Bir başkadır savcı Sayuri
Meksika yapımı (2025) SAVCI (Orijinal adı: La Fiscalia) üç bölümlük bir belgesel. Kadın cinayetlerini sorgulayan savcı; çiftçi bir ailenin kızı, avukat ve aktivist Sayuri Herrrera Roman, cinsiyet körlüğünün, erkek çalışma arkadaşlarının delillere bakışını sınırlandırmasına karşılık görünmez kılınmış delillerin bile ustalıkla gün ışığına çıkarılmasını sağlayabilmiş bir kadın.
Öğrencilik yıllarında eylemlere katılmış, polis zulmüyle karşılaşmış, hapis yatmış ama baskılardan yılmamıştır. Devrimci geçmişi onu olgunlaştırmış, yaşama hazırlamıştır.
Zapatista’lardan (1) etkilenen gençler arasında yer almış; kadınlar için yaşam hakkı talep eden hareketlere, kızları öldürülen annelerin adalet için dayanışmasına tanık olmuştur. Başarılı bir öğrencilik yaşamından sonra mesleğinde de parlamış, yaşlı başsavcı hanımın desteğiyle “Kadın Cinayetleri Bürosu’na atanmıştır. (Federal Bölge Başsavcılığı arşivlerinde, Meksika’da 2020 yılında 3.748 kadının katledildiği belirtiliyor. )
Belgeselin ilk bölümünde onu; üç çocuk sahibi, herkesin sevdiği, kocası tarafından katledilen ve bedeni testereyle parçalanıp her bir parçanın kanala atıldığı, Joanna Esmeralda’nın naaşını bulmak için ekibiyle birlikte can siperhane bir çalışma içinde görürüz. Bu, gözünü daldan budaktan esirmeyen kadın, bir röportajında kamuoyuna hitaben, “cinayeti işleyen erkekler kadınların yakınları; dolayısıyla bunların kökünü kazıyabiliriz, kaynağını biliyoruz çünkü” diyor.
Kısa sürede katil koca fütursuzca karısını öldürdüğünü itiraf eder. Sorgusu sırasında suçu işlediğine hiç de pişman değilmiş gibi görünür; karısı tarafından aldatıldığı bahanesiyle cinayeti meşrulaştırmaya çalışır. Oysa aileyi tanıyanlara göre, kadın ondan şiddet görmesine karşın sırf çocukları için her şeye katlanıyor. Boşanırsa çocuklarının kendisinden alınacağından korkuyor. Kocasına yazdığı boşanma mektubu yüzünden de canından oluyor.
Aİle içi şiddet
Katilin itirafıysa dava için yeterli görülmüyor. Somut deliller gerektiğinden ortada ceset yok) olay yerinde defalarca araştırma yapılıyor. Son tekniklerle kan izi aranıyor. Katilin kanıtları yok etmek için cesedi parçalayp suç aleti olan bıçak ve testereyle birlikte kanala attığını açıklaması üzerine, savcının talimatıyla ekip nehri, kıyıları, nehrin bıraktığı atıkları araştırıyor, tüm bölge taranıyor. Muhit, savcıya yabancı değildir, sık sık çatışmanın çıktığı çok tehlikeli yerler… Arama sırasında ülkenin/ olayın geçtiği Mexico’nun toplumsal, siyasal panoraması da yansıyor ekrana, gündelik yaşamdan görüntülerle.
İlkin kol bulunuyor (katil ele dokunmamış). Savcı aramayı sürdürmekte kararlı, itfaiyeden yardım alıyor. Bir bacak da bulununca, herkes canla başla çalışıyor ve kayıp uzuvların tüm parçaları tamamlanınca naaş, aileye teslim ediliyor. Joanna ‘nın kız kardeşinin, “ablamın naaşı, hak ettiği üzere haysiyetiyle gömülecek” demesi, yürekleri burkuyor haliyle. Savcı rahat bir soluk alıyor: “Bu gün naaşa ulaştık. Çok güzel bir andı. Katil kazanamadı. Mutlak bir zafer elde edemedi. Çünkü ölümünde bile Joanna’yı alt etmek niyetindeydi. Onun haysiyetiyle ölmesini istememişti. Ailesi, evlatları onu anamasındı amacı. Aile içi şiddet… Öksüz kalan çocuklar… Bir kadının bedenine çöp muamelesi yapan ve bunu kendine hak gören, onun sahibi olduğuna inanan, onu mülkü gibi gören bir adam. “ Başarıdan kendine pay çıkarmadan sözü sürdürüyor: “Boş vermedik. Artık geçti, naaşı bulamayız, demedik. Görevimizi titizlikle yerine getirdik. Tek yaptığımız buydu.”
Böylesine ne denir? Kurulu düzen içinde de mücadele verilir, yeter ki savcı Sayuri gibi çalışanlar mesleki ilkelerine sonuna kadar sahip çıkabilsinler. Savcı, aileyi cenaze töreninde de yalnız bırakmaz.
Katil yetmiş yıl hapis cezası alır. Ekranda, karısına yazdığı posterdeki yazısı belirir: “ Seni hep seveceğim. Hep sahip çıkacağım. “ Sevgisi laftan ibarettir tabii.
Diğer iki bölümde de yine Sakuri’yi iş başında görüyoruz, ama işler bıktırıcı bir hal almış, savcının eski canlılığından eser kalmamıştır. İlk bölümse son derece çarpıcıdır izlerken “mizojeniy”i ( kadın düşmanlığı) hatırlamamak elde değil. Belgelerle kanıtlanan tarihi gerçekler, kadın düşmanlığının, dünyanın en eski önyargısı olduğunu gösteriyor. (“İkinci cins” değil, düpedüz düşmanlık !) Tek tanrılı dinlerin yorumu da bu hususta masum sayılmaz: “Cennetten kovulma” , melek mi, şeytan mı metaforlarıyla sıkıştırılmış , kadını aşağılayan , küçük düşüren , kişiliksizleştiren bir anlayış.
"İnsanlar tekerleği bulmadan çok önce mizojeniyi buldu.”Araştırmacı yazar Ali Bulunmaz, “Mizojini “ (2) adlı kitabın tanıtım yazısında, “kitabı en iyi özetleyen cümlelerden biri de bu zaten” yorumunu yapıyor. Tarihsel olanın çağdaş versiyonuysa , “İncel hareketi”. (zorunlu bekâr erkekler) Kendilerini reddeden kadınlara karşı bir savunma mekanizması denilebilir buna. Düşmanlıktaysa, İslami geleneğe atfedilen, cinsel yönden aktif olan ve bu nedenle erkeği “cihattan” alıkoyabilecek kadınlara duyulan korkudan (“fitna”, dilimizde ”fitne” deniyor kadına) farkı yok.
Mizojeni hakkında çok çeşitli güvenilir kaynak bulmak mümkün; ancak yazıyı uzatmamak için kadınların hâlâ sürmekte olan kurtuluş mücadelelerini anmakla yetinelim.
Feminist bir saptama olarak ataerki, tarihsel ve toplumsal örgütlenme dışında ortaya çıkmıştır; bu yüzden yaklaşımı özcüdür; bu bakış açısıyla toplumsal analiz yapılamaz. Toplumsal cinsiyet ve ataerki maddi yapılardır, toplumsal analizde kullanılmasının nedeni de budur.
Günümüz gerçekliğine bakarak henüz demokratik bir toplum ve dünya yaratılmadığı gibi, toplumsal cinsiyet rollerinin daha da katı bir biçimde yeniden düzenleneceği sinyallerini alıyoruz. Sonuç: “Yoksulluk kadınlaştı” saptamasının geçerliliğini korumasıdır.
Bu da demektir ki kadınlar toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadelelerini , hem ev içi ve bakım emeği hem de sınıfsal mücadeleleriyle birlikte yürütmek zorunda kalacaktır.
(TT/EMK)
DİPNOT:
1. Zapatalar: Ulusal Kurtuluş Ordusu (EZLN) Genellikle Zapatalar olarak anılıyor.
2. Cumhuriyet kitap eki, 1.09. 2016, Tekerlekten önce kadın düşmanlığı vardı! Ali Bulunmaz
Kitap: Mizojeni, Jack Holland/ Çeviren : Erdoğan Okyay,İmge Kitapevi, 302 s.