmalarının uzun sürmesi halinde bu tür bilgiler düzenli olarak verilmelidir.
İlke 7 – Bilginin kötüye kullanımının yasaklanması
Adli makamlar veya emniyet birimleri, kanunun uygulanmasına yönelik olmayan amaçlar veya ticari amaçlar nedeniyle devam eden suç kovuşturmalarıyla ilgili bilgileri kullanmamalıdırlar.
İlke 8 – Devam eden soruşturmalarda mahremiyetin (özel hayatın) korunması
Şüpheli, sanık veya tutuklu kişiler veya suç kovuşturmalarıyla ilgisi bulunan diğer taraflar hakkında bilgi verilirken, Sözleşmenin 8. maddesi uyarınca özel hayatın korunması hakkına saygı gösterilmelidir. Şüpheli, sanık ve tutuklu aileleri ile şahit ve kurbanların yanı sıra çocuklar ile diğer zarar görebilecek kişilere özel önem verilmelidir. Kimliklerini ortaya çıkaracak bir bilginin, bu İlke’de belirtilen kişiler üzerinde olabilecek zararlı etkilerine de her durumda, özellikle dikkat edilmelidir.
İlke 9 - Düzeltme Hakkı veya Cevap Hakkı
Suç kovuşturmaları kapsamında yanlış veya karalayıcı medya haberlerine maruz kalan herkes, diğer başvurulabilecek telafi yolları saklı kalmak üzere, ilgili medyaya karşı, durum elverdiği takdirde, düzeltme veya cevap hakkına sahip olmalıdır. Adli makamlar veya emniyet birimleri tarafından çıkarılan basın bültenleri de yanlış bilgi içerdiği takdirde düzeltme hakkı kullanılabilmelidir.
İlke 10 - Zarar verici etkinin önlenmesi
Suç kovuşturmaları kapsamında, özellikle davayla ilgili jüri üyeleri veya seçilmiş yargıçlar, yargı makamları ve emniyet birimleri suç kovuşturmaları açısından önyargı riski oluşturabilecek bilgiyi açık bir şekilde sağlamaktan kaçınmalıdırlar.
İlke 11 - Mahkeme öncesi zarar verici yayımlar
Suçlanan kişi medyada yer alan bilgiler sonucu adil yargılanma hakkına büyük olasılıkla zarar verebileceğini veya verdiğini ispat edebilirse kendisine etkin bir yasal telafi yolu sunulmalıdır.
İlke 12 - Gazetecilerin kabulü
Gazeteciler, halka açık mahkeme duruşmalarına ve mahkeme kararlarının resmî duyurularına ayrım yapılmaksızın ve öncelikli akreditasyon koşulları aranmaksızın kabul edilmelidirler. Sözleşmenin 6’ncı maddesine uygun olarak halk mahkeme oturumları dışında tutulmadığı müddetçe, gazeteciler de mahkeme oturumları dışında tutulmamalıdır.
İlke 13 - Gazetecilerin mahkeme salonlarında bulunması
Yetkili makamlar, uygulanabilir olduğu müddetçe, mahkeme salonlarında halkın da varlığını göz ardı etmeyerek, talebe karşılık verecek şekilde, gazeteciler için belirli sayıda oturacak yer sağlamalıdırlar.
İlke 14 - Mahkeme salonlarında canlı yayın ve kayıtlar
Kanunlar veya yetkili adli makamlar tarafından açıkça izin verilmediği müddetçe medya tarafından mahkeme salonlarından canlı yayın veya kayıt yapılamayacaktır. Bu tür yayınlara sadece kurbanlar, tanıklar, suç kovuşturmaları tarafları, jüri veya yargıçlar üzerinde uygunsuz bir şekilde etki yapma riski taşımadığı müddetçe izin verilmelidir.
İlke 15 - Medya haberleri için destek
Mümkün olduğu takdirde, yetkili makamlar duruşmaların tarihlerini, ithamnameler ve iddianameleri ve yasal haber aktarımına ilişkin diğer bilgilerin duyumlarını gazetecilerin isteği üzerine zamanında sağlamalıdırlar. Gazetecilerin, ayırım yapılmadan, kamuya açıklanmış kararların kopyalarını yapmalarına veya almalarına izin verilmelidir. Gazeteciler bu kararları halka dağıtma veya iletme imkânına sahip olmalıdırlar.
İlke 16 - Tanıkların korunması
Tanığın kimliği ancak tanık önceden razı olduğu takdirde, tanığın kimliği halkı ilgilendiriyorsa veya ifadesi daha önceden halka sunulmuşsa açıklanabilmelidir. Tanıkların kimliği yaşamlarını veya güvenliklerini tehdit ediyorsa hiçbir şekilde açıklanmamalıdır. Tanıklar için koruma programlarına, özellikle organize suç ve aile içi suçlara karşı açılan suç kovuşturmalarına, gerekli önem verilmelidir.
İlke 17 - Mahkeme tarafından verilen cezaların uygulanmasına ilişkin medyada yer alan haberler
Gazetecilerin, mahkemede verilen cezalardan ötürü hapishanelerde bulunan kişilerle bağlantı kurmalarına, adaletin adil işlemesine, mahkûmların veya hapishane görevlilerinin haklarına veya hapishanenin güvenliğine zarar vermeyecek şekilde, izin verilmelidir.
İlke 18 - Mahkeme tarafından verilen cezaların bitiminden sonra medyada yer alan haberler
Sözleşmenin 8’inci maddesinde yer alan mahremiyetin korunması hakkı, cezasını bitiren kişilerin toplumla tekrar bütünleşmesine zarar vermemek amacıyla, cezalarının bitiminden sonra bu kişilerin kimliklerinin korunması hakkını da içermelidir. Ancak bu kişilerin kimliklerinin açıklanmasına açıkça rıza göstermeleri veya kendileri ve işlemiş oldukları suçların tekrar toplum için sorun teşkil etmesi veya tekrar toplum için sorun teşkil edecek duruma gelmesi halleri yukarıdaki durumun dışında tutulur.
Bu Tavsiye Kararına göre, demokrasi ve iletişim sınırlandırma, yasak getirmek değildir. Gazetecilere “işlevsel ve gerçek” bir yer, her yerde ve her zaman vardır. Gazeteciler sanıkların görüşlerini alır ve haber yaparlarsa bu sadece gazeteciliktir. Yargı haberciliği, yargı kadar önemlidir. Duruşmalar gazetecilere kapatılamaz. Duruşma salonunda gazetecilere suç işlemişler gibi davranılarak “yer değiştirme cezası” ile cezalandırılmaları demek halkın gerçekleri öğrenme hakkının engellenmesidir, bilgiye ve habere ulaşma hakkının ihlalidir. Haberin elde edilmesi zorlaştırılamaz. Haber, yasak değildir.
Mahkemelere kabul edilen gazetecilere dava izlerken daha uygun yer sağlanması, gazetecilik mesleğine duyulan saygıdan ibaret olmayıp halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkının sağlanması demektir.
Gazetecileri zor şartlar altında çalışmaya zorlamak; halkın haber alma hakkına karşı engel yaratmaktır. Ondan da ötesi; adil yargılanma hakkının ihlali demektir.
Dipnotlar
[1] International Journal of Languages’ Education and Teaching E-ISSN: 2148-2705 Cilt 11, Sayı 3, Eylül 2023 ‘Beden Dili Bağlamında Bir İnceleme: “Keloğlan Masalları” Çizgi Dizisindeki El ve Kol Hareketleri’ Ceren Kahraman & Fulya Topçuoğlu Ünal.
[2] Oskay, Ünsal. (2011). İletişimin ABC’si. İstanbul, Der Yayınları.
(Fİ/AB)







