Muhtemelen bu yazı ve yazının görseli arasında ne alaka var diyorsunuz. Düşünce özgürlüğü var elbette diyebilirsiniz, sorabilirsiniz de, söyleyeyim.
Bugün gazeteciler Kadıköy’de saat 14.00’da tutuklu gazetecilere özgürlük talebiyle yürüyecek. Umarım bu yürüyüş vesilesi ile mahpus gazeteciler Pınar Gayıp, Elif Bayburt, Nadiye Gürbüz, Müslüm Koyun ve Nedim Oruç da bir kez daha hatırlanır. İsmail Arı, Alican Uludağ ve tüm tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın. Halka, hakikat sözü vermiş gazetecileri susturamazsınız!
Hadi şimdi Bursa’ya çalıştaya geçiyoruz...
Okuma yazma oranları düşük, regl yoksulluğu yüksek, Roman ve mülteci kadınlar çok katmanlı ayrımcılıkla mücadele etmek zorunda…
Bursa’nın farklı ilçelerinden kadınların anlatımları böyle.
Osmangazi Belediyesi, Osmanbey Kent Konseyi Kadın Meclisleri, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Nilüfer Kent Konseyleri Kadın Meclisleri, Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi ve CEİD’in birlikte organize ettiği “Bursa Kadın Çalıştayı Şehirde Eşit Adımlar” Çalıştayı dün (28 Mart Cumartesi) başladı. Bugün de devam ediyor, sonrasında ise çalıştay çıktıları somut önerilerle birlikte paylaşılacak. Hatta kitaplaştırılacak.
Çalıştay, kadınların yaşam içindeki izlerini görünür kılma fikrinden ortaya çıktı. Bu izler de elbette Bursa’nın birçok mahallesinde kadınlarla görüşen, ev ev gezen başka kadınların sosyal çalışmaları ve tespitlerinden…
Mahallelerden gelen sorunlar, çalıştayda çözüm önerisine dönüşecek ve kadınlar şehirde eşit adımlar atacak.
Peki bu aşamaya hangi noktadan gelindi? Veri yokluğundan. Kadınlarla ilgili ne zaman konuşsak zaten ilk anda veri olmaması sorunu ile karşılaşıyoruz. Veri yoksa sorun ne, çözüm nasıl olmalı? Haliyle bunun yanıtı da olmuyor. Tam bu nedenle bu çalıştaya giden yolda ilk basamak Bursa’nın bir çok mahallesine gidip kadınlarla görüşmek oluyor.
Sonrasını, Bursa Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı ve Koza Kadın Derneği üyesi Derya Şimşek Aksakal, Osmangazi Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Sevgi Baysal ve Avukat Simge Demir anlatıyor.
Derya Şimşek Aksakal, saha çalışmalarında en çarpıcı verilerden birinin kamusal alanın cinsiyetlendirilmesi olduğunu söylüyor: “Parklardaki banklarda erkekler oturuyor, kadınlar o alanı kullanamıyor. Kadınlar ancak güvenlikli belediye tesislerine gidebiliyor.”
Sevgi Baysal da aynı tabloyu farklı mahallelerden örneklerle tamamlıyor: “Altınova’da kadınlar parkta yürüyemiyor ama belediyenin güvenlikli tesisine sabahın köründe gidip yürüyüş yapıyor. Çünkü orası ‘güvenli’. Yani mesele sadece alan değil, o alanın kime ait hissettirildiği.”
Yine Kadın Meclisi yürütmesinden Demir’in aktardığına göre bu durum yalnızca mekânla sınırlı değil üstelik, kentin planlanma biçimi doğrudan kadınları dışarıda bırakıyor. “Bankların dizilişi bile belirleyici” diyor Demir: “Yan yana dizilmiş banklar erkekleri çekiyor, ama yuvarlak oturma alanları kadınları bir araya getiriyor. Bu kadar basit bir planlama farkı bile kadınların o alana girip girmemesini etkiliyor.”

Saha çalışmaları yalnızca parklarla sınırlı değil. Kadınların anlattıkları, Bursa’da çok katmanlı bir eşitsizliğe işaret ediyor.
Örneğin okuma yazma meselesi. Tanıklıklara göre hâlâ 20’li yaşlarında olup ilkokulu bitirememiş kadınlar var. Sevgi Baysal bir örneği şöyle aktarıyor: “27 yaşında, iki çocuk annesi bir kadın her gün 2-2,5 kilometre yürüyerek kursa geldi. Yol parasını veremediği için yürüdü. Belgesini aldı fakat bu hikâye tek değil.”
Regl yoksulluğu ise görünmeyen en yakıcı başlıklardan. Derya Şimşek Aksakal, karşılaştıkları tabloyu şöyle anlatıyor: “Kadınlar bez kullanıyor. Kocalarının atletlerini kesip ped yapıyorlar. Genç kızlara ancak para yetiyorsa hazır ürün alınıyor. Bu, hâlâ konuşulamayan ama çok yaygın bir yoksulluk.”
Roman ve mülteci kadınlar için tablo daha da ağır. Dil bariyeri, yoksulluk ve ayrımcılık iç içe geçiyor. Görüşmelerin bir kısmı tercümanla yapılabiliyor. Aynı kentte yaşayan kadınlar arasında bile derin eşitsizlikler var.

Ekonomik kriz de kadınların hayatını iki yönlü etkiliyor.
Bir yandan daha fazla kadın çalışmak zorunda kalıyor. Bu durum bazı mahallelerde kadınların güçlenmesini sağlıyor. Ancak bu kez başka bir gerilim ortaya çıkıyor. Demir anlatıyor: “Kadınlar para kazanmaya başlayınca güçleniyor ama bu sefer ev içinde ‘çalışma’ tartışması başlıyor. Erkekler baskı kurmaya başlıyor. Kadınlar ise ‘çalışacağım’ diye direniyor.”
Anlayacağınız kriz, kadınlara alan açarken aynı anda yeni çatışma alanları da yaratıyor.
Bir başka başlık: görünmeyen emek
Kadınlar bir araya gelip örgü örüyor, dayanışma ağları kuruyor, çocuklar için, hasta çocuklar için örüyor da örüyor. Hatay’daki bir köye gönderilen atkılar, bereler… Fakat bu emek çoğu zaman “küçük işler” gibi görülüyor.
Derya Şimşek Aksakal bu noktada altını çiziyor: “Kadınların emeği görünmüyor. Oysa hiç boş durmuyoruz. Asıl mesele bu emeği görünür kılmak.”
Kentte güvenlik meselesi de kadınların gündeminde.
Mesela bazı mahallelerde kadınlar kahvehaneler yüzünden ana caddeleri kullanamıyor. Sevgi Baysal’ın aktardığı bir örnek çarpıcı: “Panayır’da bir caddede 20’den fazla kahvehane var. Kadınlar o yolu kullanmamak için yarım saat dolanıyor.”
Başka bir mahallede ise bir kadın, evinin karşısındaki fırına 10 yıldır gidemediğini anlatıyor. Sebep: Kahvehanedeki erkeklerin bakışları ve taciz.
Görüldüğü üzere ulaşım da bir başka eşitsizlik alanı. Daha “imkânlı” görülen mahallelerde yaşayan kadınlar bile şehir merkezine gidememekten şikâyetçi. Çünkü bir günün ulaşım maliyeti 250-300 lirayı buluyor. Sosyalleşme hakkı, ekonomik bir meseleye dönüşmüş durumda.
Sağlık ve psikolojik destek ihtiyacı ise neredeyse her mahallede ortak.
Kadınlar çoğu zaman sadece dinlenmek istiyor. Görüşmeler sırasında kadınların “terapiye gelmiş gibi hissettim” demesi, aslında ne kadar yalnız bırakıldıklarını gösteriyor.
Bu nedenle Kadın Meclisi, mahallelerde kadınların kendi aralarında kuracağı destek gruplarını da tartışıyor.

Bir diğer çarpıcı başlık ise şiddet ve hukuka erişim.
Görüşmelere katılan kadınlar, yanlarında bir avukat olduğunu öğrendiklerinde ayağa kalkıp alkışlıyor. Bu detayı özellikle vurgulayan Demir, “Kadınlar en çok hukuki bilgiye ihtiyaç duyuyor. Şiddet gören komşusu için ne yapacağını soran çok fazla kadın var” diyor.
Ve belki de en çarpıcı veri:
Kadınlara “en acil ihtiyacınız ne?” diye sorulduğunda verilen cevaplardan biri şu:
“Spor salonu.” İlk bakışta “lüks” gibi görülen bu talep, aslında kadınların nefes alacak alana duyduğu ihtiyacı gösteriyor.
Anlatıların hemen hepsi Bursa fakat aynı zamanda, Trabzon, Mersin, Tekirdağ, Şırnak…Kentlerin adları, bölgeleri değişse de kadınların cinsiyetleri nedeni ile tanık oldukları eşitsizlikler benzer.
Eşitlik ve adaletten yana, özgür yeni bir hafta gelsin!
(EMK)







