Hukuk devleti neye yarar?
Hukuk, haktır.
Hukuk; kişilerin birbirleriyle ve toplumla ilişkilerini düzenler. Uyulması zorunlu olan sosyal düzen kurallarının tümüdür.
Çağdaşlık; hukukla bağlı devlet olmanın gereğidir.
Hukuk devletinde hukukun egemenliği hakimdir.
Hukuk devleti sürekli bir devinim içindedir. İnsan hakları, hukuku etkiler, değiştirir. Devlet değişir, insan haklarından etkilenir.
Eğer hukuk devleti varsa; ilerleme ve değişim var demektir.
Devlet tüm yurttaşlarına insanca bir yaşam ve mutluluk sağlar. Devlet, sadece bir sınıf mutlu olsun diye değil tüm yurttaşların mutluluğu için kurulur.
İnsan, devletin varlık nedenidir, bireyin sahibi devlet değildir.
Hukuk devleti nasıl bir devlettir?
Anayasa Mahkemesi’nin 10/07/2013 tarihli kararında; “hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu gerçekleştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasaya ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen devlettir.”
Çok yazıldı… Devlet, siyaset ve insan üçgeninde “hükümet” olanlara bakalım…
Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine adlı eserinde üç hükümet sayıyor…
“Üç çeşit hükümet vardır; Cumhuriyet, Saltanat, İstibdat…”
Cumhuriyette; idare yetkisi tüm milletin elinde olursa buna “demokrasi” denir…
“Cumhuriyet hükümetinde bütün vatandaşlar eşittir; istibdat hükümetinde de bu böyledir: birincisinde insanlar eşittir, çünkü insan her şeydir; ikincisinde de insanlar yine eşittir, çünkü insan hiçbir şey değildir.”
“İstibdat idarelerinde kanun diye bir şey yoktur; hâkim kendi kendinin kuralıdır.
Saltanat idarelerinde ise bir kanun vardır. Bu kanunun kesin olduğu yerde hâkim onu uygular; kesin olmadığı yerde kanunun ruhunu aramakla yetinir.
Cumhuriyet hükümetine gelince, burada hakimlerin kanun metinlerini olduğu gibi uygulamaları, devlet yapısının niteliği gereklerindendir. Malı mülkü, şerefi ya da canı söz konusu oldu mu, bir kanun, hiçbir vatandaşın aleyhinde yorumlanamaz.”
Hukuk, adaletten, adalet hukuktan bıkmış usanmış. Cezaevleri dolmuş, taşmış…
Buyuran devletler totalitarizmi seçerler. Totaliter rejimde düşünce ve ifade özgürlüğü yoktur. Yalnızca totaliter görüşlü bireyler görüş ve düşünce açıklayabilir, başkalarının böyle bir hakkı yoktur. Kişiler kendi geleceklerini kuramaz, düşünemez bile… Düşünmelerine gerek yoktur, onlar adına totaliter rejim düşünür. Devleti yöneten lider tek otoritedir. Her şeye hakkı vardır, her şeye karar verir. Hukuk sadece odur, ona aittir, onundur. Devlete mutlak itaat beklenir. Totaliter devletlerde bireysel özgürlüklere izin verilmez. Bireyin tüm yaşamı devlet kontrolündedir.
Çağdaşlık, hukukla bağlı devlet olabilmektir.
Hukukla bağlı devlet olmak; temel insan haklarını korumaktır.
Yargı bir kararında şöyle söylüyor: “Hak ve özgürlükler insan olmanın özünde var olan, olmazsa olmaz değerlerdir. Çağdaş hukuk, diğer iki erk yanına bir denge unsuru olarak üçüncü bir erki 'doğru ve güvenli yargılama yapmakla yükümlü yargı erkini' yerleştirerek temel hak ve özgürlükleri üst düzeyde güvence altına almayı amaçlamıştır. Bu nedenle; yargı da en az diğer iki erk kadar, tüm işlem ve kararlarında insanın üstün değerlerini korumak ve saygı duymakla yükümlüdür.” (YCGK 20/11/2007 gün ve 2007/5-83 E. 2007/244 K. Sayılı kararından)
Devletler çeşit çeşittir… Polis devleti vardır, yasa devleti vardır.
Polis devletinde çağdaş hukuk anlayışı yoktur ve bu devlet; hukuka bağlı değildir.
Fransa Kralı 14. Louis “devlet benim” demişti. Çünkü devlet, onun kişiliğinden bağımsız görülmeyen bir anlayışın örgütlenmesiydi. Hükümdarla, devlet birleşmişti. Ardından 15. Louis 1770 tarihli emirnamesinde; “Tacımızı Tanrıdan almaktayız; kanun koyma hakkı hiç kimse ile paylaşılmayan ve hiç kimseye bağlı olmaksızın bize aittir” diyordu. Bu anlayışın ortaya çıkardığı sistem polis devleti anlayışıdır.
Polis devleti; “kamunun refah ve selameti için her türlü tedbiri alabilen, bu amaçla kişilerin hak ve özgürlüklerine alabildiğine müdahale edebilen, onlara külfetler yükleyebilen ve fakat tüm bunları yaparken hukuka bağlı olmayan” devlettir.[1]
Bu devlette sonsuz yetkilerle donanmış olan egemenin buyrukları kendisini dahi bağlamadığı gibi bunlara aykırı da davranabilir.
Devletin insanı tamamen dışladığı bütün bu anlayışlar 19. yüzyıl başlarında çökmüştür.
İnsan haklarının ön plana çıkmış ve etkileriyle; bireyin devlet karşısındaki konumu yeniden kurulmuştur.
Egemenlik tek kişinin egemenliği olmaktan çıkmış, halk egemenliği ve millet egemenliğine dönüşmüştür. Böylece polis devletinden yasa devletine geçilmiştir. Devleti kuran temel norm Anayasadır ve parlamentonun üstünlüğü kabul edilir.
Devlet, yasalara uyar. Yasalar devleti sınırlandırır. Devleti sınırlandıran hukuktur.
Devletin hukuku ile hukuk devletinin farklılığını gösteren yine hukuktur.
“Her hukuk, aynı zamanda hukuk yaratan ve uygulayan bir devlettir de ancak, hukuk sahibi olan her devlet, hukuk devleti değildir. Hukuk devletinin oluşabilmesi için bazı koşulların varlığına ihtiyaç duyulmaktadır.
Yasaların Anayasaya uygunluğunun sağlanması;
Yönetimin hukuka bağlılığının sağlanması;
Yargı organlarının ve yargıçların bağımsızlığının sağlanması,
Temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması;
Yasaların genelliğinin ve yasa önünde eşitlik ilkesinin sağlanması;
Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığın sağlanması.”[2]
Bu ilkeler hukuktur, hukuk devleti olabilmektir. Var olması gereken hukuk devleti var mı?
Hukuk, geçmişte mi kaldı? Yoksa hiç mi kalmadı? Hukuk devleti yok artık…
2013 yılı mayıs ayı sonunda Gezi Direnişi başlamıştı. 13 yıl önce…
Gezi Davası’ndan Osman Kavala, Çiğdem Mater Utku, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Ali Hakan Altınay, Yiğit Ali Ekmekçi ve Ayşe Mücella Yapıcı’nın mahkumiyetlerine karar verilmiş ve 25 Nisan 2022 tarihinde hükümle birlikte tutuklanmalarına karar verilmişti. Ali Hakan Altınay, Yiğit Ali Ekmekçi ve Ayşe Mücella Yapıcı hakkındaki hüküm bozulmuş, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 28 Eylül 2023 tarihli ilamı ile Gezi Davası’nın mahkûmiyet kararı Osman Kavala, Çiğdem Mater Utku, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman hakkında onanmıştı ve 4 yıldan bu yana hapisteler…
Selahattin Demirtaş’ı hapsederek hangi sorun çözülmüştür?
Neden hapisteler? Siyasal muhalefet yaptılar. Herkesin muhalefeti ve herkesin hukuku adına memleketin yönetimini hukuk yoluyla meşruluğunu sorguladılar... Hukuk ve adaletle sorguladılar; ama hapisteler!
Gezi için sözün özü; “Ülkenin siyasi otoritesinin meşruluğunu sorgulayan muhalifler otoritenin çizdiği sınırlar içinde kalarak hukuk, özgürlük, adil bir toplum ve adalet yerine; sınırlandırmaların dışında muhalefet yaratan, insan haklarını koruyan ve sorgulayanlardır.”
Sorgulamak suç mu? İnsan haklarını savunmak, Gezi’yi korumak cezalandırılabilir mi?
Hukukun ve kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine, konusunun imkânsız olması nedeniyle verilmiş mahkumiyetler ve çektirilen cezalar baştan itibaren geçersiz olmasına ve “kesin hükümsüzlük” sayılması gerekirken; tam aksine sorgulamayan, tartışmayan, görüş sahibi olmayanların da hukuku var olabilir ama hukuk devleti yaratamaz.
Hukuk demokrasidir; muhalefetin var olduğu demokrasi hukuk devleti olmaktır.
Hukuk devleti yoksa; demokrasi yoktur, siyasal yaşam yoktur.
Dipnot:
[1] [2] Metin Günday, İdare Hukuku, İmaj Yayınları, Ankara, 1997, s. 24 alıntısının dipnot olarak yer aldığı eser; Hukuk Devleti, Arş. Gör. Abdullah Sezer, Arş. Gör. Emrah Kırıt, Arş. Gör. Oya Boyar, Toplumsal Katılım ve Gelişim Vakfı Yayını, Nisan 2003, İstanbul, 1. Basım, s. 12 ve devamı kaynak kitaptır.
(Fİ/VC)