Gazeteciler, dayanışmayla kalın
BirGün Gazetesinin 7 Haizran 2026 tarihli nüshasının başlığı “Dayanışma Özgürlüktür”…
Gazetecilerin tutuklanması halkın haber alma hakkının ihlalidir.
Tutuklanan gazeteci görevini yapamaz hale gelir.
Tutuklu gazeteci duruşma salonundadır…
"Buraya sadece kendimi savunmak için değil, gazeteciliği savunmak için geldim. 75 gündür yatarı olmayan bir suç iddiasıyla cezaevinde tutuluyorum. 75 gündür 58 satırlık bir iddianame yüzünden cezaevindeyim. Gazetecilik faaliyetim engellenmektedir. 75 gündür kapasitenin çok üstünde bir koğuşta yerde yatıyorum. Anayasa'da 'basın hürdür, sansür edilemez' denilmesine rağmen, anayasa ve hukuk ayaklar altına alınarak tutuklandım. Basın ve demokrasi tarihine geçen bu hukuksuzlukları sıralamak istiyorum" diyerek savunmasına başlar İSmail Arı...
İsmail Arı hakkında ilk duruşmada tahliye kararı
Sonunda ilk duruşmada tahliye kararı verilir. Özgürdür artık…
Her tahliye kararı sevinç yaratmaktadır. Özellikle gazeteciler meslektaşlarının tutuklanmasını önce kınamaktadırlar. Bilinen cümlelerle tahliyesi için çağrılar yaparak “tutuklu gazetecinin” serbest bırakılması istenir. Ne yargı ne siyasal iktidar bu çağrılardan hiç etkilenmez…
Gazeteciler meslektaşlarının duruşmalarında “destek” için hazır bulunurlar… Dinleyiciler salona sığmazlar. Davanın görülmesi daha büyük salonda yapılır.
Dayanışmadır…
Arkadaşlarını görmek, çektiği eziyeti, sıkıntıyı, rahatsızlığını paylaşmak herkese, tutuklu gazeteciye iyi gelir. Yargılamada hazır olmak, gazeteci arkadaşını görmek, el sallamak, sarılabilmek bir nebze olsun herkesin içini rahatlatır. Hele bir de tahliye olursa… Gazetecinin özgürlüğüne kavuşması başka bir sevinçtir.
Sonra tutuklu gazetecinin özgürlüğünü birlikte karşılamak için adliyeden sonra cezaevi kapısında beklemeye sıra gelir. Gazeteciler meslektaşlarını beklemeye başlar. Cezaevinden çıkan her araç gözlenir. Araç gelir kapı açılır. Yükselen sevinç nidaları havaya karışır. Gazeteci cezaevi kapısının önündeki alanda bekleyen yakınları ve gazeteci arkadaşlarının arasındadır…
Bir de büyük boy siyah torba vardır özgürlüğüne kavuşan gazetecinin elinde… Mahpusluk günlerinde biriktirilenlerdir… Herkes unutabilir ama gazeteci unutmaz bu siyah poşetini…
Kucaklaşmalar… Hasret gidermeler…Hapislik bitmiştir, yeniden özgürlük gelmiştir.
Sonra uzatılan mikrofonlara seslenmeler başlar. Sözler, sözler, sözler ve cezaevi önünde yapılan açıklamalar… Gazeteciler, gazetecilerin bitmeyen çilesini bir kere daha dile getirir. Kararlılıkla söylenenler içtendir, yürekten gelir. Karanlık aydınlanır… Sonra fotoğraflar çekilir… Pozlar pozlar verilir. Sloganlar atılır…Kartonlara yazılı “gazetecilik suç değildir” gibi birçok söz yerini bulur…
Olay cezaevi önünde geçmektedir…
Sonra gazeteciler ve kalabalık yavaş yavaş dağılır. Araçlar hareket eder. Her araç birçok gazeteciyi alır. Hapishaneden geri dönmek, içeride kalanlar yüzünden zordur. Eziyetin bir türlüsünü çeken “tutuklu yakınları” ve gazeteciler mutlu sonuçla “şehir merkezi” tabelasından sonra şehre girerler…
Sanki herkes onların cezaevinden geldiğini biliyor gibi hissedilir. Herkes gazeteci arkadaşlarının tutukluluk halinin kaldırıldığını, gazetecinin evine döndüğünü, gazetecinin yine yazacağını biliyormuşçasına; şehrin ışıkları karşılar ve şehrin insanları arasına karışılır…
Evli evine… Yarın güneş yine doğudan doğacak… Batıdan batacak!
Artık gazeteci özgürlüğüne kavuşmuştur. Bir sonraki davaya duruşma üç ay sonraya… Ekim’de denir bundan sonraki duruşma….
Sonra….
Gazeteci davası sürer… Tahliyesine karar verilmiş olması davanın sona ermesi demek değildir.
Sonbaharda yapılacak duruşmaya çok kişi gelmez artık. Kalabalık azalır. Gazeteci gazetesine dönmüştür. Haberlerine devam eder. Artık hapishane yüzü görmüştür, hapislik nedir yaşamıştır. İçeridekilerin çektiği eziyetin tanığıdır, kendinin tanıdığıdır…
Günlerce yerde yatmıştır…Unutmayacağını davada söylemiştir.
Hala hapiste olan gazeteciler vardır. Memleketin kanayan yarası cezaevlerindeki eziyet gazeteci hakkında açılan davasının sürmesi gibidir…
Kuşkusuz gazeteciler yargılanmaz demiyor hiç kimse...
Ayrıcalık isteyen yok. İnsaf artık diyen, çok…
Ceza kanunlarının gazetecilere bu kadar çok uygulanması kabul edilemez. Gazetecilerin haşin, acımasız, dur durak bilmeyen cezalar istenen davalarla “susturulmak” istenmesi gazeteci sorumluluğu ile bağdaşmaz. Bu tutum gazeteci ve demokrasi düşmanlığı yaratmaktır.
Gazeteci için aydınlanmamış sorunlar, araştırılmamış ve sorulmamış sorular olmamalıdır. Yetersiz çözümler, gizli kapaklı işler karanlıkta kalmamalıdır.
Kimsesizlerin sesi olabilecekler gazetecilerdir. Bu sesi kısmak amacıyla ceza davası açılamaz, gazeteciler haberlerinden dolayı yargılanamaz. Bu gerçeği çok yazmak ve gündemde tutmak gazeteciler sayesinde mümkündür.
Cezaevleri sorunların anlatılamayacak kadar çok olduğu mekanlardır.
Gazeteciler olmasaydı eğer; yoksulluk ve açlık sorgulanamaz, geçim zorluğunun nedenleri araştırılamaz, toplum tartışmalara katılamaz, insanlar sesini ve yoksulluğunu duyuramazdı.
Kötüler, uyuşturucu tacirleri, silah tüccarları, savaş sevenler, insan öldürenler, sahibinin sesi olmayanları düşman belleyenler ve onlar gibi olanlar gazetecileri sevmezler.
Ama demokratik, yaşanabilir bir dünya ve birçok ses için yol göstericiler gazetecilerdir.
Asıl mesele; gazetecilere haberlerinden dolayı ceza davası açılmamalıdır.
Asıl mesele; gazetecilerin tutuklanmamasıdır. Tutuklanırsa haber yapamaz, yazamaz!
Gazetecilerin tutuklanması, gazetecilerin basın özgürlüğü hakkının ihlalidir.
AİHM, İkinci Daire Şık v Türkiye Davası (Başvuru no.53113/11. Tarih 8.07.2014) kararı ile başvuran gazeteci hakkında açılan soruşturma Sözleşme’nin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına ilişkin maddenin ihlaline karar vermiştir. AİHM gazeteci Ahmet Şık'a karşı alınan tedbirlerin türünü ve ağırlığını dikkate almıştır. Bu nedenle koşullar ne olursa olsun bu tedbirlerin, yani tutuklama dahil diğer tüm sınırlayıcı tedbirlerin Sözleşme'nin 10. maddesince gözetilen basın ve ifade özgürlüğüne meşru amaçlarla orantısız bir müdahale teşkil ettiğini saptamıştır. Mahkeme, aynı zamanda; adli makamların, yeterli veya somut gerekçe olmadan başvuran gazeteciyi bu kadar uzun bir süre özgürlüğünden yoksun bırakarak, kamu menfaatini ilgilendiren konularda; gazetecinin kendisini ifade etme iradesine caydırıcı etki uyguladıklarını tespit etmiştir. Mahkeme, başvuranı özgürlükten yoksun bırakan böyle bir tedbirin, bu şekilde uygulanmasının, devlet organlarının tutum ve davranışları hakkında araştırma ve yorum yapmayı tasarlayan tüm araştırmacı gazeteciler ve başvuruyu yapan gazeteci için otosansür ortamı yaratmak olduğu kanaatindedir.
Bu noktada Mahkeme; Hükümet ve devlet organlarının, ceza yoluna başvurma konusunda, özellikle medyanın haksız saldırı ve eleştirilerine cevap vermek için başka yöntemleri var ise, sahip oldukları baskın konumun, kendilerine daha ölçülü davranmaları gerektiğini vurgulayan içtihadına (Castells kararı) atıfta bulunmaktadır.
AİHM gazetecinin tutuklanmasını basın özgürlüğünün ihlali saymıştır.
Eğer gazetecilerin tutuklanması, ceza davasında yargılanması “idari pratik” haline gelir ve süreklilik kazanırsa siyasal yaşam ve demokrasi yok demektir.
Asıl mesele gazetecilerin haberlerindeki olayların özünü ortaya çıkarmaktır.
Gazetecilerin özgürlüklerine kavuşarak tahliye edilmiş olmalarına karşılık; ceza davası bitmiyor. Sürüyor. Sonra gelen her bir mahkûmiyet kararı “haberin” gerçekliğini kanıtlayacak kadar işin asıl özüdür. Karşı çıkmalıdır.
Ceza kanunlarını yazanlar, kanun yapıcıları kadar sorumludur. Onların sorumluluklarını sorgulayacak olan meslek mensupları haberleriyle gazeteciler, savunmalarıyla davalarda avukatlardır.
Ceza kanunlarındaki değişikliğin esas nedenleri nedir?
Sürekli değişiklik ve cezalandırma madde ve suçlamalarına eklenen yamalarla ortaya çıkan amaç neye yarıyor?
Neden? Neden gazeteci hakkında haberlerinden dolayı ceza davası açılmaktadır?
“Hele bu dönemde, yargı kuruluşları, yargı kararları, yargıçlar ve savcılar hakkında haber verirken çok duyarlı olmamız gerekir. Önyargılarla koşullanmış siyasal düşüncelerin fısıltı gazetesi ile dolaştırıldığı dönemlerde, haberin de haberciliğin de çok büyük sorumluluğu vardır.(…)
Olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Olağanüstü dönem, olağanüstü duyarlılık ister. Biz elimizden geldiği kadar bu duyarlılığı göstermeye çalışıyoruz. Bunu yaparken resmi nitelikli damgalı mühürlü belgelerle olaylara ışık tutmaya çalışıyoruz.”[i] (Uğur Mumcu)
Yıllar sonra Anayasa Mahkemesi haberlerinden dolayı tutuklu gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül hakkında Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği ile 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verdi (2015/18567 Başvuru, 25.02.2016).
Gazeteciler Cuma gününü Cumartesi’ye bağlayan gece sabaha karşı 27 Şubat 2016’da saat 03.15 sıralarında Silivri Cezaevinden salıverildiler.
Yargının hak ihlallerini yargılayan gazete haberleri suçlanamaz. Haber, haberdir.
“Dayanışma özgürleştirir” diyen BirGün gazetesi gibi bitirelim…
Gazeteciler; dayanışmayla kalın…
[i] Uğur Mumcu. Gazetecilik yazısı 19 Ekim 1980. um:ag Vakfı Yayınları Mart 1988. 1. Bası Ankara sayfa 102-103
(Fİ/HA)